SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Gayana Yüksel

QHA - Kırım Haber Ajansı - Gayana Yüksel haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gayana Yüksel haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

KTMM Üyesi Prof. Dr. Gayana Yüksel: 18 Mayıs, yaşanan acıları unutmama günüdür Haber

KTMM Üyesi Prof. Dr. Gayana Yüksel: 18 Mayıs, yaşanan acıları unutmama günüdür

18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nın 82. yıl dönümü vesilesiyle Kırım Haber Ajansı (QHA) aracılığıyla bir anma mesajı paylaşan Kırım Tatar Millî Meclisi Üyesi ve Şefika Gaspıralı Uluslararası Kadın Birliği Başkanı Prof. Dr. Gayana Yüksel, sürgünün bir insanlık suçu olarak kabul edildiğini hatırlattı. Bununla birlikte Yüksel, Kırım Tatarlarının tüm baskılara rağmen kimliğini, dilini ve kültürünü korumayı başardığını vurgulayarak 18 Mayıs’ta şehit düşen Kırım Tatarlarının ve yaşanan acıların unutulmaması çağrısı yaptı. Kırım Tatar Millî Meclisi Üyesi ve Şefika Gaspıralı Uluslararası Kadın Birliği Başkanı Gayana Yüksel, 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı'nın 82. yılında QHA aracılığıyla paylaştığı anma mesajında sürgünün bir insanlık suçu olarak kabul edildiğini hatırlattı. Bununla… pic.twitter.com/ZaVwEOFja7 — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) May 17, 2026 “KIRIM TATAR HALKI İŞGALDEN KURTARILMIŞ BİR KIRIM İÇİN MÜCADELESİNİ SÜRDÜRMEKTEDİR” Sovyet yönetimi tarafından binlerce Kırım Tatarının kendi yurtlarından zorla sürgün edildiğini ve kadınlar, çocuklar ve yaşlıların hayvan vagonlarına doldurularak Türkistan, Sibirya, Ural bölgelerine gönderildiğini hatırlatan Yüksel, sürgün yıllarında binlerce Kırım Tatarının açlık, hastalık ve kötü şartlardan dolayı hayatını kaybettiğine dikkat çekti. Yüksel, ayrıca şu ifadelere yer verdi: Bu büyük acı, Kırım Tatar halkının ve insanlık tarihinde bir soykırım ve bir insanlık suçu olarak kabul edilmiştir ancak tüm baskılara rağmen Kırım Tatarları kimliğini, dilini, kültürünü korumayı başarmış ve vatana dönmüştür. Bugün 18 Mayıs, sürgünde hayatını kaybedenleri anma ve yaşanan acıları unutmama günüdür. Günümüzde de Kırım Tatar halkı özgür ve işgalden kurtarılmış bir Kırım için mücadelesini sürdürmektedir. Kırım Tatar halkının adalet, özgürlük ve vatan mücadelesi hâlâ da devam etmektedir. 18 MAYIS 1944 KIRIM TATAR SÜRGÜNÜ VE SOYKIRIMI 82 yıldır dinmeyen acı: Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı İnsanlık tarihinin en karanlık ve utanç verici sayfalarından biri olan 18 Mayıs 1944 tarihinde, Kırım Tatarları topyekûn vatanlarından sürülerek SSCB tarafından soykırıma uğradı. pic.twitter.com/mxqlqc5weL — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) May 17, 2026 Kırım Tatar halkı, bir şafak vaktinde Sovyetler Birliği diktatörü Josef Stalin’in emriyle 18 Mayıs 1944 tarihinde topyekûn sürgüne tâbi tutuldu. Kırım’dan Türkistan, Urallar ve Sibirya bölgelerine hayvan vagonlarıyla sürgün edilen Kırım Tatar halkı; en temel insani haklardan mahrum bırakılarak günlerce süren zorunlu yolculuklar, açlık, susuzluk ve devamındaki perişanlık neticesinde nüfusunun yüzde 46’sını kaybetti. Sovyet yönetimi, soykırım niteliğindeki sürgünün hemen akabinde Kırım Yarımadası’nda, Kırım Tatarlarının varlığına işaret eden her şeyi ortadan kaldırmaya başladı. Köy, kasaba, ilçe ve şehirler başta olmak üzere yarımadadaki binden fazla yerleşim yerinin Kırım Tatarca olan adları değiştirildi. Kültürel soykırımın yaşandığı Kırım’da tarihi eserler tahrip edildi, mezarlıklar yok edildi ve yarımadanın demografik yapısı bilinçli şekilde dönüştürüldü. Sürgün edilen halk, bağrından koparıldığı o aziz vatanı, Kırım’ı hiçbir zaman unutmadı. Sürgünlük yollarında, sürgün edildikleri yerlerde vatana dönmek için çaba gösterdi. 1989’un sonuna kadar sürgün yerlerinde zorla tutuldu. O döneme değin gerçekleşen vatan Kırım’a geri dönme teşebbüsleri, hapisle ve yeni sürgünle cezalandırıldı. 1989’a gelindiğinde Kırım Tatarları, yavaş yavaş ata topraklarına dönmeye başladı. Sürgün mağdurları o tarihten itibaren yaşadıkları yokluklara rağmen vatanda kalma mücadelesini sürdürdü. Ancak yaklaşık 150 bin Kırım Tatarı maddi yetersizlik ve yasal engeller nedeniyle Türkistan bölgesinde kaldı. 2015 yılında Ukrayna Parlamentosu, Kırım Tatar Sürgünü’nü soykırım olarak kabul etti ve 18 Mayıs tarihini “Kırım Tatar Soykırım Kurbanlarını Anma Günü” olarak ilan etti. 2019 yılında Letonya ve Litvanya meclisleri, 2022’de Kanada Parlamentosunun alt kanadı olan Avam Kamarası, 2024'ün temmuz ayında Polonya Parlamentosunun alt kanadı olan Sejm, 2024'ün ekim ayında Estonya Parlamentosu (Riigikogu), 2024'ün aralık ayında Çekya Parlamentosunun üst kanadı olan Senato ve 2025’in haziran ayında Hollanda Krallığı Genel Meclisinin alt meclisi olan Hollanda Temsilciler Meclisi, 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü'nü soykırım olarak tanıdı.

1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı şehitleri Kırım Derneğinde dualarla anıldı Haber

1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı şehitleri Kırım Derneğinde dualarla anıldı

18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı sırasında hayatını kaybeden Kırım Tatarları, sürgünün 82. yıl dönümünde Kırım Derneği Genel Merkezinde düzenlenen programda dualarla anıldı. Kırım Tatarlarının hafızasında derin izler bırakan sürgün ve soykırımın unutulmaması gerektiğinin vurgulandığı anma programında, Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı Uzmanı Fuat Gökçebay ile Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi doktora öğrencisi Ali Muradasıl’ın tarafından şehitler için Kur’an-ı Kerim okunup dua edildi. Programa, Ukrayna'nın Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Denıs (Denys) Zolotarov da katılım sağladı. "BUNDAN TAM 82 SENE ÖNCE SOYDAŞLARIMIZ UYKULARINA GİTTİLER” Programın açılış konuşmasını yapan Dünya Kırım Tatar Kongresi (DQTK) Genel Sekreteri ve Kırım Derneği Genel Başkanvekili Namık Kemal Bayar, “Bundan tam 82 sene evvel 17 Mayıs’ta yatsı namazından sonra, Kırım’da yaşayan bütün soydaşlarımız, vatandaşlarımız, Kırım Tatarları uykularına gittiler. Gece saat tam 03.00’te hepsinin kapıları kırılırcasına çalındı. Bazı sayılara göre 191 bin, bazı kayıtlara göre 239 bin ama bizim Kırım Tatar millî hareketinin de yaklaşık sayısına göre 423 bin Kırım Tatarı, 17 Mayıs’ı 18 Mayıs’a bağlayan gece evlerinden, yataklarından, uykularından kaldırılarak sürgüne gönderildiler. Bu insanlarımıza, bütün hayatlarını bir araya getirip toparlayıp sürgün yollarında yanlarına almak için verdikleri süre 15 dakikaydı.” ifadelerini kullandı. KIRIM TATAR NÜFUSUNUN YÜZDE 46’SI SÜRGÜNDE ŞEHİT OLDU 18-20 Mayıs 1944 tarihleri arasında Kırım’daki yüzbinlerce Kırım Tatarının hayvan vagonlarına bindirilerek Ural, Sibirya ve Türkistan’ın çöllerine giden bir ölüm yolculuğuna çıkarıldığını belirten Bayar, Kırım Tatarlarının hayvan vagonlarında havasız, aç ve susuz haftalarca yol aldığını ve binlercesinin bu yolculuk sırasında hayattan koparıldığını, hayatta kalanların ise ölen soydaşlarının naaşlarıyla yolculuk yapmak zorunda kaldığını vurguladı. Kırım Tatarlarının sürgün topraklarında açlık, bakımsızlık, hastalık ve başka birçok sebepten dolayı hayatını kaybettiğini ve sürgün boyunca Kırım Tatar nüfusunun yüzde 46’sının şehit olduğunu kaydeden Bayar, bugün dünyada 8 ülkenin sürgünü soykırım olarak tanıdığını ve Türkiye’nin de soykırım olarak tanıması için çalışmaların yoğunlaştırılması gerektiğini vurguladı. “KIRIM TATARLARININ SÜRGÜNÜ BUGÜN DAHİ DEVAM EDİYOR” Kırım’ın 2014 yılında Rusya tarafından işgal edildiğini hatırlatan Bayar, “Bir Rus işgali daha yaşadık ve şunu gördük: Kırım Tatarlarının Sürgünü, 2026 yılının 17 Mayıs’ına geldiğimiz bugün dahi devam ediyor.” şeklinde konuştu. 2014-2026 yılları arasında 35 ile 40 bine yakın Kırım Tatarının yine Kırım’ı terk etmek zorunda kaldığını belirten Bayar, binlerce Kırım Tatarının Türkiye, Ukrayna ve Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde vatanından, ailelerinden ve evlerinden uzakta yaşamak zorunda olduğunu kaydederek bu durumun da bir sürgün olduğunu dile getirdi. “BUGÜN KIRIM MAALESEF BİR AÇIK HAVA HAPİSHANESİ” Rusya’nın Ukrayna’yı topyekûn işgalinde galip çıkması hâlinde Kırım Tatar Sürgün ve Soykırımı’nın bir benzerinin farklı metotlarla da olsa yaşanmayacağına garanti verilemeyeceğini vurgulayan Bayar, “Bu nedenle biz, 2014’ten beri Ukrayna devleti ile beraber uluslararası hukukun Ukrayna devletinin resmî sınırlarına tekrar dönmesi için birlikte bir mücadele veriyoruz.” şeklinde konuşarak bu mücadelenin başarıyla sonuçlanması ve Kırım’ın özgürleşmesi temennisinde bulundu. “Bugün Kırım maalesef bir açık hava hapishanesi. Kırım Tatarlarının evlerine yapılan baskınların ve bu baskınlardan sonra gözaltına alınan Kırım Tatarlarının sayısını saymayı bırakalı 5 yıl oldu.” değerlendirmesinde bulunan Bayar, “Gözaltılar, tutuklamalar, Kırım Tatarlarına karşı yapılan baskı, zulüm, ‘repressiya’ uygulamaları her gün, bugün dahi devam ediyor. Daha dün Kırım’daki avukat arkadaşlarımızın bürolarına ve evlerine baskın yapıldı. Rus gizli servisi tarafından kendilerine 18 Mayıs’ta herhangi bir etkinlik yapmamaları yönünde talimat verildi.” dedi. KIRIM TATARLARI, KIRIM NÜFUSUNUN YÜZDE 10’UNU, SİYASİ MAHKÛMLARIN YÜZDE 55’İNİ OLUŞTURUYOR! Kırım’da hâlihazırda sözde Rus mahkemelerinde yargılanıp ceza alan 355 siyasi mahkûmun olduğunu kaydeden Bayar, bu mahkûmların 181’inin Kırım Tatarı ve 60’ının ise kadın olduğuna dikkat çekti. Son olarak Bayar, Kırım Tatarlarının Kırım’ın nüfusunun yüzde 10’unu, siyasi mahkûmların ise yüzde 55’ini oluşturduğunun altını çizerek “Kırım’ı unutmayalım, orası bizim vatanımız. Allah inşallah hepimize bir gün özgür, hür, müreffeh Kırım’a dönüp, yerleşip yaşamayı nasip eder.” dedi. PROF. DR. GAYANA YÜKSEL, AİLESİNİN SÜRGÜN HİKÂYESİNİ ANLATTI Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Üyesi ve Şefika Gaspıralı Uluslararası Kadın Birliği Başkanı Prof. Dr. Gayana Yüksel, ailesinin sürgün hatıralarını katılımcılar ile paylaştı. Yüksel, “Ailem, bütün Kırım Tatarları gibi sürgün gören bir aile. İki dedem, anneannem ve babaannem sürgünü gördüler. Her birinin kaderine sanki Kırım Tatar halkının tarihi yansımış gibi.” ifadelerini kullanarak ailesinin hikâyesiyle sürgünün acılarını gözler önüne getirdi. “SOYKIRIMLAR UNUTULDUKÇA TEKRARLANIR” Öte yandan Kırım Vakfı Başkanı Tuncer Kalkay, Bosna Hersek eski Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’in “Soykırımlar unutuldukça tekrarlanır.” sözüne atıf yaparak “Bizim unutma lüksümüz yok. Belki de bizi güçlü tutan, vatanımıza güçlü bir şekilde bağlayan 18 Mayıs 1944 faciasıydı çünkü ondan önce de benzer sürgünler ve facialar oldu ama bu kadar büyük bir travma değildi. O bakımdan biz 18 Mayıs 1944 Sürgünü’nü unutmayacağız, 1984 yılından beri her yıl biz bunu anıyoruz. Şunu görüyoruz ki artık her Kırım Tatarı, 18 Mayıs 1944’ün ne olduğunu öğrenmiş durumda.” şeklinde konuştu. Programda Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının (YTB) Kırım’ın 2014 yılında Rusya tarafından işgal edilmesinden önce sürgüne dair gerçekleştirdiği mülakatların bir kısmının bulunduğu “surgun.org” internet sayfasına dikkat çekildi "KALBİNDE ATEŞ YAK" Anma programı, sürgün şehitlerinin aziz hatıralarının yâd edildiği “Kalbinde Ateş Yak” etkinliği ile sona erdi.

Bir avuç halk değil bir yumruk millet: 18 Mayıs şehitleri Ankara'da anıldı Haber

Bir avuç halk değil bir yumruk millet: 18 Mayıs şehitleri Ankara'da anıldı

82 yıl önce 18 Mayıs 1944 tarihinde, insanlık tarihinin en karanlık ve utanç verici sayfalarından biri Kırım topraklarında yazıldı. Halkın eli silah tutan erkekleri Kızıl Ordu saflarında cephede hayatlarını hiçe sayarak savaşırken; geride kalan yaşlılar, kadınlar ve çocuklar, eli kanlı diktatör Josef Stalin idaresindeki Sovyet yönetimi tarafından topyekûn bir sürgün ve soykırıma maruz bırakılarak vatanlarından koparıldı. Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Merkezi tarafından Ankara’nın Ulus Meydanı’ndaki Atatürk heykeli önünde saat 14.00’te açık hava toplantısı düzenlenerek basın açıklaması gerçekleştirildi. Mitinge, Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl, Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Mükremin Şahin, Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Üyesi ve Şefika Gaspıralı Uluslararası Kadın Birliği Başkanı Prof. Dr. Gayana Yüksel, Dünya Kırım Tatar Kongresi (DQTK) Genel Sekreteri ve Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkan Yardımcısı Av. Namık Kemal Bayar, Ankara Ukrayna Derneği Başkanı İrına Ambarkütükoğlu ve Tuvgan Til İnternet Sayfası Koordinatörü Oya Deniz Çongar Şahin başta olmak üzere Kırım Tatar diasporasından çok sayıda isim ile çeşitli STK’ların temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. Mitinge katılan Kırım Tatar diasporası temsilcileri, Kırım’daki siyasi tutsakların fotoğraflarının yer aldığı dövizleri taşıdı. Anma mitingi, Türkiye, Ukrayna ve Kırım Tatar millî marşlarının okunmasıyla başladı. “82 YIL GEÇTİ AMA ACILAR DÜN GİBİ TAZE” Mitingin açış konuşması Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl tarafından yapıldı. “Bu, yalnızca zorla yerinden edilme eylemi değildi. Bu, Kırım’ın yerli halkını vatanından, tarihî hafızasından, kültüründen ve geleceğinden mahrum bırakmaya yönelik bilinçli bir girişimdi.” diyen Büyükelçi Celâl, aradan 82 yıl geçmesine rağmen yaşanan acıların hâlâ taze olduğunu vurguladı. “KIRIM TATARLARI VE UKRAYNA HALKI İŞGALCİ RUSYA’YA KARŞI BİRLİKTE MÜCADELE EDİYOR” Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı işgal etmesiyle yarımadaya yeni bir baskı dalgasının geldiğini belirten Celâl, Kırım’da yaşananları şöyle özetledi: Siyasi sebeplerle gerçekleştirilen tutuklamalar, insanların kaçırılması, ifade özgürlüğünün yok edilmesi, Kırım Tatar halkının millî kimliğinin bastırılması ve siyasi temsilinin yok edilmesine yönelik girişimler. İşte bugün Kırım’da olanlar bunlar. Celâl, 1944 Sürgünü'nün ve 2014 işgalinin Kırım Tatar halkının iradesini zayıflatamadığını aksine topraklarına, onurlarına ve özgürlüklerine sıkıca bağlandıklarını kaydetti. “Kırım Tatarları tüm Ukrayna halkıyla birlikte kendi ana vatanlarında özgürce yaşama hakkı için mücadelelerini sürdürüyor.” diyen Celâl, Kırım Tatarlarının Ukrayna ordusunda vatanlarını korumak için cesur bir şekilde mücadele ettiklerini anımsattı. “TÜRKİYE’NİN TUTUMUNU TAKDİRLE KARŞILIYORUZ” Celâl, Türkiye’nin Ukrayna’ya ve Kırım Tatarlarına olan desteğini takdirle karşıladıklarını ifade ederek şöyle devam etti: Uluslararası ortaklarımızın ilkesel duruşunu, özellikle de Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü, Kırım Tatarlarının haklarını ve Karadeniz bölgesinde adaleti kararlılıkla destekleyen dost Türkiye Cumhuriyeti’nin tutumunu yüksek takdirle karşılıyoruz. “STALİN YOK OLDU AMA KIRIM TATARLARI YAŞADI” Kırım Derneği Genel Başkanı Şahin ise konuşmasının başında Kırım Tatarlarının nüfusunun yarısının o meşum sürgünde hayatını kaybettiğini belirtti. “Sürgün, Kırım Tatar halkı için bir son değil, yaşama iradesi için bir başlangıç günüydü.” diyen Şahin, sürgün vagonlarında başlayan Kırım Tatar millî hareketinin 1950 ile 1960 yılları arasında dünyada sesini duyurmaya başladığını, “bir avuç halk” denilen Kırım Tatarlarının ayağa kalktığını aktardı. Kırım Tatar millî hareketinin, aynı zamanda insan hakları ve hukuk hareketi olduğunu belirten Şahin, “Sovyetler yıkıldı, Stalin yok oldu ama Kırım Tatarları yaşadı.” ifadelerini kullandı. “KIRIM TATARLARI VATANLARINA OLAN BAĞINI KOPARMADI” Rusya’nın Kırım’ı işgal ettikten sonra Kırım Tatar millî hareketinin yok edilmeye, KTMM’nin terörle ilişkilendirilmeye çalışıldığını bildiren Şahin, konuşmasını şu ifadelerle sonlandırdı: Bugün Kırım Tatarları 20 ülkede yaşıyor. Ancak hiçbir Kırım Tatarı vatanlarına olan bağını koparmadı. Biz her 18 Mayıs’ta yaşama olan inancımızı pekiştiriyoruz. Hiçbir zaman Kırım’dan vazgeçmeyeceğiz. Bir gün tekrar vatanımıza döneceğiz, medeniyetimizi ve kültürümüzü yaşatacağız. Geleceğimizi, Türkiye Ukrayna dostluğuyla beraber görüyoruz. “HER BİR RAKAM BİR İNSAN DEMEKTİR” KTMM Üyesi ve Şefika Gaspıralı Uluslararası Kadın Birliği Başkanı Prof. Dr. Yüksel, Kırım Tatarlarının sürgünü asla unutmayacaklarını söyleyerek başladığı konuşmasında, sürgüne ilişkin hâla bilinmezlerin olduğunu bu nedenle Sovyet arşivlerinin açılması ve incelenmesi gerektiğini aktardı. “İstatistiklerdeki her bir rakam bir insanın hayat hikâyesidir.” diyen Yüksel, 8 ülkenin 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü’nü soykırım olarak tanıdığını ancak bununla yetinilemeyeceğini, uluslararası mahkemelerde de davaların açılarak soykırımın tüm dünya tarafından kabul edilmesi gerektiğini ifade etti. “MÜCADELEMİZ DURMADAN SÜRECEK” KTMM’nin Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve Kırım’ın özgürlüğü için mücadele ettiğini belirten Yüksel, KTMM’nin yakın zamanda Ukrayna’da Kırım Tatarlarının yetkili temsilcisi olma hakkına kavuştuğunu hatırlattı. Yapmaları gereken çok iş olduğunu belirten Yüksel şu ifadelere yer verdi: Kırım Tatarları, Ukrayna halkıyla birlikte ön cephede işgalcilere karşı mücadele ediyor. Rus işgaline karşı sergilediği üstün cesaret nedeniyle üç Kırım Tatarı ‘Ukrayna Kahramanı’ ünvanına ve ‘Altın Yıldız’ nişanına layık görüldü. Mücadelemiz durmadan sürecek. KIRIM DERNEĞİNDEN 82. YIL DÖNÜMÜNE ÖZEL BASIN BİLDİRİSİ DQTK Genel Sekreteri ve Kırım Derneği Genel Başkan Yardımcısı Bayar, Kırım Derneği Genel Merkezinin 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü'nün 82. yıl dönümü vesilesiyle 16 Mayıs 2026 tarihinde 3 dilde yayımladığı basın bildirisini katılımcılarla paylaştı. Sürgünde Kırım Tatar nüfusunun yüzde 46’sının vefat ettiğini aktaran Bayar, “Bu trajik bilanço, modern hukukun ve insanlık vicdanının asla kabullenemeyeceği bir demografik yıkımın belgesidir.” dedi. “PUTİN, KIRIM’I AÇIK HAVA HAPİSHANESİNE DÖNÜŞTÜRDÜ” Sovyet zihniyetinin bugün Putin Rusya’sında devam ettiğine dikkat çeken Bayar, “Putin, 27 Şubat 2014 tarihinden itibaren Kırım’ı işgal ederek bu sistematik kötülüğü kaldığı yerden devam ettirmiştir. KTMM’nin faaliyetlerini hukuksuz bir kararla yasaklayan, millî liderleri vatanına sokmayan ve kendisine tehdit olarak gördüklerini hapislerde tutan Rusya; Kırım Tatarlarının 25 yıllık demokratik ve kültürel birikimini gasp ederken Kırım’ı bir ‘açık hava hapishanesine’ dönüştürmüştür.” ifadelerini kullandı. “KIRIM’DA 351 SİYASİ TUTSAK BULUNUYOR” Bayar, Kırım’daki siyasi tutsakları hatırlatarak, “Bugün itibariyle Kırım'da Rusya'nın işgaline karşı direnmeleri nedeniyle haksız ve mesnetsiz suçlamalarla 351 kişi siyasi mahkûm olarak bulunmaktadır. Bunlardan 60'ı kadın olmak üzere 181'i Kırım Tatarıdır. Kırım'ın toplam nüfusunun yüzde 10'u Kırım Tatarlarından oluşurken siyasi mahkûmların yüzde 55'i Kırım Tatarlarıdır.” dedi. Rusya’nın 2022 yılında Ukrayna’ya yönelik başlattığı topyekûn işgal saldırılarına atıfta bulunan Bayar, “Rusya’nın Ukrayna genelinde yürüttüğü saldırganlık ve pervasızca işlediği savaş suçları uluslararası toplumun vicdanını yaralamaya devam etmektedir. 18 Mayıs 1944 Soykırımı’nın sorumlularının bugünkü mirasçısı olan mevcut yönetim, geçmişin yaralarını sarmak bir yana, sürgün ve soykırım politikalarını modern dünyanın gözü önünde tırmandırmaktadır.” ifadelerine yer vererek konuşmasını tamamladı. “UKRAYNA’DA İNSAN ONURU KAZANACAK” Ankara Ukrayna Derneği Başkanı Ambarkütükoğlu da Kırım Tatarlarının topraklarından kopararak kimliklerinin yok edilmeye çalışıldığını ama başaramadıklarını aktardı. “Kırım Tatar halkı hafızasını, dilini, kültürünü, inancını ve vatan sevgisini korudu.” diyen Ambarkütükoğlu Rusya’nın dün olduğu gibi bugün de insanları susturmaya, özgürlükleri yok etmeye ve korku yaratmaya çalıştığını ifade etti. Kırım Tatarlarının ve Ukrayna halkının yalnız olmadığının altını çizen Ambarkütükoğlu, “Ben inanıyorum ki bir gün hep birlikte özgür Kırım’da, özgür Ukrayna’da barışın, adaletin ve insan onurunun kazandığını göreceğiz.” dedi. Miting gerçekleştirilen konuşmaların ve katılımcılar tarafından atılan “Kırım Tatar halkı teslim olmayacak”, “Millet, vatan, Kırım” sloganlarıyla sona erdi.

HBVÜ'de 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü şehitleri anıldı Haber

HBVÜ'de 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü şehitleri anıldı

Sovyetler Birliği'nin eli kanlı lideri Josef Stalin'in emriyle 18 Mayıs 1944 yılında vatan topraklarından sürülen Kırım Tatarlarının acısı hafızlaradaki yerini koruyor. 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nın 82. yılı dolayısıyla Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesinde (HBVÜ) anma programı düzenlendi. Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl ve Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Üyesi ve Şefika Gaspıralı Uluslararası Kadın Birliği Başkanı Prof. Dr. Gayana Yüksel'in konuşmacı olarak yer aldığı programda, sürgünün etkilerinin hâlâ devam ettiğine dikkat çekilirken Rusya’nın günümüzde de işgal altında tuttuğu Kırım'da Kırım Tatarlarına yönelik baskılarının devam ettiği vurgulandı. Programa Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkan Yardımcısı İsmet Yüksel ve HBVÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdürreşit Celil Karluk ile çok sayıda öğrenci ve akademisyen katıldı. Programın açış konuşmasını yapan HBVÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdürreşit Celil Karluk, Kırım’da ve Doğu Türkistan’da yaşanan hadiselerin benzer olduğuna dikkat çekerek, “19. yüzyılda hem Kırım’da hem de Doğu Türkistan’da sürgün, asimilasyon ve soykırım başladı. Bir yanda Rusya diğer yanda Çin. Biri doğuda diğeri batıda ama yaşattıkları acılar aynı. Stalin, Kırım Türklerini sürgün ederken diğer taraftan Doğu Türkistan Cumhuriyeti’ni Çin’e takdim ediyordu.” ifadelerini kullandı. “KIRIM TATARLARI SÜRGÜN TRAVMASINI ATLATAMIYOR” Büyükelçi Celâl, babasının 6 yaşında bir çocukken ailesiyle beraber sürgün edildiğini ve çok büyük zorluklar yaşadığını kaydederek, “Milletimizin hafızasında çok büyük travma olarak kalan sürgünün etkileri hâlâ sürüyor. Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı işgali ve daha sonra Ukrayna’ya yönelik işgal saldırıları bu travmayı atlatabilmemize imkan tanımıyor.” dedi. Sürgün sırasında hayatta kalabilenlerin, Türkistan bölgesine yaşama tutunmaya çalıştığını söyleyen Celâl, “Benim ailemi Özbekistan’a sürdürler. Orada verimsiz çorak topraklara yerleştirdiler. Çok ağır şartlar altında fabrikalarda çalışmaya zorladılar.” ifadelerini kullandı. “RUSYA, KIRIM TATARLARINI SAVAŞMAYA ZORLUYOR” Kırım Tatarlarının bugün de baskılar nedeniyle vatanlarından ayrılmak zorunda kaldıklarının altını çizen Büyükelçi, “Rusya, Kırım Tatarlarını silah altına alıp Ukrayna’da savaşmak üzere göndermeye zorluyor. Bu nedenle 2022 yılından sonra 30 binden fazla Kırım Tatarı, vatanını terk etmek zorunda kaldı.” diye konuştu. Kırım’da 10 yıl önce Ruslar tarafından kaçırılan ve hakkında hiçbir bilgiye ulaşılamayan Dünya Kırım Tatarları Kongresi (DQTK) Yönetim Kurulu ve Bahçesaray Kırım Tatar Bölge Meclisi Üyesi Ervin İbragimov’u anımsatan Celâl, “Ervin İbrahimov benim yakın arkadaşımdır. İşgalciler onu evinden götürdüler. Sağ mı değil mi onu bile bilmiyoruz. Annesi de bu acıya daha fazla dayanamadı. Geçen ay vefat etti. Ervin İbrahimov bu akıbete mahkûm edilen tek bir kişi değil başkaları da var.” şeklinde konuştu. “ERKEKLER CEPHEDE, KADINLAR, ÇOCUKLAR VE YAŞLILAR SÜRGÜNDE” Yüksel ise sürgün şehitlerini anarak başladığı konuşmasında, çoğu kadın, çocuk ve yaşlı 197 bin Kırım Tatarının Türkistan’a sürüldüğünü kaydederek, “Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar sürüldü. Çünkü erkekler zaten Nazilerle savaşmak üzere cepheye götürülmüştü. Düşünün gece saat 4.00’te evinize silahlı askerler geliyor ve 15 dakika içinde evi boşaltmanızı istiyor. Bu korkunç şeyleri anlamak için empati yaptığınızda bile tüyleriniz diken diken oluyor.” ifadelerini kullandı. “KIRIM TATAR SÜRGÜNÜ TÜRK DÜNYASININ KANAYAN YARASIDIR” İnsanların hayvan vagonlarına doldurulduğunu çocukların açlıktan ana kucaklarında öldüğünü kaydeden Yüksel, konuşmasını şöyle sürdürdü: Yolda ölen akrabalarının cenazelerini bile gömmeye fırsatları olmadı. Analar babalar yolda ölen çocuklarıyla, çocuklar dedelerinin, babalarının cansız bedenleriyle haftalarca yol gittiler. Ben sürgünü yaşamadım ama o gece anlatılanları dinlediğimde dehşete kapılıyorum. Hem yetim hem de öksüz anneannem 18 yaşında, yanında babaları askerde olan küçük yeğenleriyle sürgün edildi. Yüksel, Kırım Tatar Sürgünü’nü 20’nci asrın en utanç verici ve korkunç trajedilerden birisi ve Türk dünyasının kanayan yarası olduğunu vurguladı. Program 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nı konu alan “Haytarma” filminin gösterimi ve Büyükelçi Celâl ve KTMM Üyesi Yüksel'e hediye takdiminin ardından sona erdi.

KTMM Başkanı Refat Çubarov, Karayavşan köyünü ziyaret etti Haber

KTMM Başkanı Refat Çubarov, Karayavşan köyünü ziyaret etti

Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, Türkiye genelinde sürdürdüğü diaspora temasları kapsamında 13 Nisan 2026 tarihinde Ankara’nın Polatlı ilçesinde bulunan tarihi Kırım Tatar köyü Karayavşan köyünü ziyaret etti. KIRIM MİLLÎ DAVASINA GÖNÜL VEREN PEK ÇOK KİŞİ ZİYARETTE BİR ARAYA GELDİ Ziyarete; Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl, KTMM Üyesi ve Şefika Gaspıralı Uluslararası Kadın Birliği Başkanı Prof. Dr. Gayana Yüksel, Dünya Kırım Tatar Kongresi (DQTK) Genel Sekreteri Av. Namık Kemal Bayar, Ukrayna’nın Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Denıs (Denys) Zolotarov, Ukrayna’nın Ankara Büyükelçiliği Kültür Temsilcisi Anife Kurtseitova, Eskişehir Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Recep Şen, Kırım Gelişim Vakfı Başkanı Ümit Şilit ve Kırım millî davasına gönül vermiş birçok isim katıldı. Bununla birlikte Çubarov, içerisinde Kırım Tatarlarına ait geleneksel eşyalar bulunan ve Başkan Şilit’in ablası Saliha Yılmaz adına yapılan Saliha Yılmaz Kırım Tatar Evi'ni gezdi. ÇUBAROV, ŞEHİT EDİLEN KIRIM TATAR AYDINLARI HATIRLATTI Kırım’ın 12 senedir Rus işgali altında olduğuna ve ne zaman işgalden kurtulacağı hususundaki belirsizliğe dikkat çeken Çubarov, 1917 senesinde tertip edilen Kırım Tatar Millî Kurultayını ve Bolşeviklerin Numan Çelebicihan başta olmak üzere Kırım Tatar aydınlarını kurşuna dizdiğini hatırlattı. Çubarov, bu konuda şu ifadelere yer verdi: Aradan 73 sene geçti. 1991 senesinde 26 Haziran’da Kurultayı topladık. Biz o vakit başımıza neler gelebileceğini çok düşündük fakat Sovyetler Birliği’nin o kadar çabuk dağılacağını ben kendim düşünmedim, bazıları düşünmüş olabilir. Hatırlıyorsunuzdur, kabul edilen bazı kararlarımız için Moskova’dan o zaman ricada bulunmuştuk fakat aradan bir buçuk ay geçti ve Sovyetler Birliği dağıldı. Ukrayna ve diğer ülkeler bağımsızlığını ilan etti. ÇUBAROV, KTMM’NİN RESMİYET KAZANAN STATÜSÜNÜ GÜNDEME TAŞIDI Bu noktada Kırım ve Kırım Tatarlarının geleceği konusundaki gelişmelerin önemine vurgu yapan Çubarov, KTMM’nin her zaman Kırım Tatarlarının bu husustaki duruşunu anlattığını ve görevini ifa ettiğinin altını çizdi. KTMM’nin Ukrayna yasalarına göre Kırım Tatar halkının resmî temsilci organı olarak statüsünün kesinleştiğini hatırlatan Çubarov, Kırım Tatarlarının çabalarının bu şekilde geç de olsa sonuç verdiğini bildirdi. “Ukrayna’da çok şey değişti, 2014’ten sonra özellikle Kırım Tatarlarına bakış değişti. Önceden siyasetçiler bizi düşman gibi görüyordu.” şeklinde konuşan Çubarov, bunun sebebinin Rusya’nın, Kırım Tatarlarının sürgünden Kırım’a gelerek güçlenmeleri ve Ukrayna adına tehdit oluşturmaları yönünde bir algı operasyonu yürütmesi olduğuna dikkat çekti. ÇUBAROV, “DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK” ŞİARINA DİKKAT ÇEKTİ Çubarov, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy’ın (Volodimir Zelenski) Ukrayna olmadan Ukrayna üzerine konuşulamayacağına yönelik sözüne atıf yaparak “Gerçekten de Ukrayna’nın pozisyonu, bu; doğru da bir pozisyon. Ukrayna için konuşacak olsam orada bir Ukrain olsun, kendisi konuşsun. Dedik ki, ‘Sayın Cumhurbaşkanım, bu slogana devam edelim. Kırım ve Kırım Tatarları hakkında Ukrayna ve Kırım Tatar halkından başka birisi konuşmaz. Sayın Cumhurbaşkanımız, ‘Kabul ediyorum,’ dedi.” ifadelerini kullandı. Çubarov, öte yandan Kırım Tatar millî davası için yapılacak çok çalışmanın olduğunu dile getirerek İsmail Bey Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarına dikkat çekti. Çubarov, “Ggerçekten de birlik olan yerde çözülmeyecek mesele olmadığını düşünüyorum.” şeklinde konuştu. “İNŞALLAH BİRLİKTE KIRIM’I AZAT EDECEĞİZ” Büyükelçi Celâl ise Kırım’ın Rusya tarafından işgalinde yaşananlara benzer olayların Ukrayna’nın genelinde de yaşandığına dikkat çekerek “Allah’a şükür bugün Ukrayna ile Türkiye arasında çok iyi ilişkiler var. Sizin de bildiğiniz gibi bir hafta önce Ukrayna Cumhurbaşkanı, İstanbul’u ziyaret etti ve çok iyi görüşmeler gerçekleşti. İnşallah onların devamı da iyi olacaktır çünkü gerçekten Türkiye ile Ukrayna, Kırım’ı özgürlüğüne kavuşturmak istiyor, buna hazır.” şeklinde konuştu. “Elbette yalnız değiliz, yanımızda Avrupa olsun, Kanada olsun, diğer ülkeler olsun. Bu ülkeler ve hükûmetler olmasa çeşitli ülkelerde yaşayan insanlar var, bu en önemlisi. Bazı Cumhurbaşkanları razı olmasa da ülkelerde yaşayan insanlardan bizi destekleyenler var. Şu sebeple, Reisimizin söylediği gibi, birlikte olsak mutlaka öz maksatlara, hedeflere ulaşırız. Onun için burada, Türkiye’de var olmamız bizim için, milletimiz için çok önemli.” değerlendirmesini yaptı. Kırım Tatarlarının özgürlüğe olan inancını vurgulayan Büyükelçi Celâl, “Bizim vazifemiz ise onlara destek göstermek. Ben eminim ki herkes, bu desteği göstermeye hazırdır ve göstermektedir. Bu sebepten de size çok minnettarım. İnşallah birlikte Kırım’ı azat edeceğiz.” şeklinde konuştu. KIRIM TATARLARININ BİRLİK VE BERABERLİĞİ, KIRIM’A CAN VERİYOR Öte yandan Ümit Şilit, Kırım’ın Rusya tarafından işgalinden sonra Kırım’a yapılacak en büyük hizmetin Kırım Tatarlarının birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmesi olduğunu belirtti. Başkan Şilit, Türkiye’de bulunan 42 dernek ve 3 vakfın bir araya gelerek Kırım Teşkilatları Platformunu teşkil ettiğini dile getirdi. Bununla birlikte Başkan Şilit, “10 yıldır bu birlik ve beraberliği bozmadan, birbirimizin faaliyetlerine saygı göstererek, kişiliklerine saygı göstererek faaliyetlerimizi gerçekleştiriyoruz. Bizim birlik ve beraberliğimiz en çok dikkat edeceğimiz konulardan biridir. Birlik ve beraberlik olmazsa düşman, bizi bölmeye hazır olacaktır.” dedi. ŞEHİTLER VE KIRIM’IN İŞGALDEN KURTULMASI ADINA DUA EDİLDİ Bayar, civar bölgenin Kurtuluş Savaşı açısından tarihi önemine dikkat çekerek “Bu topraklarda gezdiğiniz zaman her karışında bir şehidin kanı var, her yerinden şehit mezarları çıkıyor ama burası Türk’ün kötü kaderinin de bittiği yer.” dedi. “Buradan biraz ileride Mangal Dağı, 30 kilometre ötesinde de Ankara var. Oralar geçilseydi bugün Türkiye Cumhuriyeti devletinden bahsetmek mümkün değildi. Bizim Kırım’dan Türkiye’ye göç edip 19. asrın sonlarında ve 20 asrın başlarında Eskişehir, Polatlı civarına yerleşen atalarımız, dedelerimiz de o işgali yaşamış. Buralarda şehitlerimiz, dualarımıza katılıyor, ben öyle inanıyorum.” şeklinde konuştu. Söz konusu topraklarda yatan şehitlerin hürmetine, Kırım’ın Rus işgalinden bir an evvel kurtulması adına dua edildi. KTMM Üyesi Gayana Yüksel, Karayavşan köyünde tertip edilen etkinliklerin örnek teşkil ettiğini kaydetti. Recep Şen ise “1990’lı yıllardan sonra ana vatana giderek, soydaşlarımızla bir araya gelerek dayanışmanın nasıl olması gerektiği, nasıl tekrar vatana kavuşulabileceği duygularıyla uğraşmaya başladık.” şeklinde konuşarak Kırım Tatarcanın korunarak genç nesillere aktarılmasının önemine vurgu yaptı. Polatlı Kırım Derneği Başkanı Oğuzhan Tekdoğan, diasporanın Kırım Tatar millî hareketinin Türkiye’deki sesi olduğunu dile getirdi. Kırım Derneği Afyonkarahisar Şube Başkanı İrfan Yıldırım ise Kırım Tatarlarının birlik ve beraberliğine dikkat çekerek "Birlik ve beraberliğimizi sürdürdüğümüz süre içerisinde mutlaka amaçladığımız hedeflere ulaşacağız ve bunun için gayret sarf etmeye devam edeceğiz." dedi. Kırım Derneği Toydemir Şube Başkanı Vecdi Özgey, asıl amaçlarının Kırım Tatar halkının Kurtuluş Savaşı'nda ortaya koyduğu katkıları ortaya koymak ve şehitleri onurlandırmak için bir proje üzerinde çalıştıklarını kaydetti.

Kırım’ın işgalinin 12. yılında Ankara’dan net mesaj: Kırım, Ukrayna’dır! Haber

Kırım’ın işgalinin 12. yılında Ankara’dan net mesaj: Kırım, Ukrayna’dır!

Kırım Derneği Genel Merkezi tarafından düzenlenen “Kırım’ın ve Ukrayna’nın İşgaline Karşı Direniş Günü” paneli 26 Şubat'ta Millî Kütüphane Yunus Emre Konferans Salonu’nda yapıldı. Prof. Dr. Gayana Yüksel, Prof. Dr. Sezai Özçelik, Doç. Dr. Levent Ersin Orallı ve Dr. Yuliya Biletska’nın panelistlerinden olduğu etkinliğin açış konuşmaları Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celal’in eşi Leviza Celal, Kırım Derneği Genel Başkanı Mükremin Şahin, Ukrayna Derneği Genel Başkanı İrına Ambarkütükoğlu tarafından yapıldı. "KIRIM UKRAYNA’DIR. KIRIM, KIRIM TATAR HALKININ ANA YURDUDUR" Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl’in eşi Leviza Celâl açılış konuşmasında, Kırım’ın kendisi için bir toprak parçası olmadığını söyleyerek konuşmasına başladı. Kırım için “Fırtınadan sonra denizin kokusudur, Bahçesaray’da yükselen ezan sesidir. Sürgünden dönen ve bir daha asla topraklarını kaybetmeyeceklerine inanan atalarımızın mezarlarıdır.” diyen Celal, 1944 yılında yaşanan sürgüne de atıf yaparak korkunun on iki yıl önce yeniden ve yine Moskova’dan geldiğini ifade etti. Celal, “Bizi yine susturmaya çalışıyorlar ama biz susmuyoruz… Kırım Ukrayna’dır. Kırım, Kırım Tatar halkının ana yurdudur. Kırım, özgürlüğünü bekleyen bir evdir. İşgal binaları alabilir. Toprağımıza yabancı bayraklar asabilir. Ama onurumuzu alamaz. Hafızamızı alamaz. İnancımızı alamaz.” diye vurguladıktan sonra 26 Şubat’ı ve direnen kimseyi unutmadıklarını belirterek, Kırım’ın özgür olacağına olan inancı ile sözlerini sonlandırdı. Açılışta Kırım Derneği Genel Başkanı Mükremin Şahin, Türkiye’de ve dünyada Kırım Tatarlarının teşkilatlanmasından söz açarak Türkiye’de Kırım Derneği’nin 25 şubesi olduğunu, ayrıca çok sayıda temsilcilik ve başka dernekler bulunduğunu belirtti. Dünyada ise 20 ülkede Kırım Tatar diasporasının olduğunu ifade eden Şahin, Kırım halkını temsil eden teşkilatın ise Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) olduğunu söyledi. Ancak KTMM’nin sürgünde olduğunu vurgulayan Şahin, Kırım Tatarları olarak diasporada hem Ukrayna’nın hem de Türkiye’nin geleceği ve bu iki ülkenin stratejik iş birliğini desteklemek istediklerini de ifade etti. Ukrayna Derneği Başkanı Ambarkütükoğlu ise, “Bugün burada yalnızca bir tarihi anmak için değil, bir halkın onurunu ve dirilişini hatırlamak için toplandık. Kırım Tatar halkının özgürlük iradesini dünyaya ilan ettiği gündür. Aynı zamanda bu tarih Ukrayna’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne sahip çıkma kararlılığının sembolüdür. Kırım’ın işgali yalnızca bir toprak meselesi değildir. Bu uluslararası hukuk, insan haklarının ve adaletin ihlalidir." diye konuştu. 7 MİLYONDAN FAZLA UKRAYNA VATANDAŞI ÜLKE DIŞINA ÇIKTI Açış konuşmalarının ardından panele geçildi. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Levent Ersin Orallı moderatörlüğünde gerçekleşen panelde ilk sözü Prof. Dr. Gayana Yüksel aldı. Yüksel, savaşın, askeri, ekonomik, sosyal boyutları olduğundan bahisle sözüne başladı. Ancak en önemli olanın insanın yaşadığı tecrübesi olduğunu ifade etti. “Bizim hayatımız üçe bölündü. 2024’ten önce, 2022’ye kadar ve şimdiki devam eden süreç” diyen Yüksel, savaş başladıktan bir süre sonra Kırım Tatar Milli Meclisinin toplandığını ve Ukrayna’dan insanların tahliyesini organize ettiğini, 50 bin kişinin Türkiye’ye geldiğini belirtti. Şu anda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 21’inin işgal altında olduğunu söyleyen Yüksel, 55 bin Ukraynalı askerin hayatını kaybettiğini, ayrıca çok sayıda askerin kayıp olduğunu, sivil kayıpların en az 15 bin olduğunun tahmin edilmekte olup, 42 bin sivilin yaralandığını, 7 milyondan fazla Ukrayna vatandaşının ülke dışına çıktığını 3,5 milyon kişinin Ukrayna içinde yerinden edildiğini söyledi. "KIRIM DÜĞÜMÜ ÇÖZÜLMEDEN, SAVAŞ SADECE DONMUŞ BİR ÇATIŞMAYA DÖNÜŞÜR" Yüksel’in ardından Karabük Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Yuliya Biletska, kendisine savaşın ne zaman biteceği sorulduğunda, bu sorudan kastedilen Ukrayna’nın mücadeleyi bırakması ise bu savaşın uzun süre bitmeyeceğini söylediğini ifade etti. “Ukrayna savunmayı bırakırsa savaş Avrupa’ya sıçrar” diyen Biletska “2026 için Avrupa güvenliğinin dayanağı sadece NATO değil aynı zamanda Ukraynadır." dedi. Sürecin Kırım’la başladığını belirten Biletska o dönemde bu saldırganlık çok ciddiye alınmayıp, bu kadarla sınırlı kalacağı anlayışında olunduğunu, revizyonist bir gücün durdurulamadığında geri çekilmeyeceğini tam tersine cesaretleneceğini belirtirken, Kırım’dan sonra sürecin böyle geliştiğini ifade etti. Biletska şöyle devam etti: Gerçek bir barış stratejisi, tavizler üzerine kurulamaz. Gerçek barış, Kremlin’in cezasız kalacağına dair inancını zayıflatmakla mümkündür. Barış, saldırganın özgüveni kırıldığında başlar. Ve en önemlisi Kırım çözülmeden bu savaş gerçekten çözülmez. Kırım’ın statüsü netleşmeden, “istikrarlı barış”tan söz etmek mümkün değil. Kırım düğümü çözülmeden, savaş sadece donmuş bir çatışmaya dönüşür. Şunu da iyi biliyoruz. Kırım sadece işgal edilmedi. Askerîleştirildi. ÖZÇELİK: RUSYA’NIN TÜRKİYE’YE SALDIRABİLECEĞİ UNUTULMAMALIDIR Biletska’nın ardından söz alan Çankırı Karatekin Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sezai Özçelik, Amerika’da bir düşünce kuruluşunun yaptığı araştırmada, Türkiye’de halkın yüzde 80’inin Amerika’ya güvenmediğini, bu nedenle Ukrayna’nın Rusya ile haklı mücadelesinde, Batı’nın emperyalist bir adımı olarak Rusya’nın burada mağdur olduğuna dair bir anlayış olduğunun Türk kamuoyunda görüldüğünü belirtti. Başka bir araştırmada ise Türk halkının dış politika anlamında en güvendiği liderin Zelenskıy olduğunu bu bakış açısıyla bakıldığında ise Türkiye’de kamuoyunun Ukrayna-Rusya Savaşı’nda Ukrayna’nın yanında yer aldığını ifade etti. “Buradaki temel konu özellikle Türk halkının bunu bir jeopolitik ve jeostratejik bir oyun olarak görmesi” diyen Özçelik, buna karşı olduğunu “bu jeopolitik ve jeostratejik fetişizmden uzaklaşılması gerektiğini düşündüğünü” ifade etti. Putin’in durdurulması gerektiğini, Türkiye’nin stratejik körlük yaşamaması gerektiğini belirten Özçelik, Rusya’nın Türkiye’ye de saldıracağını unutmadan hareket etmenin gerekli olduğunu vurguladı.

Ukrayna’nın 12 yıllık direnişi, “Özgürlük Ruhu”nda konuşuldu Haber

Ukrayna’nın 12 yıllık direnişi, “Özgürlük Ruhu”nda konuşuldu

Ukrayna’nın Ankara Büyükelçiliği, Polonya’nın Ankara Büyükelçiliği, Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu ve Kült Kavaklıdere iş birliğinde bu yıl ikincisi düzenlenen “Özgürlük Ruhu” başlıklı Polonya-Ukrayna Film Günleri’nin açılışı, 20 Şubat 2026 tarihinde tertip edildi. “UKRAYNA, YALNIZCA KENDİ TOPRAKLARI İÇİN SAVAŞMIYOR” Kült Kavaklıdere kültür merkezinde düzenlenen programda Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl, Polonya’nın Ankara Büyükelçisi Maciej Lang ve AB Türkiye Delegasyonu Maslahatgüzarı Jurgis Vilčinskas açılış konuşmalarını yaptı. Açılış konuşmasında “Biz bugün burada yalnızca bir kültür etkinliği için değil, bir direniş etkinliği için bir araya geldik.” ifadelerini kullanan Büyükelçi Celâl, Rusya’nın yalnızca Ukrayna’nın şehirlerini hedef almadığını, aynı zamanda Ukrayna’nın kültürünü silme girişimlerinde bulunduğunu dile getirdi. Rusya’nın Ukrainceyi yasaklama ve Ukrayna’nın tarihini yeniden yazma, geçmişini sahiplenme ve geleceğini çalma amaçları doğrultusunda da hareket ettiğini belirten Büyükelçi Celâl, “Bugün Ukrayna, yalnızca kendi toprakları için savaşmıyor; egemenlik, özgürlük, insan onuru ve halkların kendi geleceğini belirleme hakkı gibi modern dünyanın temel ilkeleri için mücadele ediyor.” dedi. RUSYA, KIŞI UKRAYNALILARA KARŞI BİR SİLAH OLARAK KULLANIYOR Açılış konuşmalarının ardından düzenlenen “12 Yıllık Direnişin Anlatısı” başlıklı panelde konuşmacılar, Ukrayna’nın mevcut durumunu konuştu. Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Üyesi ve Şefika Gaspıralı Uluslararası Kadın Birliği Başkanı Prof. Dr. Gayana Yüksel, “Hangi birisini anlatayım? Bu insanlar (Ukraynalılar) inanılmaz bir mücadele içerisindeler. Ön pozisyonda 400 gün mücadele veren askeri mi anlatayım? Dört çocuğu ve eşi savaşta ölen bir anneyi mi anlatayım? Bu kış, son yüz yılın en soğuk kışlarından biri ve bu terorist rejimi (Rusya), Ukraynalıları sadece silahlarla ve roketlerle değil, aynı zamanda soğukla yok etmeye çalışıyor.” dedi. “MEŞRUİYET VE YASALLIK FARKLIDIR” Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) Güvenlik Analisti Murat Aslan, “Savaşı nasıl başlattığınız önemlidir. Savaşı eğer başlatacaksanız haklı bir neden bulmanız lazım çünkü meşru olamazsınız. Meşruiyet ve yasallık farklıdır.” dedi. Uluslararası hukukta savaşların başlatılmasına yönelik kuralların Ukrayna hususunda çiğnendiğine dikkat çeken Aslan, “Bu savaşı, eğer hukuki bağlamda değerlendireceksek öncelikle emparyalizm iddiasıyla başlatılmış olduğunun altını çizmek isterim; ikinci olarak da savaşın icrası esnasında kullanılan yöntemlerin hem Birleşmiş Milletler Antlaşması'na hem de savaşın nasıl gerçekleştirileceğine yönelik diğer antlaşmalara aykırı olduğunu ifade etmek isterim.” dedi. “EN ÇOK DİKKATİMİ ÇEKEN, UKRAYNA HALKININ DİRENCİYDİ” TRT World’den Uluslararası Haber Sunucusu ve Muhabir Jaffar Husnain, ise Ukrayna’nın Rusya tarafından topyekûn işgal girişiminin başından itibaren bin 457 gün geçtiğini kaydederek “Bir gazeteci olarak cephe hattında bulunduğumda en çok dikkatimi çeken şey ise Ukrayna halkının direnciydi. Saldırılara ve Rusya’nın devam etmekte olan işgal girişimine rağmen… Ukrayna halkının düşüncesi ortaktı: ‘Ne olursa olsun savaşmaya devam edeceğiz.’” şeklinde konuştu. “’SAVAŞ’, ASİL ASKERLER ARASINDA OLUR, BİZ BUNU ATATÜRK’TEN ÖĞRENDİK” Gazeteci Güngör Yavuzaslan ise “Ben bu savaşı Avrupa savaşı olarak tanımlıyorum.” değerlendirmesinde bulunarak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yalnızca Ukrayna’yı işgal etmeyi istemediğini vurgulayarak Avrupa’nın geleceği adına bir tehdit unsuru olduğunun altını çizdi. Yavuzaslan, ayrıca, “Bu bir savaş da değil, bir işgal; Savaşın bir asaleti vardır; savaş, asil askerler arasında olur. Biz bunu Mustafa Kemal Atatürk’ten öğrendik.” dedi. Son olarak programın moderatörlüğünü yapan Gazeteci-Yazar Gönül Şamilkızı, şu ifadelere yer verdi: Ben Ukraynalıların bu savaştan her halükârda zaferle ve onurla çıkacağına inanıyorum. Dünyanın en özgür ve mücadeleci halklarından biri olan, kolay zamanlarda biraz rahat görünen ama zor zamanlarda dünyanın en çok birleşen halklarından biri olan Ukraynalılara zafer diliyorum. Slava Ukraini! “GÜNEBAKANLARIN DİRENİŞİ” BELGESELİ, İLGİYLE KARŞILANDI Panelin ardından, “Günebakanların Direnişi” (Resistance of Sunflowers) isimli belgesel filmi izleyiciyle buluştu. Belgesel filminde, Rusya’nın Ukrayna’yı topyekûn işgal girişiminde ödenen insani ve siyasi bedeller akademisyenler, gazeteciler ve diplomatların gözlemleri aracılığıyla aktarıldı. Rusya’nın Kırım Tatarlarına uyguladığı baskı ile Rusya’nın Ukrayna’yı topyekûn işgal girişiminde yerinden edilen çocukların gösterildiği belgesel filminde, AB’nin Ukrayna’ya sağladığı desteklerle birlikte Türkiye’nin diplomasi alanındaki rolüne de vurgu yapıldı. Ayrıca, Büyükelçi Celâl, Prof. Dr. Gayana Yüksel ve Oscar ve Pulitzer ödüllü Ukraynalı yönetmen gazeteci Mstslav Çernov (Mstyslav Chernov), anlatılarıyla belgesel filmine katkıda bulundu. Belgesel gösteriminin ardından program sona erdi.

Türk Dili Ailesi Günü ve İletişim Webinarı'nda Kırım Tatarcanın geleceği ele alındı Haber

Türk Dili Ailesi Günü ve İletişim Webinarı'nda Kırım Tatarcanın geleceği ele alındı

UNESCO Türkiye Millî Komisyonu (UTMK), 15 Aralık Dünya Türk Dili Ailesi Günü kapsamında 16 Aralık 2025 tarihinde "Türk Dili Ailesi Günü ve İletişim Webinarı I” programı düzenlendi. Toplantının açılış konuşmaları UNESCO Türkiye Millî Komisyonu İletişim İhtisas Komitesi Başkanı Prof. Dr. G. Deniz Bayraktar tarafından gerçekleştirildi. Özbekistan’ın Semerkand kentinde düzenlenen 43. UNESCO Genel Konferansı’nda 15 Aralık’ın “Dünya Türk Dili Ailesi Günü” olarak kabul edilmesinden duydukları memnuniyeti dile getirdi. Sürecin, Cumhurbaşkanlığının girişimleri ile ilgili bakanlıkların çalışmaları, UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Başkanlığı ve Türkiye’nin daimî temsilciliğinin bağlı ülkelerle yürüttüğü iş birliği ve fikrî takipler sonucunda başarıyla tamamlandığını vurgulayan Bayraktar, elde edilen sonucun Türk dili açısından büyük bir değer taşıdığını ifade etti. Bayraktar, dil konusunun ülkelerin öncelikleri arasında ilk sıralarda yer aldığını belirterek, Türk dilinin geniş bir coğrafyada iletişimi mümkün kılan kadim bir dil olduğunu ve bu kabulün sembolik olduğu kadar stratejik bir anlam da taşıdığını kaydetti. I. TÜRK DİL KURULTAYI’NA VURGU Konuşmasında, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren Türk dili alanında yürütülen çalışmalara da değinen Bayraktar, Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde gerçekleştirilen Harf Devrimi ve ardından Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti ile Türk Dili Tetkik Cemiyetinin kurulmasının, 26 Eylül 1932’de düzenlenen Birinci Türk Dil Kurultayı ile önemli bir ivme kazandığını hatırlattı. Aynı zamanda Bayraktar, Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığının da tarihsel süreçte müfredatta dil bilgisi ve edebiyat eğitimine özel bir önem verdiğini belirtti. GAZETECİLİK, MEDYA VE TÜRKÇE Edebiyatın dilin en güçlü taşıyıcısı olduğuna işaret eden Bayraktar, Türk edebiyatının önemli yazar ve şairlerinin, dilin zenginleşmesinde ve kuşaklara aktarılmasında belirleyici bir rol oynadığını ifade etti. Gazetecilik ve medyanın da bu bağlamda dilin doğru, etkili ve estetik biçimde kullanılmasında kritik bir sorumluluk üstlendiğini vurgulayan Bayraktar, usta gazetecilerin Türkçenin sentaks ve semantik yapısına katkı sunduğunu dile getirdi. “İLK KEZ 2017 YILINDA GÜNDEME GELDİ” UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Başkanı Prof. Dr. M. Öcal Oğuz toplantıda yaptığı konuşmada, Dünya Türk Dili Ailesi Günü’nün kabul sürecine ilişkin teknik ve kurumsal çerçeveyi ayrıntılarıyla anlattı. Sürecin başlangıcına da değinen Oğuz, 2017 yılında UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Yönetim Kurulu’nda, Türk diliyle ilgili uluslararası bir gün ilan edilmesi fikrinin ilk kez gündeme geldiğini söyledi. UNESCO tarafından daha önce 21 Şubat’ın Dünya Anadili Günü olarak kabul edildiğini, ayrıca bazı diller için de özel günler ilan edildiğini hatırlatan Oğuz, Türk dili için de benzer bir günün neden mümkün olamayacağı sorusundan hareketle çalışmaların başlatıldığını belirtti. Bu çerçevede, Türk dilinin yalnızca Türkiye’ye ait olmadığını vurgulayan Oğuz, dünyada ana dili Türkçe olan 250-300 milyonluk bir nüfusun bulunduğunu ve bu nüfusun yaşadığı birçok ülkenin UNESCO Millî Komisyonlarına sahip olduğunu belirtti. İLK TOPLANTI 2018 YILINDA YAPILDI Oğuz bu doğrultuda, 2018 yılında Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan UNESCO Millî Komisyonlarının Ankara’ya davet edildiğini, Türk Konseyi (bugünkü Türk Devletleri Teşkilatı) ve ilgili uluslararası Türk kurumlarının da katılımıyla kapsamlı bir istişare toplantısı gerçekleştirildiğini söyledi. Toplantıda, Türk Dili Günü için tarihsel bir referans belirlenmesi konusunda mutabakata varıldığını aktaran Oğuz, bu referansın, Türk dilinin bilinen en eski yazılı metinleri olan Göktürk Kitabeleri olarak belirlendiğini ifade etti. Ayrıca Oğuz, günün tarihi konusunda ise, Göktürk alfabesini çözdüğünü 15 Aralık 1893’te ilan eden bilim insanı Wilhelm Thomsen’in çalışmasının esas alındığını belirtti. Böylece, hem Türk dilinin kadim yazılı mirasının hem de uluslararası bilimsel katkının aynı çerçevede vurgulandığını dile getirdi. 194 ÜLKENİN OY BİRLİĞİYLE KABUL EDİLDİ Hazırlanan karar tasarısının, UNESCO Yürütme Kurulu’nun 1-16 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilen 222. toplantısında oy birliğiyle kabul edilerek Genel Konferans’a sunulmasına karar verildiğini belirten Oğuz, 30 Ekim-13 Kasım tarihleri arasında Özbekistan’ın Semerkant kentinde düzenlenen UNESCO Genel Konferansı’nda da sürecin başarıyla tamamlandığını söyledi. Oğuz, 3 Kasım’da yapılan oylamada, Dünya Türk Dili Ailesi Günü’nün 194 üye ülkenin oy birliğiyle kabul edildiğini; 26 ülkenin tasarıya yazılı destek sunduğunu ve kabulün ardından 16 ülkenin Türk dilinin insanlık açısından taşıdığı değere vurgu yapan konuşmalar yaptığını aktardı. “DÜNYA ARTIK BU HAZİNEDEN YARARLANABİLİR” Son günlerde Türk dilinin UNESCO’daki bu kabulüyle ilgili olarak akademisyenler, bilim insanları ve kültür çevreleri tarafından yoğun bir ilgi ve farkındalık oluştuğunu belirten Oğuz, bunun son derece memnuniyet verici bir gelişme olduğunu söyledi. Türk dilinin, bin 300 yıllık yazılı tarihi ve çok daha eskiye uzanan sözlü kültürüyle insanlık için eşsiz bir hazine olduğuna dikkat çeken Oğuz şu ifadeleri kullandı: Çünkü bizim yaşadığımız coğrafya ve geçirdiğimiz tarihsel süreçler insanlık için edinilmiş deneyimlerle, veciz sözlerle, mitolojilerle, hayatlarla, efsanelerle, masallarla, hikayelerle öğrenilmiş mutfak kültüründen mimari şekline kadar pek çok şeyi bu dil ekseninde oluşturmuşuz ve günümüze aktarmışız. Bizim İbn-i Sina'dan, Fahri abiye, Akşemseddin'den, Şair Baki'ye kimi sayarsanız sayın insanlığa hizmet etmiş çok değerli insanlara, simalara sahip olduğumuz kesindir. Onlar bizim olduğu kadar aynı zamanda insanlığın da değerleridir. Bizim bu dil ailesini UNESCO'da kabul ettirmiş olmamızla aslında bizim gizli cevherimizi, bizde saklı olan büyük bir hazineyi dünyaya açmış olduk. Dolayısıyla dünya artık bu hazineden yararlanabilir. “İNSANLIĞIN YENİ GÜNÜ” Bu sürecin bir üstünlük iddiası değil, insanlığa katkı sunma anlayışıyla ele alınması gerektiğini belirten Oğuz, bunun UNESCO’nun temel felsefesiyle de örtüştüğünü kaydetti. Konuşmasının sonunda Prof. Dr. M. Öcal Oğuz, “İnsanlığın yeni günü” olarak nitelendirdiği Dünya Türk Dili Ailesi Günü’nün tüm insanlık için hayırlı ve kutlu olmasını temenni etti. YÜKSEL: TÜRK DİLLERİ AİLESİ GELECEĞE ODAKLANMALIDIR Açılış konuşmalarının ardından UTMK İletişim İhtisas Komitesi Başkan Vekili Doç. Dr. S. Hilmi Bengi moderatörlüğünde Gazatecilik Paneli düzenlendi. Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Üyesi ve Şefika Gaspıralı Uluslararası Kadın Birliği Başkanı Prof. Dr. Gayana Yüksel, panelde konuşmacı olarak yer aldı. Yüksel, konuşmasında Türk dilleri ailesinin yalnızca tarihine değil, aynı zamanda geleceğine de odaklanılması gerektiğini vurguladı. Kırım Tatar halkının önder isimlerinden İsmail Bey Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” ilkesinin 21. yüzyılda da güncelliğini koruduğunu belirten Yüksel, bu anlayışın Türk dünyasının ortak geleceğini inşa eden canlı bir ilke olmayı sürdürdüğünü ifade etti. Yüksel, hem Ukrayna’yı hem de Kırım Tatar halkını temsilen, Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde yürütülen Yerli Dillerin Uluslararası On Yılı kapsamındaki çalışma grubunda görev aldığını hatırlattı. “KIRIM TATARCA, BİR HALKIN VARLIĞI VE GELECEĞİDİR” Konuşmasında 2014 yılından sonra Kırım Tatar dilinin karşı karşıya kaldığı sorunlara dikkat çeken Yüksel, dilin durumunun yalnızca kültürel bir mesele olmadığını, aynı zamanda bir halkın kimliği, varlığı ve geleceğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi. 2014’te Kırım’ın Rusya Federasyonu tarafından işgal edilmesinin, Kırım Tatar dili üzerindeki baskıları derinleştirdiğini vurgulayan Yüksel, Türkiye’nin bu işgali tanımadığını ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklemeyi sürdürdüğünü hatırlattı. 2014 RUS İŞGALİ SONRASI KIRIM TATARCA Kırım Tatar dilinin, UNESCO’nun “Tehlike Altındaki Diller Atlası”nda ciddi derecede tehlike altında bulunan diller arasında yer aldığını belirten Yüksel, bunun tarihsel ve siyasal süreçlerin bir sonucu olduğunu ifade etti. İşgal yönetiminin Kırım Tatar dilini Rusça ve Ukraynaca ile birlikte “devlet dili” statüsüne dâhil ettiğini ancak bunun pratikte karşılığının olmadığını söyleyen Yüksel, bugün Kırım’da ana dilde eğitimin ve medyada kullanımın son derece sınırlı olduğunu vurguladı. Yüksel, uzman verilerine göre 2014’ten sonra ana dilinde eğitim veren birinci sınıfların yaklaşık yüzde 70 oranında azaldığını, Kırım Tatar okullarının sayısının ise 16’dan 11’e düştüğünü aktardı. “KIRIM TATAR DİASPORALARI DİL ALANINDA ÇALIŞMALAR YAPMALI” 2022’den sonra yaşanan zorunlu göç dalgasının da yeni riskler doğurduğunu ifade eden Yüksel, işgal ve savaş sürecinde on binlerce Kırım Tatarının Kırım’dan ayrıldığını, Almanya, Belçika, İrlanda ve Kanada gibi ülkelerde yeni bir Kırım Tatar diasporasının oluştuğunu belirtti. Yüksel bu diasporanın doğru politikalarla avantaja dönüştürülebileceğini, aksi takdirde dilin daha da zayıflayabileceğini söyledi. UKRAYNA’NIN KIRIM TATARCA İÇİN GERÇEKLEŞTİRDİĞİ ÖNEMLİ ADIMLAR Ukrayna devletinin son yıllarda Kırım Tatar dili konusunda attığı adımlara da dikkat çeken Yüksel, 2020’de Latin harfli Kırım Tatar alfabesinin onaylanması, 2021’de dilin geliştirilmesi konseptinin kabul edilmesi, 2022’de strateji belgesinin hazırlanması ve 2025’te yazım kılavuzunun yayımlanmasının önemli dönüm noktaları olduğunu kaydetti. Latin alfabesine geçişin, dilin fonetik yapısını daha doğru yansıttığını ve yaklaşık 35 yıllık bir mücadelenin sonucu olduğunu ifade etti. Konuşmasının son bölümünde, Kırım Tatarcanın geleceği için atılması gereken adımlara değinen Yüksel, dilin yalnızca korunmasının değil, yaşayan ve aktif kullanılan bir dil hâline getirilmesinin hedeflenmesi gerektiğini söyledi. TÜRK DÜNYASININ ORTAK SORUNU Kırım Tatar dilinin yalnızca küçük bir azınlık dili olarak görülmemesi gerektiğini belirten Yüksel, bu dilin Türk dilleri ailesinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ve Türk dünyası içinde doğal bir iletişim alanı sunduğunu ifade etti. Bir dilin kaybının, yalnızca kelimelerin değil, bir halkın dünyayı algılama biçiminin de kaybı anlamına geldiğini vurgulayan Yüksel, Kırım Tatar dilinin korunmasının tüm Türk dünyasının ortak sorumluluğu olduğunu söyledi.

KTMM Üyesi Yüksel: Putin ile anlaşmak teslimiyettir! Haber

KTMM Üyesi Yüksel: Putin ile anlaşmak teslimiyettir!

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile 15 Ağustos'ta Alaska’da bir araya gelen ABD Başkanı Donald Trump, 18 Ağustos'ta Ukrayna lideri Volodımır Zelenskıy'ı Beyaz Saray’da ağırladı. Yaklaşık bir saat süren Trump ile Zelenskıy'ın görüşmesi sonrasında, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Finlandiya Cumhurbaşkanı Aleksander Stubb (Alexander Stubb), Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, iki liderle bir araya geldi. Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Üyesi ve Şefika Gaspıralı Uluslararası Kadın Birliği Başkanı Prof. Dr. Gayana Yüksel, Beyaz Saray’da gerçekleşen görüşmeleri, Ukrayna ve Kırım bağlamında Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi. Yüksel, önde gelen Avrupa devletlerinin liderlerinin ve ABD Başkanı Trump arasında gerçekleşen görüşmenin, dünya toplumunun ilerici kesiminin büyük bir kısmı tarafından dikkatle takip edilen bir olay olduğunu söyledi. Görüşmelerin ana konusunun Ukrayna’nın geleceği ve savaşın sona erdirilmesinin olası yolları olduğunu belirten Yüksel, “Tabii ki Ukrayna’da herkes istisnasız barış istiyor. Asıl mesele, savaşın hangi bedelle sona ereceğidir.” dedi. “SAVAŞ PUTİN’İN ŞARTLARIYLA SONA EREMEZ” Yüksel, Ukrayna toplumu için savaşın Putin’in şartlarıyla sona erdirilmesinin kesinlikle kabul edilemez olduğuna vurgu yaptı ve şu ifadeleri kullandı: Toprakların, canların, evlerin kaybı, alışılmış düzenin ve adaletin temelinin yıkılması gibi yıllar boyunca yaşananlar saldırganla yapılacak bir uzlaşı çözüm olamaz. Dahası, stratejik çıkarlar açısından bakıldığında, Donetsk bölgesinden ya da diğer bölgelerden vazgeçmek karşılığında alınacak şüpheli ‘güvenceler’, yalnızca geçmişteki hataların tekrarı olur ve Putin’e yeni saldırgan adımlar için cesaret verir. “KIRIM’IN KORUNMASI ULUSLARARASI BİR MESELEDİR” Yüksel, görüşme bağlamında gündeme gelen Kırım konusunda da görüşlerini bildirdi. Ukrayna-Rusya Savaşı’nın 2014 yılında Kırım yarımadanın işgaliyle başladığını hatırlatan Yüksel, “Kırım Tatarları ve Kırım’da yaşayan diğer halklar için, uluslararası toplumun hiçbir koşulda burayı Rusya’nın toprağı olarak tanımaması hayati önem taşır. Bu, yalnızca uluslararası hukuk meselesi değil, aynı zamanda adalet, tarihsel hafıza ve yerli halkların haklarının korunması meselesidir.” cümlelerini sarf etti. “TEK ÇÖZÜM UKRAYNA’NIN GÜÇLENDİRİLMESİDİR” Ayrıca Yüksel, Vaşington’da gerçekleşen görüşmelerin, barışa giden tek gerçek yolun Ukrayna’nın güçlendirilmesi olduğunu açıkça gösterdiğini bildirdi. Ukrayna’nın güçlendirilmesinin yalnızca siyasi değil, aynı zamanda kapsamlı maddi ve mali yardımı da kapsadığını vurgulayan Yüksel, “Ukrayna, Kremlin’in diktasına sonsuza dek son verebilmek için uzun vadeli direniş ve kendi savunma potansiyelini geliştirme imkânlarına sahip olmalıdır.” dedi. YÜKSEL’DEN AVRUPA'NIN GÜVENLİĞİNE VURGU Ayrıca Ukrayna’nın savunma sanayisinin gelişiminin özel dikkat gerektirdiğine vurgu yapan Yüksel, Ukrayna’nın insansız hava araçlarının (İHA) üretimini hızla artırmakta ve menzili 3 bin kilometreye kadar ulaşabilen kendi füze teknolojilerini geliştirmekte olduğunu anımsattı. Bu bağlamda Yüksel, “Bu adımlar yalnızca Ukrayna’nın kendi kendine gelişim kapasitesini ortaya koymakla kalmıyor, aynı zamanda Rusya’yı caydıran bir faktör hâline geliyor. Avrupa devletleri çok iyi anlıyor ki, Ukrayna ayakta kalır ve güçlenirse, bu tüm Avrupa kıtasının güvenliği için bir garanti olacaktır.” şeklinde konuştu. “UKRAYNA’NIN DÜŞMESİ AVRUPA’NIN DÜŞMESİDİR” Yüksel, bugün mevcut ikilemin son derece açıkça göründüğünü belirtti ve şu şekilde konuştu: Putin’le anlaşmaya dair her türlü hayal, onun saldırgan planları karşısında bir teslimiyet anlamına gelir. Avrupa’ya kalıcı barış ve güvenlik getirebilecek tek strateji, Ukrayna’nın tüm imkânlarla güçlendirilmesidir. Aksi hâlde, Ukrayna’nın düşmesi Rusya’nın yeni bir genişleme evresinin başlangıcı olacak ve bu süreç kaçınılmaz olarak Avrupa Birliği (AB) ülkelerini de etkileyecektir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.