Prof. Dr. Cemile Kınacı Baran: Türk kardeşlerimiz söz konusu olduğunda meseleye sadece diplomatik açıdan bakmıyoruz
Prof. Dr. Cemile Kınacı Baran: Türk kardeşlerimiz söz konusu olduğunda meseleye sadece diplomatik açıdan bakmıyoruz
Prof. Dr. Cemile Kınacı Baran, Kırım’ın işgalinin 12. yılı, Sovyet baskı politikaları, TDT'nin rolü ve ortak Türk alfabesi konularında QHA'ya değerlendirmelerde bulundu.
Haber Giriş Tarihi: 03.03.2026 16:19
Haber Güncellenme Tarihi: 14.03.2026 09:14
Kaynak:
Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Türk Devletleri İle İlişkiler Başkan Yardımcısı ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi (HBVÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemile Kınacı Baran, Kırım Haber Ajansına (QHA) verdiği özel röportajda Türk dünyasının dünü, bugünü ve geleceğine dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Kınacı Baran, Kırım’ın işgalinden Sovyet dönemindeki Repressiya uygulamalarının derin izlerine, Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) yükselişinden ortak alfabe idealine kadar geniş bir yelpazede stratejik analizler sundu.
Kırım’ın işgalinin 12. yılı ile ilgili kendisine yöneltilen ilk soruya, Kırım’ın Türkiye Türkleri için her zaman önemli olduğunu, eski kuşakların Kırım şarkılarıyla Kırımlıların dertleriyle dertlendiklerini, Türk insanının aklında Kırım’ın, Kırım'daki zulmün hep var olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kınacı Baran, Kırım’ın işgalinin diplomatik olarak da Türk milletini son derece etkilemekte olduğunu söyledi.
Kınacı Baran, "Türk kardeşlerimiz söz konusu olduğundameseleye sadece diplomatik açıdan bakmıyoruz, aynı zamanda biz oradaki Kırımlı Türk kardeşlerimizin de özgürlükleri, hak ve hukuk açısından bakıyoruz.” dedi. Bu konuda Türkiye’nin uyguladığı politikalara bakıldığında ise Rusya ile diyalog kanalları her ne kadar kapatılmadıysa da Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bütün platformlarda Kırım’ın işgali ve ilhak edilmesinin kabul edilebilir bir durum olmadığını dile getirdiğini söyleyen Kınacı Baran, Türkiye’nin siyasetine bakıldığında Kırım meselesini yönlendiren iki önemli unsur var diyerek bu unsurların birincisi için “günümüzde güç kullanarak sınırların işgal edilmemesi, bu sınırların güçle değiştirilmemesi gerekliliği” ikincisinin de “Kırım Türklerinin hem siyasi hakları hem de hukuk hakları hem de kültürel varlıklarının yok edilmemesi” olarak ifade etti. Türkiye’nin meseleye hep bu şekilde baktığını sözlerine ekleyen Kınacı Baran, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2024 yılındaki Kırım Platformu Liderler Zirvesi’ndeki video mesajını hatırlattı ve bu sunumda Cumhurbaşkanının “Kırım halkının yanında olduğunu, Kırım’ın ilhakını asla kabul etmediğini” uluslararası platformda da beyan ettiğini belirtti.
“KIRIM TÜRKLERİ BİZİM İÇİN ASLA FEDA EDİLEMEYECEK KARDEŞLERİMİZ”
Cumhurbaşkanının, 2025 yılında Kırım Tatar Sürgünü’nün 81. yılı nedeniyle sosyal medya hesabında yaptığı açıklamada “Biz Kırım Türklerinin bugüne kadar çektiği bütün acıları biliyoruz ve derinden bu acılarla biz de üzülüyoruz. Kırım Türklerinin her zaman yanındayız. Bu ilhakı da kabul etmiyoruz” dediğini hatırlatan Kınacı Baran, Kırım’ın ilhakının Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet politikası açısından hem de uluslararası hukuk açısından kabul edilebilir bir durum olmadığını vurguladı. Kırım Tatarları için “asla feda edilemeyecek kardeşlerimiz” ifadesini kullanan Kınacı Baran, onların hak ve hukukunu korumanın ve bunu bütün platformlarda dile getirmenin görev olduğunu da sözlerine ekledi.
"REPRESSİYA İKİ YIL İLE SINIRLANDIRILAMAZ"
Sovyetler Birliği’nin Türk dünyasında uyguladığı zulüm ve kıyımların kavramsal adı olan Repressiya ile ilgili de konuşan Kınacı Baran, bu kavramın daraltılarak yalnızca 1937-1938 yılında gerçekleşen baskı, takip ve akabinde aydınların kurşuna dizilmelerinin kastedildiğini belirtti. “Ancak bu sürecin iki yıla sınırlandırılması halinde Sovyet devrinde yapılan zulümleri ve repressiyayı hafife almış oluruz” diyen Kınacı Baran, Sovyet devrinin başından sonuna kadar her zaman baskı, zulüm ve kıyımların olduğunu, özellikle 1930’lu yıllarda Stalin’in aktif olduğu dönemde repressiyanın yoğun olduğunu belirtti.
Kınacı Baran, 1970’lere ve 80’lere gelindiğinde Sovyetler Birliği yıkılmak üzereyken bile repressiyanın söz konusu olduğunu, bu durumun tarihsel açıdan da kanıtlanabileceğini ifade etti. Repressiyanın sadece aydın kıyımından ibaret olmadığı vurgusunda bulunan Kınacı Baran, “Yok edilen bir kültür, insanların zihniyeti, yani bir zihniyetin yok edilişi. İnsanların öz benliklerinden koparak tamamen yeni bir kimliğin onlara inşa edilişi süreci. Yani bir bakıma bunun bir beyin yıkama süreci olduğunu söylememiz de mümkün. İnsanların artık kendi kimliklerini unutarak yeni bir kimliği sahiplenme süreçleri. Dolayısıyla repressiya sadece 1937 ve 1938’de aydınların katledilmesi değildir” diyerek geriye kalan anneler, çocuklar, kız kardeşlere de değindi. Suçun bireyselliği ilkesine rağmen ki katledilen aydınların da sonradan aklandıkları hatırlandığında, geride kalan yakınlarının hapse atıldığını ve özellikle onlar için Akmola’ya yakın bir yerde Aljir adı verilen hapishanelerin kadınlar için inşa edildiğini belirten Kınacı Baran “Repressiya mağduru olan hayatını kaybeden şanslıydı. Çünkü onlar bir kere öldüler. Ama geride kalan çocukları, eşleri, anneleri, kız kardeşleri aslında daha sonra da her gün bu zulüm hayatını çekmeye devam ettiler” dedi. Sürelerini tamamlayıp döndüklerinde ise herkes tarafından halk düşmanının yakını olarak damgalandıklarını ifade eden Kınacı Baran, Stalin’in ölümünden sonra 1957’de ilk aklanmaların olduğunu ancak Stalin dönemindeki korkuyu yaşamaya devam eden halkın bu kimseleri okullara, işe almak istemediğini de belirtti.
Repressiyanın bütün milli kimliğe tesir ettiğini ifade eden Kınacı Baran, Sovyet devrinde dahi gizli gizli bayramların yaşandığını, Kur’an okunmaya çalışıldığı bilgisini verdi. Edebiyatın da Sovyet devrinde milli kimliğin korunması için önemli olduğunun altını çizen Kınacı Baran, Sovyet devrinde Türk dünyası yazarlarının eserlerine bir babaanne figürü koyduklarını ve babaannenin bir kültür taşıyıcısı olduğunu belirtti. Kınacı Baran, eserlerin ideolojik unsurlarla yüklü olduğunu ancak satır altlarında kendine özgü unsurların verilebildiğini aksi takdirde ölümle cezalandırılabileceklerini söyledi.
TDT: BÖLGESİNDE ETKİLİ OLMAYA BAŞLAYAN BİR GÜÇ
Türk Devletleri Teşkilatı içerisinde Türkiye’nin konumu üzerine de görüşlerini paylaşan Kınacı Baran, teşkilatın “Başlangıçta daha çok kültürel bir birliktelik, sembolik bir birliktelik olarak teşekkül etmişken, artık günümüzde baktığımızda sadece bir kültürel birliktelik olmanın ötesinde, birlikte hareket etme iradesini de gösterebilen, aynı zamanda koridorlarla ilgili mesela ortak kararlar alabilen, Latin alfabesiyle ilgili önemli kararlar alabilen, ekonomik açıdan önemli kararlar alabilen bir yapıya doğru gittiğini görmekteyiz” dedi.
Teşkilatın Avrupa Birliği (AB) niteliğinde bir yapısının henüz olmadığını söyleyen Kınacı Baran, teşkilatın “Her geçen gün kendini güçlendirerek ve bölgesinde etkili olarak, bölgesinde önemli aktörler olan Türk dünyası devletlerinin gücüyle yükselen bir güç olduğunu söylememiz mümkün” diye konuştu. Eğitimle ilgili ortak kararlar alınmasının, Türk Üniversiteler Birliğinin (TURKUNIB) Türk üniversitelerini daha güçlü bir gelecek için birleştirmek amacıyla kurulması ve bununla birlikte Orhun Öğrenci ve Öğretim Üyesi Değişim Programlarının olması AB ve Erasmus’a yaklaşan yapılardan olduğunu belirten Kınacı Baran, “Türk Devletleri Teşkilatı üye ülkelerinin birbirleriyle serbest bir şekilde rahat rahat gidip gelebilmeleri, yani pasaport benzeri Schengen benzeri bir uygulamanın da yapılması ve bu uygulamayla rahatlıkla Türk Devletleri Teşkilatı üyelerinin birbirlerine gitmeleri, gelmeleri gibi ileriye dönük bir yapılanma beklentilerimiz arasında” dedi.
LATİN ALFABESİ ORTAK HAREKET ETME İRADESİNİN GÖSTERGESİ
Kınacı Baran, Latin alfabesinin Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Türk devletleri kurulunca gündeme alınan ve kabul edilen bir geçiş olduğunu ancak uygulamada gerçekleşmediğini ifade etti. “Günümüzde Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan bu alfabeyi aktif olarak kullanıyorlar. Ama kullanılan alfabe yine ortak Türk alfabesi değil ama Latin temelli alfabeler” diyenKınacı Baran, Kiril alfabesini Türk devletlerinin bağımsızlıktan sonra hemen bıraktıklarını, bunun yalnızca bir alfabe değişikliği değil “ortak hareket etme iradesinin de ortak kültür, ortak kimlik anlayışının da aslında bir başlangıcı niteliğinde” olduğunu söyledi.
Türk-Latin alfabesi kullanılacak olmasının Türk dünyasını birbirine daha da yakınlaştıracağını belirten Kınacı Baran, “Bu bağlamda son yıllarda çok sayıda çalışmalar var. Hem bilim insanlarının yaptığı çalışmalar bu alanla ilgili öte yandan Türk Devletleri Teşkilatının yürüttüğü çalışmalar, Türk Akademisinin ortak alfabeyle yazdığı kitaplar var... Geçtiğimiz günlerde yine Türk Devletleriyle İlişkiler Başkanlığı tarafından bir vizyon belgesi Türk Devletleri Teşkilatının dillerinde yine ortak Türk alfabesiyle yayınlandı” diye konuştu. Dönüşümün yavaş yavaş gerçekleşeceğini de sözlerine ekleyen Kınacı Baran, Kazakistan’da Latin alfabesi ile birlikte Kiril alfabesinin de kullanıldığını belirtti. Kınacı Baran, ortak Türk alfabesi kullanıldığı takdirde bütün Türk dünyası rahatlıkla anlaşılabilecektir. Dijital ortamlarda Latin alfabesi aktif kullanıldığından bahisle “Sadece bu alfabenin resmiyete dökülmesi ve devletler nezdinde de kendi iç dinamiklerini dikkate alarak bu devletlerin de bu dönüşümü gerçekleştirme gerekliliği söz konusu” dedi.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Prof. Dr. Cemile Kınacı Baran: Türk kardeşlerimiz söz konusu olduğunda meseleye sadece diplomatik açıdan bakmıyoruz
Prof. Dr. Cemile Kınacı Baran, Kırım’ın işgalinin 12. yılı, Sovyet baskı politikaları, TDT'nin rolü ve ortak Türk alfabesi konularında QHA'ya değerlendirmelerde bulundu.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Türk Devletleri İle İlişkiler Başkan Yardımcısı ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi (HBVÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemile Kınacı Baran, Kırım Haber Ajansına (QHA) verdiği özel röportajda Türk dünyasının dünü, bugünü ve geleceğine dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Kınacı Baran, Kırım’ın işgalinden Sovyet dönemindeki Repressiya uygulamalarının derin izlerine, Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) yükselişinden ortak alfabe idealine kadar geniş bir yelpazede stratejik analizler sundu.
Kırım’ın işgalinin 12. yılı ile ilgili kendisine yöneltilen ilk soruya, Kırım’ın Türkiye Türkleri için her zaman önemli olduğunu, eski kuşakların Kırım şarkılarıyla Kırımlıların dertleriyle dertlendiklerini, Türk insanının aklında Kırım’ın, Kırım'daki zulmün hep var olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kınacı Baran, Kırım’ın işgalinin diplomatik olarak da Türk milletini son derece etkilemekte olduğunu söyledi.
Kınacı Baran, "Türk kardeşlerimiz söz konusu olduğunda meseleye sadece diplomatik açıdan bakmıyoruz, aynı zamanda biz oradaki Kırımlı Türk kardeşlerimizin de özgürlükleri, hak ve hukuk açısından bakıyoruz.” dedi. Bu konuda Türkiye’nin uyguladığı politikalara bakıldığında ise Rusya ile diyalog kanalları her ne kadar kapatılmadıysa da Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bütün platformlarda Kırım’ın işgali ve ilhak edilmesinin kabul edilebilir bir durum olmadığını dile getirdiğini söyleyen Kınacı Baran, Türkiye’nin siyasetine bakıldığında Kırım meselesini yönlendiren iki önemli unsur var diyerek bu unsurların birincisi için “günümüzde güç kullanarak sınırların işgal edilmemesi, bu sınırların güçle değiştirilmemesi gerekliliği” ikincisinin de “Kırım Türklerinin hem siyasi hakları hem de hukuk hakları hem de kültürel varlıklarının yok edilmemesi” olarak ifade etti. Türkiye’nin meseleye hep bu şekilde baktığını sözlerine ekleyen Kınacı Baran, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2024 yılındaki Kırım Platformu Liderler Zirvesi’ndeki video mesajını hatırlattı ve bu sunumda Cumhurbaşkanının “Kırım halkının yanında olduğunu, Kırım’ın ilhakını asla kabul etmediğini” uluslararası platformda da beyan ettiğini belirtti.
“KIRIM TÜRKLERİ BİZİM İÇİN ASLA FEDA EDİLEMEYECEK KARDEŞLERİMİZ”
Cumhurbaşkanının, 2025 yılında Kırım Tatar Sürgünü’nün 81. yılı nedeniyle sosyal medya hesabında yaptığı açıklamada “Biz Kırım Türklerinin bugüne kadar çektiği bütün acıları biliyoruz ve derinden bu acılarla biz de üzülüyoruz. Kırım Türklerinin her zaman yanındayız. Bu ilhakı da kabul etmiyoruz” dediğini hatırlatan Kınacı Baran, Kırım’ın ilhakının Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet politikası açısından hem de uluslararası hukuk açısından kabul edilebilir bir durum olmadığını vurguladı. Kırım Tatarları için “asla feda edilemeyecek kardeşlerimiz” ifadesini kullanan Kınacı Baran, onların hak ve hukukunu korumanın ve bunu bütün platformlarda dile getirmenin görev olduğunu da sözlerine ekledi.
"REPRESSİYA İKİ YIL İLE SINIRLANDIRILAMAZ"
Sovyetler Birliği’nin Türk dünyasında uyguladığı zulüm ve kıyımların kavramsal adı olan Repressiya ile ilgili de konuşan Kınacı Baran, bu kavramın daraltılarak yalnızca 1937-1938 yılında gerçekleşen baskı, takip ve akabinde aydınların kurşuna dizilmelerinin kastedildiğini belirtti. “Ancak bu sürecin iki yıla sınırlandırılması halinde Sovyet devrinde yapılan zulümleri ve repressiyayı hafife almış oluruz” diyen Kınacı Baran, Sovyet devrinin başından sonuna kadar her zaman baskı, zulüm ve kıyımların olduğunu, özellikle 1930’lu yıllarda Stalin’in aktif olduğu dönemde repressiyanın yoğun olduğunu belirtti.
Kınacı Baran, 1970’lere ve 80’lere gelindiğinde Sovyetler Birliği yıkılmak üzereyken bile repressiyanın söz konusu olduğunu, bu durumun tarihsel açıdan da kanıtlanabileceğini ifade etti. Repressiyanın sadece aydın kıyımından ibaret olmadığı vurgusunda bulunan Kınacı Baran, “Yok edilen bir kültür, insanların zihniyeti, yani bir zihniyetin yok edilişi. İnsanların öz benliklerinden koparak tamamen yeni bir kimliğin onlara inşa edilişi süreci. Yani bir bakıma bunun bir beyin yıkama süreci olduğunu söylememiz de mümkün. İnsanların artık kendi kimliklerini unutarak yeni bir kimliği sahiplenme süreçleri. Dolayısıyla repressiya sadece 1937 ve 1938’de aydınların katledilmesi değildir” diyerek geriye kalan anneler, çocuklar, kız kardeşlere de değindi. Suçun bireyselliği ilkesine rağmen ki katledilen aydınların da sonradan aklandıkları hatırlandığında, geride kalan yakınlarının hapse atıldığını ve özellikle onlar için Akmola’ya yakın bir yerde Aljir adı verilen hapishanelerin kadınlar için inşa edildiğini belirten Kınacı Baran “Repressiya mağduru olan hayatını kaybeden şanslıydı. Çünkü onlar bir kere öldüler. Ama geride kalan çocukları, eşleri, anneleri, kız kardeşleri aslında daha sonra da her gün bu zulüm hayatını çekmeye devam ettiler” dedi. Sürelerini tamamlayıp döndüklerinde ise herkes tarafından halk düşmanının yakını olarak damgalandıklarını ifade eden Kınacı Baran, Stalin’in ölümünden sonra 1957’de ilk aklanmaların olduğunu ancak Stalin dönemindeki korkuyu yaşamaya devam eden halkın bu kimseleri okullara, işe almak istemediğini de belirtti.
REPRESSİYA TÜRKLERİN HAYATINDA NÜFUSTAN KÜLTÜRE, ÇEVRE POLİTİKASINDAN MİLLİ KÜLTÜRE TESİR ETMİŞTİR
Repressiyanın bütün milli kimliğe tesir ettiğini ifade eden Kınacı Baran, Sovyet devrinde dahi gizli gizli bayramların yaşandığını, Kur’an okunmaya çalışıldığı bilgisini verdi. Edebiyatın da Sovyet devrinde milli kimliğin korunması için önemli olduğunun altını çizen Kınacı Baran, Sovyet devrinde Türk dünyası yazarlarının eserlerine bir babaanne figürü koyduklarını ve babaannenin bir kültür taşıyıcısı olduğunu belirtti. Kınacı Baran, eserlerin ideolojik unsurlarla yüklü olduğunu ancak satır altlarında kendine özgü unsurların verilebildiğini aksi takdirde ölümle cezalandırılabileceklerini söyledi.
TDT: BÖLGESİNDE ETKİLİ OLMAYA BAŞLAYAN BİR GÜÇ
Türk Devletleri Teşkilatı içerisinde Türkiye’nin konumu üzerine de görüşlerini paylaşan Kınacı Baran, teşkilatın “Başlangıçta daha çok kültürel bir birliktelik, sembolik bir birliktelik olarak teşekkül etmişken, artık günümüzde baktığımızda sadece bir kültürel birliktelik olmanın ötesinde, birlikte hareket etme iradesini de gösterebilen, aynı zamanda koridorlarla ilgili mesela ortak kararlar alabilen, Latin alfabesiyle ilgili önemli kararlar alabilen, ekonomik açıdan önemli kararlar alabilen bir yapıya doğru gittiğini görmekteyiz” dedi.
Teşkilatın Avrupa Birliği (AB) niteliğinde bir yapısının henüz olmadığını söyleyen Kınacı Baran, teşkilatın “Her geçen gün kendini güçlendirerek ve bölgesinde etkili olarak, bölgesinde önemli aktörler olan Türk dünyası devletlerinin gücüyle yükselen bir güç olduğunu söylememiz mümkün” diye konuştu. Eğitimle ilgili ortak kararlar alınmasının, Türk Üniversiteler Birliğinin (TURKUNIB) Türk üniversitelerini daha güçlü bir gelecek için birleştirmek amacıyla kurulması ve bununla birlikte Orhun Öğrenci ve Öğretim Üyesi Değişim Programlarının olması AB ve Erasmus’a yaklaşan yapılardan olduğunu belirten Kınacı Baran, “Türk Devletleri Teşkilatı üye ülkelerinin birbirleriyle serbest bir şekilde rahat rahat gidip gelebilmeleri, yani pasaport benzeri Schengen benzeri bir uygulamanın da yapılması ve bu uygulamayla rahatlıkla Türk Devletleri Teşkilatı üyelerinin birbirlerine gitmeleri, gelmeleri gibi ileriye dönük bir yapılanma beklentilerimiz arasında” dedi.
LATİN ALFABESİ ORTAK HAREKET ETME İRADESİNİN GÖSTERGESİ
Kınacı Baran, Latin alfabesinin Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Türk devletleri kurulunca gündeme alınan ve kabul edilen bir geçiş olduğunu ancak uygulamada gerçekleşmediğini ifade etti. “Günümüzde Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan bu alfabeyi aktif olarak kullanıyorlar. Ama kullanılan alfabe yine ortak Türk alfabesi değil ama Latin temelli alfabeler” diyen Kınacı Baran, Kiril alfabesini Türk devletlerinin bağımsızlıktan sonra hemen bıraktıklarını, bunun yalnızca bir alfabe değişikliği değil “ortak hareket etme iradesinin de ortak kültür, ortak kimlik anlayışının da aslında bir başlangıcı niteliğinde” olduğunu söyledi.
Türk-Latin alfabesi kullanılacak olmasının Türk dünyasını birbirine daha da yakınlaştıracağını belirten Kınacı Baran, “Bu bağlamda son yıllarda çok sayıda çalışmalar var. Hem bilim insanlarının yaptığı çalışmalar bu alanla ilgili öte yandan Türk Devletleri Teşkilatının yürüttüğü çalışmalar, Türk Akademisinin ortak alfabeyle yazdığı kitaplar var... Geçtiğimiz günlerde yine Türk Devletleriyle İlişkiler Başkanlığı tarafından bir vizyon belgesi Türk Devletleri Teşkilatının dillerinde yine ortak Türk alfabesiyle yayınlandı” diye konuştu. Dönüşümün yavaş yavaş gerçekleşeceğini de sözlerine ekleyen Kınacı Baran, Kazakistan’da Latin alfabesi ile birlikte Kiril alfabesinin de kullanıldığını belirtti. Kınacı Baran, ortak Türk alfabesi kullanıldığı takdirde bütün Türk dünyası rahatlıkla anlaşılabilecektir. Dijital ortamlarda Latin alfabesi aktif kullanıldığından bahisle “Sadece bu alfabenin resmiyete dökülmesi ve devletler nezdinde de kendi iç dinamiklerini dikkate alarak bu devletlerin de bu dönüşümü gerçekleştirme gerekliliği söz konusu” dedi.
Son Haberler