SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Stratcom 2026

QHA - Kırım Haber Ajansı - Stratcom 2026 haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Stratcom 2026 haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Prof. Dr. Mehmet Akif Kireçci: "Barış uzun vadede herkese kazandırır" Haber

Prof. Dr. Mehmet Akif Kireçci: "Barış uzun vadede herkese kazandırır"

“Uluslararası Sistemde Kopuş: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı” temasıyla düzenlenen STRATCOM Zirvesi kapsamında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Akif Kireçci, Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. Zirvenin uluslararası düzeyde önemli bir iletişim platformuna dönüştüğünü belirten Kireçci, stratejik iletişimin günümüz dünyasında giderek daha kritik bir rol üstlendiğini vurguladı. Kireçci bu tür platformların, özellikle çatışma ve anlaşmazlıkların yoğunlaştığı bir dönemde, tarafların birbirini anlaması açısından büyük önem taşıdığını ifade etti. Bölgede yaşanan krizlere dikkat çeken Kireçci, İsrail’in politikaları, Filistin ve Lübnan’daki gelişmeler ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının bölgesel istikrarsızlığı artırdığını söyledi. Bu gelişmelerin doğrudan olmasa da dolaylı olarak Türkiye’yi etkilediğini belirten Kireçci, Türkiye’nin barış girişimlerinin bu nedenle büyük değer taşıdığını dile getirdi. Stratejik iletişimin aynı zamanda bilgi akışı ve medya üzerindeki kontrolle doğrudan ilişkili olduğunu ifade eden Kireçci, hâlihazırda küresel ölçekte “tek sesliliğe” doğru bir eğilim bulunduğunu belirtti. İletişim araçlarını ve medyayı kontrol eden aktörlerin haber içeriklerini de şekillendirdiğini söyleyen Kireçci, buna rağmen hakikatin varlığını koruduğunu ancak geniş kitlelerin doğru bilgiye ulaşmakta zorlandığını vurguladı. Türkiye’nin bu noktada hakikati hem kendi toplumuna hem de uluslararası kamuoyuna aktarma çabasında olduğunu ifade eden Kireçci, Batı ülkelerinde de doğru bilginin dolaşımı konusunda ciddi sorunlar yaşandığını dile getirdi. Savaş karşıtı protestoların dahi bazı ülkelerde baskı altına alındığını belirten Kireçci, bu durumun küresel ölçekte ifade özgürlüğü ve bilgi akışı açısından çelişkiler barındırdığını söyledi. “TÜRKİYE BARIŞ İÇİN AKTİF ROL ÜSTLENİYOR” Ukrayna-Rusya Savaşı’na da değinen Kireçci, sorunun 2014 yılında Kırım’ın işgaliyle başladığını hatırlatarak Türkiye’nin bu süreçte net bir tutum sergilediğini ve işgali tanımadığını vurguladı. Savaşın yalnızca iki ülke arasında değil, büyük güçler arasında yürütülen daha geniş bir mücadelenin parçası olduğunu ifade eden Kireçci, Ukrayna’nın sahada savaşırken Batı’dan ciddi destek aldığını söyledi. Kireçci bu durumun savaşın hem görünen hem de görünmeyen boyutları olduğunu ortaya koyduğunu belirtti. Savaşın uzamasının hem Ukrayna hem de Rusya için ağır sonuçlar doğurduğunu ifade eden Kireçci, bunun bölgesel ticaret yollarını sekteye uğrattığını ve güven ortamını zedelediğini kaydetti. “BARIŞ UZUN VADEDE HERKESE KAZANDIRIR” Türkiye’nin Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması ve barış görüşmeleri gibi girişimlerle önemli bir arabuluculuk rolü üstlendiğini hatırlatan Kireçci, Ankara’nın diplomatik çabalarının geçmişte tarafları barış noktasına yaklaştırdığını ifade etti. Kireçci, “Hatırlayalım, Türkiye Karadeniz inisiyatifi yani Tahıl Koridoru’nun açılması konusunda ve barış görüşmeleri yapılması konusunda, hem Cumhurbaşkanı’mız hem Dışişleri Bakanlığı yetkililerimiz hem Cumhurbaşkanımızın ekibi çok büyük mesailer harcayarak yıllar önce tarafları bir barış noktasına getirmişlerdi. Ama hem kuzeyde hem güneyimizde barışı istemeyen güçler daha güçlü görünüyor. Ama ben yakın zamanda barış isteyenlerin daha güçlü olacağını ümit ediyorum. Çünkü savaş belki kısa zamanda birtakım güçlere kazandırabilir ama barış uzun zamanda herkese kazandırır.” dedi.

Atlantik Konseyi Kıdemli Araştırmacısı Gaber: “Ukrayna hem sahada hem bilgi alanında mücadele veriyor” Haber

Atlantik Konseyi Kıdemli Araştırmacısı Gaber: “Ukrayna hem sahada hem bilgi alanında mücadele veriyor”

“Uluslararası Sistemde Kopuş: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı” temasıyla düzenlenen STRATCOM Zirvesi’nin ikinci gününde “Anlatıyı Taşıyanlar: Gerçeğin Sahadaki Mücadelesi” başlıklı oturum gerçekleştirildi. Oturumda konuşmacı olarak yer alan Atlantik Konseyi Kıdemli Araştırmacısı Yevgeniya Gaber, oturum sonrasında Kırım Haber Ajansına (QHA) konuştu. Gaber, Rusya’nın küresel ölçekte yürüttüğü propaganda faaliyetlerine dikkat çekerek, Ukrayna’nın bu alanda gerçekleri uluslararası kamuoyuna anlatmak için aktif bir çaba içerisinde olduğunu belirtti. Gaber, “Gerçekler önemli, ancak bu gerçeklerin medyada nasıl yansıtıldığı da en az onun kadar önemli. Dolayısıyla da Ukrayna bu konuda kendi görüşlerini paylaşmak elinden geleni yapıyor. Rusya'nın her yere anlattığı şeyler: ne kadar güçlü olduğunu, ne kadar yenilmez olduğunu ve Ukrayna'da nasıl Ukraynalıları yendiği… Biz de bunu tabii ki her yerde yalanlayıp gerçek durumları anlatmaya çalışıyoruz.” dedi. Ukrayna’nın sahadaki gelişmeleri ve Rusya’nın bilgi savaşında kullandığı yöntemleri müttefikleriyle paylaştığını kaydeden Gaber, “Rusya'nın tarihini, kültürünü, stratejik kültürünü bilmek çok önemli. Dolayısıyla kendi partnerlerimizle, ortaklarımızla sahadaki gerçek gelişmeleri paylaşıyoruz ve aynı zamanda Rusya'nın dezenformasyon alanında, bilişsel savaş alanında kullandığı taktikleri ve metotları da paylaşmaya çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı. “RUSYA, GÖRÜŞMELERİ ZAMAN KAZANMAK İÇİN KULLANIYOR” Orta Doğu’daki gelişmelere rağmen Ukrayna’nın müzakereye açık olduğunu vurguladı. Öte yandan Orta Doğu’nun ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD)müzakereler için uygun durumda olmadığını belirten Gaber, Türkiye dâhil olmak üzere farklı ülkelerin sürece katkı sunabileceğini belirtti. Öte yandan Rusya’nın müzakere konusunda gerçek bir irade ortaya koymadığını dile getiren Gaber, Moskova’nın görüşmeleri süreci uzatmak ve zaman kazanmak amacıyla kullandığını söyledi. Gaber, “Görüşmeler her zaman bütün tarafların iradesiyle devam eden bir şeydir. Maalesef Rusya'ya baskıyı güçlendirmesek, o baskıyı daha büyük hâlâ getirmesek hiçbir şekilde maalesef Rusya'yı barışmasına veya görüşmeler olmasına getiremeyiz. Fakat görüşmelerin devam etmesini bekliyoruz.” değerlendirmesinde bulundu. İRAN VE RUSYA İŞ BİRLİĞİNE DİKKAT ÇEKTİ Gaber, İran'da şu an devam eden savaşın gölgesinde kalmamak için Ukrayna'nın da kendi gündemini ortaya koymaya çalıştığına vurgu yaptı. Öte yandan Ukrayna’daki savaş ile Orta Doğu’daki gelişmelerin birbirinden bağımsız ele alınmaması gerektiğini belirten Gaber, “Aslında hem İran'ın hem de Rusya'nın Ukrayna'da savaşının büyük bir tablonun ayrı ayrı parçaları olduğunu da söyleyebiliriz. Çünkü İran'la Rusya arasında da çok yoğun iş birlikleri var. Özellikle savunma sanayi konusunda, silahlı insansız hava araçları (SİHA) üretimi konusunda, siyasi ve askerî konularında iş birlikleri var.” dedi. “UKRAYNA ARTIK TECRÜBESİNİ PAYLAŞAN BİR AKTÖR” Bu nedenle yaşanan gelişmelerin daha geniş bir jeopolitik çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Gaber, Son dönemde Ukrayna’nın Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerle geliştirdiği iş birliklerine değindi. Gaber, bu ilişkilerin yalnızca sembolik olmadığını, somut sonuçlar doğurabilecek nitelikte olduğunu ifade etti. “2022'den beri her gün, her gece Şâhid SİHA’larına karşı farklı teknolojileri denedik ve şu an bunlardan hangisi etkili olduğunu ve daha ucuz olduğunu çok iyi biliyoruz.” diyen Gaber, bu deneyimi paylaşmaya hazır olduklarını vurguladı. Ukrayna’nın özellikle SİHA'lara karşı geliştirdiği teknolojiler ve operasyonel tecrübenin bölge ülkeleri için önemli olduğunu belirten Gaber, Ukraynalı pilotların ve uzmanların bu bilgi birikimini paylaşmaya hazır olduğunu söyledi. Ayrıca Gaber, Ukrayna’nın bu tablo içerisinde yalnızca yardım alan bir ülke değil, aynı zamanda güvenliğe katkı sunan bir aktör hâline geldiğini söyledi. SAVAŞIN İNSANİ BOYUTU: “HER GECE SİVİLLER HEDEFTE” Savaşın insani boyutuna da dikkat çeken Gaber, Ukrayna’da sivillerin her gün saldırılarla karşı karşıya kaldığını belirtti. Özellikle Odesa’da son dönemde yoğun saldırılar yaşandığını ifade eden Gaber, gece saatlerinde gerçekleştirilen SİHA saldırılarında sivil yerleşimlerin ve hatta bir doğum evinin hedef alındığını aktardı. Enerji altyapısına yönelik saldırılar nedeniyle kış aylarında ciddi zorluklar yaşandığını dile getiren Gaber, elektrik ve ısınma sorunlarının halkın yaşamını doğrudan etkilediğini söyledi. Tüm bu zorluklara rağmen Ukrayna halkının adil ve sürdürülebilir bir barış istediğini vurgulayan Gaber, “Bu adalet kavramı çok önemli. Bu konferansta da defalarca ve defalarca vurgulandı. Ukrayna halkı için de herhangi bir barışın değil, gerçekten uluslararası hukuka dayalı insan haklarının korunması altında olan bir barış istiyoruz. Bütün herkesin, Kırım Tatarlarının, Ukrainlerin, bütün vatandaşlarımızın evlerine geri dönmesini, Rusya tarafında kaçırılan çocuklarımızın evlerine geri dönmesini ve bütün bunları içeren geniş kapsamlı ve sürdürülebilir bir barış istiyoruz.” dedi.

STRATCOM 2026’da “Anlatıyı Taşıyanlar: Gerçeğin Sahadaki Mücadelesi” oturumu düzenlendi Haber

STRATCOM 2026’da “Anlatıyı Taşıyanlar: Gerçeğin Sahadaki Mücadelesi” oturumu düzenlendi

“Uluslararası Sistemde Kopuş: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı” temasıyla düzenlenen STRATCOM Zirvesi’nin ikinci gününde “Anlatıyı Taşıyanlar: Gerçeğin Sahadaki Mücadelesi” oturumu tertip edildi. Anadolu Ajansı (AA) Muhbiri Turgut Alp Boyraz’ın moderatörlüğünde gerçekleşen “Anlatıyı Taşıyanlar: Gerçeğin Sahadaki Mücadelesi” oturumunda; Gazeteci, Uluslararası İnsan Hakları Savunucusu, “Euro-Med Human Rights Monitor” Muhabiri ve Uluslararası İnsan Hakları Savunucusu Ahmad Alnaouq, Atlantik Konseyi Kıdemli Araştırmacısı Yevgeniya Gaber, Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi Gazeteciler Birliği Başkanı Catherine Fiankan – Bokonga, AA Kıdemli Foto Muhabiri ve Yayıncısı Mustafa Mohammed Albadri Hassouna ve Serbest Gazeteci Chris White konuştu. ALNAOUQ, İSRAİL-HAMAS SAVAŞI ÜZERİNE KONUŞTU 2019 yılına kadar Filistin’de yaşayan ve sonrasında Birleşik Krallık’a göç eden bir Filistinli olan Alnaouq, İsrail-Hamas Savaşı’nın Batı medyasında yansıtılma şekli üzerine konuştu. “Öncelikle evet, ben bir Filistinliyim, Gazzeliyim ama Filistinli ve Gazzeli olmayı ben seçmedim. Aynı zamanda bana zulmedenin kimliğini, ırkını ve dinini ben seçmedim. 1994 yılında hayata gözlerimi açtığımdan beri korku, zulüm, acı, işgal ve katil dışında hiçbir şey görmedim. Erkek kardeşimi 2014 yılında, annemi ise 2020 yılında kaybettim. Bana zulmedenin kimliğine dair hiçbir zaman söz hakkım olmadı. İsrail’in Gazze’yi işgal etmesine ben karar vermedim, Gazze’de yaşamaya da ben karar vermemiştim.” ifadelerini kullandı. Yalnızca 19 yaşımdayken gazeteci olduğunu belirten Alnaouq, gazeteci olma isteğinden değil, yalnızca gazeteci olmanın gerekliliğini ve aciliyetini hissettiği için gazetecilik yapmaya başladığını belirtti. Filistin medyasının ve Batı medyasının Filistin’de olanları nasıl aktardığına baktığını, Filistinlilerden nasıl bahsettiklerine ve Filistin mevzusunu nasıl kavradıklarına dikkat ettiğini kaydeden Alnaouq, “Filistinlileri insanlıklarından çıkarılması yalnızca 7 Ekim’de değil, çok daha öncesinde başladı. Bu işgalin, çatışmanın en başından beri Filistinliler hiçbir zaman insan sayılmadı ve hep zaptedildi. Sadece İsrailliler tarafından değil, aynı zamanda Filistinlileri gözden çıkaran ve yaşama hakkı olmayan insanlar olarak gören ana akım medya tarafından da bu yapıldı. Irkçılık ve Filistinlilere karşı olan nefretleri dolayısıyla profesyonellik dışında hareket etmeyi seçtiler.” dedi. "BİZİM MEVZUMUZ, UKRAYNALILAR OLARAK, BİR MİLLET OLARAK VAR OLMAKTIR" Medyada yer alan anlatılara bakıldığında genellikle barış müzakerelerini, Rusya tarafından yapılan açıklamaların, Rusya’nın barışı sağlamaya ve müzakereleri yürütmeye ne kadar gönüllü olduğunun görüldüğünü kaydeden Gaber, daha sonrasında ise insanların Odesa’da gecelerini sığınaklarda geçirdiğini belirtti. Bununla birlikte Gaber, “Büyük patlamalar gerçekleştiğinde ise söylemlerle gerçekler arasındaki farkı görüyorsunuz. Örnek vermek gerekirse benim kasabam, Şâhid ile Geran tipi silahlı insansız hava araçları (SİHA) ve füzelerle bombardımana tutuldu. Askerî merkezler ve karar alma merkezlerinin ifadelerine karşın SİHA’lar; kadın doğum hastanelerini, kreşleri, okulları ve bütün sivil altyapıyı hedef aldı. En fazla acı çeken insanlara sığınaktayken şahit oluyorsunuz.” değerlendirmesini yaptı. Siviller, kadınlar, çocuklar ve yaşlılar ve kendi başının çaresine bakamayan insanların saldırılardan etkilendiğini dile getiren Gaber, Rusya’nın veya herhangi bir ülkenin ne dediğiyle faaliyetleri arasındaki farkı görmenin önemine vurgu yaptı. Öte yandan “Ahmad’ın dediği gibi kimliğinizi, dilinizi ve komşularınızı hiçbir zaman seçemezsiniz. Bizim mevzumuz, Ukraynalılar olarak, bir millet olarak var olmaktır. Kendimize ait dilimizi konuşma hakkımız; Ukraince, Türkçe, Kırım Tatarca veya başka herhangi bir dil olabilir bu.” şeklinde konuşan Gaber, Ukraynalıların kendi ülkesinde, kendi kurallarına göre yaşamak istediğini belirterek “Burada bizim kültürümüz, kimliğimiz, ayrı bir devlet ve millet olarak varlığımız söz konusudur. Bakan Fidan bugün, bilginin gerçekliğin şekillendirilmesindeki rolünden bahsetmişti. Bugün anlatım, gerçeklikten de önemli bir hâle gelmektedir çünkü bilgi; karar almayı, bakış açısını, tepkileri ve sıklıkla da Ukrayna’yı desteklenip desteklenmemesini, gerilimin artırılması veya azaltılması yönündeki kararları etkilemektedir.” ifadelerini kullandı. Ayrıca Rusya’nın topyekûn işgal girişiminde galip geleceğine, Ukrayna’nın ise kazanma şansı olmadığına yönelik söylemlerini gündeme taşıyan Gaber, Rusya’nın 2022 yılında başlayan Ukrayna’yı topyekûn işgal girişiminde Kıyiv’in 3 gün içerisinde düşeceğine yönelik iddiaları hatırlattı. “O zamanlar Türkiye’deydim. Gazetecilerle ve uzmanlarla konuştum. ‘Burası Ukrayna, burası geçilmez.’ dediğimde bana deliymişim gibi baktılar. ‘Sen Ukraynalısın, duygusal düşünüyorsun.’ dediler. Bugün ise Ukrayna’nın topyekûn işgal girişiminin 5., Kırım’ın Rusya tarafından 2014 yılında işgalinin ise 12. yılındayız.” şeklinde konuşan Gaber, Ukrayna’nın direnişine dikkat çekti. “BİRLEŞMİŞ MİLLETLER, HİÇ OLMADIĞI KADAR POLİTİKLEŞMİŞ DURUMDADIR” BM’nin bilginin özgür bir şekilde aktarılmasını sağlamakla ve gazetecileri korumakla yükümlü olduğu ve gazetecilerin Ukrayna’da, Filistin’de ve Suriye’de hayatını kaybettiği göz önüne alındığında, dezenformasyon ve algoritmalar çağında gerçeğin ve gazetecilerin nasıl korunabileceğine ilişkin Fiankan-Bokongo, “Cenevre’de muhabir olarak yıllar boyunca edindiğim deneyimlere dayanarak BM, BM kuruluşları ile Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO) tarafından bir araya getirilen kararların, sözleşmelerin ve ayrıcalıkların tamamıyla ihlal edildiğini gördük. Bugün, şaşırtıcı bir şekilde BM sisteminin gazetecilerin en büyük düşmanı hâline geldiğini görüyoruz çünkü birçok farklı fikri ve görüşü aktarmaya çalışan gazeteciler, aslında BM’nin ilk siyasi hedefini ihlal etmektedirler çünkü BM, hiç olmadığı kadar politikeşmiş durumdadır.” dedi. FOTO MUHABİRLERİ, ÇEKTİKLERİ FOTOĞRAFLARIN BEDELİNİ HAYATLARIYLA ÖDÜYOR Bununla birlikte Hassouna, modern çağda foto muhabirlerinin çektiği fotoğrafların, medyatik anlatıları desteklediğini bildirerek fotoğraf karelerinin büyük bir meydan okuma ve savaş zamanında gerçekleri topluma ulaştırmanın yolu olduğunu dile getirdi. "Uluslararası Ceza Mahkemesi, benim ve bazı arkadaşların çektiği fotoğrafları, işlenen suçlara görsel delil olarak kullandı ve böylece fotoğraflar, sözlü anlatıların önemli bir parçası olmuş oldu." ifadelerini kullanan Hassouna, fotoğraf çekmenin zorluğundan bahsederek foto muhabirlerinin çektikleri fotoğrafların bedelini hayatlarıyla ödediğini ve 260'ı aşkın gazetecinin bu nedenle hayatını kaybettiğini belirtti. Ayrıca, basının tarihine kısaca değinen White ise yapay zekânın yararlı olduğunu fakat haberciliği kötü etkileyebildiğinden bahsederek yapay zekâya sorulan soruların yanlış cevaplanabildiğini ve insanların bunu doğru kabul ettiğini dile getirdi.

STRATCOM 2026 Zirvesi sona erdi: İletişim Başkanı Duran'dan "şeffaf bir iletişim ekosistemi" için çağrı Haber

STRATCOM 2026 Zirvesi sona erdi: İletişim Başkanı Duran'dan "şeffaf bir iletişim ekosistemi" için çağrı

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından düzenlenen 5. Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi (STRATCOM 2026), İstanbul’da gerçekleştirilen kapanış oturumuyla sona erdi. Zirvenin kapanış konuşmasını yapan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran, küresel ölçekte artan krizler ve iletişim alanındaki dönüşümlere dikkat çekti. Konuşmasının başında Duran, çağın en mühim ve en hayati meselelerine ışık tutan, derinlikli, düşündürücü ve son derece verimli tartışmalarla STRATCOM 2026’nın tamamlanmış olduğunu belirterek, “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı adına, bu mühim buluşmaya ev sahipliği yapmaktan ve böylesine seçkin bir küresel katılımcı topluluğunu ağırlamaktan duyduğum derin memnuniyeti ifade etmek isterim.” dedi. Zirvenin, medya ve iletişim profesyonellerinden akademiye, sivil toplumdan muhtelif alanlara uzanan, son derece çeşitli ve yetkin bir topluluğun katkılarıyla güç kazandığına vurgu yapan Duran şu ifadeleri kullandı: Her biriniz, derinlik ve muhteva bakımından zengin bir diyaloğun şekillenmesinde hayati bir rol üstlendiniz. Medya kuruluşlarımız ve dijital platformlarımız da burada ortaya konan fikir ve tartışmaların bu salonların çok ötesine taşınarak dünyanın dört bir yanındaki kitlelere ulaşmasını sağlamak suretiyle örnek teşkil eden bir kararlılık sergilemişlerdir. Öğrencilerden akademisyenlere, gazetecilerden sivil toplum temsilcilerine kadar tüm katılımcılara ve özellikle farklı kıtalardan bizlere katılan siz kıymetli misafirlerimize en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Zirvenin iki gün boyunca son derece verimli tartışmalara sahne olduğunu belirten Duran, teknoloji, diplomasi, kriz yönetimi ve dezenformasyonla mücadele gibi birçok başlıkta kapsamlı değerlendirmeler yapıldığını ifade etti. ZİRVE KAPSAMINDA İYİ NİYET BİLDİRGESİ YAYIMLANDI Bununla birlikte Duran, “Uluslararası Sistemde Kopuş: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı” temasıyla gerçekleştirilen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi STRATCOM 2026’nın İyi Niyet Bildirgesi’ni takdim etmekten onur duyduğunu söyleyerek şu ifadeleri kaydetti: Bilginin yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda hem ulusal hem de küresel güvenliğin temel unsuru olduğunu teyit ederek, iletişimi hem bir aktarım aracı hem de hakikati dezenformasyondan ayırt eden ve dijital ile enformasyon alanlarında ulusal güvenliği tahkim eden stratejik bir savunma hattı olarak tanımlayarak, yeni nesil teknolojiler ile dijital iletişim araçlarının bu dönüşümün merkezinde yer aldığını vurgulayarak, yeni iletişim teknolojilerinin dezenformasyonu 'daha ikna edici' ve 'daha zor tespit edilebilir' hâle getirmek amacıyla kullanılmasına karşı çıkarak ve algoritmik şeffaflık ve etik amaç ilkesini müdafaa ederek, kamuoyunun manipülasyona açık hale geldiği bir ekosistemde, doğru bilgiye erişimin temel bir hak ve küresel istikrarın ön koşulu olduğunu vurgulayarak, manipülasyona karşı kalıcı kurumsal dayanıklılığı tesis etme yönündeki azim ve kararlılığımızı yineleyerek, uluslararası düzenin yalnızca bir kriz değil, aynı zamanda derin bir ayrışma sürecinden geçtiğini tespit ederek ve mevcut statükonun sürdürülemez olduğunu ve yıkım yerine adil ve hakkaniyetli bir reformun gerekliliğini teyit ederek, özellikle İran'ı da içeren bölgesel gerilimler karşısında gerilimin tırmanmasını önleyen, uluslararası hukuku gözeten ve diyaloğu önceleyen bir yaklaşımı benimseyerek, müzakere yoluyla adil, insan odaklı ve stratejik temellere dayalı bir yaklaşımı ileri taşıyarak, bölgemize sahip çıkarak ve bölgesel gerçeklikleri açıklık ve tutarlılıkla ortaya koyarak, bölgesel güvenlik, istikrar ve refaha olan bağlılığımızı yineleyerek, devletler, uluslararası kuruluşlar, medya, akademi, teknoloji şirketleri ve sivil toplum arasında hakikat temelli bir iletişim düzeni tesis etme yönündeki ortak hedefimizi vurgulayarak, gücün haklılığı tayin ettiği bir anlayışla uluslararası sistemin aşındırılmasını ve her türlü çifte standardı kati surette reddederek, özellikle kriz dönemlerinde insan odaklı yaklaşımı, liderler arası doğrudan temasları ve diplomasinin önceliğini esas alarak, kamu diplomasisinin her koşulda güven ve meşruiyet üretme kapasitesinin sürekliliğini vurgulayarak, kalıcı barışın ancak tüm tarafların hak ve menfaatlerini gözeten politikalarla mümkün olacağını özellikle insanlıktan çıkarma gibi savaş suçları karşısında bu yaklaşımın hayati önem taşıdığını hatırlatarak, bölgesel sorunların önlenmesi amacıyla kendi dinamiklerimize dayalı bir güvenlik mimarisi inşa etme kararlılığımızı teyit ederek, iklim meselesini yalnızca teknik bir çevre meselesi olarak değil, aynı zamanda bir insan hakları ve güvenlik meselesi olarak ele alarak çözüm yollarını insanlığın ortak faydası doğrultusunda şekillendirerek, geride bıraktığımız iki gün boyunca STRATCOM 2026, küresel meselelerin ele alınmasında ortak aklın ve müşterek sorumluluğun öne çıktığı öncü bir platform olmuştur. DURAN’DAN ŞEFFAT BİR İLETİŞİM EKOSİSTEMİ İÇİN ÇAĞRI Konuşmasının sonunda, daha adil bir uluslararası düzen ve şeffaf bir iletişim ekosistemi için ortak sorumluluk bilinciyle hareket edilmesi çağrısında bulunan Duran, hakikati esas alan, güven temelli ve insan onurunu önceleyen bir yaklaşımın önemine dikkat çekti. Bu çerçevede Duran, “Bu zirvenin, daha adil bir uluslararası düzen ve daha şeffaf, hesap verebilir bir iletişim ekosistemi yolunda anlamlı bir dönüm noktası olacağına inanıyorum. İletişimde hakikati esas alma, ortak bir zemin olarak güveni tesis etme ve her koşulda insan onurunu koruma yönündeki kararlılığımız doğrultusunda birlik içinde hareket edelim. Bir kez daha kıymetli katkılarınız için her birinize çok teşekkür ediyorum.” ifadeleriyle konuşmasını sonlandırdı. Zirve, aile fotoğrafı çekiminin ardından sona erdi.

MİT Başkanı Kalın: Türkiye, hakikat ve adalet temelli hikâyesini anlatmaya devam edecek Haber

MİT Başkanı Kalın: Türkiye, hakikat ve adalet temelli hikâyesini anlatmaya devam edecek

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından "Uluslararası Sistemde Kırılma: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı" temasıyla bu yıl beşinci kez düzenlenen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi'nin (STRATCOM 2026) ikinci gününde “İletişimde Yeni Paradigma: Bilgi, Güç ve Anlatı” oturumu tertip edildi. Oturumda, Türkiye Cumhuriyeti Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kalın konuştu. KALIN, UKRAYNA-RUSYA SAVAŞI'NI GÜNDEME TAŞIDI Kalın, oturumda güncel durumu değerlendirdi. Pandemiden bu yana dünyanın birçok kritik eşiklerden, krizlerden ve kırılmalardan geçtiğini dile getiren Kalın, 2022 yılında başlayan Ukrayna-Rusya Savaşı’nın beşinci yılına girdiğini belirterek “Savaşın nasıl biteceğine dair henüz maalesef netleşen bir tablo önümüzde yer almıyor.” ifadelerini kullandı. 7 Ekim 2023 tarihinde başlayan İsrail-Hamas Savaşı’nın etkilerinin ise bugün hâlâ devam ettiğini kaydeden Kalın, ”8 Aralık 2024 gününde Suriye’de gerçekleşen Suriye Devrimi’nin etkilerini de tüm bölgemizde hissetmeye devam ediyoruz. Geçen sene haziran ayında yaşanan 12 günlük İsrail-İran Savaşı, şu anda içinde bulunduğumuz savaşın fiilî şartlarını da test eden, ortaya çıkartan bir niteliğe sahip idi.” dedi. İSRAİL-İRAN SAVAŞI'NIN SONA ERDİRİLMESİ İÇİN TÜRKİYE’NİN ÇABALARI DEVAM EDİYOR Bugün ise 28 Şubat 2026 tarihinde başlayan İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İran arasındaki savaşın bir aydır devam ettiğini kaydeden Kalın, “Bu savaşı önlemek, ilk planda ortaya çıkmasını engellemek için Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, Dışişleri Bakanımız, Millî Savunma Bakanımız, bizler, İletişim Başkanlığımız ve diğer ilgili tüm arkadaşlarımızla çok yoğun bir çaba sarf ettik. Her seferinde öngörülemezlik, kırılganlık, gücün keyfî kullanımı üzerine dayalı bir dünya sisteminin ancak yeni krizler ve savaşlar üreteceğini ifade ederek bu tür çatışmaların ve yıkımların yaşanmaması için yoğun bir çaba sarf ettik.” şeklinde konuştu. Bugün, bu savaşın ortasında ve yaklaşık bir aylık süre içerisinde hem bu savaşın sonra erdirilmesi hem de Türkiye’nin bu savaşın dışında tutulması için yoğun bir çaba gösterildiğini belirten Kalın, bu çabaların aralıksız devam ettiğini vurguladı. Kalın, bugün itibarıyla da söz konusu savaşın bütün bölgeye yayılmaması, daha yıkıcı hâle gelmemesi ve geleceğe dönük olarak da kalıcı hasara sebep olmaması için çabaların yoğunlaştırıldığını dile getirerek “Fakat maalesef İsrail’in başlattığı bu bölgesel savaşın giderek bir küresel krize dönüşmesi ve Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle 8 milyarın bedelini ödediği bir savaşa dönüşmesi, şu anda fiilî bir gerçeklik olmaya doğru hızla ilerliyor. Tüm çabamız, öncelikle bu savaşın bir an önce sona ermesi olacaktır.” değerlendirmesini yaptı. “TÜRKİYE OLARAK HİÇBİR ZAMAN FİTNE ATEŞİNE ODUN TAŞIYAN TARAF OLMADIK” Söz konusu savaşın hesaplanan sonuçlarından bir tanesinin sadece İran’ın nükleer kapasitesinin ortadan kaldırılması değil, bundan çok daha tehlikeli olarak bölgenin kurucu aslî unsurları olan Türkler, Kürtler, Araplar ve Farslar arasında on yıllarca devam edecek bir kardeş savaşına, bir kan davasına zemin hazırlayacak adımların atılması olduğuna dikkat çeken Kalın, şu ifadelere yer verdi: Bunlara karşı Türkiye olarak sonuna kadar teyakkuz hâlinde mücadele edeceğimizi ifade etmek isterim. Biz Türkiye olarak hiçbir zaman fitne ateşine odun taşıyan taraf olmadık, olmayacağız. Gerekirse ateş topunu elimize alacağız, göğsümüzde soğutacağız ama onu hiçbir zaman fitne ateşine atmayacağız. Fitne ateşini yaymaya çalışanlara karşı da kendi dinamiklerimizle, değerlerimizle, liderliğimizle, kendi önceliklerimizle karşı durmaya devam edeceğiz. Biz, dostun ve düşmanın kim olduğunu bilerek hareket ediyoruz. Türkiye olarak bu istikametten ayrılmayacağımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum. İran’a yönelik savaşın uluslararası hukuk açısından bir zemininin olmadığını dile getiren Kalın, bu savaşı başlatanların sadece İran’la sınırlı kalmayıp bölgede birtakım oldubittilerle; Lübnan’da, Suriye’de, Filistin topraklarında ve başka yerlerde fiilî durumlar yaratarak yeni imha, ilhak ve işgal politikaları peşinde olduğunu belirtti. Kalın özellikle Lübnan’da son günlerde yaşanan gelişmelerin 1974 yılında Golan Tepeleri’nde yaşanan gelişmelere benzer fiilî bir durum yaratıp bunun bir imha, ilhak ve işgal politikasına dönüştürme girişimi olduğunu kaydetti. Türkiye’nin bunu önlemek için çabalarını yoğunlaştırdığını belirten Kalın, “Türkiye olarak sadece Lübnan’da değil, Filistin topraklarında da bir oldubitti ile Filistinlilerin temel haklarının ellerinden alınmasını, Gazze ve Batı Şeria’da yaşanan ihlallerin görmezden gelinmesine müsaade etmeyeceğimizi ifade etmek istiyorum.” dedi. KALIN, BÖLGESEL SAVAŞIN VE KÜRESEL KRİZİN ÖNLENMESİ ÇAĞRISINI YAPTI Bugün savaşın İran’ın ötesinde, bütün Körfez bölgesine yayıldığını kaydeden Kalın, “Elbette İran’a yapılan saldırılar ne kadar yanlışsa Körfez bölgelerine yapılan saldırıların da amaca hizmet etmediğini ifade etmemiz gerekiyor.” şeklinde konuştu. Kalın, Türkiye’nin Körfez’deki dost ve kardeş ülkeler ile yaptığı tüm görüşmelerde ve istişarelerden yola çıkarak bu savaşın bir an önce sona ermesi için, bölgenin kendi dinamiklerini esas alan bir perspektifle hareket edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Bununla birlikte Kalın, “Elbette İran’ın Körfez ülkelerine yaptığı saldırılar kabul edilemezdir ama bu savaşı başlatan ana aktörün kim olduğunu hiçbir zaman unutmamamız gerekiyor. Bunun için de İsrail üzerindeki baskının artırılması, savaşı başlatan aktör üzerinde yoğunlaşılarak bu savaşın bir bölgesel savaşa ve küresel krize dönüşmesini önlemek için çaba sarf etmemiz gerekiyor.” değerlendirmesini yaptı. KALIN, SÖYLEME VE EYLEME HÂKİM OLAN KAVRAMLARA DİKKAT ÇEKTİ Kalın, anlatı meselesine de dikkat çekerek “Postmodernizmin büyük anlatılar çağının sona erdiğini ilan etmesinin üzerinden yaklaşık yarım asır geçti. Bize 1970’li yıllardan itibaren postmodernist düşünürler, ‘Akıl gibi, bilim gibi, aydınlanma gibi, ilerleme gibi, din gibi, toplum gibi büyük anlatıların dönemi geçti. Artık mikro tarihler var; kimlik gibi, cinsiyet gibi, etnik kimlikler gibi, sosyal sınıflar gibi daha mikro ilişkiler ve tarihler üzerinden insanlığın akışı devam edecek.’ tezini ileri sürdüler.” dedi. Buna karşın Kalın; akıl, aydınlanma, bilim gibi büyük anlatıların yerine neyin konulduğuna bakıldığında postmodernistlerin iddia yahut tahminlerinin tersine yeni bir anlatıdan ziyade, tüketime dayalı kapitalist üretim biçimlerinin ve teşhir kültürünün söyleme ve eyleme hâkim olduğunun görüldüğünü belirtti. Öte yandan Kalın, postmodernizmle birlikte tedavüle sokulan kavramlara bakıldığında hakikatin inkârı, bilginin araçsallaştırılması, gerçekliğin sanal hâle getirilmesi, varlığın artık eğilen, bükülen ve biçilen bir meta hâline gelmesi, etik ve epistemik rölativizm, izafiyetçilik, görecelilik, bilginin anlamsızlaşması, siyasetin nihilistleşmesi, anlamını yitirmesi, hiperrealite ve simülatra gibi kavramların kullanılmasıyla birlikte bir kargaşa dönemine girildiğini kaydederek “Bütün bunlar; dünyayı daha rasyonel, daha özgür, daha adil kılmadı. Tam tersine; irrasyonel, özgürlük karşıtı, daha karanlık güçlerin öne çıktığı, âdetâ Freud’un bilinçaltı tahminlerini haklı çıkartan bir karanlık döneme girdik. Öyle bir noktaya geldik ki bazıları, bunlara ‘karanlık aydınlanma’ diyorlar.” dedi. Ayrıca iletişimin anlam inşa etme, istikamet çizme ve bir yön bulma çabası olma özelliğine ve hikâye anlatımının önemine dikkat çeken Kalın, şu ifadelere yer verdi: Türkiye olarak biz bilgiyi hakikatten, hakikati varlıktan, gücü hak ve adaletten, hikâyeyi ve anlatıyı anlam ve istikametten ayırmadan yolumuza devam edeceğiz. Temel çabamız, gayretimiz; hikâyemizi evrensel bir dille anlatmak ama hikâyemizin sadece şu grubun, bu hizdin, bu bölgenin, bu şehrin değil; bütün coğrafyamızın, insanlığın da bir hikâyesi olduğunu fark ederek, kavrayarak, bize kulak vermeye gönlü olan, aklı olan, kulağı olan herkesle paylaşmak olacaktır. Bu yüzden de biz, hikâyemizi inşa edeceğiz, anlatacağız, paylaşacağız ki başkalarının hikâyeleriyle bizim hikâyemiz de zenginleşsin.

Dışişleri Bakanı Fidan: Bugün savaş sadece meydanda değil, bilgi alanında gerçekleşmektedir Haber

Dışişleri Bakanı Fidan: Bugün savaş sadece meydanda değil, bilgi alanında gerçekleşmektedir

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından "Uluslararası Sistemde Kırılma: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı" temasıyla bu yıl beşinci kez düzenlenen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi'nin (STRATCOM 2026) ikinci günü, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Dr. Hakan Fidan’ın açılış konuşmasıyla başladı. “SİSTEMSEL BİR BOZULMAYI DENEYİMLEMEKTEYİZ” Zirvenin bu yılki temasının dünya gündemine uygunluğuna dikkat çeken Bakan Fidan, “Sadece istikrarsızlığın yaşandığı bir dönemden geçmiyoruz, sistemsel bir bozulmayı deneyimlemekteyiz. Bu, daha derin bir sarsıntının sonucudur. Uluslararası sistem ahlâkî değerlerini, stratejik bütünlüğünü ve meşruiyeti inşa etme özelliğini kaybettiğinde sarsıntı yaşanır. Barışı ve güvenliği sağlamak üzere oluşturulan kurumlar, artık çatışmaları ve tırmanan gerillimleri sonlandıramadığında ve barışa giden yolu inşa edemediğinde ise ardından krizler gerçekleşir.” ifadelerini kullandı. Bugünü belirleyen sorunun, uluslararası sistemin hâlâ devletlerarası ilişkileri adalet, öngörülebilirlik ve güven temelinde yönetme konusunda otoriteye ve güvenilirliğe sahip olup olmadığı olduğunu belirten Bakan Fidan, “Bugün, ne yazık ki bu sorunun acı bir cevabı vardır. Küresel siyaset, hâlihazırda işlevselliğini ve sürdürülebilirliğini yitirmiş ve felce uğramış durumdadır.” dedi. “BUGÜN SAVAŞ SADECE MEYDANDA DEĞİL, BİLGİ ALANINDA GERÇEKLEŞMEKTEDİR” Bakan Fidan, bölgede yaşanan olaylar hususunda ise Türkiye’nin bölgedeki ortaklarıyla yakın bir koordinasyon içerisinde olduğunu ve diplomasiye dayalı çözümler üretmek için çalıştığını belirtti. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar ve Suudi Arabistan’da bulunduğu temaslara değinen Bakan Fidan, ziyaretlerinin amacının Türkiye’nin dayanışma ruhununun gösterilmesi ve diplomasi alanında ilgili ülkelerde uyum içerisinde olması olduğunu dile getirdi. “Bugün savaş sadece meydanda değil, aynı zamanda bilgi alanında gerçekleşmektedir.” ifadelerini kullanan Bakan Fidan, küresel çapta yaşanan olayların anlatımının, olayların kendisi kadar önemi olduğunu kaydetti. Olayların bir silah hâline getirildiğini, bakış açılarını şekillendirdiğini, gerçekliği belirlediğini ve sıklıkla gerçeklerin üzerine gölge düşürdüğünü bildiren Bakan Fidan, küresel olayların anlatımında söylenilenlerin değil, anlatımın nerede ve nasıl gerçekleştiğinin belirleyici olduğunu ifade etti. "SAVAŞI KALICI HÂLE GETİREBİLECEK HER TEŞEBBÜS REDDEDİLMELİDİR" Dayanıklı bir toplumunun güvenilir ve sağlıklı bilgi akışına ihtiyacı olduğunu belirten Bakan Fidan, “Bölgemizde bir savaşı kalıcı hâle getirebilecek her teşebbüs reddedilmelidir. Şiddetin kaçınılmaz, istikrarsızlığın ise doğal olduğunu söyleyen her anlatı reddedilmelidir.” şeklinde konuştu. Öte yandan çatışmaların ve istikrarsızlığın olduğu bir ortamda herkesin zorluklar yaşadığını dile getiren Bakan Fidan, “Barış ve güvenlik gözetilmelidir.” ifadelerini kullandı. Son olarak yaşanan gerilimleri geride bırakıp kamu yararına hizmet etmek için iş birliği içerisinde olunması gerektiğini vurgulayan Bakan Fidan, Türkiye’nin bu hususta gönüllü olduğunun altını çizdi.

STRATCOM Zirvesi'nde lider diplomasisi ele alındı Haber

STRATCOM Zirvesi'nde lider diplomasisi ele alındı

Mustafa Koçyegit QHA Ankara Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından "Uluslararası Sistemde Kırılma: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı" temasıyla bu yıl beşinci kez düzenlenen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi'nin (STRATCOM 2026) ilk günü, gerçekleştirilen panellerle birlikte sona erdi. Panellerde, uluslararası sistemde değişen güç dengeleri ve stratejik iletişimin uluslararası düzeni şekillendirmedeki rolüne dikkat çekilirken ayrıca, lider diplomasisi, dijital iletişim, iklim diplomasisi ile meşruiyet ve güven bunalımı gibi konular kapsamlı şekilde tartışıldı. "ARABULUCULUK SÜRECİNDE AKTÖRLER VE LİDER DİPLOMASİSİ" PANELİ DÜZENLENDİ Zirvede Millî İstihbarat Akademisi (MİA) Başkanı Prof. Dr. Talha Köse moderatörlüğünde yapılan "Arabuluculuk Sürecinde Aktörler ve Lider Diplomasisi" başlıklı panele katılan Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) Genel Sekreteri Sultan Raev, Birleşik Krallık Lordlar Kamarası Üyesi Baroness Fiona Hodgson ve Mısır Senato Üyesi Rania Sedky burada konuşma yaptı. STRATCOM Zirvesi’nde stratejik iletişimin rolü ve lider diplomasisi masaya yatırıldı Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi’nde (STRATCOM) ilk gün, düzenlenen panellerle sona erdi. Katılımcılar gerçekleştirdikleri konuşmalarda, dezenformasyonun küresel ölçekte büyüyen bir… pic.twitter.com/8mhGUbQhzm — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) March 27, 2026 BİZ SADECE KOMŞU DEĞİL, KARDEŞİZ Sultan Raev, Türk coğrafyasının özel bir coğrafya olduğunu belirterek, “Biz sadece komşu değiliz, biz kardeşiz. Aynı hafızayı, aynı dili, aynı tarihi paylaşıyoruz. Bu nedenle liderler konuştuğunda, toplumlar da birbirini anlar” ifadelerini kullandı. Kültürel yakınlığın güven ürettiğini, süreci hızlandırdığını ve gerginliği azalttığını vurgulayan Raev, Türk devletleri arasındaki lider diplomasisinin bu temelden beslendiğini söyledi. Fotoğraf: Mustafa Koçyegit/QHA KARDEŞLİĞİN DİPLOMASİYE YANSIMASI Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türk milletine mensup toplumlara yönelik pozitif yaklaşımını örnek gösteren Raev, Hataylı depremzedelerin Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in davetiyle Özbekistan’da misafir edilmesi sürecine dikkat çekti. “Bu sadece diplomatik bir karar değildir. Bu, kardeşliğin diplomasiye yansımasıdır” diyen Raev, bunun kültürel bağların somut bir hâli olduğunu vurguladı. GÖRÜNMEZ KÖPRÜLER LİDERLERİN EN GÜÇLÜ DAYANAĞIDIR TÜRKSOY’un Türk toplumlarını birbirine yaklaştırdığını belirten Raev, “Biz görünmeyen bir köprü kuruyoruz. Ve o köprü, zor zamanlarda liderlerin en güçlü dayanağı olur” diye konuştu. Kültürel bağların kurumsal yapılarla desteklenmesi gerektiğini söyleyen Raev, bu sayede krizlerin daha kolay çözüldüğünü ve çoğu zaman büyümeden önlendiğini kaydetti. Fotoğraf: Mustafa Koçyegit/QHA TDT STRATEJİK BİR AKTÖR Raev, TDT’nin bugün bölgesel istikrar açısından stratejik bir aktör olduğunu dile getirdi. Teşkilatın ortak tarih, kültür ve kimlik üzerine yükseldiğini belirten Raev, üye ülkeler arasında diyaloğun sürekli kılınması, ortak hareket kapasitesinin geliştirilmesi ve kültürel bağların güçlendirilmesi gerektiğine işaret etti. Ortak alfabe konusuna da değinen Raev, “Ortak alfabe bir amaç değil, bir iletişim aracıdır. Bugün Türk dünyası için en büyük güç, ortak bir alfabeden önce ortak bir anlayıştır” değerlendirmesinde bulundu. Fotoğraf: Mustafa Koçyegit/QHA KADINLARIN BARIŞ SÜREÇLERİNDEKİ ROLÜ Fiona Hodgson, dünya genelinde birçok çatışmanın devam ettiğine ve kadınların çatışma alanlarına çok yakın bölgelerde yaşadığına dikkati çekerek, "Bugün bir kadın olmak, bir asker olmak kadar zor." şeklinde konuştu. Barışın daha kalıcı olması için kadınların barış anlaşmalarına dahil edilmesinin önemine değinen Hodgson, mevcut istatistiklere göre kadınların müzakereler ve barış anlaşmalarına katılımının düşük seviyede olduğunu söyledi. Hodgson, "Kadınlar, barış sürecine dahil edilmedikçe tehlike altında yaşamaya devam edecekler." dedi. Fotoğraf: Mustafa Koçyegit/QHA "BARIŞ SAVAŞLARLA ELDE EDİLEN BİR KAVRAM DEĞİL" Rania Sedky de Mısır'ın bulunduğu bölgede son 100 yılda birçok savaş yaşandığını anımsatarak, "Barış savaşlarla elde edilen bir kavram değil, her iki taraf da savaşta kaybediyor." değerlendirmesinde bulundu. Savaşlar neticesinde can kayıplarının yanı sıra ekonomik ve finansal kayıpların da yaşandığına işaret eden Sedky, İran'daki savaşın sadece tarafları değil, aynı zamanda küresel düzeni etkilediğini söyledi. Sedky, savaşa karşı eyleme geçilmediği takdirde savaşın etkilerinin bölge ülkeleriyle sınırlı kalmayıp Avrupa ülkelerini de yıllarca etkileyeceğini dile getirerek, uluslararası toplumu savaşa karşı harekete geçmeye davet etti. Mısır, Türkiye, Katar ve Pakistan'ın savaş sürecindeki arabulucu rolüne övgüde bulunan Sedky, savaşın ekonomi, kalkınma ve enerji tedariği açısından Rusya ile Çin'i tehdit etmesi durumunda bu ülkelerin de duruma müdahale edebileceği uyarısında bulundu.

STRATCOM 2026’da “Küresel Düzende Yeni Çerçeve: Stratejik İletişim Perspektifi” paneli düzenlendi Haber

STRATCOM 2026’da “Küresel Düzende Yeni Çerçeve: Stratejik İletişim Perspektifi” paneli düzenlendi

"Uluslararası Sistemde Kırılma: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı" temasıyla düzenlenen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi (STRATCOM 2026) kapsamında, "Küresel Düzende Yeni Çerçeve: Stratejik İletişim Perspektifi" isimli panel tertip edildi. TRT World'den Alican Ayanlar’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde; Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti Ankara Milletvekili Fuat Oktay, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Kazakistan Kültür ve Enformasyon Birinci Bakan Yardımcısı Kanat İskakov, Suriye Enformasyon Bakanı Hamza Mustafa ve Bangladeş Enformasyon ve Yayıncılık Bakanı Zahir Uddin Svapon (Swapon), konuşmacı olarak yer aldı. TÜRKİYE, DOĞU İLE BATI ARASINDA KUSURSUZ BİR DENGE SAĞLADI Oktay, Türkiye’nin pandemi dönemi gibi zorlu süreçlerde inşa ettiği iletişim mimarisini ve bu zorlu süreçlerde sağladığı güven ortamı hususunda, “Herhangi bir işe başlarken önemli olan, güvenin sağlanmasıdır. Şu anda da gücün dönüşümüne şahit olmaktayız. Bu dönüşüm yeni bir kavram değildir, son birkaç yıldır buna şahit olmaktayız fakat gücün dönüşümü, her zaman kaosla gelir. Bu kaos, birçok alanda kendini gösterebilir; savaş, çatışma, göç ve siyasi istikrarın bozulması gibi birçok olayla gerçekleşebilir. Türkiye olarak önceden bu olayların hepsini deneyimledik.” ifadelerini kullandı. Pandeminin de söz konusu olaylardan biri olduğunu ve bu dönüşümün bir nevi temel taşlarından biri olduğunu belirten Oktay, birkaç yıldır Doğu ile Batı arasında yaşanan güç mücadelesinde Türkiye’nin yerine dikkat çekerek “Doğu ile Batı’nın neredeyse kesişiminde yer alan Türkiye olarak hem Doğulu hem de Batılıyız. Bu şu demektir: Biz, her iki tarafı da anlayabiliyoruz. Bu, bizi öne çıkaran önemli bir avantajdır. Çatışma içerisinde bulunan taraflarla, güvene dayalı bir yaklaşımla iletişim kurabilmemizin kaynağı da budur.” ifadelerini kullandı. OKTAY, TÜRKİYE’NİN RİSKLER KARŞISINDA ALDIĞI ÖNLEMLERİ VURGULADI Kaos ve belirsizlik ortamının diğer bütün alanları etkilediğini, sadece yönetimin değil, enerji ve iletişim gibi alanların da buna dâhil olduğunu kaydeden Oktay, Türkiye’nin bu durumu tecrübe ettiğini ve birtakım politikalar geliştirmeye başladığını belirtti. Oktay bu hususta, “Krizlerden çok riskleri dile getirmek önemlidir. Biz bu riskleri gördük ve bu riskler için hazırlık yapabilmiş durumdayız. Tabii ki hiç kimse her bir riski öngöremez ve karşı karşıya gelinebilecek bütün belirsizlikler için hazırlık yapamaz fakat en azından bu risklerin analizini yapabilir ve bu riskleri mümkün olduğunca öngörebilirsiniz. Önünüzdeki belirsizlikleri en aza indirebilirsiniz, söz konusu risklere ve belirsizliklere göre politikalarınızı geliştirebilirsiniz. Aynı zamanda, bir şekilde kuruluşlarınızı hayata geçirip güçlendirebilirsiniz. Yalnızca kriz yönetimi için değil, aynı zamanda politikaların geliştirilmesi için de güven inşa etmeniz gerekir. Belirsizlikleri azaltmak; inşa ettiğiniz güveni kendi ülkenizde, hükûmetler arası ölçekte, vatandaşlarınız nezdinde ve tabii ki yönetim kademesinde gerçekten de sağlamlaştıracaktır. Güvenebileceğiniz bir lideriniz olmalıdır, bunun kaos ve belirsizlik ortamında özellikle önemi vardır.” dedi. Öte yandan kriz ve kaos ortamında veya gücün geçiş aşamasında olduğu dönemlerde esneklik ile hızlı fakat nitelikli bir karar alma sürecinin önemine vurgu yapan Oktay, söz konusu geçiş döneminde Türkiye’nin parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçtiğini hatırlattı. Oktay, “Türkiye’nin hükûmet sisteminde gerçekleşen değişim, bu politikalardan biriydi. Parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçiş, bize gerçekten de bu dönemde sağlam bir karar alma mekanizması ve esnek bir ortam sundu.” ifadelerine yer verdi. BAKAN ERTUĞRULOĞLU, KIBRIS TÜRKLERİNİN MÜCADELESİNİ GÜNDEME TAŞINDI KKTC Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, Kıbrıs Türklerinin mücadelesine dikkat çekerek “Eski dünya düzeninin yıkılmak üzere olduğu ve yeni dünya düzeninin ise şekillendiğine dair tartışmalar sürmektedir fakat bunun nasıl gerçekleşeceğine dair hiç kimse kesin bir bilgiye sahip değildir. Kıbrıs Türkleri için eski dünya düzeni 1963 yılında, kurucu ortağı olduğumuz bir devletten kovulmamızla sona ermiştir. Dünya, yani Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinin 5 daimî üyesi, bu sırada saldırgan Kıbrıs Rumlarını mükâfatlandırma ve mağdur Kıbrıs Türklerini ise cezalandırma kararı vermiştir.” ifadelerini kullandı. Yıllar önce Malezya Dışişleri Bakanının, Kıbrıs Türklerinin uluslararası kamuoyu tarafından Kıbrıs’ın ayrılıkçı azınlığı olarak görüldüğünü dile getirdiğini belirten Ertuğruloğlu, “Bu şekilde Kıbrıs Rumları, dünya kamuoyunda hepimizi, sanki Kıbrıs’ta ayrılıkçı bir etnik azınlıkmışızcasına temsil etme lüksüne sahip oldu. Değerli dostlar; bu durum, Kıbrıs Türklerinin hâlen devam eden mücadelesinin temelini oluşturmaktadır ve KKTC’nin varlığının tanınmamasının kaynağıdır.” değerlendirmesini yaptı. Bununla birlikte, “Bugün bu salonda bulunan neredeyse her devlet, ne yazık ki tamamen Rumlardan oluşan bu devleti, sanki Kıbrıs Cumhuriyeti’ymişçesine tanımaktadır.” şeklinde konuşan Ertuğruloğlu, söz konusu mezenformasyonun kaynağının BM Güvenlik Konseyinin 5 daimî üyesi, özellikle bu konseyde bulunan Birleşik Krallık olduğunu belirtti. Ertuğruloğlu, öte yandan, “Kıbrıs Türkleri olarak uluslararası kamuoyu tarafından, sanki bir uluslararası yasa dışı oluşummuşuz gibi hedef alındık ve uluslararası hukuk düzeninin dışında bırakıldık. Kıbrıs Türkü olduğumuz için suçlu hissettirildik. Eşitliğimiz, egemenliğimiz ve özgürlüğümüzü korumak için çaba gösterdik. Allah’a şükür ki ana vatanımız Türkiye’nin yardımları sayesinde bunu yapabildik, yalnızca ana vatanımız Türkiye’nin yardımları sayesinde.” ifadelerine yer vererek Türkiye ile KKTC arasındaki sarsılmaz bağlara dikkat çekti. “KAZAKİSTAN, ULUSLARARASI İŞ BİRLİĞİNİN SAĞLANMASINA ÖZEN GÖSTERMEKTEDİR” Panelde, Kazakistan’ın denge sağlayan bir güç hâline gelmesi ile birbiriyle zaman zaman rekabet içerisinde olan devletlerle sürdürdüğü ilişkilerinde dengeli bir strateji izlemesi gündeme taşındı. Kazakistan’ın dış ilişkilerde çok boyutlu bir strateji kullanması hususunda Bakan Yardımcısı İskakov, “Bu zirvenin teması, dünya gündemine kesin ve açık bir şekilde işaret etmektedir. Bugün yalnızca krizlere şahit olmuyoruz; aynı zamanda yeni şekillenen kurallara, devletler arasındaki güvenin zayıflamasına, uluslararası ilişkilerdeki gerilimin tırmanmasına ve güvenlik, adalet ve meşruiyet ilkelerine bağlılığın zayıflamasına da şahit olmaktayız.” dedi. Yaşanan çatışmaların, dünya kamuoyunun bilgiye erişimini de etkilemeye başladığını dile getiren İskakov; söz konusu çatışmaların sosyal ağlar, dijital platformlar ve algoritmalara da yansıdığını kaydederek görsel içeriklerin de milyonların bakış açısını şekillendirmeye başladığını belirtti. Stratejik iletişimin yalnızca destekleyici bir araç değil, aynı zamanda uluslararası istikrarın, toplumsal bütünlüğün ve ulusal güvenliğin bağımsız bir unsuru hâline geldiğini vurgulayan Bakan Yardımcısı İskahov, “Olayların hızlı yorumlanmasının, sıklıkla olayların kendisinden de önemli olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Bir olayın yorumlanma şekli; kimin mağdur, kimin suçlu ve hangi olayın meşru görüleceğini belirleyebilirken diğer olayları da kısıtlayabilmektedir. Uluslararası sistem, sadece jeopolitik tezatlarda değil, aynı zamanda gerçeklerin gizlenmesiyle de hasar almaktadır.” ifadelerini kullandı. Bakan Yardımcısı İskakov, Dünya Ekonomik Forumu’na (WEF) göre iki yıl içerisinde, mezenformasyon ve dezenformasyon riskinin en büyük riskler arasında ikinci sırada yer alacağını, siber güvenlikle ilişkili risklerin altıncı sırada yer alacağını, yapay zekâyla bağlantılı risklerin de uzun vadede hızla artacağının beklendiğini hatırlattı. Uzmanların, bilgi manipülasyonu ile toplumda artan kutuplaşma, radikalleşme ve kurumlara duyulan güvenin azalması arasında doğrudan bir ilişki olduğunu gösterdiğini belirten Bakan Yardımcısı İskakov, öte yandan, “Kazakistan, uluslararası iş birliğinin sağlanmasına, diyalog içerisinde olunmasına ve devletler arasında sorumluluğa dayalı ilişkiler geliştirilmesine özen göstermektedir. Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev de buna istinaden ‘Bugün, küresel ölçekte yaşanan istikrarsızlık ortamında ana önceliklerimizden biri, stratejik güveni onarmaktır.’ şeklinde konuşmuştu.” dedi. Bununla birlikte Bakan Yardımcısı İskakov, zirvenin özellikle küresel istikrar konusunda yeni yaklaşımların geliştirilmesi ve profesyonel iletişim ortamlarının iyileştirilmesi ile daha adil, güvenli ve öngörülebilir bir dünyanın inşasına katkı sağlayacağını dile getirdi. DEZENFORMASYONUN SURİYE VE BANGLADEŞ’TEKİ KULLANIMINA DA DİKKAT ÇEKİLDİ Bakan Mustafa, devrik Beşşar Esed rejiminin dezenformasyona yatırım yaptığını ve dezenformasyonu propaganda amacıyla kullandığına dikkat çekti. Suriye’deki iç savaş sürecinde bu durumun devam ettiğini belirten Bakan Mustafa, Suriye halkının ve diasporasının dezenformasyona karşı mücadele ettiğini kaydetti. Öte yandan son dönemlerde Suriye medyasının yeniden yapılandırılmasına yönelik çabalardan bahseden Bakan Mustafa, dezenformasyonla mücadelenin kolay olmadığını ve bu hususta farkındalık yaratılmasının önemini vurguladı. Bakan Svapon ise Bangladeş'in sistematik manipülasyona maruz kaldığını dile getirdi. Manipülasyonla mücadelede Bangladeş’in gelişmiş ülkeleri takip ettiğini bildiren Bakan Svapon, ayrıca manipülasyonun bütün insanlığın sorunu olduğunu ve tam olarak çözülemediğinin altını çizerek Bangladeş halkının doğru bilgiye erişme isteğine dikkat çekti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.