KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman ADF2026'da konuştu: Masadayız ama çok boyutlu dış politika yürüteceğiz
KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman ADF2026'da konuştu: Masadayız ama çok boyutlu dış politika yürüteceğiz
ADF2026'da konuşan KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Kıbrıs Türk halkının çözüm iradesini sürdürdüğünü ancak yalnızca müzakere sürecine bağlı kalmayacaklarını vurguladı.
Haber Giriş Tarihi: 18.04.2026 15:45
Haber Güncellenme Tarihi: 18.04.2026 15:54
Kaynak:
Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde ve “Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek” ana temasıyla düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) tüm hızıyla devam ediyor.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında düzenlenen “Talks” oturumunda konuştu.
Konuşmasına divan edebiyatından Nef'i’nin “Ehli dil birbirini bilmemek insaf değil” sözüyle başlayan Erhürman, bu ifadenin “gönül ehillerinin birbirini tanımamasının kabul edilemez olduğu” anlamına geldiğini belirterek, kendisinin aslında kamuoyunda bilinmeyen bir isim olmadığını vurguladı.
Erhürman, dokuz yıl boyunca parti başkanlığı yaptığını, Kuzey Kıbrıs’ta başbakanlık görevinde bulunduğunu ve bu süreçlerde Türkiye Cumhuriyeti ile yoğun temas ve iş birliği içerisinde çalıştığını ifade etti. Ayrıca 13 yıllık Ankara geçmişine dikkat çeken Erhürman, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamladığını hatırlattı.
“TÜRKİYE İLE YAKIN İSTİŞARE VE KOORDİNASYON SÜRECEK”
Siyasetin doğasını ve dinamiklerini iyi bildiğini dile getiren Erhürman, cumhurbaşkanlığı makamının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bağımsız ve tarafsız bir konumda bulunduğunu belirterek, bu nedenle kendisini günlük siyasi tartışmaların içinde konumlandırmadığını söyledi. Bununla birlikte Erhürman siyasetin “cilvelerine” yabancı olmadığını da vurguladı.
Cumhurbaşkanlığı seçim süreci ve sonrasında yaptığı açıklamalara da değinen Erhürman, Kıbrıs meselesi ve Kuzey Kıbrıs’ın dış politikasının tarihsel olarak Türkiye ile yakın istişare ve koordinasyon içinde yürütüldüğünü hatırlattı.
Kendisinin de aynı anlayışı sürdüreceğini ifade eden Erhürman, bu yaklaşımın görevde bulunduğu ilk altı aylık süreçte de somut biçimde hayata geçirildiğini belirtti. Türkiye ile ilişkilerin daha da gelişeceğine inandığını dile getiren Erhürman, kamuoyunda dile getirilen bazı şüphe ve soru işaretlerinin gerçeği yansıtmadığını ifade etti.
“KIBRIS TÜRK HALKININ EŞİT EGEMENLİK HAKLARI TARTIŞMA KONUSU OLAMAZ”
Erhürman, Kıbrıs meselesine ilişkin değerlendirmelerinde hukuki temellere dikkat çekerek, Kıbrıs Türk halkının adadaki eşit statüsünün ve egemenlik haklarının tartışmaya açık olmadığını vurguladı.
Hukukçu kimliğine atıfta bulunan Erhürman, hukukta kavramlardan ziyade “hukuki nitelik” ve içeriğin belirleyici olduğunu ifade ederek, bir durumun adının ne olduğundan çok içeriğinin esas alınması gerektiğini söyledi. Bu yaklaşımı hem göreve gelmeden önce hem de sonrasında sürdürdüğünü belirten Erhürman, Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde yürütülen sürecin şu aşamada bir müzakere değil, bir “görüşme süreci” olduğunu dile getirdi.
Kıbrıs Türk halkının adadaki iki eşit kurucu ortaktan biri olduğunun altını çizen Erhürman, bu statünün değiştirilemez bir hukuki gerçeklik olduğunu ifade etti. Kıbrıs Türklerinin, Kıbrıs Rumlarıyla eşit egemenlik haklarına sahip olduğunu vurgulayan Erhürman, “Kıbrıs Rumlar hangi alanlarda egemenlik iddia ediyorsa, Kıbrıs Türk halkı da aynı alanlarda eşit egemenlik hakkına sahiptir.” dedi.
Bu çerçevede Kıbrıs Türklerinin yok sayılmasının kabul edilemez olduğunu belirten Erhürman, “Hiç kimse Kıbrıslı Türkler yokmuş gibi karar üretemez, uluslararası ilişki kuramaz, uluslararası anlaşma imzalayamaz. Benim iddiam çok net. Eğer adada hidrokarbonlar meselesi varsa, enerji bugün uluslararası ilişkilerin en temel meselelerinden biridir. Enerjiyle ilgili bir mesele varsa, güvenlik gene en temel meselelerden biridir. Böyle bir mesele varsa, deniz yetki alanları meselesi varsa. Bu alanlarda Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıslı Türklerin iradesi olmaksızın anlaşma imzalama ve uluslararası ittifaka girme hakkına sahip değildir.” dedi.
Erhürman, bu görüşlerinin yalnızca siyasi bir söylem olmadığını, aynı zamanda güçlü hukuki temellere dayandığını belirterek, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nı örnek gösterdi. Bu anayasa çerçevesinde, dönemin Cumhurbaşkanı Muavini Fazıl Küçük’ün güvenlik konularında veto yetkisine sahip olduğunu hatırlatan Erhürman, Kıbrıs Türk tarafının tarihsel olarak da eşit kurucu ortak statüsünün tanındığını ifade etti.
Kıbrıs meselesinin çözümünde bu hukuki gerçekliğin göz ardı edilemeyeceğini vurgulayan Erhürman, adada sürdürülebilir bir çözüm için eşitlik, egemenlik ve karşılıklı saygı temelinde bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
“KIBRIS TÜRK HALKININ EGEMENLİK HAKLARINI ALMAKTA KARARLIYIZ”
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yasama, yürütme, yargı organları ve cumhurbaşkanlığı ile kurumsallaşmış bir devlet yapısına sahip olduğunu vurgulayan Erhürman, yalnızca Türkiye Cumhuriyeti tarafından tanınmasının bu devlet niteliğini ortadan kaldırmadığını ifade etti. Buna karşın, Kıbrıs Türk halkının adadaki egemenlik haklarının bugün fiilen ihlal edildiğini belirten Erhürman, bu hakların kararlılıkla savunulacağını dile getirdi.
Kıbrıs meselesine ilişkin tartışmalarda kavramların çoğu zaman içeriğin önüne geçtiğini ifade eden Erhürman, çözüm modelleri konusunda farklı görüşler bulunduğunu hatırlattı. İki devletli çözüm, konfederasyon ya da gevşek federasyon gibi yaklaşımların tartışıldığını belirten Erhürman, kendileri için esas olanın modelin adı değil, içeriği olduğunu vurguladı.
Adadaki doğal kaynaklara da değinen Erhürman, Kıbrıs’ın herhangi bir bölgesinde çıkarılacak hidrokarbon kaynaklarında Kıbrıs Türk halkının eşit ortak olduğunu belirtti. Bu çerçevede Erhürman enerji, güvenlik ve deniz yetki alanları gibi stratejik konularda Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türklerinin iradesi olmaksızın uluslararası anlaşmalar yapamayacağını ifade etti.
Erhürman, Kıbrıs Türk halkının güvenliğini ve egemenlik haklarını riske atacak herhangi bir anlaşmanın kabul edilemeyeceğini vurgulayarak, bu tür girişimlere karşı uluslararası kamuoyu nezdinde gerekli tüm girişimlerin yapılacağını söyledi. Özellikle bölgesel gelişmeler bağlamında, Kıbrıs Türk halkının iradesi yok sayılarak kurulacak ittifakların meşruiyet taşımayacağını ifade etti.
Kıbrıs Türk halkının tarihsel mücadele geçmişine dikkat çeken Erhürman, bu hakların “söke söke” alınacağı yönündeki kararlılığı yineleyerek, bu mücadelenin vazgeçilmez olduğunu belirtti. Kavramsal tartışmaların ötesine geçilmesi gerektiğini dile getiren Erhürman, “Esas olan içeriktir; halkımızın tarihsel ve hukuki haklarının somut olarak hayata geçirilmesidir” mesajını verdi.
Kıbrıs Türk halkının adadaki eşit kurucu ortak statüsünün ve egemenlik haklarının tartışmaya kapalı olduğunu vurgulayan Erhürman, “Kıbrıs Türk halkının tarihsel mücadelesi bizim için asla vazgeçilmesi mümkün olmayan bir şeydir. Çok önemsediğim için bir kez daha söylemek istiyorum. Kıbrıs Türk halkının kimlik oluşum sürecinin yani 1878'den bugüne kadar olan sürecinin doğru değerlendirilmesi herkese şunu gösterir. Kıbrıs Türk halkı bu adada azınlık statüsünü zinhar kabul etmez. Bütün mücadelesi de bunun üstünden yürümüştür. Dolayısıyla bugün itibariyle de böyle bir ihtimal Kıbrıs Türk halkı için null and void'tir, yok hükmündedir. Dolayısıyla Kıbrıs Türk halkı siyasi anlamda eşit ve egemenlik haklarının peşinde olan bir haktır. Ve çözüm iradesi de olan bir halktır.” cümlelerini sarf etti.
“KIBRIS TÜRK HALKINA YÖNELİK İZOLASYONLAR HAKSIZ VE KALDIRILMALI”
Erhürman, Türkiye ile tam koordinasyon içinde hareket ettiklerini belirterek, Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların hukuki dayanağı olmadığını ve kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Erhürman, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son açıklamalarının bu konuda son derece net olduğunu ifade ederek, adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümden yana olduklarını dile getirdi. Ancak Kıbrıs Türk halkına yönelik izolasyonların haksız olduğunu ve kaldırılması gerektiğini söyledi.
BM Genel Sekreteri’nin 2004 referandumları sonrasında yayımladığı raporda, Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonların hiçbir meşru gerekçesinin bulunmadığının açıkça ifade edildiğini hatırlatan Erhürman, benzer şekilde Avrupa Birliği (AB) Konseyi raporlarında da bu durumun teyit edildiğini belirtti.
Buna rağmen Kıbrıs Türk halkının hem egemenlik haklarının ihlal edildiğini hem de uluslararası alanda izolasyonlara maruz kaldığını vurgulayan Erhürman, halkın adadaki iki eşit kurucu ortaktan biri olma statüsünün de göz ardı edildiğini ifade etti.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen Kıbrıs Türk halkının çözüm iradesini koruduğunu dile getiren Erhürman, bu sürecin Türkiye ile birlikte ve tam bir uyum içinde yürütüldüğünü kaydetti.
Erhürman, Türkiye ile yürütülen bu koordinasyonun ve Kıbrıs Türk halkının haklı taleplerinin uluslararası toplum tarafından doğru şekilde anlaşılması gerektiğini sözlerine ekledi.
“ÇÖZÜM İÇİN ÖN ŞART SİYASİ EŞİTLİĞİN TESCİLİDİR”
Erhürman, BM nezdinde yürütülen temaslara ilişkin açıklamalarda bulunarak, Kıbrıs sorununda çözüm için yeni ve farklı bir yaklaşım gerektiğini vurguladı.
Erhürman, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres ile yaklaşık bir ay önce görüştüklerini, son olarak da BM Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo ile temas gerçekleştirdiklerini belirtti. Ayrıca BM yetkilileriyle farklı düzeylerde görüşmelerin sürdüğünü ifade etti.
Guterres’in Crans-Montana görüşmeleri sonrasında yaptığı “Bu kez farklı olmalı” vurgusunu hatırlatan Erhürman, bu yaklaşım doğrultusunda aşamalı (phase approach) bir metodoloji geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Bu kapsamda göreve gelmeden önce hazırlık yaptıklarını ve göreve geldikten sonra hem Rum liderliğiyle hem de BM ile bu çerçevede temas kurduklarını dile getirdi.
Yeni bir sürece başlanacaksa öncelikle kuralların net şekilde belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Erhürman, geçmiş müzakere deneyimlerinden ders çıkarılmasının zorunlu olduğunu ifade etti. Sorunun kaynağının doğru tespit edilmeden çözüm üretilemeyeceğini belirten Erhürman, Türkiye ile bu konuda ortak bir değerlendirmeye sahip olduklarını kaydetti.
Kıbrıs sorununda çözümsüzlüğün temel nedeninin, Rum tarafının adadaki doğal kaynakları ve yönetimi Kıbrıs Türk halkıyla paylaşmak istememesi olduğunu savunan Erhürman, bu yaklaşımın devam etmesi halinde çözümün mümkün olmayacağını söyledi.
Bu çerçevede önerdikleri dört maddelik metodolojinin ilk ve en önemli unsurunun siyasi eşitliğin müzakereler başlamadan önce tescil edilmesi olduğunu vurgulayan Erhürman, bunun BM Güvenlik Konseyi kararlarında da yer alan bir ilke olduğunu ifade etti.
Geçmiş müzakere süreçlerinden ders çıkardıklarını vurgulayan Erhürman, özellikle Crans-Montana görüşmeleri sırasında Rum tarafının dönüşümlü başkanlığı son aşamada reddetmesini hatırlatarak, bu durumun güven sorununu derinleştirdiğini söyledi. Dönüşümlü başkanlığın, ortak yönetim yapısında Kıbrıs Türklerinin eşit şekilde temsil edilmesinin temel unsuru olduğunu ifade etti.
Metodolojinin ikinci aşamasında, geçmişte sağlanan yakınlaşmaların prensip olarak tescil edilmesi gerektiğini belirten Erhürman, sürecin belirsizliğe sürüklenmemesi için müzakerelere zaman sınırlaması getirilmesini önerdiklerini kaydetti. “Yıllarca sonuçsuz müzakere yürütmek niyetinde değiliz” diyen Erhürman, somut ilerleme sağlanması gerektiğini vurguladı.
Erhürman ayrıca, müzakerelerin Rum tarafının tutumu nedeniyle başarısız olması halinde Kıbrıs Türk tarafının mevcut statüye geri dönmemesi yönünde önceden garanti verilmesi gerektiğini ifade etti. Bu talebin, geçmişte yaşanan tecrübelerden kaynaklandığını belirten Erhürman, 2004 referandumunun ardından Kıbrıs Türk halkına yönelik izolasyonların kaldırılacağı yönünde verilen sözlerin tutulmadığını hatırlattı.
Uluslararası alanda Kıbrıs Türklerine yönelik kısıtlamaların hâlen devam ettiğini dile getiren Erhürman, sporcuların uluslararası müsabakalara katılımda, iş insanlarının ve akademisyenlerin ise temsil ve iş birliği alanlarında ciddi engellerle karşılaştığını ifade etti. Avrupa Birliği’nin doğrudan ticaret tüzüğü gibi taahhütlerinin de hayata geçirilmediğini belirten Erhürman, bu nedenle yeni süreçte somut güvencelerin şart olduğunu söyledi.
Tüm bu deneyimlerin ışığında hareket ettiklerini vurgulayan Erhürman, çözüm için gerçekçi, aşamalı ve güvene dayalı bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini ifade etti.
“ÖNCE GÜVEN ARTIRICI ADIMLAR, SONRA MÜZAKERE”
Erhürman, Kıbrıs sorununa ilişkin yeni süreçte önceliğin güven tesisine verilmesi gerektiğini belirterek, aşamalı bir çözüm modeli önerdiklerini açıkladı.
Taraflarla herhangi bir gerilim arayışında olmadıklarını ancak Kıbrıs Türk halkının haklarından da vazgeçmeyeceklerini vurgulayan Erhürman, “Hakkımız oradadır ve bu hakları yedirmeyiz.” dedi.
BM Genel Sekreteri António Guterres’in dile getirdiği “aşamalı yaklaşım” (phase approach) çerçevesinde hareket ettiklerini belirten Erhürman, Crans-Montana görüşmeleri’nden bu yana geçen yaklaşık dokuz yılda anlamlı bir müzakere süreci yürütülmediğine dikkat çekti.
Bu süreçte Rum tarafının Kıbrıs Türklerini yok sayarak farklı ülkelerle güvenlik, enerji ve deniz yetki alanları gibi kritik konularda anlaşmalar imzaladığını ifade eden Erhürman, bunun taraflar arasındaki güveni daha da zedelediğini söyledi.
Bu nedenle çözüm sürecinin ilk aşamasında güven artırıcı önlemlerin hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Erhürman, Lefkoşa’da iki liderin doğrudan bir araya gelerek her iki halkın günlük yaşamını kolaylaştıracak somut adımlar atması gerektiğini belirtti. Yeni sınır kapıları ve geçiş noktalarının açılmasının bu sürece örnek olabileceğini ifade eden Erhürman, “Basit adımları atamayan tarafların kapsamlı bir çözüm üretmesi beklenemez.” dedi.
Erhürman, ikinci aşamada ise daha önce ortaya koydukları dört maddelik metodoloji üzerinde uzlaşılması gerektiğini, üçüncü aşamada ise gerekli koşulların oluşması halinde kapsamlı müzakerelere geçilebileceğini dile getirdi.
Kıbrıs Rum tarafının “5+1 formatı” üzerinden Türkiye’yi muhatap alma yaklaşımını da eleştiren Erhürman, Kıbrıs Türk tarafının doğrudan muhatap alınması gerektiğini vurguladı.
Aşamalı, gerçekçi ve güvene dayalı bir sürecin çözüm için tek yol olduğunu ifade eden Erhürman, Kıbrıs Türk halkının haklarının korunmasının bu sürecin temelini oluşturduğunu sözlerine ekledi.
“ASKERÎ DENGE ARAYIŞI GERÇEKÇİ DEĞİL, ADA İÇİN RİSK OLUŞTURUYOR”
Erhürman, Kıbrıs Rum tarafının silahlanma politikaları ve dış aktörlerle kurduğu ilişkilerin adada riskleri artırdığını belirterek, bu yaklaşımın “gerçekçi olmadığını” vurguladı.
Erhürman, henüz seçilmeden önce muhalefet lideri olduğu dönemde de Rum liderliğine bu yönde mesajlar verdiğini hatırlatarak, Rum tarafının büyük güçlerin desteğiyle Türkiye’ye karşı askerî denge kurma çabası içinde olduğunu ifade etti. Bu yaklaşımın sonuç vermeyeceğini dile getiren Erhürman, “Bu nafile bir çabadır, realist değildir ve gerçekleşmesi mümkün değildir.” dedi.
Büyük güçlere dayanarak güvenlik arayışının ters etki yaratacağını savunan Erhürman, bu aktörlerin zamanla yerel iradeyi zayıflatabileceğine dikkat çekti. Ayrıca bu tür politikaların yalnızca Kıbrıs Rum tarafını değil, tüm adayı ve Kıbrıs Türk halkını da risk altına soktuğunu belirtti. Erhürman, “Hani büyük abiler arkama gelsin, ben de önde kendimi güvende hissedeyim hayalindeysem, bil ki hiçbir coğrafyada o büyük abiler arkada durmazlar, senin önüne geçerler. Ve senin de iraden ciddi şekilde zedelenir, bu bir. İki, o büyük abiler oraya gelecek meselesi bu adanın tamamını, çünkü Kıbrıs adası küçücük bir ada. Bu adanın tamamını riske eder ve benim halkımın iradesi olmaksızın aldığın kararlar sadece senin halkını değil, benim halkımı da risk altına sokar.” dedi.
Kıbrıs Türk halkının kendi iradesi dışında alınan kararlar nedeniyle güvenlik riskiyle karşı karşıya kalmayı kabul etmeyeceğini vurgulayan Erhürman, bu uyarıları uzun süredir dile getirdiğini söyledi.
Son dönemde adada artan askerî hareketliliğe de değinen Erhürman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Yunanistan Cumhurbaşkanı Kiryakos Miçotakis’in adaya gerçekleştirdiği ziyaretlere dikkat çekerek, özellikle Andreas Papandreou Hava Üssü bölgesinin öne çıktığını ifade etti. Bu üs ve çevresindeki düzenlemelerin bölgesel güvenlik dengeleri açısından önem taşıdığını belirtti.
Farklı ülkelerin bölgedeki askerî varlığına işaret eden Erhürman, Türkiye’nin de bölgede kendi güvenlik politikaları doğrultusunda adımlar attığını hatırlattı. Ancak Rum tarafının bu süreçte Kıbrıs Türk halkının iradesini dikkate almadan hareket ettiğini belirten Erhürman, bunun kabul edilemez olduğunu ifade etti.
Erhürman, adada güvenliğin ancak karşılıklı saygı, diyalog ve iş birliği ile sağlanabileceğini belirterek, tek taraflı askerî ve siyasi adımların çözüm sürecine zarar verdiğini sözlerine ekledi.
“MASADAYIZ AMA SADECE MASAYA HAPSOLMAYACAĞIZ”
Erhürman, Kıbrıs Türk halkının çözüm iradesine sahip olduğunu vurgulayarak, müzakere sürecine açık olduklarını ancak uluslararası alanda çok yönlü ilişkileri de sürdüreceklerini ifade etti.
Erhürman, göreve gelmeden önce de sonra da aynı çizgiyi koruduğunu belirterek, Türkiye ile koordinasyon içinde çözüm için çaba göstermeye devam edeceklerini söyledi. Belirledikleri aşamalar çerçevesinde müzakere masasına gidilebileceğini ifade eden Erhürman, bu mümkün olmasa dahi görüşme sürecinin sürdürüleceğini dile getirdi.
“Biz asla masadan kalkmayız, kalkan kalksın” diyen Erhürman, buna rağmen yalnızca müzakere sürecine bağlı kalmayacaklarını vurgulayarak, “Görüşme masası var ama masanın dışında da bir dünya var.” ifadelerini kullandı.
Bu kapsamda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası temaslarını artırmaya devam edeceğini belirten Erhürman, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) nezdindeki gözlemci üyelik statülerinin büyük önem taşıdığını söyledi.
Söz konusu statülerin kazanılmasında Türkiye’nin ve ilgili ülke temsilcilerinin katkılarına teşekkür eden Erhürman, bu platformlardaki ilişkilerin daha da geliştirilmesi için çaba göstermeye devam edeceklerini ifade etti.
Geçmişte yalnızca müzakere sürecine odaklanmanın bazı sınırlılıklar yarattığını belirten Erhürman, bu deneyimlerden ders çıkardıklarını ve bundan sonraki süreçte daha çok boyutlu bir dış politika izleyeceklerini kaydetti.
Oturuma; Kırım Tatar halkının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov ve Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) üyesi ve Kırım Tatar Kaynak Merkezi Başkanı Eskender Bariyev dinleyici olarak katıldı.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman ADF2026'da konuştu: Masadayız ama çok boyutlu dış politika yürüteceğiz
ADF2026'da konuşan KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Kıbrıs Türk halkının çözüm iradesini sürdürdüğünü ancak yalnızca müzakere sürecine bağlı kalmayacaklarını vurguladı.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde ve “Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek” ana temasıyla düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) tüm hızıyla devam ediyor.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında düzenlenen “Talks” oturumunda konuştu.
Konuşmasına divan edebiyatından Nef'i’nin “Ehli dil birbirini bilmemek insaf değil” sözüyle başlayan Erhürman, bu ifadenin “gönül ehillerinin birbirini tanımamasının kabul edilemez olduğu” anlamına geldiğini belirterek, kendisinin aslında kamuoyunda bilinmeyen bir isim olmadığını vurguladı.
Erhürman, dokuz yıl boyunca parti başkanlığı yaptığını, Kuzey Kıbrıs’ta başbakanlık görevinde bulunduğunu ve bu süreçlerde Türkiye Cumhuriyeti ile yoğun temas ve iş birliği içerisinde çalıştığını ifade etti. Ayrıca 13 yıllık Ankara geçmişine dikkat çeken Erhürman, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamladığını hatırlattı.
“TÜRKİYE İLE YAKIN İSTİŞARE VE KOORDİNASYON SÜRECEK”
Siyasetin doğasını ve dinamiklerini iyi bildiğini dile getiren Erhürman, cumhurbaşkanlığı makamının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bağımsız ve tarafsız bir konumda bulunduğunu belirterek, bu nedenle kendisini günlük siyasi tartışmaların içinde konumlandırmadığını söyledi. Bununla birlikte Erhürman siyasetin “cilvelerine” yabancı olmadığını da vurguladı.
Cumhurbaşkanlığı seçim süreci ve sonrasında yaptığı açıklamalara da değinen Erhürman, Kıbrıs meselesi ve Kuzey Kıbrıs’ın dış politikasının tarihsel olarak Türkiye ile yakın istişare ve koordinasyon içinde yürütüldüğünü hatırlattı.
Kendisinin de aynı anlayışı sürdüreceğini ifade eden Erhürman, bu yaklaşımın görevde bulunduğu ilk altı aylık süreçte de somut biçimde hayata geçirildiğini belirtti. Türkiye ile ilişkilerin daha da gelişeceğine inandığını dile getiren Erhürman, kamuoyunda dile getirilen bazı şüphe ve soru işaretlerinin gerçeği yansıtmadığını ifade etti.
“KIBRIS TÜRK HALKININ EŞİT EGEMENLİK HAKLARI TARTIŞMA KONUSU OLAMAZ”
Erhürman, Kıbrıs meselesine ilişkin değerlendirmelerinde hukuki temellere dikkat çekerek, Kıbrıs Türk halkının adadaki eşit statüsünün ve egemenlik haklarının tartışmaya açık olmadığını vurguladı.
Hukukçu kimliğine atıfta bulunan Erhürman, hukukta kavramlardan ziyade “hukuki nitelik” ve içeriğin belirleyici olduğunu ifade ederek, bir durumun adının ne olduğundan çok içeriğinin esas alınması gerektiğini söyledi. Bu yaklaşımı hem göreve gelmeden önce hem de sonrasında sürdürdüğünü belirten Erhürman, Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde yürütülen sürecin şu aşamada bir müzakere değil, bir “görüşme süreci” olduğunu dile getirdi.
Kıbrıs Türk halkının adadaki iki eşit kurucu ortaktan biri olduğunun altını çizen Erhürman, bu statünün değiştirilemez bir hukuki gerçeklik olduğunu ifade etti. Kıbrıs Türklerinin, Kıbrıs Rumlarıyla eşit egemenlik haklarına sahip olduğunu vurgulayan Erhürman, “Kıbrıs Rumlar hangi alanlarda egemenlik iddia ediyorsa, Kıbrıs Türk halkı da aynı alanlarda eşit egemenlik hakkına sahiptir.” dedi.
Bu çerçevede Kıbrıs Türklerinin yok sayılmasının kabul edilemez olduğunu belirten Erhürman, “Hiç kimse Kıbrıslı Türkler yokmuş gibi karar üretemez, uluslararası ilişki kuramaz, uluslararası anlaşma imzalayamaz. Benim iddiam çok net. Eğer adada hidrokarbonlar meselesi varsa, enerji bugün uluslararası ilişkilerin en temel meselelerinden biridir. Enerjiyle ilgili bir mesele varsa, güvenlik gene en temel meselelerden biridir. Böyle bir mesele varsa, deniz yetki alanları meselesi varsa. Bu alanlarda Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıslı Türklerin iradesi olmaksızın anlaşma imzalama ve uluslararası ittifaka girme hakkına sahip değildir.” dedi.
Erhürman, bu görüşlerinin yalnızca siyasi bir söylem olmadığını, aynı zamanda güçlü hukuki temellere dayandığını belirterek, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nı örnek gösterdi. Bu anayasa çerçevesinde, dönemin Cumhurbaşkanı Muavini Fazıl Küçük’ün güvenlik konularında veto yetkisine sahip olduğunu hatırlatan Erhürman, Kıbrıs Türk tarafının tarihsel olarak da eşit kurucu ortak statüsünün tanındığını ifade etti.
Kıbrıs meselesinin çözümünde bu hukuki gerçekliğin göz ardı edilemeyeceğini vurgulayan Erhürman, adada sürdürülebilir bir çözüm için eşitlik, egemenlik ve karşılıklı saygı temelinde bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
“KIBRIS TÜRK HALKININ EGEMENLİK HAKLARINI ALMAKTA KARARLIYIZ”
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yasama, yürütme, yargı organları ve cumhurbaşkanlığı ile kurumsallaşmış bir devlet yapısına sahip olduğunu vurgulayan Erhürman, yalnızca Türkiye Cumhuriyeti tarafından tanınmasının bu devlet niteliğini ortadan kaldırmadığını ifade etti. Buna karşın, Kıbrıs Türk halkının adadaki egemenlik haklarının bugün fiilen ihlal edildiğini belirten Erhürman, bu hakların kararlılıkla savunulacağını dile getirdi.
Kıbrıs meselesine ilişkin tartışmalarda kavramların çoğu zaman içeriğin önüne geçtiğini ifade eden Erhürman, çözüm modelleri konusunda farklı görüşler bulunduğunu hatırlattı. İki devletli çözüm, konfederasyon ya da gevşek federasyon gibi yaklaşımların tartışıldığını belirten Erhürman, kendileri için esas olanın modelin adı değil, içeriği olduğunu vurguladı.
Adadaki doğal kaynaklara da değinen Erhürman, Kıbrıs’ın herhangi bir bölgesinde çıkarılacak hidrokarbon kaynaklarında Kıbrıs Türk halkının eşit ortak olduğunu belirtti. Bu çerçevede Erhürman enerji, güvenlik ve deniz yetki alanları gibi stratejik konularda Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türklerinin iradesi olmaksızın uluslararası anlaşmalar yapamayacağını ifade etti.
Erhürman, Kıbrıs Türk halkının güvenliğini ve egemenlik haklarını riske atacak herhangi bir anlaşmanın kabul edilemeyeceğini vurgulayarak, bu tür girişimlere karşı uluslararası kamuoyu nezdinde gerekli tüm girişimlerin yapılacağını söyledi. Özellikle bölgesel gelişmeler bağlamında, Kıbrıs Türk halkının iradesi yok sayılarak kurulacak ittifakların meşruiyet taşımayacağını ifade etti.
Kıbrıs Türk halkının tarihsel mücadele geçmişine dikkat çeken Erhürman, bu hakların “söke söke” alınacağı yönündeki kararlılığı yineleyerek, bu mücadelenin vazgeçilmez olduğunu belirtti. Kavramsal tartışmaların ötesine geçilmesi gerektiğini dile getiren Erhürman, “Esas olan içeriktir; halkımızın tarihsel ve hukuki haklarının somut olarak hayata geçirilmesidir” mesajını verdi.
Kıbrıs Türk halkının adadaki eşit kurucu ortak statüsünün ve egemenlik haklarının tartışmaya kapalı olduğunu vurgulayan Erhürman, “Kıbrıs Türk halkının tarihsel mücadelesi bizim için asla vazgeçilmesi mümkün olmayan bir şeydir. Çok önemsediğim için bir kez daha söylemek istiyorum. Kıbrıs Türk halkının kimlik oluşum sürecinin yani 1878'den bugüne kadar olan sürecinin doğru değerlendirilmesi herkese şunu gösterir. Kıbrıs Türk halkı bu adada azınlık statüsünü zinhar kabul etmez. Bütün mücadelesi de bunun üstünden yürümüştür. Dolayısıyla bugün itibariyle de böyle bir ihtimal Kıbrıs Türk halkı için null and void'tir, yok hükmündedir. Dolayısıyla Kıbrıs Türk halkı siyasi anlamda eşit ve egemenlik haklarının peşinde olan bir haktır. Ve çözüm iradesi de olan bir halktır.” cümlelerini sarf etti.
“KIBRIS TÜRK HALKINA YÖNELİK İZOLASYONLAR HAKSIZ VE KALDIRILMALI”
Erhürman, Türkiye ile tam koordinasyon içinde hareket ettiklerini belirterek, Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların hukuki dayanağı olmadığını ve kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Erhürman, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son açıklamalarının bu konuda son derece net olduğunu ifade ederek, adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümden yana olduklarını dile getirdi. Ancak Kıbrıs Türk halkına yönelik izolasyonların haksız olduğunu ve kaldırılması gerektiğini söyledi.
BM Genel Sekreteri’nin 2004 referandumları sonrasında yayımladığı raporda, Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonların hiçbir meşru gerekçesinin bulunmadığının açıkça ifade edildiğini hatırlatan Erhürman, benzer şekilde Avrupa Birliği (AB) Konseyi raporlarında da bu durumun teyit edildiğini belirtti.
Buna rağmen Kıbrıs Türk halkının hem egemenlik haklarının ihlal edildiğini hem de uluslararası alanda izolasyonlara maruz kaldığını vurgulayan Erhürman, halkın adadaki iki eşit kurucu ortaktan biri olma statüsünün de göz ardı edildiğini ifade etti.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen Kıbrıs Türk halkının çözüm iradesini koruduğunu dile getiren Erhürman, bu sürecin Türkiye ile birlikte ve tam bir uyum içinde yürütüldüğünü kaydetti.
Erhürman, Türkiye ile yürütülen bu koordinasyonun ve Kıbrıs Türk halkının haklı taleplerinin uluslararası toplum tarafından doğru şekilde anlaşılması gerektiğini sözlerine ekledi.
“ÇÖZÜM İÇİN ÖN ŞART SİYASİ EŞİTLİĞİN TESCİLİDİR”
Erhürman, BM nezdinde yürütülen temaslara ilişkin açıklamalarda bulunarak, Kıbrıs sorununda çözüm için yeni ve farklı bir yaklaşım gerektiğini vurguladı.
Erhürman, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres ile yaklaşık bir ay önce görüştüklerini, son olarak da BM Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo ile temas gerçekleştirdiklerini belirtti. Ayrıca BM yetkilileriyle farklı düzeylerde görüşmelerin sürdüğünü ifade etti.
Guterres’in Crans-Montana görüşmeleri sonrasında yaptığı “Bu kez farklı olmalı” vurgusunu hatırlatan Erhürman, bu yaklaşım doğrultusunda aşamalı (phase approach) bir metodoloji geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Bu kapsamda göreve gelmeden önce hazırlık yaptıklarını ve göreve geldikten sonra hem Rum liderliğiyle hem de BM ile bu çerçevede temas kurduklarını dile getirdi.
Yeni bir sürece başlanacaksa öncelikle kuralların net şekilde belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Erhürman, geçmiş müzakere deneyimlerinden ders çıkarılmasının zorunlu olduğunu ifade etti. Sorunun kaynağının doğru tespit edilmeden çözüm üretilemeyeceğini belirten Erhürman, Türkiye ile bu konuda ortak bir değerlendirmeye sahip olduklarını kaydetti.
Kıbrıs sorununda çözümsüzlüğün temel nedeninin, Rum tarafının adadaki doğal kaynakları ve yönetimi Kıbrıs Türk halkıyla paylaşmak istememesi olduğunu savunan Erhürman, bu yaklaşımın devam etmesi halinde çözümün mümkün olmayacağını söyledi.
Bu çerçevede önerdikleri dört maddelik metodolojinin ilk ve en önemli unsurunun siyasi eşitliğin müzakereler başlamadan önce tescil edilmesi olduğunu vurgulayan Erhürman, bunun BM Güvenlik Konseyi kararlarında da yer alan bir ilke olduğunu ifade etti.
Geçmiş müzakere süreçlerinden ders çıkardıklarını vurgulayan Erhürman, özellikle Crans-Montana görüşmeleri sırasında Rum tarafının dönüşümlü başkanlığı son aşamada reddetmesini hatırlatarak, bu durumun güven sorununu derinleştirdiğini söyledi. Dönüşümlü başkanlığın, ortak yönetim yapısında Kıbrıs Türklerinin eşit şekilde temsil edilmesinin temel unsuru olduğunu ifade etti.
Metodolojinin ikinci aşamasında, geçmişte sağlanan yakınlaşmaların prensip olarak tescil edilmesi gerektiğini belirten Erhürman, sürecin belirsizliğe sürüklenmemesi için müzakerelere zaman sınırlaması getirilmesini önerdiklerini kaydetti. “Yıllarca sonuçsuz müzakere yürütmek niyetinde değiliz” diyen Erhürman, somut ilerleme sağlanması gerektiğini vurguladı.
Erhürman ayrıca, müzakerelerin Rum tarafının tutumu nedeniyle başarısız olması halinde Kıbrıs Türk tarafının mevcut statüye geri dönmemesi yönünde önceden garanti verilmesi gerektiğini ifade etti. Bu talebin, geçmişte yaşanan tecrübelerden kaynaklandığını belirten Erhürman, 2004 referandumunun ardından Kıbrıs Türk halkına yönelik izolasyonların kaldırılacağı yönünde verilen sözlerin tutulmadığını hatırlattı.
Uluslararası alanda Kıbrıs Türklerine yönelik kısıtlamaların hâlen devam ettiğini dile getiren Erhürman, sporcuların uluslararası müsabakalara katılımda, iş insanlarının ve akademisyenlerin ise temsil ve iş birliği alanlarında ciddi engellerle karşılaştığını ifade etti. Avrupa Birliği’nin doğrudan ticaret tüzüğü gibi taahhütlerinin de hayata geçirilmediğini belirten Erhürman, bu nedenle yeni süreçte somut güvencelerin şart olduğunu söyledi.
Tüm bu deneyimlerin ışığında hareket ettiklerini vurgulayan Erhürman, çözüm için gerçekçi, aşamalı ve güvene dayalı bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini ifade etti.
“ÖNCE GÜVEN ARTIRICI ADIMLAR, SONRA MÜZAKERE”
Erhürman, Kıbrıs sorununa ilişkin yeni süreçte önceliğin güven tesisine verilmesi gerektiğini belirterek, aşamalı bir çözüm modeli önerdiklerini açıkladı.
Taraflarla herhangi bir gerilim arayışında olmadıklarını ancak Kıbrıs Türk halkının haklarından da vazgeçmeyeceklerini vurgulayan Erhürman, “Hakkımız oradadır ve bu hakları yedirmeyiz.” dedi.
BM Genel Sekreteri António Guterres’in dile getirdiği “aşamalı yaklaşım” (phase approach) çerçevesinde hareket ettiklerini belirten Erhürman, Crans-Montana görüşmeleri’nden bu yana geçen yaklaşık dokuz yılda anlamlı bir müzakere süreci yürütülmediğine dikkat çekti.
Bu süreçte Rum tarafının Kıbrıs Türklerini yok sayarak farklı ülkelerle güvenlik, enerji ve deniz yetki alanları gibi kritik konularda anlaşmalar imzaladığını ifade eden Erhürman, bunun taraflar arasındaki güveni daha da zedelediğini söyledi.
Bu nedenle çözüm sürecinin ilk aşamasında güven artırıcı önlemlerin hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Erhürman, Lefkoşa’da iki liderin doğrudan bir araya gelerek her iki halkın günlük yaşamını kolaylaştıracak somut adımlar atması gerektiğini belirtti. Yeni sınır kapıları ve geçiş noktalarının açılmasının bu sürece örnek olabileceğini ifade eden Erhürman, “Basit adımları atamayan tarafların kapsamlı bir çözüm üretmesi beklenemez.” dedi.
Erhürman, ikinci aşamada ise daha önce ortaya koydukları dört maddelik metodoloji üzerinde uzlaşılması gerektiğini, üçüncü aşamada ise gerekli koşulların oluşması halinde kapsamlı müzakerelere geçilebileceğini dile getirdi.
Kıbrıs Rum tarafının “5+1 formatı” üzerinden Türkiye’yi muhatap alma yaklaşımını da eleştiren Erhürman, Kıbrıs Türk tarafının doğrudan muhatap alınması gerektiğini vurguladı.
Aşamalı, gerçekçi ve güvene dayalı bir sürecin çözüm için tek yol olduğunu ifade eden Erhürman, Kıbrıs Türk halkının haklarının korunmasının bu sürecin temelini oluşturduğunu sözlerine ekledi.
“ASKERÎ DENGE ARAYIŞI GERÇEKÇİ DEĞİL, ADA İÇİN RİSK OLUŞTURUYOR”
Erhürman, Kıbrıs Rum tarafının silahlanma politikaları ve dış aktörlerle kurduğu ilişkilerin adada riskleri artırdığını belirterek, bu yaklaşımın “gerçekçi olmadığını” vurguladı.
Erhürman, henüz seçilmeden önce muhalefet lideri olduğu dönemde de Rum liderliğine bu yönde mesajlar verdiğini hatırlatarak, Rum tarafının büyük güçlerin desteğiyle Türkiye’ye karşı askerî denge kurma çabası içinde olduğunu ifade etti. Bu yaklaşımın sonuç vermeyeceğini dile getiren Erhürman, “Bu nafile bir çabadır, realist değildir ve gerçekleşmesi mümkün değildir.” dedi.
Büyük güçlere dayanarak güvenlik arayışının ters etki yaratacağını savunan Erhürman, bu aktörlerin zamanla yerel iradeyi zayıflatabileceğine dikkat çekti. Ayrıca bu tür politikaların yalnızca Kıbrıs Rum tarafını değil, tüm adayı ve Kıbrıs Türk halkını da risk altına soktuğunu belirtti. Erhürman, “Hani büyük abiler arkama gelsin, ben de önde kendimi güvende hissedeyim hayalindeysem, bil ki hiçbir coğrafyada o büyük abiler arkada durmazlar, senin önüne geçerler. Ve senin de iraden ciddi şekilde zedelenir, bu bir. İki, o büyük abiler oraya gelecek meselesi bu adanın tamamını, çünkü Kıbrıs adası küçücük bir ada. Bu adanın tamamını riske eder ve benim halkımın iradesi olmaksızın aldığın kararlar sadece senin halkını değil, benim halkımı da risk altına sokar.” dedi.
Kıbrıs Türk halkının kendi iradesi dışında alınan kararlar nedeniyle güvenlik riskiyle karşı karşıya kalmayı kabul etmeyeceğini vurgulayan Erhürman, bu uyarıları uzun süredir dile getirdiğini söyledi.
Son dönemde adada artan askerî hareketliliğe de değinen Erhürman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Yunanistan Cumhurbaşkanı Kiryakos Miçotakis’in adaya gerçekleştirdiği ziyaretlere dikkat çekerek, özellikle Andreas Papandreou Hava Üssü bölgesinin öne çıktığını ifade etti. Bu üs ve çevresindeki düzenlemelerin bölgesel güvenlik dengeleri açısından önem taşıdığını belirtti.
Farklı ülkelerin bölgedeki askerî varlığına işaret eden Erhürman, Türkiye’nin de bölgede kendi güvenlik politikaları doğrultusunda adımlar attığını hatırlattı. Ancak Rum tarafının bu süreçte Kıbrıs Türk halkının iradesini dikkate almadan hareket ettiğini belirten Erhürman, bunun kabul edilemez olduğunu ifade etti.
Erhürman, adada güvenliğin ancak karşılıklı saygı, diyalog ve iş birliği ile sağlanabileceğini belirterek, tek taraflı askerî ve siyasi adımların çözüm sürecine zarar verdiğini sözlerine ekledi.
“MASADAYIZ AMA SADECE MASAYA HAPSOLMAYACAĞIZ”
Erhürman, Kıbrıs Türk halkının çözüm iradesine sahip olduğunu vurgulayarak, müzakere sürecine açık olduklarını ancak uluslararası alanda çok yönlü ilişkileri de sürdüreceklerini ifade etti.
Erhürman, göreve gelmeden önce de sonra da aynı çizgiyi koruduğunu belirterek, Türkiye ile koordinasyon içinde çözüm için çaba göstermeye devam edeceklerini söyledi. Belirledikleri aşamalar çerçevesinde müzakere masasına gidilebileceğini ifade eden Erhürman, bu mümkün olmasa dahi görüşme sürecinin sürdürüleceğini dile getirdi.
“Biz asla masadan kalkmayız, kalkan kalksın” diyen Erhürman, buna rağmen yalnızca müzakere sürecine bağlı kalmayacaklarını vurgulayarak, “Görüşme masası var ama masanın dışında da bir dünya var.” ifadelerini kullandı.
Bu kapsamda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası temaslarını artırmaya devam edeceğini belirten Erhürman, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) nezdindeki gözlemci üyelik statülerinin büyük önem taşıdığını söyledi.
Söz konusu statülerin kazanılmasında Türkiye’nin ve ilgili ülke temsilcilerinin katkılarına teşekkür eden Erhürman, bu platformlardaki ilişkilerin daha da geliştirilmesi için çaba göstermeye devam edeceklerini ifade etti.
Geçmişte yalnızca müzakere sürecine odaklanmanın bazı sınırlılıklar yarattığını belirten Erhürman, bu deneyimlerden ders çıkardıklarını ve bundan sonraki süreçte daha çok boyutlu bir dış politika izleyeceklerini kaydetti.
Oturuma; Kırım Tatar halkının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov ve Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) üyesi ve Kırım Tatar Kaynak Merkezi Başkanı Eskender Bariyev dinleyici olarak katıldı.
Son Haberler