SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Uygur Türkleri

QHA - Kırım Haber Ajansı - Uygur Türkleri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Uygur Türkleri haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Çin’in Doğu Türkistan’daki zulmü devam ediyor: Toplama kamplarının kapasitesi 600 bini aştı! Haber

Çin’in Doğu Türkistan’daki zulmü devam ediyor: Toplama kamplarının kapasitesi 600 bini aştı!

Çin’in Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine yönelik baskıları her geçen gün yeni bir boyut kazanıyor. Doğu Türkistan’da sıkı bir gözetim ve kontrol sistemiyle asimilasyon politikaları uygulayan Çin’in bölgede toplam 579 toplama kampı kurması ve bu kampların kapasitesinin 600 bini aşması skandal olarak tarihe geçti. ÇİN, UYGUR TÜRKLERİNE ZULMETTİĞİ 579 ESARET MERKEZİ KURDU Çin, kadim Türk yurdu Doğu Türkistan’da toplam 579 toplama kampı kurdu. “Uygur Haber” haber sitesinin Birleşik Krallık merkezli "Financial Times" gazetesinin 29 Mayıs 2026 tarihli raporuna dayandırdığı habere göre; söz konusu tesisler arasında cezaevleri, alıkoyma merkezleri, yeniden eğitim kampları ve farklı türde tutma alanlarının yer alması dikkat çekti. Bölgeden elde edilen uydu görüntüleri, Çin’e ait resmî belgeler, yerel medya haberleri ve tanık ifadelerinden elde edilen bulgulara göre sistemin geniş bir bölgeye yayılmasının yanında aynı zamanda merkezî bir şekilde yönetildiği de aktarıldı. UYGUR TÜRKLERİ, ÇİN’İN TOPLAMA KAMPLARINDA ESARET ALTINDA TUTULUYOR Rapora göre Doğu Türkistan’daki esaret merkezlerinin toplam kapasitesi yaklaşık 627 bin kişiye ulaşıyor. Bu rakamın ise bölgedeki her 40 kişiden birinin aynı anda tutulabileceği bir altyapının mevcut olduğunu gösterdiği ifade edildi. Çin’in Uygur Türkü çocukları devlet yatılı okullarına yönlendirerek ailelerinden ayırdığı belirtilirken aynı zamanda çalışma çağındaki bireyleri zorla farklı bölgelere sevk ederek zorunlu iş gücü programlarını sistematik biçimde uyguladığı da kaydedildi. Öte yandan tesislerin özellikle Kaşgar ve Hoten gibi Uygur Türklerinin nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde kümelenmiş olduğu bildirildi.

Tiananmen Katliamı: Çin’in 37 yıl önce katlettiği siviller anılıyor Haber

Tiananmen Katliamı: Çin’in 37 yıl önce katlettiği siviller anılıyor

Tank destekli ağır silahlı Çin birliklerinin 3-4 Haziran 1989 tarihlerinde Pekin’in kenar mahallelerinden geçip çeşitli kaynaklara göre 2 binden fazla silahsız sivili katletmesinin üzerinden 37 geçti. Çin Komünist Partisinin (ÇKP) iktidarda kalmak için her şeyi yapma kararlılığını gösteren bu barbarca olaylar tarihe, Tiananmen Meydanı Katliamı olarak geçti ÇİNLİ AYDINLAR VE ÖĞRENCİLERDEN DEĞİŞİM TALEBİ Çin'in halen uluslararası toplum tarafından kınanmasına sebep olan olaylarda, 1978 yılındaki dışa açılımdan sonra uygulanan ekonomik reformların tetiklediği işsizlik, Çin Komünist Partisinin tutumu ve siyasi bozulma gibi nedenler etken oldu. Protestolara, ülkedeki aydın kesim ve öğrenciler başta olmak üzere yoğun katılım gerçekleşti. 1989’da başkent Pekin’deki öğrencilerin liderliğinde başlayan ve ordunun şiddetli müdahalesiyle sonuçlanan demokrasi yanlısı gösteriler, haftalarca sürdü ve diğer şehirlere de yayıldı. “Bana ya demokrasiyi ver ya da ölümü” dövizi taşıyarak Pekin’de bulunan Tiananmen Meydanı’na akın eden aktivistler; insan hakları, özgürlük, anayasa ve ekonomik alanlarda reform talebiyle haftalar süren gösteriler düzenledi. Çin Komünist Partisinin başındaki Hu Yaobang’ın partiden ihraç edilmesi ve 15 Nisan’da idam ettirilmesi ise halkın öfkesini alevlendirdi. Üniversite öğrencilerinin yanı sıra gösterilere işçi ve aydın kesimden birçok kişi katıldı. Gösteri esnasında öğrenciler, Tiananmen Meydan’ındaki komünist lider Mao Zedong’un portresinin karşısına “Demokrasi Tanrıçası”nın heykelini dikti. Olayların ilk başladığı zamanlarda hükûmet, göstericilere müdahale etmedi ancak protestocuların dağılmaması üzerine 20 Mayıs'ta sıkıyönetim ilan edildi. ÇİN YÖNETİMİ, ASKERLERİ SİVİL HALKIN ÜZERİNE SÜRDÜ Bununla birlikte hükûmet, protestocuların taleplerinin karşılanmasının mümkün olmadığı ve gösterilerin bastırılması gerektiği kararına vararak 4 Haziran 1989 sabahı, Tiananmen Meydanı'ndaki kalabalığın üzerine 200 bin Çinli askeri gönderdi. Katliama dönüşen barışçıl gösteride, meydandaki on binlerce öğrenci çapraz ateşe tutuldu. Askerler; öğrenci, öğretmen ve sivil halk fark etmeksizin herkesi katletti. Çin'in yakın dönem tarihinde bilinen en önemli halk hareketlerinden birisi olan Tiananmen Katliamı 37 yıl sonra hâlen hafızalardaki yerini koruyor. Ekonomik gücüne güvenen için Çin hâlâ bölgede ve Doğu Türkistan’daki Uygur Türkleri başta olmak üzere diğer Türk ve Müslüman topluluklara soykırım uygulamaya devam ediyor.

Uygur Akademisi Vakfı Başkanı Abdulhamit Karahan, Çin’in Uygur Türklerine uyguladığı insan hakları ihlallerini QHA’ya değerlendirdi Haber

Uygur Akademisi Vakfı Başkanı Abdulhamit Karahan, Çin’in Uygur Türklerine uyguladığı insan hakları ihlallerini QHA’ya değerlendirdi

Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine yönelik sistematik baskılar, her geçen gün yeni bir boyut kazanıyor. Uygur Akademisi Vakfı Başkanı Abdulhamit Karahan, Kırım Haber Ajansına (QHA) yaptığı özel açıklamalarda, Çin’in bölgedeki mahremiyet ihlallerini ve dünya kamuoyunu yanıltmak için yürüttüğü algı operasyonlarını deşifre etti. ÇİNLİ MEMURLARDAN UYGUR KADINLARINA CİNSEL SALDIRI GİRİŞİMİ! Karahan, Çin rejiminin Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerinin günlük yaşamını denetlemek için millî, kültürel, dinî unsurların veya Çin rejimine karşı olabilecek bir husus olup olmadığını gözlemlemek için Çin Komünist Partisinin (ÇKP) hükûmet ve kamu görevlilerini Doğu Türkistanlı haneler için görevlendirdiğini belirtti. “Bu görevliler erkek de kadın da olabiliyor. Dışarıdan özellikle Türk ya da Müslüman olmayan bir yabancının, bu evlerde istediği zaman kalıp ve istediği zaman ailelerin hareketlerini gözlemlemesi, çok ciddi bir rahatsızlık teşkil ediyor ve bu, kabul edilemez bir durum. Bununla ilgili ailelerde kanlı vakalar da oldu.” şeklinde konuşan Karahan, Uygur Türkü ailelerin erkekleri toplama kampındayken Çinli görevlilerin, bu ailelerin kadınlarına cinsel saldırı girişiminde bulunduğuna ve kanlı vakaların yaşandığına da dikkat çekti. UYGUR TÜRKÜ KADINLAR, ÇİNLİ ERKEKLERLE EVLENMEYE ZORLANIYOR Karahan, Doğu Türkistanlı ailelerin mahremiyetinin Çin tarafından ihlaline ilişkin “Burada ciddi bir soykırım söz konusu. O şahıs, Kur’an’ı Kerim’i okuyor mu, namaz kılıyor mu, oruç tutuyor mu, günlük hayatı ve aile yapısı nasıl? Çinli görevliler, bu noktalara dair istatistik elde edilmesi için belirli bir süre Uygur Türkü ailelerin evlerine yerleştirilmişler. Biz hayatımızda böyle bir şey yaşamamıştık. Bu, bizim için kabul edilemez bir durum ancak 2017 yılından sonra Doğu Türkistan’ın hemen hemen her yerinde bu uygulama söz konusu oldu.” dedi. Bununla birlikte Karahan, Uygur Türkü kadınların Han Çinlisi erkeklerle evlenmeye zorlanmasının Doğu Türkistan’ın demografik yapısı ve Uygur Türklerinin kültürel kimliği üzerindeki etkisi üzerine, “Uygur Türkü kadınlar, iki şekilde Çinlilerle evlenmek zorunda kalıyor. Ya ailesine çok ciddi bir baskı uygulanıyor; katliam, hapis cezası ve toplama kampına atılma tehdidiyle karşı karşıya kalıyorlar ya da çok ciddi bir maddi sıkıntıya uğramış ve uzun süre psikolojik olarak yıpranmış kızlarımız da maalesef türlü hilelerle Çinlilerle evlenmeye teşvik ediliyor. Bu, bizim demografik yapımızı bozmak ve bizi Çinlileştirmek için sürdürülen asimile politikasının bir parçası. Bu bizim için ciddi bir problem yaratmakta.” ifadelerini kullandı. ÇİN, UYGUR TÜRKLERİNİN DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ İHLAL EDİYOR Çin’in Doğu Türkistan’da din ve vicdan özgürlüğünü katı bir şekilde ihlal etmesi ve Uygur Türklerinin günlük yaşamlarını gözetlemesi üzerine Karahan, “2010’dan ve Ürümçi Soykırımları'ndan sonra insanlar, dinî ibadetlerini açık bir şekilde yerine getiremiyordu. (5 Temmuz 2009) Ürümçi olaylarından önce öyle değildi. İnsanlar, rahatça camilere girip çıkabilir ve oruç tutabilirdi. Şimdi ÇKP üyesi kamu görevlileri ve öğrenciler dışında normalde herkes oruç tutup namazını kılabiliyordu. 5 Temmuz 2009 tarihindeki olaylardan sonra çok ciddi dinî kısıtlamalar getirildi. Baş örtüsü takmak, sakal bırakmak, namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek gibi ibadetler yasaklanmaya başladı ama Çin, uluslararası medyaya böyle yasaklamaların olmadığını ispat etmek için zaman zaman yurt dışından yabancı yetkililer veya turistler geldiğinde birkaç camiyi açık bırakıp yalandan yaşlılara camiye giriş kartı dağıtıp namaz ibadetini yerine getirmelerini bazen mecbur kıldı. Bu, sadece göstermelikti.” dedi. Karahan, Çin hükûmetinin son zamanlarda cami imamlarıyla ve bazı ÇKP yetkililerine yakın isimlerle röportaj yaparak ve onları videoya alarak Doğu Türkistan’da dinî kısıtlamaların olmadığını ve inanç özgürlüğünün hâlâ anayasaya göre mevcut olduğunu iddia ettiğini kaydetti. Buna karşın, bugün Doğu Türkistan’a gidip gelen araştırmacılardan ve turistlerin raporlarından elde edilen verilerin önemini vurgulayan Karahan, bu veriler ışığında Doğu Türkistan’da şu an namaz kılabilecek hiçbir caminin bulunmadığını ve baş örtülü veya sakallı bir kişinin bile görünmediğini belirtti. Çin’in baskıları sebebiyle Nevruz Bayramı ile birlikte dinî bayramların kutlanmasının da yasaklandığını belirten Karahan, “Ramazan Bayramınız mübarek olsun”, “Esselâmü aleyküm”, “Allah’a emanet ol” ve “Allah korusun” gibi ifadelerin çoğunun yasaklandığını ve birçok bölgede Uygur Türkçesi konuşmanın bile yasaklandığının altını çizdi. ÇİN, İMAJINI TAZELEMEK İÇİN NASIL BİR ALGI OPERASYONUNA BAŞVURUYOR? Karahan, Uygur Türklerinin dış dünya ile iletişimi hususunda ise “WhatsApp”, “Facebook”, “YouTube” gibi platformların Doğu Türkistan’da yasak olduğunu kaydederek bu uygulamalara bir şekilde erişenlerin ise hapis cezasıyla karşılaştığını dile getirdi. Çin’in kendi sosyal ağlarının kullanımını dayattığını beyan eden Karahan, Çin’in hükûmete yakın isimleri Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa ve Türkiye’ye gönderip “Bakın, burada seyahat özgürlüğü var; Uygur Türkleri yurt dışına çıkıp geri dönebiliyor.” şeklinde algı yönetimi yaptığını ifade etti. “Uygur Türkleri, Doğu Türkistan’a iki şekilde gidip gelebiliyor. Birincisi, ailelerine çok ciddi bir şekilde baskı yapılıyor, ‘Gelmezseniz sıkıntı yaratacağız.’ deniyor. İkincisi ise Çin, Uygur Türklerini kandırarak hiçbir baskının kalmadığını, özgürce seyahat edebileceğini, ailesi ve akrabalarını görebileceği taahhüdünü veriyor.” şeklinde konuşan Karahan, şu an Batı dünyasındaki insan hakları örgütlerinin Çin’in yaptığı soykırıma ve asimilasyon politikasına çok ciddi tepki gösterdiğini dile getirerek Çin’in bu imajı hafifletmek için söz konusu algı operasyonunu yönettiğini bildirdi. ÇİN, TOPLAMA KAMPLARINDA “MESLEKİ EĞİTİM” BAHANESİNE SIĞINIYOR Uygur Türklerini toplama kamplarında ağır şartlarda çalıştıran Çin’in “meslekî eğitim” ve “gönüllü olarak çalıştırma” şeklindeki algı operasyonunu da gündeme taşıyan Karahan, Çin’in mallarının rahatça alınabileceğini kanıtlamak için bu yönteme başvurduğunu dile getirdi. Bin 200’den fazla toplama kampında tutulan Uygur Türklerinin çoğunun akademisyen, bilim insanı, iş insanı ve din görevlisi olduğunun ve meslek öğrenmeye ihtiyaçları olmadığının raporlandığını kaydeden Karahan, Çin’in söz konusu Uygur Türklerinin yarısından fazlasını, Doğu Türkistan’da ve Çin’in iç bölgelerinde bulunan büyük fabrikalarla anlaşarak zorla çalıştırdığını ve ücretlerine el koyduğunu belirtti. Bununla beraber Karahan, toplama kamplarında tutulan Uygur Türklerine sadece kalacak yer ve gıda temin edildiğini dile getirerek Çin’de hükûmete yakın kişilerin ve şirketlerin bu durumdan istifade ettiğine ve ucuz malları bu şekilde uluslararası pazara dâhil ederek rekabet avantajı elde ettiğinin altını çizdi. “ONLAR, ŞAHSİ MENFAATLERİ İÇİN DEVLETİ BİLE BİR TARAFA İTİYOR” Bununla birlikte Karahan, Uygur Türklerine Çin tarafından yaşatılan zulme uluslararası toplumun verdiği tepkiler hususunda ise Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa tarafından tepki verilse de bu tepkilerin yetersiz olduğunu kaydederek Türkiye, Türk dünyası ile İslam dünyasının ise hükûmet bazında, özellikle Çin ile olan ticari ilişkilerden dolayı Çin’e karşı tepki gösteremediğini dile getirdi. Öte yandan Uygur Türklerinin durumunun sosyal medyada geniş çapta duyurulması ve paylaşımların yapılması gerektiğinin altını çizen Karahan, sivil toplum kuruluşlarının (STK) yanı sıra düşünce kuruluşlarının da Doğu Türkistan meselesini ele alırsa birçok ülkenin bu meseleye alâka göstermek durumunda kalacağını belirterek “Hükûmetler arası değil fakat Çin ile iş yapan büyük iş insanları, bizim için en büyük engel. Onlar, kendi şahsi ticari menfaatleri için maalesef devleti bile bir tarafa itiyor.” dedi. Ayrıca Türkiye’nin ve diğer Türk cumhuriyetlerinin, İslam dünyasıyla birlikte Çin ile cari açığının olduğunu kaydeden Karahan, “Çin daha çok mal satıyor ama biz, yeterince satamıyoruz. Bu, bir devletin millî çıkarına aykırıdır ama Çin ile iş yapan büyük iş insanları, sırf kendi şahsi menfaati için maalesef kendi ülkesinin millî çıkarını göz ardı ediyor. Bundan dolayı Doğu Türkistan meselesi pek gündeme getirilmek istenmiyor.” şeklinde konuştu. ÇİN’DEN “MİLLETLER ARASINDA ETNİK İŞ BİRLİĞİ YASASI” Çin anayasasına göre Çin’de 56 etnik grubun olduğunu kaydeden Karahan, Doğu Türkistan’da özellikle Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar ve Salur gibi Türk soyluların yanı sıra Tibetliler ve "İç Moğolistan"daki Moğollar gibi yedi ve sekiz etnik grubun da hâlâ kimliğini koruyabildiğini ve Çin’in söz konusu etnik grupları hâlâ asimile edemediğini dile getiren Karahan, son olarak şu ifadelere yer verdi: 12 Mart’ta Çin, ‘etnik iş birliği yasası’ şeklinde yeni bir yasa onayladı. Bu yasaya göre Çinli olmayan herkes maalesef Çince öğrenmek, kendi aralarında Çince konuşmak ve Çin okuluna gitmek zorunda. Dışarıdaki insanlar anlayamayıp rahatsız oluyor gibi sebeplerden dolayı hiçbir şekilde kendi ana dillerini konuşamazlar. Bundan 10 veya 20 sene sonra çok ciddi bir şekilde asimilasyona maruz kalacaklar çünkü 56 etnik grubun neredeyse 45’i şimdiye kadar tamamen asimile oldu. Asimile olmayan 10 küsür etnik grup kaldı. Çin, onları da asimile etmek için elinden geleni yapıyor.

Annesi toplama kampında, babası hapiste: “Doğu Türkistan’ın bayrağını başka bir ülkede öğrendim” Haber

Annesi toplama kampında, babası hapiste: “Doğu Türkistan’ın bayrağını başka bir ülkede öğrendim”

Yağmur Filiz KAŞGARLI/QHA Ankara Baskı ve asimilasyon politikalarının sürmekte olduğu Doğu Türkistan’daki sessiz çığlığın bir tanığı daha Kırım Haber Ajansına (QHA) konuştu. Türkiye’deki bir üniversitede hukuk eğitimi alan Uygur Türkü Buhliçe, ailesiyle tam 9 yıldır irtibat kuramıyor. Eğitimi için zorlu koşullardan geçen ancak iki yıl önce Türkiye'de Hukuk Fakültesine başlayan başarılı öğrenci, yaşadıklarını tüm gerçekliğiyle aktardı. 2016 yılında ailesinin kendisini ve ağabeyini eğitim almaları için Özbekistan'a gönderdiğini orada öğrenci evinde ikâmet ettiklerini aktaran Buhliçe, daha sonra anne ve babasıyla iletişimin aksadığını belirtti. BABASINI 2017 YILINDA SON KEZ GÖRDÜ Buhliçe, “Henüz 11 yaşındaydım. 2016-2017 yıllarında yollar bugüne göre daha açıktı. Annemle babam beni orada ortaokula yerleştirdi. Babam zaman zaman bizi ziyaret ediyordu ama aynı yılın sonlarında, ‘Bir daha gelemeyebilirim.’ dedi. Küçük olduğum için hiçbir şey anlamıyordum. Kendi dinimi daha önce bilmediğim bir ülkede öğrendim.” ifadelerini kullandı. Buhliçe, WhatsApp gibi sosyal medya uygulamalarının kullanımının Çin yönetimi tarafından yasaklandığı için WeChat üzerinden iletişim kurabildiklerini, ancak 2017 yılı itibarıyla bu uygulama üzerinden de ailesiyle irtibatının tamamen kesildiğini aktardı. ÇİN BASKISI ÖZBEKİSTAN'DA DA VARDI Özbekistan'daki Uygur diasporasına yönelik Çin baskısının hakîm olduğunu hatta birçok Uygurun deport edildiğini vurgulayan Buhliçe, ağabeyi ile daha sonra apar topar bir şekilde Türkiye'ye geldiklerini dile getirdi. Buhliçe, havalimanında uçağa binerek, vizeyle çok rahat bir şekilde Uygur teşkilatlarının desteği sayesinde İstanbul’a geldiklerini söyledi. Buhliçe, “Valizlerimiz, kıyafetlerimiz ve tüm eşyalarımızı bırakıp geldik buraya.” dedi. Lise eğitimine de burada başladığını ifade eden genç kız, lise eğitiminin ardından üniversiteyi kazandığı şehre yerleştiğini belirtti. Hatırladığı 2010’lu yıllarda Çinlilerin Uygur Türklerinden çekindiğini ve hatta korktuğunu söyleyen Buhliçe, “Şehrimizin her sokak başında Çin’in yönetim kadrosu vardı. Ayrıca geceleri kapanan sokaklar arasında demir kapılar vardı. Ancak Çinlileri daha çok Ürümçi’de görebiliyorduk.” ifadelerine yer verdi. “BİZE SUNULAN BİR DÜNYA VARDI SADECE” O dönemde inançlarına yönelik bir baskıyı hissettiğini vurgulayan Buhliçe, “Annelerimiz başını sadece arkadan bağlayarak kapatabiliyordu o dönemlerde. Türk devletleri, bilhassa Türkiye hakkında hiçbir şey konuşamıyorduk. Oralardan haberlerimiz olmuyordu. Farklı sosyal medya ağları olduğu için dış ülkeler hakkında bir şey bilmiyorduk. Bize sunulan bir dünya vardı sadece.” diyerek kendi ülkesinin tarihî arka planını öğrenemediklerini dile getirdi. "ÜLKEMİN BAYRAĞINI BAŞKA BİR ÜLKEDE ÖĞRENDİM" Bunlardan birinin de bir devletin bağımsızlığının simgesi olan bayrak ve marşı bilmediklerinin altını çizen Buhliçe, “Ülkemin, Doğu Türkistan’ın mavi zeminli ay yıldız şeklinde olduğunu 2017 yılında, başka bir ülkede öğrendik.” dedi. ANNESİ TOPLAMA KAMPINDA, BABASI HAPİSTE Uygur genç, babası ve annesiyle en son 2016 yılında iletişim kurduklarını ve o tarihten sonra babasının hapis cezası aldığını, annesinin ise 7 yıl toplama kampı cezası aldığını öğrendiklerini ifade etti. Buhliçe, “Kardeşlerime ablam ve teyzemler bakıyordu. Hesaplamalarımıza göre ikisinin de çıkmış olması gerekiyor. İnşallah sağ bir şekilde hayatlarına devam ediyorlardır.” diyerek temennilerde bulundu. Ayrıca Buhliçe, Özbekistan'a ve Türkiye’ye birlikte geldiği ağabeyinin, kardeşleriyle dijital oyunlar üzerinden mesajlaşabildiğini ancak bu oyun üzerinden iletişim kuranların Çinliler tarafından tespit edilerek toplama kampına götürüldüklerini öğrendikten sonra iletişimi bitirmek zorunda kaldıklarını söyledi. "ZAMAN ZAMAN ENGELLER VE KISITLAMALARLA KARŞILAŞIYORUZ" Türkiye’de inançlarını ve yaşam şekillerini rahatlıkla yaşayabildiklerini vurgulayan Buhliçe, “Ama elbette bütün Uygur Türkleri olarak ülkemizdeki durumun sona ermesini ve oraya dönmeyi, buna yönelik çalışmalar yapmayı istiyoruz. Bu zamanlarda da sesimizi duyurmak adına engeller ve kısıtlamalarla karşılaşıyoruz.” ifadeleriyle söz konusu duruma sitemde bulundu. TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI OLAMADIĞI İÇİN DEVLET DESTEKLİ EĞİTİM VE SAĞLIK İMKÂNLARINDAN YARARLANAMIYOR Hâlâ Çin vatandaşı olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olamadığını, kazandığı puanla dahi olsa üniversiteye ödeme yapmak zorunda kaldığını sözlerine ekleyen Buhliçe, bu durumdaki öğrencilerin zor durumda olduğunun altını çizdi. “Hastanelerde defalarca büyük zorluklar yaşadım.” diyen öğrenci, devlet yurdunda da kalamadığını, mecburen özel yurtta kaldığını söyledi. NEDEN HUKUK TERCİH ETTİ? Öte yandan Uygur genç, Hukuk Fakültesini, ülkesi Doğu Türkistan’ın uluslararası alanda sesinin duyurulmasını sağlama amacıyla tercih ettiğini dile getirdi. Buhliçe, “Bu alanı ülkemiz adına uluslararası alanlarda işler yapmak için seçtim.” dedi. Buhliçe konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı: Bazen insan sonradan idrak ediyor. Ülkemizi, şehrimizi Uygur biri değil de neden Çinli biri yönetiyor diye sormamışım. İnternete bakıyorsunuz yeterince bilgi yok, çünkü Doğu Türkistan dış dünyaya kapalı. Komünist rejim nedeniyle Çinli muhalifler bile bu duruma engel olamıyor. Doğu Türkistan’ın tarihî boyutuna erişemiyoruz. Milyonlarca Uygur Türkünün aklında soru işte bu.

Doğu Türkistan mücadelesine ömrünü adayan İsa Yusuf Alptekin'in vefat yıl dönümü Haber

Doğu Türkistan mücadelesine ömrünü adayan İsa Yusuf Alptekin'in vefat yıl dönümü

Doğu Türkistan bağımsızlık hareketinin sembol ismi İsa Yusuf Alptekin, bundan 30 yıl önce bugün hayata gözlerini yumdu. Anayurdu Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını ölünceye değin savunan, Doğu Türkistan davasının Türkiye’deki ve dünyadaki en önemli ismi haline gelen İsa Yusuf Alptekin 17 Aralık 1995 gecesi İstanbul’da vefat etti. Alptekin, bağımsızlığı için uğraş verdiği anavatanı Doğu Türkistan, 1949’da işgal edilince Türkiye’ye geldi ve Türkiye’yi ikinci vatanı olarak bildi. Doğup büyüdüğü Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için ölümüne kadar yılmadan mücadele eden ve Doğu Türkistan mücadelesine ömrünü adayan Alptekin, Türk dünyasında bu yönüyle tanındı. MÜCADELESİNİ “AZİZ TÜRKİYEMİZ” DEDİĞİ TÜRKİYE’DE SÜRDÜRDÜ Alptekin’in mücadelesi hâlâ hafızalardaki yerini koruyor. Çin’in dünyadan gizlemeye çalıştığı, sayıları milyonları bulan Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerine yönelik toplama kampları zulmü ve insan hakları ihlalleri bugün hâlâ dünya gündemini meşgul etmeye devam ediyor. Çin’in Nazi kamplarını andıran zulmü bugün devam ederken Uygur Türkleri, Doğu Türkistan'daki sistematik asimilasyon ve baskı politikalarını Türkiye’de ve dünyanın pek çok yerinde duyurmaya çalışıyor. İşte Alptekin, bu mücadelesini uzun yıllar yaşadığı ve “Aziz Türkiyemiz” olarak nitelendirdiği Türkiye’de 1995 yılının 17 Aralık’ın da vefat edene dek sürdürmüştü. Onun haklı mücadelesi ve davasının önemi, Çin kamplarının zulümleriyle gündemden düşmediği şu günlerde bir kere daha anılıyor. İSA YUSUF ALPTEKİN KİMDİR? Doğu Türkistan bağımsızlığının sembol ismi İsa Yusuf Alptekin, 1901 yılında Doğu Türkistan’ın Kaşgar vilayetinde doğdu. Alptekin, öğrenimini Doğu Türkistan’da tamamladıktan sonra çeşitli memuriyet görevlerinde bulundu. 1926 yılında Batı Türkistan’a geçerek burada millî mücadele taraftarlarıyla bir araya gelen Alptekin, 1931’de Hoca Niyaz tarafından başlatılan ayaklanma sırasında Doğu Türkistan’daki valilerin halka yaptıkları zulmü Çin hükûmetine anlatarak, bu durumun önlenmesini, aksi takdirde ayaklanmanın yayılacağını söyledi. Alptekin, ayaklanma sırasında ve sonrasında milliyetçilik faaliyetlerini sürdürdü. 1936 yılında Çin Meclisi üyeliğine de seçilen Alptekin, mücadelesini daha çok siyasi alanda yoğunlaştırmıştı. 1947’de kurulan Mesut Sabri Baykozi hükûmetinde genel sekreterlik görevini üstlendi. Bir yıldan fazla kaldığı bu görev esnasında, milliyetçi, anti-emparyalist ve anti-komünist politikalar sebebiyle, Rusya’nın ve Çin’in tepkilerini üzerine çekti. Alptekin, 1949’da Çin’in Doğu Türkistan’ı işgali ile birlikte o günkü Hindistan’ın Keşmir eyaletine iltica etti. TÜRKİYE YILLARI 1954 yılında Türkiye’ye geçen Alptekin, Türkiye’ye gelir gelmez İstanbul’da Doğu Türkistan Göçmenler Cemiyetini kurarak, bundan sonraki faaliyetlerini Doğu Türkistan davasının dünya kamuoyuna anlatılmasında yoğunlaştırdı. Yabancı ülke yöneticileri nezdinde olduğu kadar Türk hükûmetleri nezdinde de Doğu Türkistan davasının anlatılması için mücadele veren Alptekin, parti liderleriyle, başbakan ve cumhurbaşkanlarıyla görüştü. O tarihten itibaren Doğu Türkistan Türklerinin durumunu bütün dünyaya haykırmayı sürdüren Alptekin, bütün ömrünü bu konuya vakfetti. Doğu Türkistan davasının Türkiye’de ve dünyadaki en duayen ve fedakar ismi haline gelen İsa Yusuf Alptekin 17 Aralık 1995 gecesi İstanbul’da hayata veda etti.

Doğu Türkistan’da süren sessiz çığlık: 9 Aralık Uygur Soykırımı Günü Haber

Doğu Türkistan’da süren sessiz çığlık: 9 Aralık Uygur Soykırımı Günü

9 Aralık, Uygur Türklerinin yaşadığı soykırımı dünyaya duyurmak için önemli bir gün. Uygurlar, işgal altındaki Türk yurdu Doğu Türkistan'da son yıllarda kapsamlı bir baskı, zorla çalıştırma ve kültürel soykırıma maruz kalıyor. Çin hükûmetinin bölgedeki Uygur Türklerine yönelik gerçekleştirdiği baskılar, insanlık dışı uygulamalar ve sistematik soykırım, dünya genelinde yoğun tepkiler alıyor. 9 ARALIK UYGUR SOYKIRIMI GÜNÜ Bağımsız Uygur Mahkemesi, Eylül 2021 yılında başlattığı incelemeler neticesinde Çin'in Doğu Türkistan'da soykırım işlediğine dair güçlü delillere dayanarak aylarca süren soruşturmanın ardından 9 Aralık'ı Uygur Soykırımı Günü ilan etmişti. Mahkeminin başında ise ünlü yargıç ve savaş suçlarıyla suçlanan eski Sırp devlet başkanı Slobodan Miloşeviç’in yargılanması konusunda oynadığı etkin rolle tanınan Prof. Sir Geoffrey Nice oldu. Geoffrey Nice, geçmiş tecrübelerine dayanarak yürüttüğü soruştumalara ilişkin yaptığı açıklamasında, Çin'in kasten ve sistematik bir şekilde Uygur Türklerinin nüfusunu azaltma politikası uyguladığını, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping de dahil üst düzey bürokratların, Doğu Türkistan bölgesindeki Uygur Türklerine karşı uygulanan suçlarda "birincil sorumluluğu" olduğunu bildirmişti. EKONOMİK ÇIKARLAR BİR ÇOK ÜLKEYİ SUSTURDU 9 Aralık, bu vahşeti dünya gündemine taşımak ve Çin’in uyguladığı insan hakları ihlâllerine karşı tepkisini artırmak amacıyla soykırım günü olarak kabul edildi. Ancak, uluslararası toplumun tepkisi, bu noktada dünyadaki Uygur diasporaları tarafından yeterli görülmüyor. Çin’in uygulamaları çoğu zaman göz ardı ediliyor. Birçok ülke, ekonomik ve diplomatik ilişkiler nedeniyle susmayı tercih ediyor. Uygurların yaşadığı acı, dünya üzerinde bir halkın kimliğini, kültürünü ve yaşam hakkını yok etme süreci olarak tarihe geçti.

12 Kasım Doğu Türkistan Millî Günü Haber

12 Kasım Doğu Türkistan Millî Günü

Bugün Doğu Türkistan'da 1933 ve 1944 yıllarında kurulan iki cumhuriyetin kuruluş yıl dönümü. Diasporadaki Doğu Türkistan Türkleri, 12 Kasım'ı unutturmamak için milli gün olarak kutluyor. Bilindiği üzere, Çin'in baskıcı ve soykırıma varan politikalarından dolayı günümüzde Doğu Türkistan halkı bir varoluş mücadelesi veriyor. DOĞU TÜRKİSTAN MİLLİ GÜNÜ Doğu Türkistan Türkleri, 12 Kasım 1933 ve 1944’te iki kez bağımsız bir devlet ilan etmişti. Bu nedenle, iki cumhuriyetin kuruluş yıl dönümü “Doğu Türkistan Milli Günü” olarak kutlanıyor. Dönemin Mançu rejimine karşı zafer elde eden Doğu Türkistan Türkleri, 12 Kasım 1933 ve 1944’te iki kez bağımsız bir Türk-İslam devleti ilan etmişti. İlanından sonra sadece dört ay ayakta kalabilen Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti 1933 ile ilanından sonra beş yıl hüküm süren Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin (1944) kuruluşlarının yıl dönümü olan 12 Kasım; Doğu Türkistan’ın bağımsızlık mücadelesinin hatırlanmasında ve Doğu Türkistanlı Uygur Türkleri ile diğer Türk toplulukları için büyük bir önem taşıyor. BİRİNCİ DOĞU TÜRKİSTAN İSLAM CUMHURİYETİ Bağımsızlık ateşini yakan Doğu Türkistanlılar, 12 Kasım 1933’te Birinci Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kurdu. Hoca Niyaz’ın Cumhurbaşkanı ve Sabit Damollam’ın Başbakan olduğu bu Cumhuriyet, Çinli Müslümanların (Tunganlar) diğer Çinliler ile anlaşması ve Rusların da bu düşman kuvvetlere destek vermesi sonucunda büyük katliamlara maruz kalarak yıkıldı. YIKILIŞA GÖTÜREN ÇİN'DE KOMÜNİST VE SOVYET MANEVRALARI Doğu Türkistan’da dört yıllık milli ayaklanma, Çin içerisindeki komünistlerin ve Sovyetlerin Doğu Türkistan’da manevra alanı bulmasına neden oldu. Milliyetçi Çin hükumetinin bölgedeki isyanlardan sonra nüfuzunu Komünist Çinli komutanlara bırakması, Türkistanlılar için işleri daha karmaşık hale getirdi. Niyaz Hoca sonrası askeri birliklere komutan olan Abdu Niyaz, 1937’de Kaşgar’ı aldı. Çinlilere ve Ruslara karşı savaşabilmek için Tungan komutanlarla işbirliği girişiminde bulundu. Bunun üzerine, bölge geneline yayılan isyanı bastırmak için komünist Çinli vali Sovyetlerden yardım istedi. Sovyetlerin askeri takviyesinden sonra 1938 sonlarında ayaklanmalar bastırıldı. OSMAN BATUR DİRENİŞİ VE İKİNCİ CUMHURİYET 1940 yılına gelindiğinde Altay, Gulca ve Urumçi'de isyanlar çıkmış, Altay bölgesinde başarılar elde edilmiştir. Vali isyancıların isteklerini, özellikle Rusların bölgeyi terk etmesini anlaşmayla kabul ettiyse de bir yıl sonra bozdu. Osman İslam (Batur) bunun üzerine, Altay’da görev yapan bütün Rusları kurşunu dizdirdi. Osman Batur, 1944’e gelindiğinde hala bölgesine hakimdi. Bu sırada Doğu Türkistan, Çin’deki komünist ihtilalcilerin, milliyetçi Çin hükumetine karşı rahat zemin bulduğu bir alan haline geldi. Bundan yararlanan Uygur aydınları ve siyasileri, ayaklanmalara başladı. Nihayetinde Gulca’da Ali Han Töre, 12 Kasım 1944’te İkinci Doğu Türkistan Cumhuriyetini kurarak Cumhurbaşkanı oldu. YIKILIŞ VE ÇİN İŞGALİ Uygur siyasetçiler, Milliyetçi Çin’e karşı Sovyetler ile yakınlaşmışlardı. Komünizm, Çin’de zafer elde ettikten sonra, Komünist Rusya ile iyi ilişkiler içerisinde olsalar da bu yeni yönetimi tanımadılar. Alma Ata’ya davet edilen Ahmetcan Kasimi, İshak Beğ, Abdülkerim Abbas ve Delil Han uçakları düşürülerek öldürüldüler. Cumhuriyetin en parlak önderlerinden Canım Han Hacı, Urumçi'de idam edildi. 1949’da Cumhuriyet tamamen Çin tarafından ortadan kaldırıldı. Osman Batur, son mücadeleleri sırasında Şubat 1951’de esir düştü. Nisan ayında Urumçi'de asılarak idam edildi. 1946’dan itibaren devlet başkanı Ahmetcan Kasimi oldu. Daha sonrasında Türkiye’ye iltica eden İsa Yusuf Alptekin ise bu hükumetin Genel Sekreterliği görevini yürüttü.

Uygur Politika Yasası ABD’de kabul edildi: Çin’in insan hakları ihlallerine sert tepki Haber

Uygur Politika Yasası ABD’de kabul edildi: Çin’in insan hakları ihlallerine sert tepki

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Temsilciler Meclisi, 2 Eylül 2025 tarihinde Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) ağır insan hakları ihlallerine maruz kalan Uygur Türkeri halkını ve diğer etnik azınlıkları desteklemeyi hedefleyen, dönüm noktası niteliğinde bir yasa olan Uygur Politika Yasası’nı (H.R. 2635) kabul etti. Yasa, onay için ABD Senatosuna gönderildi. Yasanın öncülüğünü, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Doğu Asya ve Pasifik Alt Komitesi Başkanı ve Kıdemli Üyesi Temsilciler Young Kim, Ami Bera ve Komite Kıdemli Üyesi Gregory Meeks üstlendi. "KÖLELEŞTİRMEYE KARŞI NET BİR MESAJ" Kim, Senatoda yaptığı konuşmada, “ÇKP, Uygur Türkleri halkına karşı zorla kısırlaştırma, köleleştirme ve sistematik öldürme eylemlerini uzun süredir organize ediyor. Masum aileler parçalanırken, kimlikler silinirken ve nesiller bu korkunç soykırım eylemleriyle susturulurken ABD sessiz kalamaz. Uygur Politika Yasası, Amerika’nın ÇKP’nin ciddi insan hakları ihlallerini asla hoş görmeyeceğine dair net bir mesaj gönderiyor. Ne kendi topraklarımızda ne de dünyanın herhangi bir yerinde.” dedi. YASA SINIR ÖTESİ BASKILARI DA KAPSIYOR Bununla birlikte Uygur Hareketine (Campaing For Uygur/CFU) göre yasa; Uygur Türklerinin kimliği ve kültürel mirasının korunması için ABD çabalarını koordine etmek, kampların ve gözaltı tesislerinin kapatılması için baskı yapmak, Uygur Türklerinin savunucularına ve diaspora topluluklarına destek sağlamak, yurt dışında yaşayan Uygur Türklerini hedef alan sınır ötesi baskıları ele almayı öngörüyor. ÇKP İHLALLERİNE KARŞI RAPORLAMA ZORUNLULUĞU Uygur Hareketi’nin kurucusu ve İcra Direktörü Ruşen Abbas, yasayı “Çin’in sürdürmekte olduğu soykırım karşısında ABD’nin Uygur halkının yanında kararlılıkla durmasını sağlayacak hayati bir adım.” olarak nitelendirdi. Yasa, ÇKP ihlallerine dair ABD hükûmet raporlarını zorunlu kılıyor ve Meclis ile Senato’da ezici bir destek gören 2020 Uygur İnsan Hakları Politika Yasası gibi önceki girişimlerin üzerine inşa ediliyor. Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Doğu Asya ve Pasifik Alt Komitesi Kıdemli Üyesi Ami Bera da tasarının kabul edilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Uygur Politika Yasası’nın meclisten güçlü bir iki partili çoğunlukla geçmesini görmekten memnuniyet duyuyorum.” ifadelerini kullandı. ÇKP’nin toplama kampları işlettiği ve Uygur Türkleri halkı ile çoğunluğu Müslüman olan diğer topluluklara karşı yaygın insan hakları ihlalleri gerçekleştirdiği bilinmekle birlikte, Uygur Politika Yasası, Doğu Türkistan’daki devam eden krizi ele almak için kapsamlı bir strateji sunuyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.