“Uluslararası Sistemde Kopuş: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı” temasıyla düzenlenen STRATCOM Zirvesi’nin ikinci gününde “Anlatıyı Taşıyanlar: Gerçeğin Sahadaki Mücadelesi” oturumu düzenlendi.
Haber Giriş Tarihi: 28.03.2026 19:34
Haber Güncellenme Tarihi: 28.03.2026 19:57
Kaynak:
Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
“Uluslararası Sistemde Kopuş: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı” temasıyla düzenlenen STRATCOM Zirvesi’nin ikinci gününde “Anlatıyı Taşıyanlar: Gerçeğin Sahadaki Mücadelesi” oturumu tertip edildi. Anadolu Ajansı (AA) Muhbiri Turgut Alp Boyraz’ın moderatörlüğünde gerçekleşen “Anlatıyı Taşıyanlar: Gerçeğin Sahadaki Mücadelesi” oturumunda; Gazeteci, Uluslararası İnsan Hakları Savunucusu, “Euro-Med Human Rights Monitor” Muhabiri ve Uluslararası İnsan Hakları Savunucusu Ahmad Alnaouq, Atlantik Konseyi Kıdemli Araştırmacısı Yevgeniya Gaber, Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi Gazeteciler Birliği Başkanı Catherine Fiankan – Bokonga, AA Kıdemli Foto Muhabiri ve Yayıncısı Mustafa Mohammed Albadri Hassouna ve Serbest Gazeteci Chris White konuştu.
ALNAOUQ, İSRAİL-HAMAS SAVAŞI ÜZERİNE KONUŞTU
2019 yılına kadar Filistin’de yaşayan ve sonrasında Birleşik Krallık’a göç eden bir Filistinli olan Alnaouq, İsrail-Hamas Savaşı’nın Batı medyasında yansıtılma şekli üzerine konuştu. “Öncelikle evet, ben bir Filistinliyim, Gazzeliyim ama Filistinli ve Gazzeli olmayı ben seçmedim. Aynı zamanda bana zulmedenin kimliğini, ırkını ve dinini ben seçmedim. 1994 yılında hayata gözlerimi açtığımdan beri korku, zulüm, acı, işgal ve katil dışında hiçbir şey görmedim. Erkek kardeşimi 2014 yılında, annemi ise 2020 yılında kaybettim. Bana zulmedenin kimliğine dair hiçbir zaman söz hakkım olmadı. İsrail’in Gazze’yi işgal etmesine ben karar vermedim, Gazze’de yaşamaya da ben karar vermemiştim.” ifadelerini kullandı.
Yalnızca 19 yaşımdayken gazeteci olduğunu belirten Alnaouq, gazeteci olma isteğinden değil, yalnızca gazeteci olmanın gerekliliğini ve aciliyetini hissettiği için gazetecilik yapmaya başladığını belirtti. Filistin medyasının ve Batı medyasının Filistin’de olanları nasıl aktardığına baktığını, Filistinlilerden nasıl bahsettiklerine ve Filistin mevzusunu nasıl kavradıklarına dikkat ettiğini kaydeden Alnaouq, “Filistinlileri insanlıklarından çıkarılması yalnızca 7 Ekim’de değil, çok daha öncesinde başladı. Bu işgalin, çatışmanın en başından beri Filistinliler hiçbir zaman insan sayılmadı ve hep zaptedildi. Sadece İsrailliler tarafından değil, aynı zamanda Filistinlileri gözden çıkaran ve yaşama hakkı olmayan insanlar olarak gören ana akım medya tarafından da bu yapıldı. Irkçılık ve Filistinlilere karşı olan nefretleri dolayısıyla profesyonellik dışında hareket etmeyi seçtiler.” dedi.
"BİZİM MEVZUMUZ, UKRAYNALILAR OLARAK, BİR MİLLET OLARAK VAR OLMAKTIR"
Medyada yer alan anlatılara bakıldığında genellikle barış müzakerelerini, Rusya tarafından yapılan açıklamaların, Rusya’nın barışı sağlamaya ve müzakereleri yürütmeye ne kadar gönüllü olduğunun görüldüğünü kaydeden Gaber, daha sonrasında ise insanların Odesa’da gecelerini sığınaklarda geçirdiğini belirtti. Bununla birlikte Gaber, “Büyük patlamalar gerçekleştiğinde ise söylemlerle gerçekler arasındaki farkı görüyorsunuz. Örnek vermek gerekirse benim kasabam, Şâhid ile Geran tipi silahlı insansız hava araçları (SİHA) ve füzelerle bombardımana tutuldu. Askerî merkezler ve karar alma merkezlerinin ifadelerine karşın SİHA’lar; kadın doğum hastanelerini, kreşleri, okulları ve bütün sivil altyapıyı hedef aldı. En fazla acı çeken insanlara sığınaktayken şahit oluyorsunuz.” değerlendirmesini yaptı.
Siviller, kadınlar, çocuklar ve yaşlılar ve kendi başının çaresine bakamayan insanların saldırılardan etkilendiğini dile getiren Gaber, Rusya’nın veya herhangi bir ülkenin ne dediğiyle faaliyetleri arasındaki farkı görmenin önemine vurgu yaptı.
Öte yandan “Ahmad’ın dediği gibi kimliğinizi, dilinizi ve komşularınızı hiçbir zaman seçemezsiniz. Bizim mevzumuz, Ukraynalılar olarak, bir millet olarak var olmaktır. Kendimize ait dilimizi konuşma hakkımız; Ukraince, Türkçe, Kırım Tatarca veya başka herhangi bir dil olabilir bu.” şeklinde konuşan Gaber, Ukraynalıların kendi ülkesinde, kendi kurallarına göre yaşamak istediğini belirterek “Burada bizim kültürümüz, kimliğimiz, ayrı bir devlet ve millet olarak varlığımız söz konusudur. Bakan Fidan bugün, bilginin gerçekliğin şekillendirilmesindeki rolünden bahsetmişti. Bugün anlatım, gerçeklikten de önemli bir hâle gelmektedir çünkü bilgi; karar almayı, bakış açısını, tepkileri ve sıklıkla da Ukrayna’yı desteklenip desteklenmemesini, gerilimin artırılması veya azaltılması yönündeki kararları etkilemektedir.” ifadelerini kullandı.
Ayrıca Rusya’nın topyekûn işgal girişiminde galip geleceğine, Ukrayna’nın ise kazanma şansı olmadığına yönelik söylemlerini gündeme taşıyan Gaber, Rusya’nın 2022 yılında başlayan Ukrayna’yı topyekûn işgal girişiminde Kıyiv’in 3 gün içerisinde düşeceğine yönelik iddiaları hatırlattı. “O zamanlar Türkiye’deydim. Gazetecilerle ve uzmanlarla konuştum. ‘Burası Ukrayna, burası geçilmez.’ dediğimde bana deliymişim gibi baktılar. ‘Sen Ukraynalısın, duygusal düşünüyorsun.’ dediler. Bugün ise Ukrayna’nın topyekûn işgal girişiminin 5., Kırım’ın Rusya tarafından 2014 yılında işgalinin ise 12. yılındayız.” şeklinde konuşan Gaber, Ukrayna’nın direnişine dikkat çekti.
“BİRLEŞMİŞ MİLLETLER, HİÇ OLMADIĞI KADAR POLİTİKLEŞMİŞ DURUMDADIR”
BM’nin bilginin özgür bir şekilde aktarılmasını sağlamakla ve gazetecileri korumakla yükümlü olduğu ve gazetecilerin Ukrayna’da, Filistin’de ve Suriye’de hayatını kaybettiği göz önüne alındığında, dezenformasyon ve algoritmalar çağında gerçeğin ve gazetecilerin nasıl korunabileceğine ilişkin Fiankan-Bokongo, “Cenevre’de muhabir olarak yıllar boyunca edindiğim deneyimlere dayanarak BM, BM kuruluşları ileBirleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO) tarafından bir araya getirilen kararların, sözleşmelerin ve ayrıcalıkların tamamıyla ihlal edildiğini gördük. Bugün, şaşırtıcı bir şekilde BM sisteminin gazetecilerin en büyük düşmanı hâline geldiğini görüyoruz çünkü birçok farklı fikri ve görüşü aktarmaya çalışan gazeteciler, aslında BM’nin ilk siyasi hedefini ihlal etmektedirler çünkü BM, hiç olmadığı kadar politikeşmiş durumdadır.” dedi.
Bununla birlikte Hassouna, modern çağda foto muhabirlerinin çektiği fotoğrafların, medyatik anlatıları desteklediğini bildirerek fotoğraf karelerinin büyük bir meydan okuma ve savaş zamanında gerçekleri topluma ulaştırmanın yolu olduğunu dile getirdi. "Uluslararası Ceza Mahkemesi, benim ve bazı arkadaşların çektiği fotoğrafları, işlenen suçlara görsel delil olarak kullandı ve böylece fotoğraflar, sözlü anlatıların önemli bir parçası olmuş oldu." ifadelerini kullanan Hassouna, fotoğraf çekmenin zorluğundan bahsederek foto muhabirlerinin çektikleri fotoğrafların bedelini hayatlarıyla ödediğini ve 260'ı aşkın gazetecinin bu nedenle hayatını kaybettiğini belirtti.
Ayrıca, basının tarihine kısaca değinen White ise yapay zekânın yararlı olduğunu fakat haberciliği kötü etkileyebildiğinden bahsederek yapay zekâya sorulan soruların yanlış cevaplanabildiğini ve insanların bunu doğru kabul ettiğini dile getirdi.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
STRATCOM 2026’da “Anlatıyı Taşıyanlar: Gerçeğin Sahadaki Mücadelesi” oturumu düzenlendi
“Uluslararası Sistemde Kopuş: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı” temasıyla düzenlenen STRATCOM Zirvesi’nin ikinci gününde “Anlatıyı Taşıyanlar: Gerçeğin Sahadaki Mücadelesi” oturumu düzenlendi.
“Uluslararası Sistemde Kopuş: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı” temasıyla düzenlenen STRATCOM Zirvesi’nin ikinci gününde “Anlatıyı Taşıyanlar: Gerçeğin Sahadaki Mücadelesi” oturumu tertip edildi. Anadolu Ajansı (AA) Muhbiri Turgut Alp Boyraz’ın moderatörlüğünde gerçekleşen “Anlatıyı Taşıyanlar: Gerçeğin Sahadaki Mücadelesi” oturumunda; Gazeteci, Uluslararası İnsan Hakları Savunucusu, “Euro-Med Human Rights Monitor” Muhabiri ve Uluslararası İnsan Hakları Savunucusu Ahmad Alnaouq, Atlantik Konseyi Kıdemli Araştırmacısı Yevgeniya Gaber, Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi Gazeteciler Birliği Başkanı Catherine Fiankan – Bokonga, AA Kıdemli Foto Muhabiri ve Yayıncısı Mustafa Mohammed Albadri Hassouna ve Serbest Gazeteci Chris White konuştu.
ALNAOUQ, İSRAİL-HAMAS SAVAŞI ÜZERİNE KONUŞTU
2019 yılına kadar Filistin’de yaşayan ve sonrasında Birleşik Krallık’a göç eden bir Filistinli olan Alnaouq, İsrail-Hamas Savaşı’nın Batı medyasında yansıtılma şekli üzerine konuştu. “Öncelikle evet, ben bir Filistinliyim, Gazzeliyim ama Filistinli ve Gazzeli olmayı ben seçmedim. Aynı zamanda bana zulmedenin kimliğini, ırkını ve dinini ben seçmedim. 1994 yılında hayata gözlerimi açtığımdan beri korku, zulüm, acı, işgal ve katil dışında hiçbir şey görmedim. Erkek kardeşimi 2014 yılında, annemi ise 2020 yılında kaybettim. Bana zulmedenin kimliğine dair hiçbir zaman söz hakkım olmadı. İsrail’in Gazze’yi işgal etmesine ben karar vermedim, Gazze’de yaşamaya da ben karar vermemiştim.” ifadelerini kullandı.
Yalnızca 19 yaşımdayken gazeteci olduğunu belirten Alnaouq, gazeteci olma isteğinden değil, yalnızca gazeteci olmanın gerekliliğini ve aciliyetini hissettiği için gazetecilik yapmaya başladığını belirtti. Filistin medyasının ve Batı medyasının Filistin’de olanları nasıl aktardığına baktığını, Filistinlilerden nasıl bahsettiklerine ve Filistin mevzusunu nasıl kavradıklarına dikkat ettiğini kaydeden Alnaouq, “Filistinlileri insanlıklarından çıkarılması yalnızca 7 Ekim’de değil, çok daha öncesinde başladı. Bu işgalin, çatışmanın en başından beri Filistinliler hiçbir zaman insan sayılmadı ve hep zaptedildi. Sadece İsrailliler tarafından değil, aynı zamanda Filistinlileri gözden çıkaran ve yaşama hakkı olmayan insanlar olarak gören ana akım medya tarafından da bu yapıldı. Irkçılık ve Filistinlilere karşı olan nefretleri dolayısıyla profesyonellik dışında hareket etmeyi seçtiler.” dedi.
"BİZİM MEVZUMUZ, UKRAYNALILAR OLARAK, BİR MİLLET OLARAK VAR OLMAKTIR"
Medyada yer alan anlatılara bakıldığında genellikle barış müzakerelerini, Rusya tarafından yapılan açıklamaların, Rusya’nın barışı sağlamaya ve müzakereleri yürütmeye ne kadar gönüllü olduğunun görüldüğünü kaydeden Gaber, daha sonrasında ise insanların Odesa’da gecelerini sığınaklarda geçirdiğini belirtti. Bununla birlikte Gaber, “Büyük patlamalar gerçekleştiğinde ise söylemlerle gerçekler arasındaki farkı görüyorsunuz. Örnek vermek gerekirse benim kasabam, Şâhid ile Geran tipi silahlı insansız hava araçları (SİHA) ve füzelerle bombardımana tutuldu. Askerî merkezler ve karar alma merkezlerinin ifadelerine karşın SİHA’lar; kadın doğum hastanelerini, kreşleri, okulları ve bütün sivil altyapıyı hedef aldı. En fazla acı çeken insanlara sığınaktayken şahit oluyorsunuz.” değerlendirmesini yaptı.
Siviller, kadınlar, çocuklar ve yaşlılar ve kendi başının çaresine bakamayan insanların saldırılardan etkilendiğini dile getiren Gaber, Rusya’nın veya herhangi bir ülkenin ne dediğiyle faaliyetleri arasındaki farkı görmenin önemine vurgu yaptı.
Öte yandan “Ahmad’ın dediği gibi kimliğinizi, dilinizi ve komşularınızı hiçbir zaman seçemezsiniz. Bizim mevzumuz, Ukraynalılar olarak, bir millet olarak var olmaktır. Kendimize ait dilimizi konuşma hakkımız; Ukraince, Türkçe, Kırım Tatarca veya başka herhangi bir dil olabilir bu.” şeklinde konuşan Gaber, Ukraynalıların kendi ülkesinde, kendi kurallarına göre yaşamak istediğini belirterek “Burada bizim kültürümüz, kimliğimiz, ayrı bir devlet ve millet olarak varlığımız söz konusudur. Bakan Fidan bugün, bilginin gerçekliğin şekillendirilmesindeki rolünden bahsetmişti. Bugün anlatım, gerçeklikten de önemli bir hâle gelmektedir çünkü bilgi; karar almayı, bakış açısını, tepkileri ve sıklıkla da Ukrayna’yı desteklenip desteklenmemesini, gerilimin artırılması veya azaltılması yönündeki kararları etkilemektedir.” ifadelerini kullandı.
Ayrıca Rusya’nın topyekûn işgal girişiminde galip geleceğine, Ukrayna’nın ise kazanma şansı olmadığına yönelik söylemlerini gündeme taşıyan Gaber, Rusya’nın 2022 yılında başlayan Ukrayna’yı topyekûn işgal girişiminde Kıyiv’in 3 gün içerisinde düşeceğine yönelik iddiaları hatırlattı. “O zamanlar Türkiye’deydim. Gazetecilerle ve uzmanlarla konuştum. ‘Burası Ukrayna, burası geçilmez.’ dediğimde bana deliymişim gibi baktılar. ‘Sen Ukraynalısın, duygusal düşünüyorsun.’ dediler. Bugün ise Ukrayna’nın topyekûn işgal girişiminin 5., Kırım’ın Rusya tarafından 2014 yılında işgalinin ise 12. yılındayız.” şeklinde konuşan Gaber, Ukrayna’nın direnişine dikkat çekti.
“BİRLEŞMİŞ MİLLETLER, HİÇ OLMADIĞI KADAR POLİTİKLEŞMİŞ DURUMDADIR”
BM’nin bilginin özgür bir şekilde aktarılmasını sağlamakla ve gazetecileri korumakla yükümlü olduğu ve gazetecilerin Ukrayna’da, Filistin’de ve Suriye’de hayatını kaybettiği göz önüne alındığında, dezenformasyon ve algoritmalar çağında gerçeğin ve gazetecilerin nasıl korunabileceğine ilişkin Fiankan-Bokongo, “Cenevre’de muhabir olarak yıllar boyunca edindiğim deneyimlere dayanarak BM, BM kuruluşları ile Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO) tarafından bir araya getirilen kararların, sözleşmelerin ve ayrıcalıkların tamamıyla ihlal edildiğini gördük. Bugün, şaşırtıcı bir şekilde BM sisteminin gazetecilerin en büyük düşmanı hâline geldiğini görüyoruz çünkü birçok farklı fikri ve görüşü aktarmaya çalışan gazeteciler, aslında BM’nin ilk siyasi hedefini ihlal etmektedirler çünkü BM, hiç olmadığı kadar politikeşmiş durumdadır.” dedi.
FOTO MUHABİRLERİ, ÇEKTİKLERİ FOTOĞRAFLARIN BEDELİNİ HAYATLARIYLA ÖDÜYOR
Bununla birlikte Hassouna, modern çağda foto muhabirlerinin çektiği fotoğrafların, medyatik anlatıları desteklediğini bildirerek fotoğraf karelerinin büyük bir meydan okuma ve savaş zamanında gerçekleri topluma ulaştırmanın yolu olduğunu dile getirdi. "Uluslararası Ceza Mahkemesi, benim ve bazı arkadaşların çektiği fotoğrafları, işlenen suçlara görsel delil olarak kullandı ve böylece fotoğraflar, sözlü anlatıların önemli bir parçası olmuş oldu." ifadelerini kullanan Hassouna, fotoğraf çekmenin zorluğundan bahsederek foto muhabirlerinin çektikleri fotoğrafların bedelini hayatlarıyla ödediğini ve 260'ı aşkın gazetecinin bu nedenle hayatını kaybettiğini belirtti.
Ayrıca, basının tarihine kısaca değinen White ise yapay zekânın yararlı olduğunu fakat haberciliği kötü etkileyebildiğinden bahsederek yapay zekâya sorulan soruların yanlış cevaplanabildiğini ve insanların bunu doğru kabul ettiğini dile getirdi.
Son Haberler