SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Film

QHA - Kırım Haber Ajansı - Film haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Film haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Ukrayna kültürü, Rusya'nın hedefinde: Kıyiv'de köklü film stüdyosu vuruldu! Haber

Ukrayna kültürü, Rusya'nın hedefinde: Kıyiv'de köklü film stüdyosu vuruldu!

İşgalci Rusya, 6 Ekim’i 7 Ekim’e bağlayan gece Ukrayna geneline geniş çaplı bir hava saldırısı düzenledi. Saldırıların ana hedeflerinden biri olan başkent Kıyiv’in 4 ilçesinde yıkımlar meydana gelip en az 2 kişi hayatını kaybederken, Ukrayna sinemasının incilerinin üretildiği “Oleksandr Dovzhenko” film stüdyosunda ise füze parçalarının isabet etmesi sonucunda hasar meydana geldi. Ukrayna Kültür Bakanlığının resmî sosyal medya hesabından yapılan paylaşıma göre, stüdyo bünyesindeki çalışmaların yürütüldüğü yapılarda saldırı sonucu çıkan yangın kontrol altına alındı. STÜDYO’YA 15 HAZİRAN’DA DÜZENLENEN SALDIRIDA UKRAYNA’NIN KÜLTÜREL MİRASI KÜLE DÖNMÜŞTÜ Stüdyo, Rusya’nın Kıyiv’e 2 ve 15 Haziran 2026 tarihlerinde düzenlediği saldırılar sonucunda da ağır hasar almıştı. Ukrayna’nın kült filmlerinde kullanılan kostümlerinin muhafaza edildiği en büyük ve en eski koleksiyon ise Rusya’nın stüdyoya yönelik 15 Haziran 2026 tarihinde düzenlediği saldırıda yok edilmişti. Ukrayna’nın kültürel mirasının bir kez daha hedef alındığı olay, hem Ukrayna hem de uluslararası kamoyunda infial yaratmıştı. Rusya’nın başkente haziran ayında düzenlediği saldırıların ardından film stüdyosunun arazisinde restorasyon çalışmaları başlatılmıştı. “RUSYA, KÜLTÜRÜMÜZÜ VE SİNEMA MİRASIMIZI BİR KEZ DAHA HEDEF ALIYOR” Ukrayna Başbakan Yardımcısı ve Kültür Bakanı Tetyana Berejna (Berezhna) ise şu ifadelere yer verdi: Rusya, kültürümüzü ve sinema mirasımızı bir kez daha hedef alıyor. ‘Dovzhenko’ film stüdyosu, daha önce de Rus saldırıları sonucunda ciddi hasar görmüştü ve bugün Rusya, yine stüdyonun yapılarında hasara yol açtı. Burası Ukrayna sinemasının can bulduğu, sanatçılarımızın nesiller boyunca çalıştığı ve Ukrayna sinema tarihinin önemli bir bölümünün korunduğu bir mekân.

Festival Yönetmeni Neşe Sarısoy Karatay: Kırım’ı sinemanın gücüyle anlattık Haber

Festival Yönetmeni Neşe Sarısoy Karatay: Kırım’ı sinemanın gücüyle anlattık

Kırım Tatar Sineması’nın 100. yılı vesilesiyle düzenlenen ve yoğun ilgi gören 1. Uluslararası Kırım Film Festivali sona erdi. Organizasyonun ardından Kırım Haber Ajansına (QHA) özel açıklamalarda bulunan Festival Yönetmeni Neşe Sarısoy Karatay; etkinliğin mutfağını, 100 yıllık tarihi filmlerin yankılarını ve Kırım Tatar sinemasının geleceğine dair hedeflerini paylaştı. "10 KİŞİ BİLE OLSAYDI İZLEYECEKTİK, SALONLAR DOLDU" Festivali planlarken samimi bir heyecanla yola çıktıklarını belirten Karatay, gördükleri ilgi karşısındaki mutluluğunu şu sözlerle dile getirdi: Festivalimiz çok beklediğimizin ötesinde bir ilgiyle karşılandı. Film günlerini hayal ederken 'Ekipçe 10 kişiyiz, kimse gelmezse oturur kendimiz izleriz' diyorduk. Ancak onlar değil yüzler geldi, salonumuz doldu ve çok güzel geri dönüşler aldık. Birçok uluslararası festivalde jüri veya danışman olarak bulunuyorum ve koltukların boş kaldığına çok sık şahit oluyorum. Burada ise koltuklar boş kalmadı ve çok ilgiyle izleyen insanlar vardı. Kırım Tatar kültürüne uzak olan insanlar bile gelip bu kültürü, tarihi ve sanatı yerinde öğrendi. 100 YILLIK YASAKLI FİLM "ALİM" İLK KEZ TÜRKİYE'DE SEYİRCİYLE BULUŞTU Karatay, festival kapsamındaki en önemli ilklerden birinin Stalin döneminde yasaklanan 1926 yapımı "Âlim" filminin Türkiye gösterimi olduğunu vurgulayarak şu ifadelere yer verdi: Biz birçok ilke imza attık. 'Kırım Tatar Sineması'nın 100. Yılı' kavramını ilk kez ortaya çıkardık ve en iyi belgesel, en iyi sinema filmi, en iyi kültür mirası gibi ödüller takdim ettik. En çok ilgi gören eserlerden biri de 1926'da Kırım Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Başkanı Veli İbraimov'un desteğiyle çekilen ve Kırım Tatar halk kahramanı Âlim Aydamak'ı anlatan Âlim filmi oldu. Stalin döneminde yasaklanan bu tarihi eseri 100 yıl sonra Türkiye'de ilk kez seyirciyle buluşturduk. İnsanlar 100 sene önceki bir eseri ilgiyle izleyebildi ve Kırım bir halk kahramanı hakkında ve dönem hakkında, kıyafetleri, mekanları hakkında bilgi aldı. Bir sanat eseri ürettiğinizde 100 yıl sonra da yaşayabildiğini bir kez daha gördük. 7 ÜLKEDEN BAŞVURU: "KIRIM SADECE DANS VE MÜZİKTEN İBARET DEĞİL" Kırım kültürünün genellikle halk dansları ve müzikle anılmasına karşın sinema alanında da çok güçlü bir potansiyele sahip olduğunu hatırlatan Karatay, uluslararası katılımı şöyle özetledi: Genellikle Kırım etkinlikleri dans ve müzik odaklı olur. Ben mesleğim gereği görselliğe odaklandığım için Kırım'la ilgili ciddi bir film üretimi olduğunu biliyordum ve bunları bir diyalog zemininde buluşturmak istedim. Festivalimize 16'sı belgesel olmak üzere toplam 30 film başvurdu. Jüri değerlendirmesi sonucu 8 belgesel finale kaldı. Yapay zekâ ve kısa filmleri de gösterim seçkisine dahil ettik. ABD, İngiltere, İrlanda, Belçika, Kazakistan, Kırım ve Türkiye gibi çeşitli ülkelerden katılım sağlandı. Ne yazık ki bunların bir kısmı Kırım Tatarlarının sürgünler ve işgaller nedeniyle dünyaya dağılmasından kaynaklanıyor. Hem de Kırım Tatar olmayan yönetmenlerin katılımı da oldu. Ayrıca şimdiden duyuru yapayım. Yeni eserlerin üretilmesi, birikmesi amacıyla Film Günleri'ni Allah nasip ederse 3 yıl sonra tekrarlamayı planlıyoruz. "İNŞALLAH VATANA DÖNDÜĞÜMÜZDE AŞK FİLMLERİ DE ÇEKECEĞİZ" Etkinlikte gösterilen filmlerin genelinde var olma mücadelesi ve vatan özleminin hakim olduğunu belirten Neşe Sarısoy Karatay, gelecek döneme dair planlarını ve temennilerini şu ifadelerle aktardı: Gösterilen filmlerin konularına bakarsanız hep bir kaygı içeriyor: Sürgün, göç, kimlik, aidiyet, yok olma korkusu ve vatan özlemi... Hep bir hayatta kalma mücadelesi izledik. Ancak inanıyorum ki Kırım Tatar sinemasının geleceği yalnızca sürgünü, işgali ve mücadeleyi anlatan filmlerden ibaret olmayacaktır. Bir gün Kırım Tatarları kendi vatanlarında özgürce yaşadıklarında, sinemaları da hayatın bütün renklerini anlatacaktır. Aşkları, sevinçleri, çocuklukları, hayalleri, komedileri ve gündelik yaşamları da beyaz perdeye yansıyacaktır.

Zafer Karatay: Hedefimiz festivali işgalden kurtarılmış özgür Kırım’da düzenlemek Haber

Zafer Karatay: Hedefimiz festivali işgalden kurtarılmış özgür Kırım’da düzenlemek

Kırım Tatar sinema tarihinin 100. yılı kapsamında düzenlenen 1. Uluslararası Kırım Film Festivali, sinemaseverler ve kamuoyu nezdinde geniş yankı uyandırdı. Etkinliğin ardından Kırım Haber Ajansına (QHA) özel açıklamalarda bulunan Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay, organizasyonun Kırım kültür ve medeniyetinin bilinmeyen yönlerini ortaya koyduğunu ifade etti. "100 YILLIK SİNEMA TARİHİMİZ BÜYÜK BİR ŞAŞKINLIK VE GURUR YARATTI" Etkinliğin planlanan hedeflerin çok ötesinde bir ilgi ve başarıyla tamamlandığını belirten Zafer Karatay, organizasyona dair izlenimlerini şu sözlerle aktardı: "Gelen seyircilerin, katılanların olumlu izlenimleri ve bizlere gelip defalarca teşekkür etmeleri bizleri son derece mutlu etti. İyi ki yönetmen Neşe Sarsoy Karatay böyle bir fikir ortaya attı ve Kırım Tatar sinemasının 100. yılını boş geçirmedi. Kırım tarihi açısından çok önemli bir etkinliğin temeli atılmış oldu. Hem kendi camiamız hem de Türkiye'deki Kırım sevdalıları ve sanatseverler, medeniyetimizin hiç bilinmeyen bir yönüyle karşılaştı. Birçok kişi '100 yıl önce Kırım Tatar sineması var mıydı?' diyerek hayretini gizleyemedi. Yarattığımız bu farkındalık bile amacımıza ulaştığımızı gösteriyor. "SİNEMANIN GÜCÜYLE İNSANLAR KIRIM’IN ACILARINI GÖZYAŞLARIYLA İZLEDİ" Yarışma ve gösterim seçkisinde yer alan filmlerin derin bir duygusal bağ kurduğuna dikkat çeken Karatay, Yeşilçam Sineması'nda yaşanan anları şöyle paylaştı: Belgesel yarışma kategorisindeki seçki ve gösterimdeki filmler son derece nitelikliydi. İnsanlar Kırım tarihini, yaşanan sürgünü ve muhacereti gözyaşlarıyla izledi. Birçok izleyici Kırım halkının bu kadar acı çektiğini ve böylesine köklü bir geçmişe sahip olduğunu bilmediğini itiraf etti. Ev sahipliğimizi yapan Yeşilçam Sineması Müdürü Burcu Hanım dahi organizasyon sonunda bizleri gözyaşlarıyla uğurlayarak 'Çok etkilendim, kapımız sizlere her zaman açık' dedi. Bundan dolayı bu festivalin böyle bir işe yaradığını, bu kadar geniş bir yankı bulduğunu görmek bizleri ziyadesiyle memnun etti. "SIRA GENÇLERDE: HEDEFİMİZ İŞGALDEN KURTARILMIŞ KIRIM’DA BULUŞMAK" Kırım Tatar sinemasının geleceği için gençlere çağrıda bulunan Karatay, festivalin nihai durağının Kırım olması gerektiğini vurgulayarak şunları kaydetti: Bizler yıllarca belgeseller ürettik, Kırım davasına hizmet etmeye çalıştık fakat artık sıra gençlerdedir. Bu organizasyonun yeni filmlere, belgesellere, kısa filmlere ve hatta yapay zekâ yapımlarına ilham olmasını; yeni oyuncular ve sanatçılar yetiştirmesini temenni ediyoruz. En büyük arzumuz ve duamız ise bu Kırım Tatar Film Günleri’ni Rus işgalinden kurtarılmış Kırım’da gerçekleştirmektir. Çünkü bu festivalin gerçek evi Akmescit’tir; ilk Kırım Tatar filmi olan Âlim’in çekildiği Bahçesaray, Hansaray ve Yalta’dır. O günleri sabırsızlıkla bekliyoruz. Karatay ayrıca, sürecin başından itibaren haberleriyle kamuoyu farkındalığı oluşturan ve organizasyona destek veren Kırım Haber Ajansına da teşekkürlerini iletti.

Dünyanın en büyük yapay zekâ film festivali Kazakistan’da: 125 ülkeden 8 bini aşkın film Haber

Dünyanın en büyük yapay zekâ film festivali Kazakistan’da: 125 ülkeden 8 bini aşkın film

Kazakistan, yapay zekâ kullanılarak hazırlanan filmleri bir araya getiren “Astana AI Film Festivali”ne (AAIFF 2026) ev sahipliği yaptı. Festivale 125 ülkeden toplam 8 bin 67 başvuru yapıldı. Kazinform’un aktardığına göre, başvuru sayısında bin 395 filmle ABD ilk sırada yer alırken, Kazakistan 829 filmle ikinci oldu. Hindistan 702 filmle üçüncü, Çin 550 filmle dördüncü, Güney Kore ise 349 filmle beşinci sırada yer aldı. AAIFF Yönetim Kurulu Başkanı Almaz Zhali, festivalin ulaştığı uluslararası katılıma dikkati çekerek, “Sadece birkaç ay önce uluslararası bir yarışma başlatıyorduk ve bugün 125 ülkeden 8 binden fazla başvuru aldık.” dedi. FESTİVAL DÜNYANIN EN BÜYÜĞÜ AAIFF Kreatif Direktörü Aizatulla Hüseyin, festival fikrinin üretken video teknolojilerinin hızla geliştiği Aralık 2025’te Astana’da ortaya çıktığını belirtti. Hüseyin, festivalin ulaştığı büyüklüğe ilişkin, “Artık, hem 2 milyon dolarlık fonu hem de başvuru sayısı açısından Astana AI Film Festivali’nin dünyanın en büyük yapay zekâ film festivali olduğunu açıkça söyleyebiliriz.” ifadelerini kullandı. Teknolojik gelişmelerin festivalin zamanlamasında etkili olduğunu belirten Hüseyin, “Gerçek filmler üretebilen teknolojiler ortaya çıkmaya başladığı sırada pazara doğru zamanda girdik.” dedi. Başvuruların yaklaşık yüzde 40’ını oluşturan 3 bin 138 film, festivalin “Yaşanmaya Değer Gelecek” teması kapsamında hazırlandı. Toplam 4 bin 929 eser ise 19 farklı türü kapsayan açık yarışmaya gönderildi. Festivale sunulan filmlerin toplam süresinin 100 bin dakikayı aştığı, yapımların 4 bin 756 film yapımcısı tarafından 80’den fazla üretken yapay zekâ modeli kullanılarak hazırlandığı bildirildi. 1 MİLYON DOLARLIK ÖDÜL HAVUZU Festivalin toplam 1 milyon dolarlık ödül havuzunun 750 bin doları ana tematik programa, 250 bin doları ise beş açık kategoriye ayrıldı. Girişimci ve yatırımcı Balaji Srinivasan da gelecek vadeden yapay zekâ ekiplerini desteklemek amacıyla ayrıca 1 milyon dolarlık yatırım fonu oluşturdu.

1. Uluslararası Kırım Film Festivali İstanbul’da başladı: Yüzyıllık sinema hafızası perdeye taşıyor Haber

1. Uluslararası Kırım Film Festivali İstanbul’da başladı: Yüzyıllık sinema hafızası perdeye taşıyor

Kırım Tatar sanatını, tarihini ve güncel meselelerini sinema üzerinden ele alan 1. Uluslararası Kırım Film Festivali bugün başladı. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) ile Sinema Genel Müdürlüğünün destekleriyle Emel Kırım Vakfı tarafından düzenlenen organizasyon İstanbul’da sinemaseverlerle buluşuyor. "Kırım Tatar Sinemasının 100 Yılı" temasıyla gerçekleştirilen festival, SSCB döneminde 1926 yılında çekilen tarihî Alim (Aydamak) filminin gösterimiyle kapılarını araladı. TARİHÎ ALİM FİLMİ SEYİRCİYLE BULUŞTU Emel Kırım Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Büşra Kayar, Alim (Aydamak) filminin gösteri öncesinde film hakkında bilgi verdi. Kayar, konuşmasında Çarlık döneminde eşkıya olarak tanınan, Kırım Muhtar Cumhuriyeti döneminde ise Kırım halkının kahramanlarından biri olarak kabul edilen Alim Azametoğlu’nun, halk arasında “Alim Aydamak” adıyla bilindiğini belirtti. Alim Aydamak etrafında şekillenen sinema ve halk anlatısına değinen Kayar, 2026 yılının film açısından özel bir anlam taşıdığını ifade ederek, yapımın ilk kez beyaz perdede gösterilmesinin üzerinden 100 yıl geçtiğini söyledi. “Alim” filminin Kırım Tatar sinema tarihindeki ilk önemli yapımlardan biri olduğunu belirten Kayar, eserin yalnızca bir sinema filmi olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Kayar, filmin aynı zamanda Kırım Tatar halkının tarihî hafızasının, sözlü kültürünün ve kahramanlık anlatılarının yanı sıra 1920’li yıllardaki kültürel hayatın sinemaya aktarılması bakımından da önem taşıdığını kaydetti. George Tasin tarafından yönetilen filmin ilk olarak 16 Ağustos 1926’da Moskova’da, ardından 30 Kasım 1926’da Kıyiv’de gösterildiğini aktaran Kayar, filmin çekimlerinin Yalta Sinema Stüdyosu tarafından gerçekleştirildiğini söyledi. Kayar, 1925 yılının sonbaharında başlayan çekimlerin Kırım’ın farklı bölgelerinde gerçekleştirildiğini belirterek, Ay Petri ve Çatır Dağ, Sudak’ın Vörön köyü ve Bahçesaray pazarı gibi mekânların filmde kullanıldığını ifade etti. Filmin konusunun Alim’in adaletsizliğe karşı çıkması ve haksızlığa uğrayan halkı savunması üzerinden şekillendiğini belirten Kayar, bu anlatının Alim’i zamanla bir halk kahramanına dönüştürdüğünü söyledi. Kayar, “Alim” filminin Kırım Tatar sinema tarihinin başlangıç noktalarından biri olmasının yanı sıra, Kırım Tatar halk kültürünün sözlü kahramanlarından birinin sinema aracılığıyla geniş kitlelere aktarılması açısından da önemli bir kültürel miras niteliği taşıdığını vurguladı. “TÜRKİYE’DE İLK KEZ İSTANBUL’DA GÖSTERİLECEK” Festival Yönetmeni ve yazar Neşe Sarısoy Karatay, “Alim” filminin Sovyetler Birliği döneminde yasaklandığını ve uzun yıllar beyaz perdede gösterilemediğini belirterek, filmin Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından 1990’lı yıllarda yeniden ortaya çıkarıldığını ifade etti. Filmin arşivlerden çıkarıldıktan sonra günümüz teknolojisiyle restore edilerek daha kaliteli hale getirildiğini aktaran Karatay, yapımın yeniden seyirciyle buluşturulduğunu söyledi. Karatay, “Alim” filminin Türkiye’de ise ilk kez İstanbul’da gösterileceğini belirtti. Karatay, filmin Sovyetler Birliği döneminde, Kırım Muhtar Cumhuriyeti Başkanı Veli İbrahim’in desteğiyle çekildiğine dikkat çekerek, “1926 yılında çekilen sessiz filmin başrol oyuncusu Hayri Emirzade’ydi. Sanat danışmanlığını ise Hüseyin Badaninski yaptı.” dedi. Filmin Yalta ve çevresindeki köylerde Kırım Tatar oyuncuların katılımıyla çekildiğini belirten Karatay, yapımın Kırım Tatar kültürüne ilişkin önemli görsel unsurlar barındırdığını ifade etti. Karatay, “Filmin her karesinde 19. yüzyıl Kırım Tatar millî giysilerini, geleneklerini ve adetlerini görmek mümkün. Bu yönüyle ‘Alim’, yalnızca bir sinema filmi değil, aynı zamanda dönemin Kırım Tatar kültürünü ve yaşam biçimini yansıtan önemli bir görsel kaynak niteliğinde.” ifadelerini kullandı. Karatay, filmin 100 yıl sonra Türkiye’de seyirciyle buluşmasının Kırım Tatar sinema tarihi ve kültürel mirasının tanıtılması açısından önemli bir adım olduğunu vurguladı. Festival Yönetmeni ve yazar Sarısoy Karatay’ın konuşmasından sonra, Alim (Aydamak) filmi seyirciyle buluştu. ZAFER KARATAY CENGİZ DAĞCI’YI ANLATTI Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay, yönetmenliğini yaptığı “Cengiz Dağcı” belgeseli gösterimi öncesinde bir konuşma gerçekleştirdi. Cengiz Dağcı'yı çocukluk yıllarında tanıdığını belirten Karatay, 11-12 yaşlarında köyde “Korkunç Yıllar” romanını okuduğunu ve bu eserin hayatında önemli bir dönüm noktası olduğunu söyledi. Karatay, o yaşlarda bir köy çocuğu olarak ilerleyen yıllarda Cengiz Dağcı ile tanışacağını ve onun belgeselini çekeceğini hayal bile edemediğini ifade etti. Karatay, Emel dergisini 1983 yılında yayımlamaya başladıkları dönemde, derginin abone adresleri arasında Cengiz Dağcı'nın adresine ulaştıklarını aktardı. Dağcı'ya dergiyi göndermeye ve mektuplaşmaya başladıklarını belirten Karatay, o yıllara ait mektupların hâlâ ellerinde bulunduğunu söyledi. Daha sonra Cengiz Dağcı ile telefon aracılığıyla iletişim kurduklarını anlatan Karatay, Ankara'dan Dağcı'nın sesini ilk kez telefonda duyduğunu ve Dağcı'nın kendisini mektuplarından tanıdığını belirtti. Bu iletişimin 1983 yılından sonra da devam ettiğini kaydetti. TRT'de çalışmaya başladıktan sonra Türk dünyası ve Kırım üzerine belgeseller hazırlamanın en büyük hayallerinden biri olduğunu ifade eden Karatay, bir süre sonra Cengiz Dağcı'nın belgeselini çekme fırsatı bulduğunu söyledi. Dağcı'nın yalnızca büyük bir yazar değil, aynı zamanda son derece mütevazı bir insan olduğunu vurgulayan Karatay, “Cengiz Dağcı inanılmaz bir vatansever ve aynı zamanda inanılmaz mütevazı bir insandı.” dedi. Belgesel projesinden Dağcı'ya söz ettiğinde onun ilk olarak kendisini değil, Kırım'daki insanları düşündüğünü aktaran Karatay, Dağcı'nın kendisine, “Git bizim insanlarımızı çek. Sürgünde olanları çek. Onlar vatanlarını unutmuyorlar, gençliklerini unutmuyorlar. Onları çek.” şeklinde karşılık verdiğini anlattı. Karatay, Dağcı'nın kendi hayatından ve eserlerinden ziyade Kırım'daki soydaşlarının durumuyla ilgilendiğini belirterek, “Kendisi için hiçbir şey yapmadı. O dönemde insanlarının ve onların yaşadığı durumun peşindeydi.” ifadelerini kullandı. Belgesel çekimleri için Dağcı'nın yanına gittiklerinde kameraların açılmasıyla birlikte Dağcı'nın ilk olarak Kırım'daki soydaşlarını sorduğunu anlatan Karatay, “Kırım'daki kardeşlerimiz ne yapıyor? Nasıllar? Kırım'da neler oluyor, bana anlatın.” dediğini aktardı. Dağcı'nın Kırım'a ve Kırım Tatarlarına duyduğu ilgiyi anlatan Karatay, çekimler sırasında onunla uzun saatler ve günler geçirdiklerini söyledi. Karatay, Dağcı'nın kendileriyle yeniden görüşmek için sabırsızlandığını belirterek, “Cengiz Dağcı'dan ayrılırken hava kararıyordu. Otele dönüyorduk. ‘Yarın ne zaman geleceksiniz? Erken gelin. Hayır, daha erken gelin.’ diyordu. Kırım'daki kardeşlerimiz hakkında bizimle konuşmak isteyen bir insandı.” ifadelerini kullandı. “CENGİZ DAĞCI BİR OKYANUSTU” Karatay, “Cengiz Dağcı aslında bir okyanustur. Bütün eserleri bir okyanustur. Onu farklı yaşlarda ve farklı yıllarda okuduğunuzda üzerinizde farklı etkiler bırakır.” dedi. Dağcı’nın özellikle Kırım Tatarları tarafından okunmasının önemine dikkat çeken Karatay, “Korkunç Yıllar” ile başlanmasını, ardından “Yurdunu Kaybeden Adam”, “Biz Beraber Geçtik Bu Yolu” ve diğer eserlerinin okunmasını tavsiye etti. Belgesel hazırlığı sırasında Dağcı hakkında her defasında yeni şeyler keşfettiğini belirten Karatay, “Her seferinde, keşke Cengiz Dağcı ile konuşurken şu soruyu da sorsaydım, diyorum. Sorulacak çok soru, anlatılacak çok şey var.” ifadelerini kullandı. Karatay, Dağcı’nın Kırım’a olan bağlılığını anlatırken 1993 yılında hazırladıkları ilk Kırım belgeselinde Kızıltaş’ı görüntülediklerini ve bu görüntüleri Londra’da yaşayan Dağcı’ya gönderdiklerini aktardı. Dağcı’nın görüntüleri izledikten sonra, “Stalin rejimi bize ne yaptı? Kızıltaş’ı küçülttü.” dediğini ifade etti. Dağcı’nın cenazesinin Londra’dan İstanbul üzerinden Kırım’a götürülmesi sürecini de anlatan Karatay, hazırladıkları belgeselin son bölümünde bu görüntülere yer verdiklerini söyledi. Karatay, Neşe Sarısoy Karatay’ın önerisiyle Dağcı’nın “Bekle Beni Kırım’a, Kızıltaş Geliyorum” şiirinin de belgeselde kullanıldığını belirterek, bu anların kendileri için son derece duygusal olduğunu ifade etti. Karatay, Cengiz Dağcı’nın hayatı boyunca vatanına bağlılığı ve Kırım Tatar halkına duyduğu sevgiyle örnek bir isim olduğunu vurguladı. Karatay'ın konuşması sonrasında “Cengiz Dağcı” belgeselinin gösterimi gerçekleşti. Üç gün sürecek etkinlik boyunca film gösterimleri 17 ve 19 Eylül tarihlerinde Atlas 1948 Sineması'nda, 18 Eylül'de ise AKM Yeşilçam Sineması'nda gerçekleştirilecek. SÜRGÜN, KİMLİK VE İNSAN HAKLARI MÜCADELESİ PERDEYE YANSIYOR Kırım Tatar halkının sürgün, kimlik, kültürel hafıza ve insan hakları mücadelesine ışık tutan festival; geçmişe dönük bir anma niteliği taşımanın ötesinde araştırma, arşivleme ve geleceğe miras bırakma projesi olarak öne çıkıyor. Organizasyon hazırlıkları kapsamında yürütülen kapsamlı araştırmalar sonucunda, Kırım Tatar sinemasının sınırları aşan geniş külliyatı yeniden gün yüzüne çıkarıldı. YARIŞMA HEYECANI VE ÖZEL SEÇKİLER Festival programı kapsamında uluslararası yarışma heyecanının yanı sıra özel gösterimler de yer alıyor. 2024-2026 yılları arasında üretilen yaklaşık 30 eser arasından seçilen, Kırım Tatar tarihi, kimliği ve direnişiyle doğrudan ilişkili 16 belgesel film uluslararası yarışma kategorisinde jüri karşısına çıkacak. Ayrıca Kırım Tatar sinema tarihinin yüzyıl boyunca dönüm noktası kabul edilen tarihi yapımlarının yanı sıra yapay zekâ destekli yenilikçi projeler ve farklı kategorilerdeki yapımlar özel gösterim seçkisiyle izleyicinin beğenisine sunulacak.

Berlin’de Kırım rüzgarı: "Haytarma" filmi ve Ahtem Seitablayev ile hafıza yolculuğu Haber

Berlin’de Kırım rüzgarı: "Haytarma" filmi ve Ahtem Seitablayev ile hafıza yolculuğu

Ukrayna sinemasını dünyaya tanıtmayı amaçlayan Ukrajina Cinema projesi, 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı kurbanlarını anmak amacıyla Berlin’de özel bir gösterim düzenliyor. Sovyet rejimi tarafından gerçekleştirilen Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımını konu alan "Haytarma" filmi, dev ekranda izleyiciyle buluşurken, Kırım Tatar yönetmen ve oyuncusu Ahtem Seitablayev de izleyicilerin sorularını yanıtlayacak. Ukrayna sinemasını dünyaya tanıtmak amacıyla, Berlin Eyalet Meclisi Üyesi Lilia Usik desteğiyle, Ukraynalı yönetmen Antonina Gotfrid, aktivist Katerına Hazron ve yapımcı Olga Marat tarafından hayata geçirilen "Ukrajina Cinema" projesi, 16 Mayıs’ta Berlin’de tarihi bir buluşmaya imza atıyor. Sovyet totaliter rejimi tarafından gerçekleştirilen 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı şehitlerine adanan etkinlik, kültürel bir gösterimin ötesinde, Rus propaganda mekanizmasına karşı güçlü bir siyasi duruş sergilemeyi hedefliyor. CANLI PERFORMANS VE GÖRSEL MANİFEST: AYDER HATİP Berlin’deki Cinemotion sinema salonunda 16 Mayıs'ta düzenlenecek etkinlik programı, saat 13.30’da sanatçı Ayder Hatip’in canlı sanat performansı ile başlayacak. Hatip, izleyicilerin gözü önünde Kırım Tatar halkının trajedisini ve geçmişin acısını görsel bir manifestoya dönüştüren bir tabloyu canlı olarak resmedecek. FİLM GÖSTERİMİ VE YÖNETMENLE SÖYLEYİŞ Saat 14.30’da başlayacak olan "Haytarma", Kırım Tatar Sürgünü'nü konu alan ilk uzun metrajlı film olma özelliğini taşıyor. Film, efsanevi savaş pilotu, iki kez Sovyetler Birliği Kahramanı ünvanına layık görülen Amet-Han Sultan’ın gözünden halkının sürgün edilişini ve yaşadığı derin dramı anlatıyor. Kırım topraklarında çekilen film, görsel zenginliği ve tarihsel gerçekçiliğiyle dikkat çekiyor. Filmin ardından yönetmen ve oyuncu Ahtem Seitablaiev, Berlinli sinemaseverlerle bir araya gelerek filmin yaratım sürecini ve Kırım’ın mevcut durumunu tartışacak. SADECE ANMA DEĞİL RUS PROPAGANDASINA KARŞI BİR DURUŞ Ukraynalı yönetmen Antonina Gotfrid'in QHA'ya yaptığı açıklamaya göre, bu özel gösterim, sadece sanatsal bir buluşma değil, aynı zamanda Rusya’nın dezenformasyonuna karşı duran stratejik bir eylem niteliği taşıyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan trajik sürgünü konu alan film, Avrupa kamuoyuna "Sovyet mirasının karanlık yüzünü" hatırlatmayı amaçlıyor. Avrupa'da Mayıs ayı boyunca devam eden Sovyet anlatılarına karşı bir alternatif sunan etkinlik, "Milyonlarca insanın zorla sürgün edildiği bir mirası savunmak ne anlama gelir?" sorusunu sokağa taşıyor. Etkinlik kapsamında Kırım’ın günümüzdeki durumu, Rusya’nın sömürgeci politikalarının bir sonucu olarak ele alınıyor. Kırım Tatarlarının sistematik olarak Ruslaştırılmasına karşı sömürgecilikten arınma hareketinin önemi vurgulanırken, "Her şey Kırım ile başladı, Kırım ile bitmeli" vizyonuyla yarımadanın Ukrayna’nın ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeği hatırlatılıyor. SİYASİ TUTSAKLARIN DRAMI GÜNDEME TAŞINIYOR Etkinliğin en hayati başlıklarından biri de Rus zindanlarında ve işgal altındaki Kırım'da insanlık dışı koşullarda tutulan sivil siyasi tutsaklar. Savaş esirlerinin aksine, değişim listelerine girme şansı daha düşük olan ve adeta bir "gri bölge"de unutulan bu sivil tutsakların sesini duyurmak, ailelerine kavuşabilmeleri için uluslararası baskıyı artırmayı hedefliyor. YÖNETMEN ANTONİNA GOTFRİD: “BU BENİM İÇİN ÖZEL BİR PROJE” Filmin gösterimini organize edenlerden Ukraynalı yönetmen Antonina Gotfrid, projenin kendisi için taşıdığı derin anlamı şu sözlerle aktardı: Aslen Akmescit (Simferopol) doğumlu biri olarak bu proje benim için çok kişisel. Haytarma filminin sinema ekranında görmek, en azından beyaz perdede de olsa memleketimin manzaralarına kavuşma hayalimin gerçekleşmesi demek. Kırım'da büyüdüğüm için pek çok Kırım Tatarı arkadaşım oldu ve ailelerinin sürgünden dönüş hikayelerini bizzat onlardan dinledim. Bu hikayeler her zaman trajikti. Ayrıca bu gösterim, Ukrayna ile Kırım'ın birliğine dair önemli bir dayanışma mesajı olmasının yanı sıra, Kırım Tatar Sürgünü'nün hafızalarda tutulması sorununa dikkat çekmek için de bir vesiledir.

Ahtem Seytablayev’den yeni film: “HUR. Kod: Sikora” çekimleri tam gaz devam ediyor Haber

Ahtem Seytablayev’den yeni film: “HUR. Kod: Sikora” çekimleri tam gaz devam ediyor

Kıyıv’de, Ukrayna Savunma Bakanlığı İstihbarat Başmüdürlüğünün (HUR) dünyaca ses getiren kahramanca bir özel operasyonunu konu alan “HUR. Kod: Sikora” adlı uzun metrajlı filmin çekimleri tüm hızıyla devam ediyor. Ukrayna ordusu mensubu, Kırım Tatar yönetmen ve oyuncu Ahtem Seitablayev’in yönettiği ve başrolünü oynadığı yapımın 2026 yılında gösterime girmesi planlanıyor. Filmin prodüksiyonu, TRO Media ve EF Films tarafından, UnitedContentHUB’ın siparişi ve Ukrayna Devlet Sinema Ajansının (DerjKino) desteğiyle gerçekleştiriliyor. Çekimlerde yalnızca profesyonel oyuncular değil, aynı zamanda Ukrayna Silahlı Kuvvetleri gazileri ve hâlâ görevde olan askerler de rol alıyor. Aralarında Gaziler Tiyatrosu oyuncularının yanı sıra, cephede ağır yaralar almış Ukraynalı askerler d3 bulunuyor. Filmin ilk tanıtım videosu, bu yılın mayıs ayında Cannes Film Festivali kapsamında gösterilmişti. Eylül ayında ise uluslararası versiyonu, Venedik Film Festivali’ndeki Ukrayna Günü çerçevesinde tanıtıldı. Yapım ekibi, film sürecinden küçük bir kısmı kamuoyuyla paylaşarak izleyicilere perde arkasından kısa bir bakış sundu. Ancak filmin konusu, gizlilikle örülü istihbarat operasyonlarına dayandığı için şimdilik gizli tutuluyor. Gerçek olaylardan esinlenen “HUR. Kod: Sikora”, Ukrayna askerî istihbaratının az bilinen operasyonlarını beyaz perdeye taşıyarak izleyicilere cesaret, fedakârlık ve direnişin hikayesini anlatmayı hedefliyor.

Kırımoğlu’nun hikâyesi İngilizce dublajla uluslararası izleyiciyle buluşacak Haber

Kırımoğlu’nun hikâyesi İngilizce dublajla uluslararası izleyiciyle buluşacak

Kırım Tatar halkının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun Yakutistan’daki sürgün yıllarını ve burada yeşeren büyük aşkını anlatan “Oksijen İstasyonu (Oxygen Station)" sinema filmi, İngilizce dublaj ile dünya seyircisiyle buluşmaya hazırlanıyor. Ukrayna Kültür Fonu tarafından yapılan açıklamada, “Oksijen İstasyonu (Oxygen Station)” filminin İngilizce versiyonunun hazırlanması için hibe desteği sağlandığı duyuruldu. Film ekibi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Bu destek sayesinde film kasım ayında profesyonel İngilizce dublaj ile hazır olacak. Bu iş birliği, 4ears stüdyosunun uzmanları sayesinde mümkün oldu.” ifadelerine yer verdi. Proje ekibi, İngilizce dublajın Kuzey Amerika, Birleşik Krallık, Avustralya başta olmak üzere birçok ülkede çok daha geniş bir uluslararası izleyici kitlesine erişim sağlayacağını belirtti. KIRIMOĞLU'NUN HAYATINI ANLATAN FİLMİN ÇEKİMİ SAVAŞA RAĞMEN TAMAMLANDI Kırım Tatar halkının millî lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun hayatından bir dönemi konu alan sinema filminin çekimleri 2021’de başlamıştı. Rusya'nın başlattığı topyekûn işgal girişimine rağmen çekim ekibi filmi bitirmek ve seyirciyle buluşturmak için elinden geleni yaparak projeyi tamamladı. "Oksijen İstasyonu" isimli filmde, 1980 yılının yazında yaşanan olaylar ele alınıyor. ZIRYANKA SÜRGÜNÜ 1979 yılında dört yıllık sürgün cezasına çarptırılan Kırımoğlu, Yakutistan'daki Zıryanka köyüne gönderildi ve sürgün cezası kapsamında oksijen istasyonunda çalıştı. Filmde ele alınan olaylar, Kırımoğlu’nun dünyaca ünlü olmasını sağlayan 300 günü aşkın süren açlık grevinin ardından yaşanıyor. SÜRGÜNDE DOĞAN AŞK Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun Yakutistan’daki sürgün yıllarını konu alan film, onun sadece bir direnişin simgesi değil aynı zamanda bir aşk hikâyesinin de kahramanı olduğunu gözler önüne seriyor. Film, Kırımoğlu’nun sürgün sırasında çalıştığı oksijen istasyonunda yaşadığı döneme odaklanıyor. Bu zorlu süreçte, uzun süreli mektuplaşmaların ardından hayatının aşkı Safinar onu ziyarete geliyor. Bu buluşma, baskıların gölgesinde filizlenen sarsılmaz bir sevdanın başlangıcı oluyor. FİLM UKRAYNA, ÇEKYA VE SLOVAKYA ORTAK YAPIMI Senarist Mıhaylo Brınıh ve yönetmen Ivan Tımçenko, 2016’da Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ile tanıştıktan sonra proje üzerinde çalışmaya başladı. Film; Ukrayna, Çekya ve Slovakya'nın ortak yapımı olarak çekildi. KIRIMOĞLU’NUN BEŞİNCİ MAHKÛMİYETİ Kırım Tatar halkının millî lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, halkının ana vatan Kırım’da yaşaması için yürüttüğü mücadele sebebiyle toplamda 15 yıl ceza evlerinde alıkonulmuştu. Beşinci mahkumiyeti, Zıryanka’da geçti. 1979 yılında sürgüne gönderildiği yer, Saha Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Yakutsk şehrinin bin 500 km doğusundaki Zıryanka’ydı. Eksi 50 dereceleri bulan sert kışta, yaz aylarında kilometrelerce genişlikteki bataklıkların oluştuğu bu bölgeden kaçmak imkansızdı. Zıryanka, "ölüm vadisi" olarak da bilinen Koluma Nehri kıyısında bulunuyordu. Bu bölgede, Stalin döneminde on binlerce mahkumun öldüğü bilinmektedir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.