SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Uygur Türkleri

QHA - Kırım Haber Ajansı - Uygur Türkleri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Uygur Türkleri haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Prof. Dr. Seyit Aydın, mağdur Türk topluluklarının Türkiye’ye iskanı üzerine konuştu Haber

Prof. Dr. Seyit Aydın, mağdur Türk topluluklarının Türkiye’ye iskanı üzerine konuştu

Akademisyen Prof. Dr. Seyit Aydın, Bengü Türk TV ekranlarında yayımlanan ve gazeteci Ahmet Deniz Ağca’nın hazırlayıp sunduğu Kızılelma programına katıldı. Dünyanın farklı ülkelerinde ağır şartlar altında yaşayan Türk topluluklarının Türkiye’ye iskan edilip kendilerine tarım ve hayvancılık alanında işler verilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Aydın, Türkiye’nin gitgide zayıflayan tarım sektörünün bu sayede canlandırılabileceğini dile getirdi. “SOYDAŞLARIMIZIN MAĞDURİYETLERİNİN GİDERİLMESİ İÇİN BUNA İHTİYACIMIZ VAR” Türkiye’nin tarım sektöründe faaliyet gösteren nüfusunun gittikçe azaldığını kaydeden Prof. Dr. Aydın, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde özellikle küçükbaş hayvancılığın gerilediğini vurguladı. “Güneydoğu Anadolu ve güney bölgelerimizde zirai üretimin üst seviyede tutulması gerekiyor çünkü buralar bizim o manada üretim merkezlerimiz. Hem soydaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi için hem de tarım sektöründe arzu ettiğimiz seviyeyi bulabilmemiz için buna ihtiyacımız var.” şeklinde konuşan Prof. Dr. Aydın, Pamir Dağı eteklerinde ağır şartlar altında yaşayan, yoksulluk ve birçok hastalık ile mücadele eden ve nüfusu yok olma seviyesine gelen Pamir Türklerinin hayvancılıkla uğraşmaları dolayısıyla Türkiye’nin soğuk iklime sahip Güneydoğu yaylalarına yerleştirilmesini önerdi. “UYGUR TÜRKLERİNİN SINIR DIŞI EDİLMESİ VE TÜRKİYE’YE GETİRİLMESİ SAĞLANABİLİR” Afganistan’ın Sovyet işgalinden kurtarılması sonrası Afganistan’dan Suudi Arabistan’a göç eden Türklerin ise Şanlıurfa ve Diyarbakır gibi Güneydoğu’nun sıcak iklimli noktalarının tarım bölgelerine yerleştirilebileceğini ifade eden Prof. Dr. Aydın, şu ifadelere yer verdi: Bugün Çin ile kurulan ticari ilişkiler ve yatırımlar gelişti. Burada yapılabilecek anlaşmalarla beraber... Tutup da kılıcı, kalkanı alalım, Çin’e yürüyelim demiyoruz zaten. Kamplarda, gözaltı merkezlerinde ve hapishanelerdeki Uygur Türklerinin ve ailelerinden alınarak Çinlilere verilen çocukların (Çin’den) sınır dışı edilmesi ve Türkiye’ye getirilmesi sağlanabilir. İktidar ve muhalefet beraber çalışırsa bu işlerden netice alınabilir. Muhalefet bunu dile getirirse bu, iktidarın pazarlık gücünü yükseltir. PROF. DR. AYDIN, TÜRK TOPLULUKLARINA DESTEK OLUNMASI GEREKTİĞİNİ VURGULADI Dünyanın çeşitli bölgelerinde kötü şartlar altında yaşayan Uygur Türklerinin de Türkiye’ye getirilip kendilerine tarla, bahçe ve hayvancılık alanlarında işler verilebileceğini belirten Prof. Dr. Aydın, bu durumun karşılıklı fayda sağlayacağını ifade etti. Öte yandan dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan mağdur, mazlum, asimilasyona uğrayan Türk topluluklarına Türkiye’de daha emniyetli bir hayat kurmaları için destek olunması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Aydın, bu anlamda hem Türkiye hem de Türk dünyası açısından önemli bir kazanç elde edileceğini dile getirdi. “KIRIM BİR TÜRK YURDUDUR” Prof. Dr. Aydın, son olarak şu ifadelere yer verdi: Kırım Türkleri yerinde kalsın çünkü Kırım bir Türk yurdudur, 27 bin kilometrekarelik bu Türk yurdu Türklerindir. Oranın Türkleri yerinde kalsın.

Prof. Dr. Seyit Aydın, tehlike altındaki Türk topluluklarını anlattı Haber

Prof. Dr. Seyit Aydın, tehlike altındaki Türk topluluklarını anlattı

Akademisyen Prof. Dr. Seyit Aydın, Bengü Türk TV ekranlarında yayımlanan Kızılelma programına katıldı. Prof. Dr. Aydın, Estonya, Litvanya, Finlandiya ve Polonya’da yaşayan Türkler ile Pamir Dağları eteklerinde yaşayan Pamir Türkleri, Afganistan’ın Sovyet işgalinden kurtarılmasından sonra Suudi Arabistan’a göç eden Türkler ve Doğu Türkistan’da Çin tarafından ağır baskı, soykırım ve asimilasyona maruz kalan Uygur Türklerinin mevcut durumu üzerine açıklamalarda bulundu. DÜNYANIN ÇEŞİTLİ BÖLGELERİNDE NÜFUSU TEHLİKEDE OLAN TÜRKLER BULUNUYOR Prof. Dr. Aydın, dünyanın çeşitli bölgelerinde nüfusu tehlikede olan Türklerin olduğunu belirterek Estonya’da 5 bine yakın Azerbaycan ve Tatar Türkleri başta olmak üzere 5 bine yakın Türk’ün bulunduğunu, Litvanya’da yaklaşık 4 bin Tatar Türkü ile 250 bin ve 500 bin arası Karay Türkü'nün olduğunu kaydetti. Polonya’da ise 2 bin civarında Tatar Türkü'nün yaşadığını dile getiren Prof. Dr. Aydın, söz konusu topluluklar üzerine “Uzun zamandır küçük topluluklar olarak kalmaları sebebiyle millî hüviyetlerini kaybetme tehlikesi yaşıyorlar. Herhangi bir baskı veya şiddete lüzum olmuyor. Bulundukları bölgelerde nüfusları çok az ve ekseriyeti Müslüman. Bu mânâda sıkıntı yaşıyorlar. Finlandiya’da da bilhassa Tatar Türkleri var ama Finlandiya’dakiler çok daha rahat ve huzurlu oldukları için hayatları açısından bir tehlike görülmüyor.” ifadelerini kullandı. “PAMİR KIRGIZLARINDA 30 YAŞINDAN İTİBAREN ÖLÜMLER BAŞLIYOR” Bununla birlikte “dünyanın tavanı” olarak tarif ettiği, soğuk iklime sahip ve 5200 rakımlı Pamir Dağları eteklerinde yaşayan Pamir Kırgızlarından da bahseden Prof. Dr. Aydın, iklimin tarıma elverişsiz olduğunu dile getirerek “İklim ve tabiat şartlarından dolayı çocukları, 12 ve 13 yaşlarında çok yaşlı görünüyorlar. O yaşta evlendiriliyorlar ve 28 ile 30 yaşlarında ise ölümler başlıyor. Yaş ortalamasının 40 ve 45 arasında olduğunu söyleyebiliriz ama ekseriyetle 30 yaşından itibaren ölümler başlıyor.” dedi. Pamir Kırgızlarının eğitim, sağlık hizmeti ve medeniyetin getirdiğini ifade ettiği birçok nimetten faydanalamadığını kaydeden Prof. Dr. Aydın, Afganistan civarında bulunan Pamir bölgesinde sabit veya geçici seyyar ayakta tedavi tesisleri ile sağlık ocaklarının yer almadığına da dikkat çekti. PAMİR TÜRKLERİNİN 15 İLA 20 YIL İÇERİSİNDE KADEMELİ OLARAK YOK OLMASI BEKLENİYOR Pamir Kırgızlarının birçok yaygın enfeksiyona karşı bağışıklığının olmadığını dile getirerek yeni doğan 10 çocuktan 5 veya 6’sının doğum sırasında veya bebeklik döneminde hayatını kaybettiğini belirten Prof. Dr. Aydın, bu topluluğun kronik gıda yetersizliği ve vitamin ile mineral eksikliklerinden muzdarip olduğunu ve çocuklardan ancak 4 yaşında yürümeye başlayabilenlerin de bulunduğunu ifade etti. Prof. Dr. Aydın, Pamir Kırgızlarının nüfusunun yüzde 34’ünün kadın, yüzde 66’sının da erkek olduğunu belirterek nüfus azalmasında bu eşitsizliğin rolünü vurguladı. Pamir Kırgızlarının 2022 verilerine göre 2 bin civarı nüfusa sahip olduğunu dile getiren Prof. Dr. Aydın, nüfuslarında her yıl yüzde 6 ve 7 oranında azalma görüldüğünü kaydederek 15 ve 20 yıl içerisinde bu nüfusun kademeli olarak yok olacağının tahmin edildiğini belirtti. PAMİR TÜRKLERİNİN YÜZDE 86’SININ NÜFUS CÜZDANI BİLE BULUNMUYOR! Pamir bölgesinde Kırgız Türkçesini öğreten okulların da bulunmadığını ve okuma yazma oranının çok düşük olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aydın, “2 bin civarında Kırgız Türkünün sadece yüzde 14’ü nüfus cüzdanına sahip, gerisinin nüfus cüzdanı bile bulunmuyor. Yurt dışına seyahat etmeleri, hatta Afganistan toprakları içerisinde bile serbest gezmeleri bu yüzden mümkün olmuyor.” dedi. Pamir Kırgızlarının 2004 yılındaki ağır kış şartları sebebiyle en büyük servetleri olan hayvanlarının yüzde 30’unun telef olduğunu dile getiren Prof. Dr. Aydın, “Bir grup Pamir Türkü, 1980’li yıllarda Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye’ye getirildi. Aksakallar'ın Türkiye’den ilk temel talebi, soğuk iklimde hayvancılık yapabilecekleri bir arazi oldu. Çünkü ondan evvel Pakistan’a geçenlerin çoğu, bir anda eksi 50 dereceden artı 50 dereceye geçmeleri sebebiyle ölmüştü. İklime adapte olamamışlardı. Erciş’teki Ulu Pamir köyü de bu şekilde kuruldu.” şeklinde konuştu. SUUDİ ARABİSTAN’DAKİ AFGANİSTAN MUHACİRİ TÜRKLER KİMLİĞİNİ KAYBEDİYOR Hâlihazırda Suudi Arabistan’da yaşayan Afganistan muhaciri Türklerin olduğunu kaydeden Prof. Dr. Aydın, bu topluluğun Afganistan’ın Sovyet işgalinden kurtarılmasının ardından Suudi Arabistan’a göç ettiğini dile getirdi. Büyük kısmının Özbek Türkü, Türkmen, Uygur Türkü ve Hazaralardan oluştuğunu, aralarındaki Taciklerin de kendilerini Türk olarak tarif ettiğini ve nüfuslarının 50 bin civarında olduğunu belirtti. Söz konusu muhacirlerin 2017 yılına kadar Suudi Arabistan’da üniversitelere alınmadığını ve sonrasında çok sınırlı sayıda öğrencinin alındığını kaydedenProf. Dr. Aydın, bu nüfusun son derece olumsuz iktisadi şartlar altında yaşadığını ifade etti. Prof. Dr. Aydın, Suudi Arabistan’ın söz konusu Türk nüfusun artmasını önlemek için ciddi vergiler getirdiğine de dikkat çekti. Suudi Arabistan’daki Türk nüfusunun bu şekilde azaltıldığını ve yeni nesillerin kendi dilini bile bilmediğini vurgulayan Prof. Dr. Aydın, “Tamamen Arapça konuşuyorlar, kıyafetleri de tamamen Arap kıyafeti. Hatta Hanefilikten Hanbelîliğe dönüş var. Bu ciddi manada millî hüviyeti yok etmek demektir.” dedi. DOĞU TÜRKİSTAN’DA ÇİNLİ NÜFUS, 1949’DA YÜZDE 5 İKEN BUGÜN YÜZDE 40’LARA ULAŞTI Doğu Türkistan’ın 1949 yılında Çin tarafından işgal edilmesinden bu yana katliam, soykırım ve asimilasyon siyasetinin devam ettiğini dile getiren Prof. Dr. Aydın, “Doğu Türkistan’da 1949 yılında Çinli nüfus yüzde 5 iken bugün yüzde 40’lara ulaştı. (Uygur Türklerini) Sistemli bir şekilde yok etme siyaseti devam ediyor. Bölgenin tabii kaynakları bölgeye yerleştirilen Çinli iş adamlarına tahsis ediliyor. Kaşgar ve Hotan bölgelerinde hâlâ Türk nüfusu çoğunluk teşkil etse de gittikçe azalıyor.” ifadelerini kullandı. Bölgedeki zulüm, baskı ve asimilasyon devam ettiği için hapishane, gözaltı merkezlerinin özellikle Türk nüfusunun fazla olduğu Kaşgar, Aksu, Yarkent ve Hotan gibi bölgelerde devam ettiğine dikkat çeken Prof. Dr. Aydın, “İşsiz olan Uygur Türkleri, Çin’in iç bölgelerinde ucuz işçi olarak çalıştırılıyor. Bu çalışmalar, asimilasyonu kolaylaştırmak için hızlandırılıyor.” dedi. Bununla birlikte Cungarya bölgesinde Çinli nüfusun çoğunluğu oluşturmaya başladığını dile getiren ve “Nüfus artışı ve nüfustaki kompozisyon, devamlı Türkler aleyhine işliyor. Aileler parçalanıyor, kadınlar zorla kısırlaştırılıyor. Bilhassa kamplara alınan kadınlar ilaçlarla kısırlaştırılıyor, kabul etmeyenler ise cezalandırılıyor. Ebeveynleri ve aile büyükleri kampa götürülen çocuklar, Çinli ailelere veriliyor ve asimilasyon hızlandırılıyor” şeklinde konuşan Prof. Dr. Aydın, bugün yaklaşık 1 milyon 170 bin Türk çocuğunun birer Çinli olarak yetiştirildiğinin altını çizdi. ÇİN HAPİSHANELERİNDEN ÇIKAN UYGUR TÜRKLERİ KISA SÜREDE HAYATINI KAYBEDİYOR Çin işgal rejiminin kurduğu hapishaneler ve gözaltı merkezleri ve kamplardan da bahseden Prof. Dr. Aydın, toplamda bin 200 civarında toplama kampı bulunduğunu kaydetti. Öte yandan Prof. Dr. Aydın, yaklaşık 627 bin Uygur Türkünün 579 hapishane ve gözaltı merkezinde tutulduğunu belirterek “Her 40 Türk’ten birisi şu anda tutuklu. Hapishanelerden serbest bırakılanlar da maruz kaldıkları şartlardan ve tatbik edilen metotlardan dolayı çıktıktan sonra uzun yaşamıyorlar.” değerlendirmesini yaptı. Ayrıca Prof. Dr. Aydın, Çin’in Mart 2026’da çıkardığı “Etnik Birlik ve İlerleme Kanunu” ile Uygur Türklerinin millî hüviyetini tamamen ortadan kaldırılmasının hedeflendiğini vurguladı.

Tayland’da Çin etkisi: Uygur Türklerine idam cezası verildi Haber

Tayland’da Çin etkisi: Uygur Türklerine idam cezası verildi

Çin’in Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine uyguladığı soykırım politikaları gün geçtikçe artıyor. Bunun yanı sıra Uygur Türkleri, sığındıkları ülkelerde de Çin’in baskıları sebebiyle mağdur ediliyor. SANIK AVUKATLARI, DAVANIN TEMYİZE GÖTÜRÜLMESİ İÇİN BAŞVURU HAZIRLIĞINDA Tayland’ın başkenti Bangkok’un merkezinde, turistlerin yoğun olarak bulunduğu bir ibadethane yakınında 17 Ağustos 2015 tarihinde gerçekleştirilen, 20 kişinin hayatını kaybetmesi ve 120’den fazla kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan saldırıda Uygur Türkü sanıkların irtibatları olduğuna hükmedildi. Saldırıya ilişkin davada Yusufu Mieraili ve Bilal Mohammed isimli 2 Uygur Türkü sanık, 11 Haziran 2026 tarihinde tekrar toplanan mahkemede idam cezasına çarptırıldı. Sanık avukatları, idam kararını temyize götürmek üzere başvuru hazırlığında olduklarını açıklarken sözde terör yargılaması, insan hakları ihlalleri ve Çin’in bölgedeki etkisi bağlamındaki tartışmaları alevlendirdi. YARGILAMA SÜRECİNDE USUL VE İNSAN HAKLARI İHLALLERİ Uygur Haber internet sayfasının 12 Haziran 2026 tarihinde gündeme taşıdığı habere göre dava sürecinde, usul ihlalleri ve insan hakları ihlalleri yaşandığı bildirildi. Sanıklar, gözaltında işkenceye maruz kaldıklarını ve bu şekilde ifade vermeye zorlandıklarını belirtmelerine rağmen daha sonra bu ifadelerini geri çektiler. Uluslararası hukuk çevreleri tarafından sürecin adil yargılanma ilkeleriyle bağdaşmadığı kaydedildi. Uluslararası Hukukçular Komisyonu ise soruşturma ve kovuşturma sürecinin ciddi insan hakları ihlalleri içerdiğini ve Tayland ceza adalet sistemindeki yapısal sorunları ortaya koyduğunu dile getirildi. Bununla birlikte davanın 10 yılı aşkın süreye yayılması ve özellikle tercüman eksikliği gibi gerekçelerle sürekli ertelenmesi nedeniyle yargılamanın güvenilirliğinin sorgulandığı aktarıldı. Mahkeme kararında telefon kayıtlarının temel deliller arasında gösterilmesine karşın bağımsız gözlemcilere göre, bu delillerin tek başına idam cezasını gerektirecek kesinlikte olup olmadığı soru işaretleri barındırıyor. UYGUR TÜRKLERİNİN İADESİ İLE SALDIRI ARASINDA BAĞLANTI OLABİLİR Saldırının, Tayland’ın 2015 yılında 100’den fazla Uygur Türkü mülteciyi Çin’e zorla iade etmesinden kısa süre sonra gerçekleşmesi ise dikkat çekti. Uygur Türkleri, başta Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği olmak üzere uluslararası kuruluşların itirazlarına rağmen zorla gerçekleştirilmişti. İade edilen Uygur Türklerinin önemli bir kısmının Çin’de ağır cezalara, hatta idama çarptırıldığı yönündeki tanıklıklar ise Uygur Türklerinin iadesi ile saldırı arasındaki muhtemel bağlantıyı gündeme getirdi. DÖNEMİN SİYASİ KOŞULLARINA DİKKAT ÇEKİYOR Öte yandan uzmanlar, kararın yalnızca hukuki bir süreç olarak değerlendirilemeyeceğini ve dönemin siyasi koşullarının da dikkate alınması gerektiğini ifade ediyor. 2014 darbesi sonrası iktidara gelen ve Prayut Chan-o-cha liderliğinde yönetilen askerî hükûmet döneminde, Tayland’ın Çin ile ilişkilerinde belirgin bir yakınlaşma yaşanmıştı. Güvenlik iş birliklerinin artırıldığı, ekonomik ve altyapı projelerinin ivme kazandığı ve “Kuşak ve Yol Girişimi” kapsamında ortak projeler geliştirilen bu yakınlaşmanın sonucunda, Tayland’ın özellikle hassas siyasi ve hukuki kararlarında Çin Komünist Partisinin (ÇKP) etkisini artırdığı yönünde değerlendirmeler yapılmıştı. Dava, yalnızca Bangkok saldırısının faillerine ilişkin bir yargılama olmanın ötesinde; Uygur meselesi, zorla geri göndermeler ve bölgesel güç dengeleri bağlamında uluslararası kamuoyunun dikkatle izlediği bir dosya olmaya devam ediyor.

Çin’in Doğu Türkistan’daki zulmü devam ediyor: Toplama kamplarının kapasitesi 600 bini aştı! Haber

Çin’in Doğu Türkistan’daki zulmü devam ediyor: Toplama kamplarının kapasitesi 600 bini aştı!

Çin’in Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine yönelik baskıları her geçen gün yeni bir boyut kazanıyor. Doğu Türkistan’da sıkı bir gözetim ve kontrol sistemiyle asimilasyon politikaları uygulayan Çin’in bölgede toplam 579 toplama kampı kurması ve bu kampların kapasitesinin 600 bini aşması skandal olarak tarihe geçti. ÇİN, UYGUR TÜRKLERİNE ZULMETTİĞİ 579 ESARET MERKEZİ KURDU Çin, kadim Türk yurdu Doğu Türkistan’da toplam 579 toplama kampı kurdu. “Uygur Haber” haber sitesinin Birleşik Krallık merkezli "Financial Times" gazetesinin 29 Mayıs 2026 tarihli raporuna dayandırdığı habere göre; söz konusu tesisler arasında cezaevleri, alıkoyma merkezleri, yeniden eğitim kampları ve farklı türde tutma alanlarının yer alması dikkat çekti. Bölgeden elde edilen uydu görüntüleri, Çin’e ait resmî belgeler, yerel medya haberleri ve tanık ifadelerinden elde edilen bulgulara göre sistemin geniş bir bölgeye yayılmasının yanında aynı zamanda merkezî bir şekilde yönetildiği de aktarıldı. UYGUR TÜRKLERİ, ÇİN’İN TOPLAMA KAMPLARINDA ESARET ALTINDA TUTULUYOR Rapora göre Doğu Türkistan’daki esaret merkezlerinin toplam kapasitesi yaklaşık 627 bin kişiye ulaşıyor. Bu rakamın ise bölgedeki her 40 kişiden birinin aynı anda tutulabileceği bir altyapının mevcut olduğunu gösterdiği ifade edildi. Çin’in Uygur Türkü çocukları devlet yatılı okullarına yönlendirerek ailelerinden ayırdığı belirtilirken aynı zamanda çalışma çağındaki bireyleri zorla farklı bölgelere sevk ederek zorunlu iş gücü programlarını sistematik biçimde uyguladığı da kaydedildi. Öte yandan tesislerin özellikle Kaşgar ve Hoten gibi Uygur Türklerinin nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde kümelenmiş olduğu bildirildi.

Tiananmen Katliamı: Çin’in 37 yıl önce katlettiği siviller anılıyor Haber

Tiananmen Katliamı: Çin’in 37 yıl önce katlettiği siviller anılıyor

Tank destekli ağır silahlı Çin birliklerinin 3-4 Haziran 1989 tarihlerinde Pekin’in kenar mahallelerinden geçip çeşitli kaynaklara göre 2 binden fazla silahsız sivili katletmesinin üzerinden 37 geçti. Çin Komünist Partisinin (ÇKP) iktidarda kalmak için her şeyi yapma kararlılığını gösteren bu barbarca olaylar tarihe, Tiananmen Meydanı Katliamı olarak geçti ÇİNLİ AYDINLAR VE ÖĞRENCİLERDEN DEĞİŞİM TALEBİ Çin'in halen uluslararası toplum tarafından kınanmasına sebep olan olaylarda, 1978 yılındaki dışa açılımdan sonra uygulanan ekonomik reformların tetiklediği işsizlik, Çin Komünist Partisinin tutumu ve siyasi bozulma gibi nedenler etken oldu. Protestolara, ülkedeki aydın kesim ve öğrenciler başta olmak üzere yoğun katılım gerçekleşti. 1989’da başkent Pekin’deki öğrencilerin liderliğinde başlayan ve ordunun şiddetli müdahalesiyle sonuçlanan demokrasi yanlısı gösteriler, haftalarca sürdü ve diğer şehirlere de yayıldı. “Bana ya demokrasiyi ver ya da ölümü” dövizi taşıyarak Pekin’de bulunan Tiananmen Meydanı’na akın eden aktivistler; insan hakları, özgürlük, anayasa ve ekonomik alanlarda reform talebiyle haftalar süren gösteriler düzenledi. Çin Komünist Partisinin başındaki Hu Yaobang’ın partiden ihraç edilmesi ve 15 Nisan’da idam ettirilmesi ise halkın öfkesini alevlendirdi. Üniversite öğrencilerinin yanı sıra gösterilere işçi ve aydın kesimden birçok kişi katıldı. Gösteri esnasında öğrenciler, Tiananmen Meydan’ındaki komünist lider Mao Zedong’un portresinin karşısına “Demokrasi Tanrıçası”nın heykelini dikti. Olayların ilk başladığı zamanlarda hükûmet, göstericilere müdahale etmedi ancak protestocuların dağılmaması üzerine 20 Mayıs'ta sıkıyönetim ilan edildi. ÇİN YÖNETİMİ, ASKERLERİ SİVİL HALKIN ÜZERİNE SÜRDÜ Bununla birlikte hükûmet, protestocuların taleplerinin karşılanmasının mümkün olmadığı ve gösterilerin bastırılması gerektiği kararına vararak 4 Haziran 1989 sabahı, Tiananmen Meydanı'ndaki kalabalığın üzerine 200 bin Çinli askeri gönderdi. Katliama dönüşen barışçıl gösteride, meydandaki on binlerce öğrenci çapraz ateşe tutuldu. Askerler; öğrenci, öğretmen ve sivil halk fark etmeksizin herkesi katletti. Çin'in yakın dönem tarihinde bilinen en önemli halk hareketlerinden birisi olan Tiananmen Katliamı 37 yıl sonra hâlen hafızalardaki yerini koruyor. Ekonomik gücüne güvenen için Çin hâlâ bölgede ve Doğu Türkistan’daki Uygur Türkleri başta olmak üzere diğer Türk ve Müslüman topluluklara soykırım uygulamaya devam ediyor.

Uygur Akademisi Vakfı Başkanı Abdulhamit Karahan, Çin’in Uygur Türklerine uyguladığı insan hakları ihlallerini QHA’ya değerlendirdi Haber

Uygur Akademisi Vakfı Başkanı Abdulhamit Karahan, Çin’in Uygur Türklerine uyguladığı insan hakları ihlallerini QHA’ya değerlendirdi

Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine yönelik sistematik baskılar, her geçen gün yeni bir boyut kazanıyor. Uygur Akademisi Vakfı Başkanı Abdulhamit Karahan, Kırım Haber Ajansına (QHA) yaptığı özel açıklamalarda, Çin’in bölgedeki mahremiyet ihlallerini ve dünya kamuoyunu yanıltmak için yürüttüğü algı operasyonlarını deşifre etti. ÇİNLİ MEMURLARDAN UYGUR KADINLARINA CİNSEL SALDIRI GİRİŞİMİ! Karahan, Çin rejiminin Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerinin günlük yaşamını denetlemek için millî, kültürel, dinî unsurların veya Çin rejimine karşı olabilecek bir husus olup olmadığını gözlemlemek için Çin Komünist Partisinin (ÇKP) hükûmet ve kamu görevlilerini Doğu Türkistanlı haneler için görevlendirdiğini belirtti. “Bu görevliler erkek de kadın da olabiliyor. Dışarıdan özellikle Türk ya da Müslüman olmayan bir yabancının, bu evlerde istediği zaman kalıp ve istediği zaman ailelerin hareketlerini gözlemlemesi, çok ciddi bir rahatsızlık teşkil ediyor ve bu, kabul edilemez bir durum. Bununla ilgili ailelerde kanlı vakalar da oldu.” şeklinde konuşan Karahan, Uygur Türkü ailelerin erkekleri toplama kampındayken Çinli görevlilerin, bu ailelerin kadınlarına cinsel saldırı girişiminde bulunduğuna ve kanlı vakaların yaşandığına da dikkat çekti. UYGUR TÜRKÜ KADINLAR, ÇİNLİ ERKEKLERLE EVLENMEYE ZORLANIYOR Karahan, Doğu Türkistanlı ailelerin mahremiyetinin Çin tarafından ihlaline ilişkin “Burada ciddi bir soykırım söz konusu. O şahıs, Kur’an’ı Kerim’i okuyor mu, namaz kılıyor mu, oruç tutuyor mu, günlük hayatı ve aile yapısı nasıl? Çinli görevliler, bu noktalara dair istatistik elde edilmesi için belirli bir süre Uygur Türkü ailelerin evlerine yerleştirilmişler. Biz hayatımızda böyle bir şey yaşamamıştık. Bu, bizim için kabul edilemez bir durum ancak 2017 yılından sonra Doğu Türkistan’ın hemen hemen her yerinde bu uygulama söz konusu oldu.” dedi. Bununla birlikte Karahan, Uygur Türkü kadınların Han Çinlisi erkeklerle evlenmeye zorlanmasının Doğu Türkistan’ın demografik yapısı ve Uygur Türklerinin kültürel kimliği üzerindeki etkisi üzerine, “Uygur Türkü kadınlar, iki şekilde Çinlilerle evlenmek zorunda kalıyor. Ya ailesine çok ciddi bir baskı uygulanıyor; katliam, hapis cezası ve toplama kampına atılma tehdidiyle karşı karşıya kalıyorlar ya da çok ciddi bir maddi sıkıntıya uğramış ve uzun süre psikolojik olarak yıpranmış kızlarımız da maalesef türlü hilelerle Çinlilerle evlenmeye teşvik ediliyor. Bu, bizim demografik yapımızı bozmak ve bizi Çinlileştirmek için sürdürülen asimile politikasının bir parçası. Bu bizim için ciddi bir problem yaratmakta.” ifadelerini kullandı. ÇİN, UYGUR TÜRKLERİNİN DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ İHLAL EDİYOR Çin’in Doğu Türkistan’da din ve vicdan özgürlüğünü katı bir şekilde ihlal etmesi ve Uygur Türklerinin günlük yaşamlarını gözetlemesi üzerine Karahan, “2010’dan ve Ürümçi Soykırımları'ndan sonra insanlar, dinî ibadetlerini açık bir şekilde yerine getiremiyordu. (5 Temmuz 2009) Ürümçi olaylarından önce öyle değildi. İnsanlar, rahatça camilere girip çıkabilir ve oruç tutabilirdi. Şimdi ÇKP üyesi kamu görevlileri ve öğrenciler dışında normalde herkes oruç tutup namazını kılabiliyordu. 5 Temmuz 2009 tarihindeki olaylardan sonra çok ciddi dinî kısıtlamalar getirildi. Baş örtüsü takmak, sakal bırakmak, namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek gibi ibadetler yasaklanmaya başladı ama Çin, uluslararası medyaya böyle yasaklamaların olmadığını ispat etmek için zaman zaman yurt dışından yabancı yetkililer veya turistler geldiğinde birkaç camiyi açık bırakıp yalandan yaşlılara camiye giriş kartı dağıtıp namaz ibadetini yerine getirmelerini bazen mecbur kıldı. Bu, sadece göstermelikti.” dedi. Karahan, Çin hükûmetinin son zamanlarda cami imamlarıyla ve bazı ÇKP yetkililerine yakın isimlerle röportaj yaparak ve onları videoya alarak Doğu Türkistan’da dinî kısıtlamaların olmadığını ve inanç özgürlüğünün hâlâ anayasaya göre mevcut olduğunu iddia ettiğini kaydetti. Buna karşın, bugün Doğu Türkistan’a gidip gelen araştırmacılardan ve turistlerin raporlarından elde edilen verilerin önemini vurgulayan Karahan, bu veriler ışığında Doğu Türkistan’da şu an namaz kılabilecek hiçbir caminin bulunmadığını ve baş örtülü veya sakallı bir kişinin bile görünmediğini belirtti. Çin’in baskıları sebebiyle Nevruz Bayramı ile birlikte dinî bayramların kutlanmasının da yasaklandığını belirten Karahan, “Ramazan Bayramınız mübarek olsun”, “Esselâmü aleyküm”, “Allah’a emanet ol” ve “Allah korusun” gibi ifadelerin çoğunun yasaklandığını ve birçok bölgede Uygur Türkçesi konuşmanın bile yasaklandığının altını çizdi. ÇİN, İMAJINI TAZELEMEK İÇİN NASIL BİR ALGI OPERASYONUNA BAŞVURUYOR? Karahan, Uygur Türklerinin dış dünya ile iletişimi hususunda ise “WhatsApp”, “Facebook”, “YouTube” gibi platformların Doğu Türkistan’da yasak olduğunu kaydederek bu uygulamalara bir şekilde erişenlerin ise hapis cezasıyla karşılaştığını dile getirdi. Çin’in kendi sosyal ağlarının kullanımını dayattığını beyan eden Karahan, Çin’in hükûmete yakın isimleri Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa ve Türkiye’ye gönderip “Bakın, burada seyahat özgürlüğü var; Uygur Türkleri yurt dışına çıkıp geri dönebiliyor.” şeklinde algı yönetimi yaptığını ifade etti. “Uygur Türkleri, Doğu Türkistan’a iki şekilde gidip gelebiliyor. Birincisi, ailelerine çok ciddi bir şekilde baskı yapılıyor, ‘Gelmezseniz sıkıntı yaratacağız.’ deniyor. İkincisi ise Çin, Uygur Türklerini kandırarak hiçbir baskının kalmadığını, özgürce seyahat edebileceğini, ailesi ve akrabalarını görebileceği taahhüdünü veriyor.” şeklinde konuşan Karahan, şu an Batı dünyasındaki insan hakları örgütlerinin Çin’in yaptığı soykırıma ve asimilasyon politikasına çok ciddi tepki gösterdiğini dile getirerek Çin’in bu imajı hafifletmek için söz konusu algı operasyonunu yönettiğini bildirdi. ÇİN, TOPLAMA KAMPLARINDA “MESLEKİ EĞİTİM” BAHANESİNE SIĞINIYOR Uygur Türklerini toplama kamplarında ağır şartlarda çalıştıran Çin’in “meslekî eğitim” ve “gönüllü olarak çalıştırma” şeklindeki algı operasyonunu da gündeme taşıyan Karahan, Çin’in mallarının rahatça alınabileceğini kanıtlamak için bu yönteme başvurduğunu dile getirdi. Bin 200’den fazla toplama kampında tutulan Uygur Türklerinin çoğunun akademisyen, bilim insanı, iş insanı ve din görevlisi olduğunun ve meslek öğrenmeye ihtiyaçları olmadığının raporlandığını kaydeden Karahan, Çin’in söz konusu Uygur Türklerinin yarısından fazlasını, Doğu Türkistan’da ve Çin’in iç bölgelerinde bulunan büyük fabrikalarla anlaşarak zorla çalıştırdığını ve ücretlerine el koyduğunu belirtti. Bununla beraber Karahan, toplama kamplarında tutulan Uygur Türklerine sadece kalacak yer ve gıda temin edildiğini dile getirerek Çin’de hükûmete yakın kişilerin ve şirketlerin bu durumdan istifade ettiğine ve ucuz malları bu şekilde uluslararası pazara dâhil ederek rekabet avantajı elde ettiğinin altını çizdi. “ONLAR, ŞAHSİ MENFAATLERİ İÇİN DEVLETİ BİLE BİR TARAFA İTİYOR” Bununla birlikte Karahan, Uygur Türklerine Çin tarafından yaşatılan zulme uluslararası toplumun verdiği tepkiler hususunda ise Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa tarafından tepki verilse de bu tepkilerin yetersiz olduğunu kaydederek Türkiye, Türk dünyası ile İslam dünyasının ise hükûmet bazında, özellikle Çin ile olan ticari ilişkilerden dolayı Çin’e karşı tepki gösteremediğini dile getirdi. Öte yandan Uygur Türklerinin durumunun sosyal medyada geniş çapta duyurulması ve paylaşımların yapılması gerektiğinin altını çizen Karahan, sivil toplum kuruluşlarının (STK) yanı sıra düşünce kuruluşlarının da Doğu Türkistan meselesini ele alırsa birçok ülkenin bu meseleye alâka göstermek durumunda kalacağını belirterek “Hükûmetler arası değil fakat Çin ile iş yapan büyük iş insanları, bizim için en büyük engel. Onlar, kendi şahsi ticari menfaatleri için maalesef devleti bile bir tarafa itiyor.” dedi. Ayrıca Türkiye’nin ve diğer Türk cumhuriyetlerinin, İslam dünyasıyla birlikte Çin ile cari açığının olduğunu kaydeden Karahan, “Çin daha çok mal satıyor ama biz, yeterince satamıyoruz. Bu, bir devletin millî çıkarına aykırıdır ama Çin ile iş yapan büyük iş insanları, sırf kendi şahsi menfaati için maalesef kendi ülkesinin millî çıkarını göz ardı ediyor. Bundan dolayı Doğu Türkistan meselesi pek gündeme getirilmek istenmiyor.” şeklinde konuştu. ÇİN’DEN “MİLLETLER ARASINDA ETNİK İŞ BİRLİĞİ YASASI” Çin anayasasına göre Çin’de 56 etnik grubun olduğunu kaydeden Karahan, Doğu Türkistan’da özellikle Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar ve Salur gibi Türk soyluların yanı sıra Tibetliler ve "İç Moğolistan"daki Moğollar gibi yedi ve sekiz etnik grubun da hâlâ kimliğini koruyabildiğini ve Çin’in söz konusu etnik grupları hâlâ asimile edemediğini dile getiren Karahan, son olarak şu ifadelere yer verdi: 12 Mart’ta Çin, ‘etnik iş birliği yasası’ şeklinde yeni bir yasa onayladı. Bu yasaya göre Çinli olmayan herkes maalesef Çince öğrenmek, kendi aralarında Çince konuşmak ve Çin okuluna gitmek zorunda. Dışarıdaki insanlar anlayamayıp rahatsız oluyor gibi sebeplerden dolayı hiçbir şekilde kendi ana dillerini konuşamazlar. Bundan 10 veya 20 sene sonra çok ciddi bir şekilde asimilasyona maruz kalacaklar çünkü 56 etnik grubun neredeyse 45’i şimdiye kadar tamamen asimile oldu. Asimile olmayan 10 küsür etnik grup kaldı. Çin, onları da asimile etmek için elinden geleni yapıyor.

Annesi toplama kampında, babası hapiste: “Doğu Türkistan’ın bayrağını başka bir ülkede öğrendim” Haber

Annesi toplama kampında, babası hapiste: “Doğu Türkistan’ın bayrağını başka bir ülkede öğrendim”

Yağmur Filiz KAŞGARLI/QHA Ankara Baskı ve asimilasyon politikalarının sürmekte olduğu Doğu Türkistan’daki sessiz çığlığın bir tanığı daha Kırım Haber Ajansına (QHA) konuştu. Türkiye’deki bir üniversitede hukuk eğitimi alan Uygur Türkü Buhliçe, ailesiyle tam 9 yıldır irtibat kuramıyor. Eğitimi için zorlu koşullardan geçen ancak iki yıl önce Türkiye'de Hukuk Fakültesine başlayan başarılı öğrenci, yaşadıklarını tüm gerçekliğiyle aktardı. 2016 yılında ailesinin kendisini ve ağabeyini eğitim almaları için Özbekistan'a gönderdiğini orada öğrenci evinde ikâmet ettiklerini aktaran Buhliçe, daha sonra anne ve babasıyla iletişimin aksadığını belirtti. BABASINI 2017 YILINDA SON KEZ GÖRDÜ Buhliçe, “Henüz 11 yaşındaydım. 2016-2017 yıllarında yollar bugüne göre daha açıktı. Annemle babam beni orada ortaokula yerleştirdi. Babam zaman zaman bizi ziyaret ediyordu ama aynı yılın sonlarında, ‘Bir daha gelemeyebilirim.’ dedi. Küçük olduğum için hiçbir şey anlamıyordum. Kendi dinimi daha önce bilmediğim bir ülkede öğrendim.” ifadelerini kullandı. Buhliçe, WhatsApp gibi sosyal medya uygulamalarının kullanımının Çin yönetimi tarafından yasaklandığı için WeChat üzerinden iletişim kurabildiklerini, ancak 2017 yılı itibarıyla bu uygulama üzerinden de ailesiyle irtibatının tamamen kesildiğini aktardı. ÇİN BASKISI ÖZBEKİSTAN'DA DA VARDI Özbekistan'daki Uygur diasporasına yönelik Çin baskısının hakîm olduğunu hatta birçok Uygurun deport edildiğini vurgulayan Buhliçe, ağabeyi ile daha sonra apar topar bir şekilde Türkiye'ye geldiklerini dile getirdi. Buhliçe, havalimanında uçağa binerek, vizeyle çok rahat bir şekilde Uygur teşkilatlarının desteği sayesinde İstanbul’a geldiklerini söyledi. Buhliçe, “Valizlerimiz, kıyafetlerimiz ve tüm eşyalarımızı bırakıp geldik buraya.” dedi. Lise eğitimine de burada başladığını ifade eden genç kız, lise eğitiminin ardından üniversiteyi kazandığı şehre yerleştiğini belirtti. Hatırladığı 2010’lu yıllarda Çinlilerin Uygur Türklerinden çekindiğini ve hatta korktuğunu söyleyen Buhliçe, “Şehrimizin her sokak başında Çin’in yönetim kadrosu vardı. Ayrıca geceleri kapanan sokaklar arasında demir kapılar vardı. Ancak Çinlileri daha çok Ürümçi’de görebiliyorduk.” ifadelerine yer verdi. “BİZE SUNULAN BİR DÜNYA VARDI SADECE” O dönemde inançlarına yönelik bir baskıyı hissettiğini vurgulayan Buhliçe, “Annelerimiz başını sadece arkadan bağlayarak kapatabiliyordu o dönemlerde. Türk devletleri, bilhassa Türkiye hakkında hiçbir şey konuşamıyorduk. Oralardan haberlerimiz olmuyordu. Farklı sosyal medya ağları olduğu için dış ülkeler hakkında bir şey bilmiyorduk. Bize sunulan bir dünya vardı sadece.” diyerek kendi ülkesinin tarihî arka planını öğrenemediklerini dile getirdi. "ÜLKEMİN BAYRAĞINI BAŞKA BİR ÜLKEDE ÖĞRENDİM" Bunlardan birinin de bir devletin bağımsızlığının simgesi olan bayrak ve marşı bilmediklerinin altını çizen Buhliçe, “Ülkemin, Doğu Türkistan’ın mavi zeminli ay yıldız şeklinde olduğunu 2017 yılında, başka bir ülkede öğrendik.” dedi. ANNESİ TOPLAMA KAMPINDA, BABASI HAPİSTE Uygur genç, babası ve annesiyle en son 2016 yılında iletişim kurduklarını ve o tarihten sonra babasının hapis cezası aldığını, annesinin ise 7 yıl toplama kampı cezası aldığını öğrendiklerini ifade etti. Buhliçe, “Kardeşlerime ablam ve teyzemler bakıyordu. Hesaplamalarımıza göre ikisinin de çıkmış olması gerekiyor. İnşallah sağ bir şekilde hayatlarına devam ediyorlardır.” diyerek temennilerde bulundu. Ayrıca Buhliçe, Özbekistan'a ve Türkiye’ye birlikte geldiği ağabeyinin, kardeşleriyle dijital oyunlar üzerinden mesajlaşabildiğini ancak bu oyun üzerinden iletişim kuranların Çinliler tarafından tespit edilerek toplama kampına götürüldüklerini öğrendikten sonra iletişimi bitirmek zorunda kaldıklarını söyledi. "ZAMAN ZAMAN ENGELLER VE KISITLAMALARLA KARŞILAŞIYORUZ" Türkiye’de inançlarını ve yaşam şekillerini rahatlıkla yaşayabildiklerini vurgulayan Buhliçe, “Ama elbette bütün Uygur Türkleri olarak ülkemizdeki durumun sona ermesini ve oraya dönmeyi, buna yönelik çalışmalar yapmayı istiyoruz. Bu zamanlarda da sesimizi duyurmak adına engeller ve kısıtlamalarla karşılaşıyoruz.” ifadeleriyle söz konusu duruma sitemde bulundu. TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI OLAMADIĞI İÇİN DEVLET DESTEKLİ EĞİTİM VE SAĞLIK İMKÂNLARINDAN YARARLANAMIYOR Hâlâ Çin vatandaşı olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olamadığını, kazandığı puanla dahi olsa üniversiteye ödeme yapmak zorunda kaldığını sözlerine ekleyen Buhliçe, bu durumdaki öğrencilerin zor durumda olduğunun altını çizdi. “Hastanelerde defalarca büyük zorluklar yaşadım.” diyen öğrenci, devlet yurdunda da kalamadığını, mecburen özel yurtta kaldığını söyledi. NEDEN HUKUK TERCİH ETTİ? Öte yandan Uygur genç, Hukuk Fakültesini, ülkesi Doğu Türkistan’ın uluslararası alanda sesinin duyurulmasını sağlama amacıyla tercih ettiğini dile getirdi. Buhliçe, “Bu alanı ülkemiz adına uluslararası alanlarda işler yapmak için seçtim.” dedi. Buhliçe konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı: Bazen insan sonradan idrak ediyor. Ülkemizi, şehrimizi Uygur biri değil de neden Çinli biri yönetiyor diye sormamışım. İnternete bakıyorsunuz yeterince bilgi yok, çünkü Doğu Türkistan dış dünyaya kapalı. Komünist rejim nedeniyle Çinli muhalifler bile bu duruma engel olamıyor. Doğu Türkistan’ın tarihî boyutuna erişemiyoruz. Milyonlarca Uygur Türkünün aklında soru işte bu.

Doğu Türkistan mücadelesine ömrünü adayan İsa Yusuf Alptekin'in vefat yıl dönümü Haber

Doğu Türkistan mücadelesine ömrünü adayan İsa Yusuf Alptekin'in vefat yıl dönümü

Doğu Türkistan bağımsızlık hareketinin sembol ismi İsa Yusuf Alptekin, bundan 30 yıl önce bugün hayata gözlerini yumdu. Anayurdu Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını ölünceye değin savunan, Doğu Türkistan davasının Türkiye’deki ve dünyadaki en önemli ismi haline gelen İsa Yusuf Alptekin 17 Aralık 1995 gecesi İstanbul’da vefat etti. Alptekin, bağımsızlığı için uğraş verdiği anavatanı Doğu Türkistan, 1949’da işgal edilince Türkiye’ye geldi ve Türkiye’yi ikinci vatanı olarak bildi. Doğup büyüdüğü Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için ölümüne kadar yılmadan mücadele eden ve Doğu Türkistan mücadelesine ömrünü adayan Alptekin, Türk dünyasında bu yönüyle tanındı. MÜCADELESİNİ “AZİZ TÜRKİYEMİZ” DEDİĞİ TÜRKİYE’DE SÜRDÜRDÜ Alptekin’in mücadelesi hâlâ hafızalardaki yerini koruyor. Çin’in dünyadan gizlemeye çalıştığı, sayıları milyonları bulan Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerine yönelik toplama kampları zulmü ve insan hakları ihlalleri bugün hâlâ dünya gündemini meşgul etmeye devam ediyor. Çin’in Nazi kamplarını andıran zulmü bugün devam ederken Uygur Türkleri, Doğu Türkistan'daki sistematik asimilasyon ve baskı politikalarını Türkiye’de ve dünyanın pek çok yerinde duyurmaya çalışıyor. İşte Alptekin, bu mücadelesini uzun yıllar yaşadığı ve “Aziz Türkiyemiz” olarak nitelendirdiği Türkiye’de 1995 yılının 17 Aralık’ın da vefat edene dek sürdürmüştü. Onun haklı mücadelesi ve davasının önemi, Çin kamplarının zulümleriyle gündemden düşmediği şu günlerde bir kere daha anılıyor. İSA YUSUF ALPTEKİN KİMDİR? Doğu Türkistan bağımsızlığının sembol ismi İsa Yusuf Alptekin, 1901 yılında Doğu Türkistan’ın Kaşgar vilayetinde doğdu. Alptekin, öğrenimini Doğu Türkistan’da tamamladıktan sonra çeşitli memuriyet görevlerinde bulundu. 1926 yılında Batı Türkistan’a geçerek burada millî mücadele taraftarlarıyla bir araya gelen Alptekin, 1931’de Hoca Niyaz tarafından başlatılan ayaklanma sırasında Doğu Türkistan’daki valilerin halka yaptıkları zulmü Çin hükûmetine anlatarak, bu durumun önlenmesini, aksi takdirde ayaklanmanın yayılacağını söyledi. Alptekin, ayaklanma sırasında ve sonrasında milliyetçilik faaliyetlerini sürdürdü. 1936 yılında Çin Meclisi üyeliğine de seçilen Alptekin, mücadelesini daha çok siyasi alanda yoğunlaştırmıştı. 1947’de kurulan Mesut Sabri Baykozi hükûmetinde genel sekreterlik görevini üstlendi. Bir yıldan fazla kaldığı bu görev esnasında, milliyetçi, anti-emparyalist ve anti-komünist politikalar sebebiyle, Rusya’nın ve Çin’in tepkilerini üzerine çekti. Alptekin, 1949’da Çin’in Doğu Türkistan’ı işgali ile birlikte o günkü Hindistan’ın Keşmir eyaletine iltica etti. TÜRKİYE YILLARI 1954 yılında Türkiye’ye geçen Alptekin, Türkiye’ye gelir gelmez İstanbul’da Doğu Türkistan Göçmenler Cemiyetini kurarak, bundan sonraki faaliyetlerini Doğu Türkistan davasının dünya kamuoyuna anlatılmasında yoğunlaştırdı. Yabancı ülke yöneticileri nezdinde olduğu kadar Türk hükûmetleri nezdinde de Doğu Türkistan davasının anlatılması için mücadele veren Alptekin, parti liderleriyle, başbakan ve cumhurbaşkanlarıyla görüştü. O tarihten itibaren Doğu Türkistan Türklerinin durumunu bütün dünyaya haykırmayı sürdüren Alptekin, bütün ömrünü bu konuya vakfetti. Doğu Türkistan davasının Türkiye’de ve dünyadaki en duayen ve fedakar ismi haline gelen İsa Yusuf Alptekin 17 Aralık 1995 gecesi İstanbul’da hayata veda etti.

Doğu Türkistan’da süren sessiz çığlık: 9 Aralık Uygur Soykırımı Günü Haber

Doğu Türkistan’da süren sessiz çığlık: 9 Aralık Uygur Soykırımı Günü

9 Aralık, Uygur Türklerinin yaşadığı soykırımı dünyaya duyurmak için önemli bir gün. Uygurlar, işgal altındaki Türk yurdu Doğu Türkistan'da son yıllarda kapsamlı bir baskı, zorla çalıştırma ve kültürel soykırıma maruz kalıyor. Çin hükûmetinin bölgedeki Uygur Türklerine yönelik gerçekleştirdiği baskılar, insanlık dışı uygulamalar ve sistematik soykırım, dünya genelinde yoğun tepkiler alıyor. 9 ARALIK UYGUR SOYKIRIMI GÜNÜ Bağımsız Uygur Mahkemesi, Eylül 2021 yılında başlattığı incelemeler neticesinde Çin'in Doğu Türkistan'da soykırım işlediğine dair güçlü delillere dayanarak aylarca süren soruşturmanın ardından 9 Aralık'ı Uygur Soykırımı Günü ilan etmişti. Mahkeminin başında ise ünlü yargıç ve savaş suçlarıyla suçlanan eski Sırp devlet başkanı Slobodan Miloşeviç’in yargılanması konusunda oynadığı etkin rolle tanınan Prof. Sir Geoffrey Nice oldu. Geoffrey Nice, geçmiş tecrübelerine dayanarak yürüttüğü soruştumalara ilişkin yaptığı açıklamasında, Çin'in kasten ve sistematik bir şekilde Uygur Türklerinin nüfusunu azaltma politikası uyguladığını, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping de dahil üst düzey bürokratların, Doğu Türkistan bölgesindeki Uygur Türklerine karşı uygulanan suçlarda "birincil sorumluluğu" olduğunu bildirmişti. EKONOMİK ÇIKARLAR BİR ÇOK ÜLKEYİ SUSTURDU 9 Aralık, bu vahşeti dünya gündemine taşımak ve Çin’in uyguladığı insan hakları ihlâllerine karşı tepkisini artırmak amacıyla soykırım günü olarak kabul edildi. Ancak, uluslararası toplumun tepkisi, bu noktada dünyadaki Uygur diasporaları tarafından yeterli görülmüyor. Çin’in uygulamaları çoğu zaman göz ardı ediliyor. Birçok ülke, ekonomik ve diplomatik ilişkiler nedeniyle susmayı tercih ediyor. Uygurların yaşadığı acı, dünya üzerinde bir halkın kimliğini, kültürünü ve yaşam hakkını yok etme süreci olarak tarihe geçti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.