SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kıbrıs Meselesi

QHA - Kırım Haber Ajansı - Kıbrıs Meselesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kıbrıs Meselesi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman ADF2026'da konuştu: Masadayız ama çok boyutlu dış politika yürüteceğiz Haber

KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman ADF2026'da konuştu: Masadayız ama çok boyutlu dış politika yürüteceğiz

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde ve “Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek” ana temasıyla düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) tüm hızıyla devam ediyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında düzenlenen “Talks” oturumunda konuştu. Konuşmasına divan edebiyatından Nef'i’nin “Ehli dil birbirini bilmemek insaf değil” sözüyle başlayan Erhürman, bu ifadenin “gönül ehillerinin birbirini tanımamasının kabul edilemez olduğu” anlamına geldiğini belirterek, kendisinin aslında kamuoyunda bilinmeyen bir isim olmadığını vurguladı. Erhürman, dokuz yıl boyunca parti başkanlığı yaptığını, Kuzey Kıbrıs’ta başbakanlık görevinde bulunduğunu ve bu süreçlerde Türkiye Cumhuriyeti ile yoğun temas ve iş birliği içerisinde çalıştığını ifade etti. Ayrıca 13 yıllık Ankara geçmişine dikkat çeken Erhürman, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamladığını hatırlattı. “TÜRKİYE İLE YAKIN İSTİŞARE VE KOORDİNASYON SÜRECEK” Siyasetin doğasını ve dinamiklerini iyi bildiğini dile getiren Erhürman, cumhurbaşkanlığı makamının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bağımsız ve tarafsız bir konumda bulunduğunu belirterek, bu nedenle kendisini günlük siyasi tartışmaların içinde konumlandırmadığını söyledi. Bununla birlikte Erhürman siyasetin “cilvelerine” yabancı olmadığını da vurguladı. Cumhurbaşkanlığı seçim süreci ve sonrasında yaptığı açıklamalara da değinen Erhürman, Kıbrıs meselesi ve Kuzey Kıbrıs’ın dış politikasının tarihsel olarak Türkiye ile yakın istişare ve koordinasyon içinde yürütüldüğünü hatırlattı. Kendisinin de aynı anlayışı sürdüreceğini ifade eden Erhürman, bu yaklaşımın görevde bulunduğu ilk altı aylık süreçte de somut biçimde hayata geçirildiğini belirtti. Türkiye ile ilişkilerin daha da gelişeceğine inandığını dile getiren Erhürman, kamuoyunda dile getirilen bazı şüphe ve soru işaretlerinin gerçeği yansıtmadığını ifade etti. “KIBRIS TÜRK HALKININ EŞİT EGEMENLİK HAKLARI TARTIŞMA KONUSU OLAMAZ” Erhürman, Kıbrıs meselesine ilişkin değerlendirmelerinde hukuki temellere dikkat çekerek, Kıbrıs Türk halkının adadaki eşit statüsünün ve egemenlik haklarının tartışmaya açık olmadığını vurguladı. Hukukçu kimliğine atıfta bulunan Erhürman, hukukta kavramlardan ziyade “hukuki nitelik” ve içeriğin belirleyici olduğunu ifade ederek, bir durumun adının ne olduğundan çok içeriğinin esas alınması gerektiğini söyledi. Bu yaklaşımı hem göreve gelmeden önce hem de sonrasında sürdürdüğünü belirten Erhürman, Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde yürütülen sürecin şu aşamada bir müzakere değil, bir “görüşme süreci” olduğunu dile getirdi. Kıbrıs Türk halkının adadaki iki eşit kurucu ortaktan biri olduğunun altını çizen Erhürman, bu statünün değiştirilemez bir hukuki gerçeklik olduğunu ifade etti. Kıbrıs Türklerinin, Kıbrıs Rumlarıyla eşit egemenlik haklarına sahip olduğunu vurgulayan Erhürman, “Kıbrıs Rumlar hangi alanlarda egemenlik iddia ediyorsa, Kıbrıs Türk halkı da aynı alanlarda eşit egemenlik hakkına sahiptir.” dedi. Bu çerçevede Kıbrıs Türklerinin yok sayılmasının kabul edilemez olduğunu belirten Erhürman, “Hiç kimse Kıbrıslı Türkler yokmuş gibi karar üretemez, uluslararası ilişki kuramaz, uluslararası anlaşma imzalayamaz. Benim iddiam çok net. Eğer adada hidrokarbonlar meselesi varsa, enerji bugün uluslararası ilişkilerin en temel meselelerinden biridir. Enerjiyle ilgili bir mesele varsa, güvenlik gene en temel meselelerden biridir. Böyle bir mesele varsa, deniz yetki alanları meselesi varsa. Bu alanlarda Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıslı Türklerin iradesi olmaksızın anlaşma imzalama ve uluslararası ittifaka girme hakkına sahip değildir.” dedi. Erhürman, bu görüşlerinin yalnızca siyasi bir söylem olmadığını, aynı zamanda güçlü hukuki temellere dayandığını belirterek, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nı örnek gösterdi. Bu anayasa çerçevesinde, dönemin Cumhurbaşkanı Muavini Fazıl Küçük’ün güvenlik konularında veto yetkisine sahip olduğunu hatırlatan Erhürman, Kıbrıs Türk tarafının tarihsel olarak da eşit kurucu ortak statüsünün tanındığını ifade etti. Kıbrıs meselesinin çözümünde bu hukuki gerçekliğin göz ardı edilemeyeceğini vurgulayan Erhürman, adada sürdürülebilir bir çözüm için eşitlik, egemenlik ve karşılıklı saygı temelinde bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini sözlerine ekledi. “KIBRIS TÜRK HALKININ EGEMENLİK HAKLARINI ALMAKTA KARARLIYIZ” Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yasama, yürütme, yargı organları ve cumhurbaşkanlığı ile kurumsallaşmış bir devlet yapısına sahip olduğunu vurgulayan Erhürman, yalnızca Türkiye Cumhuriyeti tarafından tanınmasının bu devlet niteliğini ortadan kaldırmadığını ifade etti. Buna karşın, Kıbrıs Türk halkının adadaki egemenlik haklarının bugün fiilen ihlal edildiğini belirten Erhürman, bu hakların kararlılıkla savunulacağını dile getirdi. Kıbrıs meselesine ilişkin tartışmalarda kavramların çoğu zaman içeriğin önüne geçtiğini ifade eden Erhürman, çözüm modelleri konusunda farklı görüşler bulunduğunu hatırlattı. İki devletli çözüm, konfederasyon ya da gevşek federasyon gibi yaklaşımların tartışıldığını belirten Erhürman, kendileri için esas olanın modelin adı değil, içeriği olduğunu vurguladı. Adadaki doğal kaynaklara da değinen Erhürman, Kıbrıs’ın herhangi bir bölgesinde çıkarılacak hidrokarbon kaynaklarında Kıbrıs Türk halkının eşit ortak olduğunu belirtti. Bu çerçevede Erhürman enerji, güvenlik ve deniz yetki alanları gibi stratejik konularda Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türklerinin iradesi olmaksızın uluslararası anlaşmalar yapamayacağını ifade etti. Erhürman, Kıbrıs Türk halkının güvenliğini ve egemenlik haklarını riske atacak herhangi bir anlaşmanın kabul edilemeyeceğini vurgulayarak, bu tür girişimlere karşı uluslararası kamuoyu nezdinde gerekli tüm girişimlerin yapılacağını söyledi. Özellikle bölgesel gelişmeler bağlamında, Kıbrıs Türk halkının iradesi yok sayılarak kurulacak ittifakların meşruiyet taşımayacağını ifade etti. Kıbrıs Türk halkının tarihsel mücadele geçmişine dikkat çeken Erhürman, bu hakların “söke söke” alınacağı yönündeki kararlılığı yineleyerek, bu mücadelenin vazgeçilmez olduğunu belirtti. Kavramsal tartışmaların ötesine geçilmesi gerektiğini dile getiren Erhürman, “Esas olan içeriktir; halkımızın tarihsel ve hukuki haklarının somut olarak hayata geçirilmesidir” mesajını verdi. Kıbrıs Türk halkının adadaki eşit kurucu ortak statüsünün ve egemenlik haklarının tartışmaya kapalı olduğunu vurgulayan Erhürman, “Kıbrıs Türk halkının tarihsel mücadelesi bizim için asla vazgeçilmesi mümkün olmayan bir şeydir. Çok önemsediğim için bir kez daha söylemek istiyorum. Kıbrıs Türk halkının kimlik oluşum sürecinin yani 1878'den bugüne kadar olan sürecinin doğru değerlendirilmesi herkese şunu gösterir. Kıbrıs Türk halkı bu adada azınlık statüsünü zinhar kabul etmez. Bütün mücadelesi de bunun üstünden yürümüştür. Dolayısıyla bugün itibariyle de böyle bir ihtimal Kıbrıs Türk halkı için null and void'tir, yok hükmündedir. Dolayısıyla Kıbrıs Türk halkı siyasi anlamda eşit ve egemenlik haklarının peşinde olan bir haktır. Ve çözüm iradesi de olan bir halktır.” cümlelerini sarf etti. “KIBRIS TÜRK HALKINA YÖNELİK İZOLASYONLAR HAKSIZ VE KALDIRILMALI” Erhürman, Türkiye ile tam koordinasyon içinde hareket ettiklerini belirterek, Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların hukuki dayanağı olmadığını ve kabul edilemez olduğunu vurguladı. Erhürman, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son açıklamalarının bu konuda son derece net olduğunu ifade ederek, adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümden yana olduklarını dile getirdi. Ancak Kıbrıs Türk halkına yönelik izolasyonların haksız olduğunu ve kaldırılması gerektiğini söyledi. BM Genel Sekreteri’nin 2004 referandumları sonrasında yayımladığı raporda, Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonların hiçbir meşru gerekçesinin bulunmadığının açıkça ifade edildiğini hatırlatan Erhürman, benzer şekilde Avrupa Birliği (AB) Konseyi raporlarında da bu durumun teyit edildiğini belirtti. Buna rağmen Kıbrıs Türk halkının hem egemenlik haklarının ihlal edildiğini hem de uluslararası alanda izolasyonlara maruz kaldığını vurgulayan Erhürman, halkın adadaki iki eşit kurucu ortaktan biri olma statüsünün de göz ardı edildiğini ifade etti. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Kıbrıs Türk halkının çözüm iradesini koruduğunu dile getiren Erhürman, bu sürecin Türkiye ile birlikte ve tam bir uyum içinde yürütüldüğünü kaydetti. Erhürman, Türkiye ile yürütülen bu koordinasyonun ve Kıbrıs Türk halkının haklı taleplerinin uluslararası toplum tarafından doğru şekilde anlaşılması gerektiğini sözlerine ekledi. “ÇÖZÜM İÇİN ÖN ŞART SİYASİ EŞİTLİĞİN TESCİLİDİR” Erhürman, BM nezdinde yürütülen temaslara ilişkin açıklamalarda bulunarak, Kıbrıs sorununda çözüm için yeni ve farklı bir yaklaşım gerektiğini vurguladı. Erhürman, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres ile yaklaşık bir ay önce görüştüklerini, son olarak da BM Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo ile temas gerçekleştirdiklerini belirtti. Ayrıca BM yetkilileriyle farklı düzeylerde görüşmelerin sürdüğünü ifade etti. Guterres’in Crans-Montana görüşmeleri sonrasında yaptığı “Bu kez farklı olmalı” vurgusunu hatırlatan Erhürman, bu yaklaşım doğrultusunda aşamalı (phase approach) bir metodoloji geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Bu kapsamda göreve gelmeden önce hazırlık yaptıklarını ve göreve geldikten sonra hem Rum liderliğiyle hem de BM ile bu çerçevede temas kurduklarını dile getirdi. Yeni bir sürece başlanacaksa öncelikle kuralların net şekilde belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Erhürman, geçmiş müzakere deneyimlerinden ders çıkarılmasının zorunlu olduğunu ifade etti. Sorunun kaynağının doğru tespit edilmeden çözüm üretilemeyeceğini belirten Erhürman, Türkiye ile bu konuda ortak bir değerlendirmeye sahip olduklarını kaydetti. Kıbrıs sorununda çözümsüzlüğün temel nedeninin, Rum tarafının adadaki doğal kaynakları ve yönetimi Kıbrıs Türk halkıyla paylaşmak istememesi olduğunu savunan Erhürman, bu yaklaşımın devam etmesi halinde çözümün mümkün olmayacağını söyledi. Bu çerçevede önerdikleri dört maddelik metodolojinin ilk ve en önemli unsurunun siyasi eşitliğin müzakereler başlamadan önce tescil edilmesi olduğunu vurgulayan Erhürman, bunun BM Güvenlik Konseyi kararlarında da yer alan bir ilke olduğunu ifade etti. Geçmiş müzakere süreçlerinden ders çıkardıklarını vurgulayan Erhürman, özellikle Crans-Montana görüşmeleri sırasında Rum tarafının dönüşümlü başkanlığı son aşamada reddetmesini hatırlatarak, bu durumun güven sorununu derinleştirdiğini söyledi. Dönüşümlü başkanlığın, ortak yönetim yapısında Kıbrıs Türklerinin eşit şekilde temsil edilmesinin temel unsuru olduğunu ifade etti. Metodolojinin ikinci aşamasında, geçmişte sağlanan yakınlaşmaların prensip olarak tescil edilmesi gerektiğini belirten Erhürman, sürecin belirsizliğe sürüklenmemesi için müzakerelere zaman sınırlaması getirilmesini önerdiklerini kaydetti. “Yıllarca sonuçsuz müzakere yürütmek niyetinde değiliz” diyen Erhürman, somut ilerleme sağlanması gerektiğini vurguladı. Erhürman ayrıca, müzakerelerin Rum tarafının tutumu nedeniyle başarısız olması halinde Kıbrıs Türk tarafının mevcut statüye geri dönmemesi yönünde önceden garanti verilmesi gerektiğini ifade etti. Bu talebin, geçmişte yaşanan tecrübelerden kaynaklandığını belirten Erhürman, 2004 referandumunun ardından Kıbrıs Türk halkına yönelik izolasyonların kaldırılacağı yönünde verilen sözlerin tutulmadığını hatırlattı. Uluslararası alanda Kıbrıs Türklerine yönelik kısıtlamaların hâlen devam ettiğini dile getiren Erhürman, sporcuların uluslararası müsabakalara katılımda, iş insanlarının ve akademisyenlerin ise temsil ve iş birliği alanlarında ciddi engellerle karşılaştığını ifade etti. Avrupa Birliği’nin doğrudan ticaret tüzüğü gibi taahhütlerinin de hayata geçirilmediğini belirten Erhürman, bu nedenle yeni süreçte somut güvencelerin şart olduğunu söyledi. Tüm bu deneyimlerin ışığında hareket ettiklerini vurgulayan Erhürman, çözüm için gerçekçi, aşamalı ve güvene dayalı bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini ifade etti. “ÖNCE GÜVEN ARTIRICI ADIMLAR, SONRA MÜZAKERE” Erhürman, Kıbrıs sorununa ilişkin yeni süreçte önceliğin güven tesisine verilmesi gerektiğini belirterek, aşamalı bir çözüm modeli önerdiklerini açıkladı. Taraflarla herhangi bir gerilim arayışında olmadıklarını ancak Kıbrıs Türk halkının haklarından da vazgeçmeyeceklerini vurgulayan Erhürman, “Hakkımız oradadır ve bu hakları yedirmeyiz.” dedi. BM Genel Sekreteri António Guterres’in dile getirdiği “aşamalı yaklaşım” (phase approach) çerçevesinde hareket ettiklerini belirten Erhürman, Crans-Montana görüşmeleri’nden bu yana geçen yaklaşık dokuz yılda anlamlı bir müzakere süreci yürütülmediğine dikkat çekti. Bu süreçte Rum tarafının Kıbrıs Türklerini yok sayarak farklı ülkelerle güvenlik, enerji ve deniz yetki alanları gibi kritik konularda anlaşmalar imzaladığını ifade eden Erhürman, bunun taraflar arasındaki güveni daha da zedelediğini söyledi. Bu nedenle çözüm sürecinin ilk aşamasında güven artırıcı önlemlerin hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Erhürman, Lefkoşa’da iki liderin doğrudan bir araya gelerek her iki halkın günlük yaşamını kolaylaştıracak somut adımlar atması gerektiğini belirtti. Yeni sınır kapıları ve geçiş noktalarının açılmasının bu sürece örnek olabileceğini ifade eden Erhürman, “Basit adımları atamayan tarafların kapsamlı bir çözüm üretmesi beklenemez.” dedi. Erhürman, ikinci aşamada ise daha önce ortaya koydukları dört maddelik metodoloji üzerinde uzlaşılması gerektiğini, üçüncü aşamada ise gerekli koşulların oluşması halinde kapsamlı müzakerelere geçilebileceğini dile getirdi. Kıbrıs Rum tarafının “5+1 formatı” üzerinden Türkiye’yi muhatap alma yaklaşımını da eleştiren Erhürman, Kıbrıs Türk tarafının doğrudan muhatap alınması gerektiğini vurguladı. Aşamalı, gerçekçi ve güvene dayalı bir sürecin çözüm için tek yol olduğunu ifade eden Erhürman, Kıbrıs Türk halkının haklarının korunmasının bu sürecin temelini oluşturduğunu sözlerine ekledi. “ASKERÎ DENGE ARAYIŞI GERÇEKÇİ DEĞİL, ADA İÇİN RİSK OLUŞTURUYOR” Erhürman, Kıbrıs Rum tarafının silahlanma politikaları ve dış aktörlerle kurduğu ilişkilerin adada riskleri artırdığını belirterek, bu yaklaşımın “gerçekçi olmadığını” vurguladı. Erhürman, henüz seçilmeden önce muhalefet lideri olduğu dönemde de Rum liderliğine bu yönde mesajlar verdiğini hatırlatarak, Rum tarafının büyük güçlerin desteğiyle Türkiye’ye karşı askerî denge kurma çabası içinde olduğunu ifade etti. Bu yaklaşımın sonuç vermeyeceğini dile getiren Erhürman, “Bu nafile bir çabadır, realist değildir ve gerçekleşmesi mümkün değildir.” dedi. Büyük güçlere dayanarak güvenlik arayışının ters etki yaratacağını savunan Erhürman, bu aktörlerin zamanla yerel iradeyi zayıflatabileceğine dikkat çekti. Ayrıca bu tür politikaların yalnızca Kıbrıs Rum tarafını değil, tüm adayı ve Kıbrıs Türk halkını da risk altına soktuğunu belirtti. Erhürman, “Hani büyük abiler arkama gelsin, ben de önde kendimi güvende hissedeyim hayalindeysem, bil ki hiçbir coğrafyada o büyük abiler arkada durmazlar, senin önüne geçerler. Ve senin de iraden ciddi şekilde zedelenir, bu bir. İki, o büyük abiler oraya gelecek meselesi bu adanın tamamını, çünkü Kıbrıs adası küçücük bir ada. Bu adanın tamamını riske eder ve benim halkımın iradesi olmaksızın aldığın kararlar sadece senin halkını değil, benim halkımı da risk altına sokar.” dedi. Kıbrıs Türk halkının kendi iradesi dışında alınan kararlar nedeniyle güvenlik riskiyle karşı karşıya kalmayı kabul etmeyeceğini vurgulayan Erhürman, bu uyarıları uzun süredir dile getirdiğini söyledi. Son dönemde adada artan askerî hareketliliğe de değinen Erhürman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Yunanistan Cumhurbaşkanı Kiryakos Miçotakis’in adaya gerçekleştirdiği ziyaretlere dikkat çekerek, özellikle Andreas Papandreou Hava Üssü bölgesinin öne çıktığını ifade etti. Bu üs ve çevresindeki düzenlemelerin bölgesel güvenlik dengeleri açısından önem taşıdığını belirtti. Farklı ülkelerin bölgedeki askerî varlığına işaret eden Erhürman, Türkiye’nin de bölgede kendi güvenlik politikaları doğrultusunda adımlar attığını hatırlattı. Ancak Rum tarafının bu süreçte Kıbrıs Türk halkının iradesini dikkate almadan hareket ettiğini belirten Erhürman, bunun kabul edilemez olduğunu ifade etti. Erhürman, adada güvenliğin ancak karşılıklı saygı, diyalog ve iş birliği ile sağlanabileceğini belirterek, tek taraflı askerî ve siyasi adımların çözüm sürecine zarar verdiğini sözlerine ekledi. “MASADAYIZ AMA SADECE MASAYA HAPSOLMAYACAĞIZ” Erhürman, Kıbrıs Türk halkının çözüm iradesine sahip olduğunu vurgulayarak, müzakere sürecine açık olduklarını ancak uluslararası alanda çok yönlü ilişkileri de sürdüreceklerini ifade etti. Erhürman, göreve gelmeden önce de sonra da aynı çizgiyi koruduğunu belirterek, Türkiye ile koordinasyon içinde çözüm için çaba göstermeye devam edeceklerini söyledi. Belirledikleri aşamalar çerçevesinde müzakere masasına gidilebileceğini ifade eden Erhürman, bu mümkün olmasa dahi görüşme sürecinin sürdürüleceğini dile getirdi. “Biz asla masadan kalkmayız, kalkan kalksın” diyen Erhürman, buna rağmen yalnızca müzakere sürecine bağlı kalmayacaklarını vurgulayarak, “Görüşme masası var ama masanın dışında da bir dünya var.” ifadelerini kullandı. Bu kapsamda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası temaslarını artırmaya devam edeceğini belirten Erhürman, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) nezdindeki gözlemci üyelik statülerinin büyük önem taşıdığını söyledi. Söz konusu statülerin kazanılmasında Türkiye’nin ve ilgili ülke temsilcilerinin katkılarına teşekkür eden Erhürman, bu platformlardaki ilişkilerin daha da geliştirilmesi için çaba göstermeye devam edeceklerini ifade etti. Geçmişte yalnızca müzakere sürecine odaklanmanın bazı sınırlılıklar yarattığını belirten Erhürman, bu deneyimlerden ders çıkardıklarını ve bundan sonraki süreçte daha çok boyutlu bir dış politika izleyeceklerini kaydetti. Oturuma; Kırım Tatar halkının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov ve Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) üyesi ve Kırım Tatar Kaynak Merkezi Başkanı Eskender Bariyev dinleyici olarak katıldı.

KKTC: Rum yönetimi ile yeni bir müzakere sürecine girilmeyecek Haber

KKTC: Rum yönetimi ile yeni bir müzakere sürecine girilmeyecek

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, 10 Ocak 2024 tarihinde Türk Haber Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) gündeme dair değerlendirme yaptı. Ertuğruloğlu, KKTC’nin iki taraf arasındaki statü eşitsizliğini düzeltmeye yönelik yeni vizyonu uyarınca tamamen yeni bir sürecin başlayacağını vurguladı. Ayrıca Ertuğruloğlu, Kıbrıs Rum tarafının, son 50 yıldır sözde "federasyon" çözümünü öne sürerek; dünyayı kandırmaya çalıştığını dile getirdi. "ORTAK ZEMİNDE BULUŞMAK İÇİN 6 AY YETERLİ" Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Rum yönetimi ile olası yeni bir müzakere sürecine girilmeyeceğinin altını çizerek, "Bu nedenle 6 aylık bir sürenin, BM Genel Sekreteri Kişisel Temsilcisi tarafından Ada'daki iki taraf arasında ortak zemin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi için yeterli olduğu kanaatindeyiz. Anılan sürenin sonunda, Şahsi Temsilci’den beklentimiz, Ada'daki gerçeklerle ilgili vardığı sonuçları ve ortak zemin bulunup bulunmadığına ilişkin tespitini sarih bir şekilde kayda geçiren, tarafsız ve gelecekte atılabilecek adımlarla ilgili gerçekçi öneriler içeren bir rapor yayınlamasıdır. BM Genel Sekreteri tarafından Kişisel Temsilci atanmasına verdiğimiz onay, hiçbir şekilde Kıbrıs konusundaki yeni devlet politikamızda bir değişiklik yaptığımız anlamına gelmemektedir”  dedi. KKTC'NİN TAVRI NET: İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM  Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), Rum tarafının federal çözüm diretmesine karşı "iki devletli" çözümü kabul etmeleri gerektiğini her defasında vurguluyor. KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar,  daha önce Avrupa Birliği'nin (AB) federal çözüm önerisine de tepki göstererek, iki devletli çözümü yeniden gündeme getirmişti.  "HER 6 AYDA BİR, KIBRIS İÇİN FEDERAL BİR ÇÖZÜM ADINA MASAYA OTURMAMIZI İSTİYORLAR" KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, ABD merkezli basın servisi Politico'ya 10 Aralık 2023'te konuya ilişkin açıklama yapmıştı. Kıbrıs Adası'nın güneyi ile kuzeyinin birleşemeyeceğini hatırlatan Tatar, "AB yıllardır aynı şeyi yapıyor, hiçbir şey değişmiyor. Federal anlaşma planları 50 yıl boyunca tartışıldı ama hiçbir şey başarılamadı. Birleşmiş Milletler de Avrupalılar da bunun farkında. Ama her 6 ayda bir, Kıbrıs için federal bir çözüm adına masaya oturmamızı istiyorlar" ifadelerini kullanmıştı.

Ersin Tatar: Kıbrıs Türklerinin millî mücadelesi devam edecek; geleceğimiz Türkiye ile birliktedir Haber

Ersin Tatar: Kıbrıs Türklerinin millî mücadelesi devam edecek; geleceğimiz Türkiye ile birliktedir

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, 26 Aralık 2023 tarihinde Denizli'ye resmî ziyaret gerçekleştirdi. Denizli Valiliği ve Denizli Büyükşehir Belediyesini ziyaret eden Cumhurbaşkanı Tatar, Pençe Kilit Harekâtı bölgesinde şehit olan Piyade Uzman Çavuş Mehmet Serinkan'ın cenaze törenine katıldı. Kederli ailesine başsağlığı dileyen Tatar, şehit Türk askeri Mehmet Serinkan'a rahmet diledi.  “KKTC’NİN TÜRK DÜNYASI İÇİNDEKİ STRATEJİK ÖNEMİ” KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, saat 16.30'da ise Pamukkale Üniversitesi Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz Kongre ve Kültür Merkezi'nde gerçekleşen “KKTC’nin Türk Dünyası İçindeki Stratejik Önemi” başlıklı konferansa katıldı. Konferansa; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Denizli Valisi Ömer Faruk Coşkun, Pamukkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kutluhan, Denizli Büyükşehir Belediyesi Başkanı Osman Zolan,  KKTC İzmir Başkonsolosu Ayşen Volkan İnanıroğlu, EkoAvrasya Başkanı Hikmet Eren, Kıbrıs Harekâtı gazileri, üniversitenin idari ve akademik personeli ile çok sayıda öğrenci katıldı. Rektör Prof. Dr. Ahmet Kutluhan, burada yaptığı açılış konuşmasında Pamukkale Üniversitesi olarak daima Kıbrıs Türk halkına destek vereceklerini ifade etti. Prof. Dr. Kutluhan, "Dünya tarafından KKTC'nin tanınması en doğal hakkınızdır, hakkımızdır" dedi. Rektör Kutluhan, hep birlikte bunu görmenin temennisi içinde olduklarını vurguladı. Prof. Dr. Kutluhan, konuşmasında tüm Türk tarihinden bugüne vatan uğruna şehit olanlara rahmet diledi ve Pençe-Kilit şehitlerini andı. TATAR: KIBRIS MESELESİ, MİLLETİN MESELESİDİR KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, "KKTC’nin Türk Dünyasındaki Stratejik Önemi" konulu konferansta, gaziler başta olmak üzere tüm katılımcılara şükranlarını sundu. Cumhurbaşkanı Tatar, Kıbrıs davasının millî bir dava olduğunun altını çizerken; bu meselenin hafife alınabilir bir tarafının olmadığını kaydetti. Pençe Kilit Harekatı'nda şehit düşen Piyade Uzman Çavuş Mehmet Serinkan’ın cenaze törenine katıldığını hatırlatan Tatar, şehidin ailesine ve Türk milletine başsağlığı diledi ve tüm şehitleri andı. Şehidin Tavas'taki cenaze törenine katıldığını belirten Tatar, yine bir Tavaslı olan ve 21 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'nda şehit olan 50. Piyade Alayı Komutanı Halil İbrahim Karaoğlanoğlu'nu da bu vesileyle andı. Ersin Tatar, Kıbrıs'ta 1571'den bu yana kesintisiz devam eden Türk varlığına ilişkin değerlendirmelerde bulundu ve kısaca Kıbrıs tarihini anlattı. Tatar, “Kıbrıs meselesi milletin meselesidir” ifadelerini kullandı. Kıbrıs'ın jeopolitik ve stratejik olarak önemine vurgu yapan Tatar, Osmanlı'nın adayı İngilizlere kiralamasıyla birçok Türk'ün Anadolu’ya geri döndüğünü söyledi. Böylece nüfusun Kıbrıslı Türklerin aleyhine döndüğünü ve adanın Rum Yunan adasıymış gibi Yunanistan’a bağlanmak istendiğini anlatan Tatar ancak Türk halkının buna karşı mücadele verdiğini, hiçbir zaman millî şuuru ve değerleri kaybetmeden varoluş mücadelesini gösterdiğini vurguladı. KIBRISLI TÜRKLERİN MİLLΠMÜCADELESİ, ENOSİS VE KANLI NOEL Konferansta, tarihten bugüne Kıbrıslı Türklerin verdiği mücadele ve Kıbrıs Barış Harekatı hakkında bilgilendirme yaptı. Cumhurbaşkanı Tatar, Türkiye Cumhuriyeti’nin sayesinde Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasının önüne geçildiğini, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulduğunu, böylece adanın kurucu ortağı olduğunu belirtti. Ancak o gün bile Rumların bunu “Enosis’e sıçrama tahtası” olarak gördüğünü belirten Tatar, Kumsal Katliamı ve Kanlı Noel olaylarının yaşandığını, Kıbrıs Türk halkının bunlara karşı direndiğini kaydetti. "GELECEĞİMİZ TÜRKİYE İLE BİRLİKTEDİR" KKTC'nin günümüzde egemen eşitlik temelinde bir Kıbrıs adası hedeflediğini belirten Tatar, KKTC’nin Mavi Vatan’da güçlü bir devlet olarak yerini aldığını, Türk Devletler Teşkilatı gözlemci üyesi olduğunu vurguladı. Tatar, Kıbrıs Türk halkının Türk dünyasının ayrılmaz bir parçası olduğunu kaydetti. Ersin Tatar konuyla ilgili şunları ifade etti: "Türk dünyasının Akdeniz'e açılan bir penceresi olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti her geçen gün daha da kurumsallaşarak ve kökleşerek yerini almaktadır. Eğer bu mücadele verilmeseydi, eğer Kıbrıs'ta fedakarlıklar yapılmasaydı, 74 Barış Harekatı olmasaydı, o bedeller, o fedakarlıklar yapılmasaydı bugün Kıbrıs açık ve net bir Yunan adası olacaktı. Türkiye'nin kuşatılması, Türkiye'nin güvenliğinin fevkalade olarak zarar görmesi ve Kıbrıs Türk halkının da imhası... Adada hiçbir Kıbrıs Türkünün kalacağını düşünmüyorum. Dolayısıyla bizim mücadelemiz, milli bir mücadele olarak tarihimizde yerini almaya devam ediyor." "TÜRKİYE CUMHURİYETİ ASLA KIBRIS'TAN VAZGEÇMEZ, VAZGEÇMEYECEKTİR" Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Kıbrıs'taki Türk millî mücadelesi hakkında, "Bizim mücadelemiz milli mücadele olarak devam edecektir. Geleceğimiz Türkiye ile birliktedir. Kıbrıs millî değerdir, sonuna kadar korunacak, yüceltilecek, gelecek nesillerin sahip çıkacağı bir meseledir.” dedi. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar konuşmasının devamında, "Hamdolsun anavatan Türkiye Cumhuriyeti eskiye göre çok daha güçlüdür. Milli savunma sanayisiyle, yaptıklarıyla, başarılarıyla, ordusuyla, Türk Silahlı Kuvvetleri ile ve Türkiye'nin kendisinin ekonomik potansiyeli ile. Elbette artık küresel dengeler fevkalade değişti. Ukrayna Savaşı'nda yaşananlar, Filistin'de yaşananlar, Suriye'de yaşananlar, Irak'ta yaşananlar, bütün çevreye baktığımızda neyi görüyoruz? Türkiye Cumhuriyeti asla Kıbrıs'tan vazgeçmez, vazgeçmeyecektir." değerlendirmesini yaptı. "SIFIR ASKER SIFIR GARANTİ ASLA KABUL EDİLMEZ" Kıbrıs'taki iki devletli çözüm hakkında ise Tarar, "Kıbrıs'ta iki ayrı halk ve iki ayrı devlet vardır. Her halkın kendi kaderini, geleceğini tayin etme hakkı vardır. Sıfır asker sıfır garanti asla kabul edilmez.” değerlendirmesini yaptı. Uluslararası kamuoyunun egemen eşitlik hakkını kabul etmemesi halinde müzakereye oturmayacaklarını vurgulayan Tatar, müzakere masasının geçmişte hep devrildiğini çünkü Rumların hiç bir şeyi paylaşma niyeti olmadığını kaydetti. Bu noktada, küresel meydan okumalara karşı KKTC'nin Türkiye ile beraber olduğunu dile getirdi. Ersin Tatar, tarihten bugüne tüm Türk şehitlerini anarken, şehitleri asla unutmayacaklarının altını çizdi. Programın sonunda PAÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kutluhan tarafından KKTC lideri Tatar'a Denizli Yatağan palası hediye edildi. Ayrıca, PAÜ'nün Golbol Kadın Milli Takımında yer alan başarılı sporcular Şeydanur Kaplan ve Berfin Altan programda ödüllendirildi. TATAR, PAÜ BAHÇESİNE ZEYTİN FİDANI DİKTİ Konferasın sonrasına Ersin Tatar ve beraberindeki heyet, Pamukkale Üniversitesinin bahçesine zeytin fidanı dikti. Ayrıca, göndere İstiklal Marşı eşliğinde KKTC bayrağı çekildi.

Ersin Tatar: Kıbrıs'ı bir Helen adasına dönüştürmek istiyorlar Haber

Ersin Tatar: Kıbrıs'ı bir Helen adasına dönüştürmek istiyorlar

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Kadın Akademisyenler Derneği, Doğu Akdeniz Üniversitesi Kadın Araştırmaları ve Eğitim Merkezi ile Kıbrıs Türk Kadın Girişimciler Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği “Kuruluşunun 40’ncı yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti: Geçmişten Geleceğe” adlı panelde konuştu. "ADAYA BARIŞ 1974 YILINDA GELDİ" Cumhurbaşkanı Ersin Tatar panelde yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türkünün verdiği özgürlük ve varoluş mücadelesinde erkeklerin yanında kadınların da gerek cephede gerekse cephe gerisinde çok önemli görevler üstlendiğini söyledi. Kıbrıs Türklerinin 1963 yılında kurucu ortağı olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti'nden dışlandıktan sonra birçok yönetim ve devlet kurduğunu belirten Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, son olarak 40 yıl önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Doğu Akdeniz’de bir Türk devleti olarak kurulduğunu ifade etti. Kıbrıs Türkünün Doğu Akdeniz’de stratejik, milli ve ulusal çıkarların korunması açısından verdiği mücadelenin önemine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Tatar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin diplomatik olarak tanınmasa da, tanınan bir devletteki tüm kurumlara, demokratik yapıya, mahkeme ve yargıya sahip olduğunu anlattı. Kıbrıs Türküne karşı tarafın boyunduruğu altına gireceği bir çözüm modelinin dayatıldığını aktaran Cumhurbaşkanı Tatar, “Kıbrıs’ı bir Helen adasına dönüştürmek ve Kıbrıs Türkü’nü azınlık yaparak, Türkiye’yi adadan dışlayıp, haklarımızı elimizden almak istiyorlar. Kıbrıs Türkünün egemenlik hakları var. Adaya barış 1974 yılında geldi. O günden beridir barış, güven ve huzur içinde yaşıyoruz. Kadınlarımızla birlikte soylu bir mücadele veriyoruz” ifadelerini kullandı. "ANLAŞMADA KKTC, BAĞIMSIZ VE EGEMEN OLACAK" Kıbrıs’ta bir antlaşma olacaksa iki devletin işbirliği ile olacağını anlatan Cumhurbaşkanı Tatar, bu antlaşmada kuzeydeki Türk devletinin bağımsız ve egemen olacağını kaydetti. Kadınların düzenlediği paneli ve çıkacak sonuçları çok önemsediğine işaret eden Cumhurbaşkanı Tatar, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 40. yılının hayırlara vesile olmasını diledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.