SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İslam

QHA - Kırım Haber Ajansı - İslam haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İslam haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Ukrayna’nın Ankara Büyükelçiliğinde iftar: Bayram öncesi Ramazan ruhu hissedildi Haber

Ukrayna’nın Ankara Büyükelçiliğinde iftar: Bayram öncesi Ramazan ruhu hissedildi

Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl ve eşi Leviza Celâl, Ukrayna’nın Ankara Büyükelçiliğindeki konutlarında misafirleri için iftar düzenledi. BİRÇOK DİPLOMAT VE TEMSİLCİ RAMAZAN RUHUNU YAŞADI Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayşe Berris Ekinci, Bakanlık temsilcileri, yabancı diplomatlar ile Türk iş dünyasından ve sivil toplum kuruluşlarından birçok temsilci, Ukrayna’nın Ankara Büyükelçiliğinde düzenlenen iftarda bayram öncesinde Ramazan ruhunu yaşadı. UKRAYNA’DA MÜSLÜMANLARA GÖSTERİLEN SAYGI VURGULANDI İftarda konuşma yapan Büyükelçi Celâl, Ukrayna’da farklı inançlar arasındaki diyaloğun öneminin ve Müslüman toplumuna gösterilen saygının altını çizdi. Büyükelçi Celâl, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: Ukrayna’da iftar geleneği, devletin en yüksek kademesinde yaşatılmaya başlanmıştır. Bu durum, Müslüman toplumuna duyulan saygının bir göstergesi hâline gelmiştir. Ukrayna Cumhurbaşkanı ile Ukrayna Dışişleri Bakanı’nın katılımıyla düzenlenen iftarlar, çoktan bir gelenek hâline gelmiştir. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri bünyesinde diğer vatandaşlarla omuz omuza savaşan binlerce Müslüman; devletimizi ve devletimizin özgürlüğüyle bağımsızlığını korumaktadır. UKRAYNA VE TÜRKİYE'NİN DOSTLUĞU EN GÜÇLÜ HÂLİYLE HİSSEDİLDİ İşgalci Rusya’nın dört yıldan uzun bir süredir toprak bütünlüğüne yönelik işgal girişiminde bulunduğu Ukrayna adına dua edilen ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenski'nin (Volodymyr Zelensky) Ukrayna ordusundaki Müslüman askerleri devlet nişanlarıyla mükâfatlandırdığının dile getirildiği iftarda misafirler, dayanışma ruhunu iliklerine kadar hissetti. Ayrıca söz konusu iftar, Ukrayna ile Türk halkı arasındaki ortak saygının ve güçlü dostluğun gözler önüne serildiği, samimi bir ortam oldu.

Doç. Dr. Ramazan Arıtürk: Vatanın ne olduğunu Kırım’da anladım Haber

Doç. Dr. Ramazan Arıtürk: Vatanın ne olduğunu Kırım’da anladım

Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Vakfının düzenli olarak her ayın ilk cumartesi günü tertip ettiği “Tarih ve Kültür Konferansları”na bu hafta İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Görevlisi, Ekopolitik Vakfı Başkanı, Ekopolitik Düşünce Kuruluşu Başkanı ve AYA Sanat ve Düşünce Vakfı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Ramazan Arıtürk konuk oldu. Ramazan Arıtürk, Kırım Tatarlarının manevi dünyasının gelişiminin Kırım’daki temelleri yeniden atılırken Kırım Tatarlarının yaşadığı zorlukları, verdiği mücadeleyi ve Kırım’da kaldığı süre boyunca edindiği izlenimleri anlattı. Kırım Derneği Dr. Ahmet İhsan Kırımlı Sosyal Tesisi bünyesindeki Bekir Sıtkı Çobanzade Kütüphanesi'nde 7 Mart 2026 tarihinde ve saat 14.00’te başlayan ve Ramazan ayının manevi değerlerinin önemi de dikkate alınarak düzenlenen programda, Arıtürk’ün mücadelesini anlatarak hatıralarını kaleme aldığı, Şule Yayınları tarafından ikinci baskısı yapılan “Vatan Yahut Kırım” adlı kitabının tanıtımı da yapıldı. Programa, Kırım Derneği Genel Başkanı Mükremin Şahin, Dünya Kırım Tatar Kongresi (DQTK) Genel Sekreteri ve Kırım Derneği Genel Başkan Vekili Av. Namık Kemal Bayar, Kırım Derneği Genel Başkan Yardımcısı İsmet Yüksel ve Kırım Derneği Genel Sekreteri Ülkü Aksel ile birlikte Kırım millî davasına gönül veren pek çok isim katıldı. KIRIM TATARLARI BÜTÜN İMKÂNSIZLIKLARA RAĞMEN KIRIM’A DÖNMEKTEYDİ Tuvgan Til İnternet Sitesi Koordinatörü Oya Deniz Çongar Şahin’in takdimi ile başlayan programın açılış konuşmasını Kırım Vakfı Başkanı Tuncer Kalkay yaptı. Öncelikle katılımcıların Ramazan ayını tebrik eden Kalkay, “Bizi (Kırım Tatarlarını) vatanımızdan koparmışlardı, halkımızı sürgüne göndermişlerdi. (Halkımız) Uzun yıllar boyunca sürgün bölgelerinde dinî hayatlarını, çok çok zor olsa da kültürel hayatlarını devam ettirdiler. 1980’li yılların sonuna doğru vatan Kırım’a dönmeye başladılar. Tabii ki bu kelimelerle ifade edilirken çok kolay ama bu dönüş öyle kolay olmadı. Tarih sahnesinden silinmek istenen bir halk, ellerinden her şey alınmışken bütün imkânsızlıklara rağmen vatanlarına dönmeye başladı. 1990’lı yılların başlarında da ‘vatan’ ve ‘Kırım’ kelimeleri eş anlamda kullanılmaya başlandı, dolayısıyla Kırım, ‘Vatan Kırım’ şeklinde anılmaya başlandı.” dedi. Bu sırada özellikle Türkiye’den giden pek çok insanın çok değerli hizmetleri olduğunu belirten Kalkay, 1990’lı yıllardan itibaren Kırım Tatarlarının Kırım’da sadece hayatlarını değil kültürlerini ve inançlarını da sağlam temeller üzerine attığını ve bu sürecin hiç de kolay olmadığını kaydetti. Kalkay, son olarak Arıtürk’ün iki yıl civarı Kırım’da aktif bir şekilde yaşadığını ve Kırım Tatarlarının dinî hayatının da şekillenmesine çok büyük katkıları olduğunun kitapta anlatıldığını dile getirerek konuşmasını sonlandırdı. “HAYATIN, HATTA BİR MEZAR TAŞININ NE OLDUĞUNU ORADA GÖRDÜM” Kırım Tatarlarının sürgün bölgelerinden kitleler hâlinde vatanları Kırım’a tamamen kendi imkânları ile dönmeye ve yeniden kök salmaya başladığı 1990’lı yılların başlarında, Kırım Tatarlarının dinî ve manevi dünyalarına Türkiye’den güç katan gönüllülerden biri olan Arıtürk, üniversiteyi yeni bitirmişken hiç bilmediği ve çok zor şartlar altında olan Kırım’a gitmeye nasıl karar verdiğini anlattı. Kırım’a Hüdayi Vakfı Başkanları Fahrettin Tivnikli, Osman Nuri Topbaş ve Musa Topbaş’ın desteğiyle ve teşvikiyle gittiğini belirten Arıtürk, “Vatanın ne olduğunu Kırım’da anladım, vatansızlığın ne olduğunu Kırım’da anladım. İnsanların yaşadığı zulmü ve sıkıntıyı anlattıklarındaki o ifade tarzlarıyla yokluğun, hayatın, hatta bir mezar taşının ne olduğunu, bir ezanın ne anlama geldiğini, insanların beraberce bayramlaşmasının, bir insanın büyüğü vefat edince onun cenazesini gömebilmenin ne olduğunu orada gördüm.” ifadelerini kullandı. “KIRIM’DAN ÇOK ŞEY ÖĞRENEREK DÖNDÜM” Din eğitimi vermek amacıyla Kırım’a gittiğinde bazı Kırım Tatarlarının İslam dini anlayışlarında birtakım farklılıklar gözlemlediğini belirten Arıtürk, söz konusu durumu Sovyetler Birliği’nin yürüttüğü politikalara dayandırarak “Rus politikasının temel bir amacı var, kendilerine karşı gelme ihtimali bulunan milletleri önce bölmek, onların kültür ve medeniyetini mümkünse tahrip etmek. O yüzden din, medeniyeti nesilden nesile aktarma aracıdır.” dedi. Öte yandan toy gibi birtakım ritüellerin bir halkın kimliğini ortaya çıkardığını kaydeden Arıtürk, Sovyetler Birliği’nin Kırım Tatarlarını bölmek üzere faaliyetleri olduğuna dikkat çekerek “Sovyetler Birliği zamanında ‘Kızıl Mollalar’ yetiştiriliyor. Temelde iki amacı var. İlki, Müslüman ahâlini parçalamak ve onları şüpheye düşürmek, ikincisi de Müslüman ülkelere gönderilen büyükelçilere ya da istihbarat elemanlarına iyi derecede din dersi vermek ve Arapça öğretmek ve (Müslüman halkları) etkilemek.” şeklinde konuştu. Ayrıca, Kırım'da geçirdiği süre boyunca çekilen fotoğraflarını ve Kırım'daki Cuma Han Camii, Akyar (Aqyar) Camii, Hansaray ve Zincirli Medresenin yalnızca kendisinde bulunan görüntülerini katılımcılarla paylaşan Arıtürk son olarak “Kırım Tatarlarına çok şey öğretmek üzere gittim, belki bazı şeyleri öğretmişimdir ama Kırım’dan çok şey öğrenerek döndüm.” dedi. ERVİN İBRAGİMOV’UN VEFAT EDEN ANNESİ İÇİN DUA EDİLDİ Kırım Tatarlarının düğünler, cenazeler ve doğum günleriyle bir araya gelmesinin kültürlerini yaşatabilmelerindeki öneminin vurgulandığı ve katılımcıların sorularının yanıtlanmasıyla sona eren programın ardından Çongar Şahin, kimliği belirsiz kişiler tarafından 2016 yılının mayıs ayında kaçırılan Dünya Kırım Tatar Kongresi (DQTK) Yönetim Kurulu Üyesi ve Bahçesaray Kırım Tatar Bölge Meclisi Üyesi Kırım Tatar aktivist Ervin İbragimov’un annesinin vefat ettiğini duyururken gözyaşlarına boğuldu. Çongar Şahin, şu ifadelere yer verdi: “Biz 2016 yılının nisan ayında Dünya Kırım Tatar Kongresi için Litvanya’ya kalabalık bir grupla gitmiştik. Litvanya dönüşü, 24 Mayıs 2016’da Kırım’da bizimle bir arada olan bir kardeşimiz kaçırıldı. İşten dönerken arabasından alındı, derdest edildi. Bir daha ölü ya da diri biz kendisinden hiçbir haber alamadık. Ervin İbrahim’i hepimiz son kez Litvanya’da görmüştük. Ervin’in acısıyla annesi hastalandı, uzun süre mücadele etti ve bir dönem ikili antlaşmalar çerçevesinde Türkiye’ye geldi. Ankara’da Genel Merkez binamızda da bizim misafirimiz oldu, tedavisi burada yapılmaya gayret edildi ama o anne, evlat acısıyla bugün aramızdan ayrıldı. Çok kıymetli bir insandı, biz kendisini çok sevmiştik. Eşi de çok sabırlı bir insandı, ben öyle bir eş hiç görmedim. Mekânı cennet olsun inşallah.” İbrahimova için dua okunmasının ardından Arıtürk, “Vatan Yahut Kırım” adlı kitabını katılımcılar için imzaladı. Kalkay ise günün anısına Arıtürk’e plaket takdim ederken Genel Başkan Şahin ise, Kırım Derneğinin 70 yıllık birikimini ortaya koyan “Kırım Derneği 70. Yıl” kitabını Arıtürk’e hediye etti.

Kur’an’ın ilk ve tek Ukraince meâlini yazan Mıhaylo Yakubovıç QHA’ya konuştu Haber

Kur’an’ın ilk ve tek Ukraince meâlini yazan Mıhaylo Yakubovıç QHA’ya konuştu

Kur’an-ı Kerim’in ilk ve şu ana kadar tek Ukraince meâlinin yazarı olan Freiburg Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mıhaylo Yakubovıç (Mykhaylo Yakubovych), Kur’an’ın Ukraince meâlinin Ukraynalı Müslümanlardaki karşılığını, Ukrayna'da İslâm ile devlet arasındaki ilişkiyi ve Rusya tarafından dinî özgürlükleri kısıtlanan Kırım Tatarlarının dinî faaliyetlerini gerçekleştirebilmeleri adına yapılması gerekenleri Kırım Haber Ajansına (QHA) anlattı. KIRIM TATARLARI, KUR’AN’IN UKRAİNCE MEÂLİNİ ÖVGÜYLE KARŞILADI Yakubovıç, Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığının baskısı da dâhil olmak üzere, elinde söz konusu meâlin ilk baskısından 20 adet bulunduğunu belirterek meâlin ilk baskısının, Suudi Arabistan’da bulunan “King Fahd Qur’an Printing Complex” yayınevi tarafından 2013 yılında, İslâm aleminin kutsal şehirleri arasında yer alan Medine kentinde çıkmasının önemini vurguladı. Kur’an’ın Ukraince meâlinin Türkiye’de yayımlanmasının dağıtımdaki katkısının büyük olduğunu beyan eden Yakubovıç, birçok Müslümanın okumayı dört gözle beklemiş olduğu bu çalışmayı, kendisi adına bir nevi “yatırım” olarak değerlendirdi. “Bu meâlin (Ukrayna Müslümanları arasında) karşılık bulması, yalnızca din bağlamında gerçekleşmedi, burada dil bilimsel bağlam da söz konusudur. Geçtiğimiz yıllarda (Ukrayna’da yaşayan) pek çok Müslüman, Ukrainceyi günlük hayatlarına dâhil etti. Dolayısıyla Kur’an’ın (Ukraince) meâlini okumak da Ukraincenin İslâmî, geleneksel ve yerel etki alanı içerisine girdi. Allahü Teâlâ, Kur’an’da şöyle buyurur: ‘Hiç şüphesiz biz o kitâbı, düşünüp anlamanız için Arapça bir Kur'an olarak indirdik.’. Evet, Kur’an’ın orijinal metni yalnızca Arapçadır fakat bu noktada Kur’an’ı ‘anlamak’ asıl önemli olan aşamadır. Kur’an, bütün insanlık ve dünya üzerindeki bütün diller adına indirilmiş bir kutsal kitaptır.” ifadelerini kullanan Yakubovıç, Kur’an’ın Ukraince meâlinin ilk baskısının çıktığı andan itibaren, özellikle Ukrayna’da yaşayan Kırım Tatarlarının İslâmî çevrelerinin ve Ukrayna halkı içerisinde sonradan Müslüman olanların oluşturduğu çevrelerin Kur’an’ın Ukraince meâlini olumlu karşıladığını belirtti. UKRAYNA’DA İSLÂMIN KONUMU, KIRIM TATARLARI SAYESİNDE GÜÇLENDİ Ukrayna’da geçmişten bugüne İslâm ile devlet arasındaki ilişkiyi ele alan Yakubovıç, Ukrayna’nın, Hıristiyan dünyası ile İslâm dünyası arasında duran bir sınır niteliğinde olduğunu kaydederek Ukrayna ile İslâm dünyası arasındaki ilk etkileşimlerin, milattan sonra (M.S) 9. yüzyılın sonlarında tüccarlar aracılığıyla gerçekleştiğini dile getirdi. El-Mesûdî’den el-İdrisî’ye kadar birçok İslâm tarihçisinin yaptığı çalışmalara dayanarak Ukrayna’nın Orta Çağ’ın başındaki durumuna, Orta Çağ’da Ukrayna’da bulunan kabilelere ve bu kabilelerin reislerine dair bilgilere ulaşılabildiğini belirten Yakubovıç, “Birtakım kaynaklara göre ise Kıyiv Büyük Knezi I. Volodımır, Müslüman olmayı ciddi bir seçenek olarak değerlendiriyordu.” dedi. Ukrayna’nın sonrasında Altın Orda Devleti ile çekişmeli ilişkilerinin olduğunu bildiren Yakubovıç, Kırım Hanlığı’nın ve Osmanlı Devleti’nin yükselişiyle bu ilişkilerin karmaşıklaştığını, bazen savaşların, bazen de barış ve iş birliğinin hâkim olduğunu ifade etti. Öte yandan, Lipka Tatarları olarak bilinen Polonyalı ve Litvanyalı Tatarlar gibi Ukrayna’nın kendi kalıcı Müslüman nüfusu olduğunu, Lipka Tatarlarının Ukrayna’nın batısında 500 yıl yaşadığını ve hâlâ orada yaşayan Lipka Tatarları olduğunu belirten Yakubovıç, “Ukraynalıların diğer halklarla olan etkileşimini bütünüyle kontrol altına almak isteyen Rus emperyalizmine rağmen Ukrayna, 20. yüzyılda bile Türkiye ve Arap dünyasıyla olan birtakım bağlarını koruyabildi. Ukrayna, yerel halkı olan Kırım Tatarları dâhil olmak üzere 500 binden fazla Müslümana ev sahipliği yapmakla kalmıyor. Ukrayna, aynı zamanda camiler, kaleler ve Cezayir’den Tacikistan’a kadar uzanan İslâm vdünyasının emsalsiz koleksiyonları dâhil, oryantal el yazmaları gibi birçok İslâmî eseri de koruyabildi.” dedi. Ukrayna’da Hıristiyan kültürünün baskın olmasına rağmen Ukrayna’nın bir devlet dini olmadığını ifade eden Yakubovıç, yakın zamanda Ukrayna’da İslâmın daha yüksek bir konuma eriştiğini ve başka dinlere mensup çoğu Ukraynalı için bile İslâmın, yükselen bir değer ve bir nevi ortak bir kimlik hâline geldiğini, bunun da çoğunlukla Ukrayna’nın Kırım Tatar toplumunun aktif faaliyetleri sayesinde olduğunu dile getirdi. “RUSYA, KENDİNİ MÜSLÜMANLARIN KORUYUCUSU OLARAK GÖSTERDİ” Öte yandan, Rusya’nın Kırım’da yürüttüğü propaganda faaliyetlerine dikkat çeken Yakubovıç, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik topyekûn işgal girişimine Kırım Müftülüğünün destek vermesinin ve Kırım’da camiler inşa etmesinin Rusya’nın propaganda faaliyetleri kapsamında olduğunun altını çizdi. Yakubovıç ayrıca, Rusya’nın başka birçok alana müdahale etmesi gibi İslâmı da çizdiği sınırlar dâhilinde kısıtlamasını, Kırım’daki yürüttüğü propaganda kapsamında değerlendirdi. “Gerçekte İslâm, manevi boyutta yaşanır. Evet, bir Müslüman oruç tutabilir, dua edebilir ve benzer ibadetlerini gerçekleştirebilir fakat konu sosyal adalet olduğunda (Rusya sebebiyle) asıl sorun ortaya çıkıyor. Birçok mezhepten Müslüman, (Rusya tarafından) haksız yere ‘aşırıcı’ olduğu iddiasıyla hedef gösterildi ve hapse atıldı. Ne yazık ki İslâm dünyası buna çoğunlukla sessiz kaldı. Filistin gibi bazı bölgelere destek verildiğini görebilirsiniz fakat Kırım ve İslâm dünyasındaki başka bazı bölgeler konusunda, hâlihazırda sessizlikten daha kötüsü yaşanıyor. Rusya, propaganda faaliyetleri kapsamında her yerde kendini Müslümanların koruyucusu olarak gösterdi ancak gerçek şu ki Rusya, Müslümanlara baskı uygulamakta. Kendini Müslüman olarak tanımlayan ülkelerin Rusya’ya daha fazla baskı uygulaması gerektiğini düşünüyorum ama öncelikle Kırım’da yaşananların gerçek boyutunu öğrenmeleri gerekiyor.” ifadelerine yer veren Yakubovıç, Rusya’nın Kırım Tatarlarına uyguladığı baskıya dair Türkiye ve Batı ülkeleri dışında kayda değer bir farkındalığın olmadığına dikkat çekti. KIRIM TATAR ÂLİMLERİN NÜFUZU, DÜNYANIN DİĞER YARISINA ULAŞTI Kırım Tatar âlimler tarafından birçok dönem içerisinde yazılan yüzlerce el yazmasını araştıran Yakubovıç, Kırım Hanlığı’nın dinî ve felsefi mirasını çalışmalarında ele alması hususunda ise “Bu çalışmayı, yalnızca Zincirli Medresesi türü medreselerde öğretilen dinî ilimler üzerine yapmadım, mantık ve felsefeye de yer verdim. İslâm teolojisi, felsefe ve sufizmi sentezleyen Ahmed el-Kırîmî ile Sultan III. Murad’ın hocası ve siyasi danışmanı olan ve 40’tan fazla çalışmaya imza atmış olan İbrahim el-Kırîmî gibi büyük âlimlerimiz var.” şeklinde konuştu. “Birçok alanda faaliyet göstermiş olan yüzlerce âlimin yanı sıra Kırım’ın akademik çevresinin diğer bölgelerde de büyük bir etkiye sahip olması ayrıca önemlidir, yalnızca Memlûk Devleti’nde veya Osmanlı dönemindeki Anadolu’da değil, Endonezya ve Yemen’de bile nüfuzları olmuştur.” değerlendirmesinde bulunan Yakubovıç, bazı Kırım Tatar âlimlerinin söz konusu coğrafyalarda da öğrencilerinin olduğuna dikkat çekti. Öte yandan, el-Kefevî'nin kaleme aldığı el-Külliyât gibi, Kırım Tatar âlimlerinin yazdığı bazı kitapların klasik Arapçanın ilmî kelime hazinesinin öğretiminde kullanıldığını ve bu kitapların bütün İslâm dünyasında bilindiğini ifade eden Yakubovıç, ayrıca, söz konusu kitapların toplanılıp muhafaza edilmesinin acil bir ihtiyaç olduğunu vurgulayarak bu kitaplarda yer alan bazı metinleri ise hâlihazırda İngilizceye ve Ukrainceye tercüme etmekten memnuniyet duyduğunu dile getirdi.

Ukraynalı siyasi tutsak Andriy Kolomıyets Müslüman oldu Haber

Ukraynalı siyasi tutsak Andriy Kolomıyets Müslüman oldu

Rus işgal güçleri tarafından Mart 2015’te alıkonularak ardından düzmece bir dava çerçevesinde 10 yıl hapis cezasına mahkûm edilen Ukraynalı aktivist, siyasi tutsak Andriy Kolomıyets, İslam dinini kabul etti. 2015’te Nalçik’te (Kabardey-Balkarya Cumhuriyeti) yaşayan Kolomıyets, Rus güçler tarafından alıkonularak, 2014 yılında Kıyiv'de gerçekleşen Onur Devrimi (Euromaidan) sırasında "Berkut" çevik kuvvet timi mensuplarına yönelik saldırı girişiminde bulunmak ve uyuşturucu bulundurmakla suçlanmıştı. Kolomıyets suçunu itiraf etti ancak daha sonra ifadesini geri çekerek itirafların işkence altında alındığını açıkladı. Siyasi tutsak Andriy Kolomıyets’in davası Akmescit’teki (Simferopol) Kremlin kontrolündeki sözde mahkemede görüldü. İşgalci mahkeme Haziran 2016’da Kolomiyets hakkında 10 yıl hapis cezası kararı aldı. Kolomiyets, hapishanedeki sürecinde yalnızca Müslümanların kendisine destek olduğunu söyledi ve bu desteğin kendisini İslam'ı kabul etmeye yönelttiğini belirterek, “Beni müebbet hapis cezasıyla tehdit ettiler, baskı uyguladılar. O dönemde bana yalnızca Nalçik’teki ve sonrasında cezaevindeki Müslümanlar destek verdi. Bu yüzden İslam’ı seçtim.” dedi. Ceza süresini tamamlayan Kolomıyets, cezaevinden tahliye edildi. Ancak Ukrayna vatandaşı olduğu için şu anda Rusya’da sınır dışı merkezinde tutuluyor. Kolomiyets’in Ukrayna’ya ne zaman döneceği henüz netlik kazanmadı. UKRAYNALILAR RUSYA’NIN SINIR DIŞI MERKEZLERİNDE AYLARCA, YILLARCA TUTULUYOR Rusya’nın güneyindeki sınır dışı merkezlerinde çok sayıda Ukrayna vatandaşı aylarca, hatta yıllarca alıkonuluyor. Ceza sürelerini tamamlamalarına rağmen bu kişiler, sınır dışı merkezlerini terk etmelerine izin verilmediği için fiilen gözaltında kalmaya devam ediyor. Medya kuruluşlarının aktardığına göre, sınır dışı prosedürlerinin ertelenmesi ya da uygulanmaması nedeniyle Ukraynalıların bu merkezlerde kalış süresi sürekli uzatılıyor. İnsan hakları savunucuları ise bu uygulamanın açıkça insan hakları ihlali olduğunu belirtiyor.

Türk-İslâm dünyası, Berat Kandili'ni idrak ediyor Haber

Türk-İslâm dünyası, Berat Kandili'ni idrak ediyor

İslâm dinine göre "berat" günahlardan arınma, temizlenme, Allah'ın af ve rahmete nail olma anlamlarına geliyor. Kimi İslâm alimlerine göre beratın bir suçtan azade olmak anlamına geldiği bildiriliyor. Ayrıca berat gecesinde birçok kişinin Allah'ın affına mazhar olduğu ve bu kullar arasına girmek için çaba ve gayret sarf etmek gerektiği de Türk ve İslam aleminde yaygın olarak biliniyor. Türk ve İslam aleminde, Berat Kandil gecesi Kur'an-ı Kerim tilaveti ve nafile namaz ile geçiriliyor.  KIBLE, MESCİD-İ AKSA'DAN MESCİD-İ HARAM YÖNÜNDE DEĞİŞTİ İslam dininde önemli dönemlerden hicretin ikinci senesi Şaban ayının 15'inci günü, Hazreti Peygamber Muhammed (S.A.V) ziyaret için gittiği Beni Seleme yurdundaki mescidde öğle namazının ikinci rekatını kılarken, kıblenin Mescid-i Aksa'dan Mescid-i Haram yönünde değiştiği hakkında ayet indi. İslam Peygamberi Muhammed (S.A.V) ile inananlar bu esnada yönünü Kabe'ye çevirmesiyle birliğin sembolü olan bu tarihi olay, Berat gecesini değerli kılan başlıca nedenlerden birisi olarak biliniyor. "YÜCE ALLAH, BU GECE DÜNYA SEMASINA RAHMETİYLE TECELLİ EDER" Hazreti Peygamber, Berat Kandili ile ilgili, "Şaban ayının 15'inci gecesini ibadetle geçirin, gündüzünde de oruç tutun. Çünkü Yüce Allah, bu gece dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve 'Yok mu tövbe eden, tövbesini kabul edeyim. Yok mu rızık isteyen, rızık vereyim. Yok mu şifa isteyen, şifa vereyim. Yok mu başka isteği olan ona da istediğini vereyim" buyuruyor.

İslâm alemi bugün Regaib Kandili'ni idrak edecek Haber

İslâm alemi bugün Regaib Kandili'ni idrak edecek

Yeni yılın ilk günü ile birlikte "üç aylar" da başladı. İslâm aleminde Müslümanlar için kutsal aylar kabul edilen Recep, Şaban ve Ramazan aylarını içine alan üç ayların başlangıcı olan Regaib Kandili bugün idrak edilecek. Diyanet İşleri Başkanlığının yayımladığı 2025 dini günler takvimine göre Regaib Kandili, 2 Ocak 2025 Perşembe günü itibarıyla idrak edilecek. İslâm dünyası için büyük öneme sahip üç aylardan, Recep ayının ilk perşembe gününü cumaya bağlayan gece idrak edilecek olan Regaib Kandili, "rahmet ve bereket gecesi" olarak kabul edilir. 3 AYLARIN ANLAM VE ÖNEMİ Recep, Şaban ve Ramazan aylarını içine alan üç aylar Müslümanlar için kutsal aylardır. Bu aylar dini olarak arınma aylarıdır. Recep ayının hususiyetlerinden birisi de Regaib Kandili ve Mirac Kandili olarak bilinen iki kandilin bu ayda bulunmasındandır. REGAİB KANDİLİ Arapça kökenli olan "regaip" kelimesinin Türkçe karşılığı “kendisine rağbet edilen şey, bol ve değerli bağış” anlamına gelir. Müslümanlara Regaib Kandili'nde Kur'an-ı Kerim okuması, istiğfar, dua ve zikir yapmaları tavsiye edilir. Regaib kandili bilhassa 18. asırda, tekke ve zaviyelerde gösterişli törenlerle kutlanmış, tasavvuf ehli olan şairlerce bu gece için "regâibiye" denilen şiirler yazılmıştır.  Regâib gecelerinde dua etmek, tevbe ve istiğfarda bulunmak, bu geceyi kutsal kabul ederek çeşitli ibâdetlerle geçirmek, genel olarak alimler arasında kabul görmüştür.

Kırım Derneği İstanbul Şubesinde "Hadisçilerin Ebu Hanife’ye Yönelik Eleştirilerinin İlmi Değeri" konferansı Haber

Kırım Derneği İstanbul Şubesinde "Hadisçilerin Ebu Hanife’ye Yönelik Eleştirilerinin İlmi Değeri" konferansı

Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği İstanbul Şubesinin geleneksel olarak her hafta düzenlediği konferanslarda bu hafta "Hadisçilerin Ebu Hanife’ye Yönelik Eleştirilerinin İlmi Değeri" konusu işlenecek. Maturidi Yesevi Otağı ile ortaklaşa tertip edilecek olan ve İstanbul Üniversitesi Temel İslam Bilimleri Bölümü Hadis Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Ertürk'ün konuşmacı olarak katılacağı program, 18 Ekim 2024 Cuma günü saat 19.30'da Kırım Derneği İstanbul Şubesinde gerçekleştirilecek. Konferans ayrıca, Kırım Derneği İstanbul Şubesine ait tüm resmî sosyal medya platformlarından canlı olarak yayımlanacak. İstanbul'un Fatih ilçesi, Çapa semtinde Molla Gürani mahallesi Akkoyunlu sokak numara 52'de bulunan dernek binasında tertip edilecek etkinliğin ikram sahibi İdris Bakkal olacak. PROF. DR. MUSTAFA ERTÜRK KİMDİR? 1964 yılında Kayseri’nin Yeşilhisar ilçesinde doğan Mustafa Ertürk, ilk ve Orta öğrenimini Kayseri’de gördü. 1980 yılında Kayseri Lisesinden mezun oldu ve 1982 yılında girdiği Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden 1987 yılında mezuniyetini aldı. Aynı yıl Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Hadis Bilim Dalı’nda yüksek lisansa başlayıp 1989 yılında yüksek lisansını tamamladı. 1989 yılında aynı bilim dalında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde doktoraya başladı ve 1995 yılında “Sahih-i Buhari’deki Bazı Fiten Hadislerinin Metin Tenkidi Prensipleri Açısından Değerlendirilmesi” isimli teziyle doktorasını tamamladı. 1988-1989 yıllarında İstanbul’da T.D.V. İslam Araştırmaları Merkezinde (İSAM) araştırmacı olarak görev yaptı. 1990-1991’de hem araştırma yapmak hem dil eğitimi için Birleşik Krallık'ta (Londra ve Exeter) bulundu. 1998-1999’da Türkmenistan Mahtumkulu Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğretim görevliliği yaptı. 1999 yılında Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesinde Yardımcı Doçent olarak göreve başladı. 2002’de Doçent ünvanını aldı. Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesinde Dekan Yardımcılığı, Fakülte Yönetim Kurulu ve Fakülte Kurulu Üyelikleri ile Anabilim Dalı Başkanlığı görevini yürüttü. 26 Aralık 2006 tarihinden itibaren İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Hadis Anabilim Dalı’na öğretim üyesi olarak atandı. 6 Mart 2008’de Profesör Ünvanını aldı. Halen İ.Ü. İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalı Başkanı olarak görevini sürdüren Prof. Dr. Ertürk, evli ve iki çocuk babası olup İngilizce ve Arapça bilmektedir.

Çin: İslam'ın Çinlileştirilmesi kesin hedefimizdir! Haber

Çin: İslam'ın Çinlileştirilmesi kesin hedefimizdir!

Türk ve İslam devletlerinin, İslam düşmanlığına karşı sessizliği Çin'e fırsat vermeye devam ediyor. Çin yönetimi, bu durumdan cesaret alarak, İslam'a olan düşmanlığını artırıyor. Bölgeyi işgal ederek Türk kimliğine dair her şeyi yok etmeyi amaçlayan Çin bu sefer, İslam dininin Çinlileşeceğini bildirdi.  "SONUÇ ALININCAYA KADAR SÜRDÜRÜLECEKTİR” Çin'in bölgeye atadığı ÇKP Sekretesi Ma Şingrui 9 Mart 2024 tarihinde, Çin'in başkenti Pekin'de devam eden ÇKP Yıllık Kurultayı'nda yaptığı açıklamada, "Uygur Bölgesinde İslam'in Çinlileştirilmesi politikamız kesin hedefimizdir ve bu uygulama sonuç alınıncaya kadar sürdürülecektir” ifadelerini kullandı. "İSLAM’IN ÇİNLİLEŞTİRİLMESİ ZARURETTİR" Ayrıca Ma Şingrui basın toplantısında, "Uygur bölgesinde halihazırda uygulanmakta olan İslam’ın Çinlileştirilmesi politikamızın kaçınılmaz bir zaruret olduğu hepimizce bilenen bir meseledir. Bu politikamız kaçınılmaz bir   uygulama ve eğilim olarak sonuç alınıncaya kadar sürdürülecektir. Yabancı uzmanların asimilasyon politikası olarak adlandırdığı Uygur bölgesinde devam eden İslamin Çinlileştirilmesi politikamızın amacı Çin’de yaşayan tüm ulusların birliği  ve onların harmanlanarak u-yoğurulması hedefini ebedi olarak  gerçekleştirmektir" dedi. DOĞU TÜRKİSTAN'DAKİ GERÇEKLER Geçen yıl tamamen Çin'in kontrolünde izin verdiği yerleri ziyaret eden Avustralya'nın dünyaca ünlü televizyon kanalı ABC ekibi, Çin Komünist Partisinin (ÇKP) yıllar süren acımasız baskısının ardından Doğu Türkistan'ı bir turizm noktasına dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı. ABC'nin 30 Eylül 2023 tarihinde yayımladığı özel raporunda, Çin'in baskıları neticesinde Doğu Türkistan'ın dünyadan izole edildiği bildirilmişti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.