SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Uluslararası Hukuk

QHA - Kırım Haber Ajansı - Uluslararası Hukuk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Uluslararası Hukuk haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Kırım Tatarı Süleyman Mamutov, Ukrayna Cumhurbaşkanının Kırım Temsilcisi Yardımcılığına atandı Haber

Kırım Tatarı Süleyman Mamutov, Ukrayna Cumhurbaşkanının Kırım Temsilcisi Yardımcılığına atandı

Uluslararası hukuk uzmanı ve insan hakları savunucusu Süleyman Mamutov, Ukrayna Cumhurbaşkanının Kırım Özerk Cumhuriyeti Daimi Temsilcisi Yardımcısı görevine atandı. Ukrayna Cumhurbaşkanının Kırım Özerk Cumhuriyeti Temsilciliğinden yapılan açıklamaya göre, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy’ın imzaladığı resmî kararnameyle Süleyman Mamutov Kırım Özerk Cumhuriyeti Daimi Temsilcisi Yardımcısı olarak atandı. Kırım Temsilciliğinden yapılan değerlendirmede, Süleyman Mamutov’un zengin mesleki tecrübesi ve uluslararası diplomasi birikiminin; işgal altındaki Kırım sakinlerinin haklarının korunması, uluslararası alanda etkin savunuculuk yürütülmesi ve yarımadanın işgalden kurtarılması ile yeniden entegrasyon politikalarının hayata geçirilmesine büyük bir güç katacağı vurgulandı. ULUSLARARASI HUKUK VE İNSAN HAKLARI ALANINDA GÜÇLÜ BİR KARİYER Taras Şevçenko Kıyiv Ulusal Üniversitesi Uluslararası Hukuk Bölümü mezunu olan Mamutov, kariyeri boyunca insan hakları, uluslararası insancıl hukuk ve yerli halkların hakları alanlarında pek çok ulusal ve uluslararası kuruluşta kritik görevler üstlendi. Mamutov; Danimarka Mülteci Konseyi (DRC), Çatışma Bölgelerinde Sivilleri Koruma Merkezi (CIVIC), Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), AGİT ve Uluslararası Af Örgütü Ukrayna (Amnesty International Ukraine) bünyesinde yürüttüğü çalışmalarla tanınıyor. Uzmanlık alanları arasında yerli halklar, ulusal azınlıklar, mülteciler ve iç göçmen haklarının korunması yer alıyor. BM DAİMİ FORUMU’NDA UKRAYNA’NIN HAKLARINI SAVUNDU 2023 yılından bu yana Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Daimi Forumu'nda bağımsız uzman olarak görev yapan Süleyman Mamutov, bu süreçte iki kez raportörlük görevine seçildi. Forum bünyesindeki çalışmalarıyla, Ukrayna'nın yerli halklarının hakları ve yaşadığı hak ihlalleri meselesini uluslararası gündemin üst sıralarına taşıdı. Mamutov, Ocak 2026’dan bu yana Ukrayna Silahlı Kuvvetleri saflarında teğmen rütbesiyle askerî hizmet yürütüyordu.

Rusya, 2026’nın ilk 8 ayında 2025 toplamından daha fazla sivil katletti Haber

Rusya, 2026’nın ilk 8 ayında 2025 toplamından daha fazla sivil katletti

Ukrayna Parlamentosu İnsan Hakları Yetkilisi (Ombudsman) Dmıtro Lubinets, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri (UNHCHR) ile Ukrayna’daki duruma ilişkin gerçekleştirilen interaktif diyalog oturumunda Rusya’nın artan sivil terörüne ilişkin vahim verileri açıkladı. Lubinets, Rusya’nın 2026 yılının ilk 8 ayında katlettiği ve yaraladığı sivil Ukraynalı sayısının, 2025 yılının tamamında kaydedilen sivil kayıpların toplamını aştığını vurguladı. Toplantıya çevrim içi olarak katılan Ombudsman, Temmuz 2026’nın sivil katliamlarında korkunç bir zirve noktası olduğunu belirterek, “Yalnızca temmuz ayında Rus saldırıları sonucu 437 sivilin yaşamını yitirdi ve 2 bin 610 kişi yaralandı. Bu rakamlar, Mayıs 2022'den bu yana tek bir ayda kaydedilen en yüksek sivil kayıp oranı olarak kayıtlara geçti.” ifadelerini kullandı. "SADECE İNSANLARI DEĞİL, EĞİTİMİ, SAĞLIĞI VE KÜLTÜRÜ DE YIKIYORLAR" Rusya’nın yalnızca insan hayatını sonlandırmakla kalmayıp Ukrayna'nın toplumsal altyapısını ve kimliğini de sistemetik olarak yok ettiğini kaydeden Lubinets, “Meydana gelen yıkımın boyutu şok edici. Topyekun işgal saldırısının başlangıcından bu yana 4 bin 661 eğitim kurumu, 2 bin 671 sağlık tesisi ve bin 990 kültürel miras alanı hasar gördü veya yok edildi.” şeklinde açıklayarak Rus ordusunun daha önce onarılan ve yeniden inşa edilen sivil tesisleri kasıtlı olarak ikinci kez vurduğuna da dikkat çekti. ULUSLARARASI TOPLUMA ACİL ÇAĞRI BM ve uluslararası toplum temsilcilerine seslenen Dmıtro Lubinets, sivil altyapıya yönelik tüm saldırıların uluslararası standartlarda belgelenmeye devam etmesi gerektiğini ifade etti. Ukrayna'daki sivil altyapının hava savunma sistemleriyle korunmasının güçlendirilmesi ve yeniden inşa desteğinin artırılmasının hayati önem taşıdığını vurgulayan Ombudsman, uluslararası hukuk ihlallerinden sorumlu olan tüm Rus yetkili ve faillerin yargı önünde hesap vermesinin sağlanmasını istedi. Lubinets açıklamasını, "Sivil altyapıya yönelik Rus saldırıları yalnızca belgelenmekle kalmamalı, aynı zamanda uluslararası hukuk açısından hak ettiği hukuki değerlendirmeyi almalı ve sorumlular için somut yaptırımlar doğurmalıdır. Saldırgan üzerindeki baskıyı artırmak ve suçluları cezalandırmak, bu terörü durdurmanın tek yoludur." ifadeleriyle tamamladı.

Kırım'daki yağmaya Lahey’den ağır fatura: Moskova milyonlarca dolarlık tazminatı ödeyecek! Haber

Kırım'daki yağmaya Lahey’den ağır fatura: Moskova milyonlarca dolarlık tazminatı ödeyecek!

Lahey’deki Daimi Tahkim Mahkemesi, Rusya Federasyonu’nu işgal altındaki Kırım’da Ukrayna’nın en büyük devlet bankası olan PrivatBank’a ait varlıkları yasa dışı şekilde kamulaştırdığı gerekçesiyle 327 milyon dolardan fazla tazminat ödemeye mahkûm etti. PrivatBank basın servisinin 6 Ekim 2026 tarihinde yaptığı açıklamaya göre nihai karar, Ukrayna ile Rusya arasında imzalanan Yatırımların Karşılıklı Korunması Anlaşması temelinde 2015 yılında başlatılan tahkim yargılaması sonucunda alındı. Uluslararası Tahkim Mahkemesi, Rusya’nın yatırımları koruma yükümlülüklerini açıkça ihlal ettiğine karar vererek, Moskova’nın banka varlıklarının meşruiyetine yönelik sunduğu tüm itirazları reddetti. Hükmedilen tazminat miktarı, 18 Nisan 2014 tarihinden itibaren işlemeye başlayan ve eksiksiz ödeme yapılana kadar artmaya devam edecek faizleri ile bankanın yargılama masraflarını da kapsıyor. 11 YILLIK HUKUK MÜCADELESİ PrivatBank’ın Yeniden Yapılandırma ve Sorunlu Varlıklardan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Solvita Deglava, kararı 11 yıl süren çetin bir hukuk mücadelesinin ardından gelen kritik bir zafer olarak nitelendirdi ve kararın icrası için tüm uluslararası mekanizmaları kullanacaklarını belirtti. Rusya'nın Kırım'ı işgal etmesinden önce banka, yarımadada geniş bir gayrimenkul ağına, kredi portföyüne ve önemli miktarda finansal varlığa sahipti. İşgalci yönetimin el koyduğu bu varlıklar için 2015 yılında PrivatBank, Rusya Federasyonu aleyhine uluslararası tahkim davası açtı. Tahkim, el koyma işlemlerinin yasa dışı olduğunu karara bağladı. Rusya, 2019’da bu kararın iptali talebiyle Lahey Temyiz Mahkemesine başvurdu. 2022’da Temyiz Mahkemesi, Rusya’nın itirazlarını tamamen reddetti; bunun üzerine Rus tarafı Hollanda Yüksek Mahkemesine gitti. Hollanda Yüksek Mahkemesi, 2024 yılında tahkim kararlarını onaylayarak Rusya’nın tüm itiraz yollarını kesin olarak kapattı ve nihai tazminat miktarının belirlenmesinin önünü açtı. Hollanda Yüksek Mahkemesinin ardından Lahey Daimi Tahkim Mahkemesinin açıkladığı bu nihai tazminat kararı, Rusya’nın işgal ettiği Kırım’daki gasp ve yağma politikalarına karşı uluslararası hukuk nezdinde verilen en somut finansal yaptırımlardan biri oldu.

Dr. Memmed İsmayılov: Ukrayna-Rusya Savaşı, uluslararası sistemin çöküşü anlamına geldi Haber

Dr. Memmed İsmayılov: Ukrayna-Rusya Savaşı, uluslararası sistemin çöküşü anlamına geldi

Uluslararası hukuk uzmanı Dr. Memmed İsmayılov, Ukrayna-Rusya Savaşı, Azerbaycan’ın bu savaştaki tutumu ve Güney Kafkasya’da değişen dengeleri Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi. Rusya’nın Kırım’ı 2014 yılındaki işgalinde ve 2022 yılında Ukrayna’yı topyekûn işgal girişiminde başvurduğu propaganda yöntemleri üzerine de açıklamalarda bulunan İsmayılov, yakın zamanda Rus vatandaşlarının korunması bahanesiyle Rus ordusuna yurt dışında silahlı müdahale hakkı veren kanunun Rusya Devlet Dumasından geçmesini de gündeme taşıdı. “UKRAYNA-RUSYA SAVAŞI, ULUSLARARASI HUKUKUN YENİ BİR İVME KAZANMASINA SEBEP OLDU” İsmayılov, Rusya’nın Kırım’ı 2014 yılındaki işgalinde ve 2022 yılında Ukrayna’yı topyekûn işgal girişiminde başvurduğu propaganda yöntemleri üzerine, “Ukrayna-Rusya Savaşı, uluslararası hukukun yeni bir ivme kazanmasına sebep oldu; uluslararası hukukun ‘uluslararası hukuksuzlaşmasına’ sebep oldu.” ifadelerini kullandı. Birleşmiş Milletlerin (BM) 1945 yılında kurulurken kuvvet kullanılmaması amacını taşıdığını hatırlatan İsmayılov, bunun sebebinin 1945 öncesinde kuvvet kullanmanın BM Şartı’nda olduğu gibi bir yasak olmadığını, birçok büyük devletin bir dış politika aracı olarak kuvvete başvurduğunu dile getirdi. İsmayılov, 1945 öncesi konjonktür için “Kuvvet kullanmak, eğer güçlü bir devletseniz bir nevi meşru bir araçtı.” şeklinde konuşarak BM Şartı’nın 4. Maddesi’nin 2. Fıkrasında belirtildiği üzere, kuvvet kullanmanın uluslararası ilişkilerde kesin bir şekilde yasaklandığını hatırlattı. RUSYA, HANGİ İDDİALARI ÖNE SÜREREK İŞGALİ MEŞRULAŞTIRMAYA ÇALIŞTI? “Bu, istikrarlı bir şekilde bir müddet daha devam etti. Devletler, birbirlerine karşı kuvvet kullanmaktan çekiniyordu. Ancak 20 Şubat 2014’te Rusya, Kırım’a saldırdı. Aslında bu aslında bir oldubitti operasyonuydu. Çok kısa sürdüğü için uluslararası kamuoyunda çok büyük bir tepki çekmedi ancak 22 Şubat 2022’ye gelindiğinde herkes şunu düşünüyordu: Rusya, hiçbir şekilde Ukrayna’ya saldırmaz çünkü uluslararası bir sistem var; Ukrayna bağımsız, egemen bir devlet; topyekûn bir savaş uluslararası sistemin ihlali anlamına geliyor.” şeklinde konuşan İsmayılov, buna karşın birçok kişinin yanıldığını hatırlattı. İsmayılov, Rusya’nın sözde hukuki argümanlarının; NATO’nun Doğu’ya doğru genişlemesi, diğer anlamıyla Ukrayna’nın NATO’ya yaklaşması, Donbas başta olmak üzere Ukrayna’nın birçok bölgesinde yaşayan Rus kökenli nüfusa karşı etnik temizlik ve soykırım uygulandığı iddiası üzerine Ukrayna’ya insanî veya insancıl müdahale girişimi, Ukrayna’da Rusya’ya göre oldukça artan Nazi temelli görüşlere müdahale (denazification) olduğunu belirtti. Rusya’nın Kırım, Donetsk ve Luhansk bölgelerine müdahale ederken söz konusu bölgelerde yaşayan Rus nüfusun insan haklarının sistematik olarak ihlal edildiği ve soykırım fiillerinin gerçekleştirildiği iddialarına da dikkat çeken İsmayılov, Rusya’nın meşru müdafaa hakkı çerçevesinde söz konusu iddialara dayanarak saldırılarını düzenlediğini dile getirdi. “ULUSLARARASI HUKUKTA MESELELER SÖZLE Mİ ÇÖZÜLÜYOR, ANTLAŞMALARLA MI?” Rusya’nın uluslararası hukuktaki kuvvet kullanma yasağını, saldırılarını uluslararası hukukta yer alan meşru müdafaa hakkını (BM Şartı 51. Madde) bahane ederek ihlal ettiğine dikkat çeken İsmayılov, “İlgili madde şunu diyor: BM üyesi bir devlet, başka bir üye devlete karşı silahlı saldırıda bulunamaz. NATO’nun Ukrayna’ya yönelik genişlemesi ya da Ukrayna’nın NATO’ya yakınlaşması bir silahlı saldırı mıdır? Değildir. Donbas’ta Rus nüfusuna yönelik soykırım iddiasında da bulunuluyor ancak bu soykırım fiillerini şu ana kadar destekleyen, haklı çıkaran bir uluslararası belge ortaya konulmuş değil. Diğer mesele de ‘denazification’, aslında bu Rusya’nın iddiası. Bu iddiayı da ispat eden bir hukuki belge ya da bir uluslararası rapor yok.” şeklinde konuştu. NATO’nun 1997 yılında “NATO-Rusya Kurucu Senedi” adlı bir belgeyi imzaladığının altını çizen İsmayılov, belgenin taraflarının Rusya ve NATO olduğunu belirterek Ukrayna’nın NATO’ya dâhil olması hâlinde Rusya’ya veto hakkı verildiğine dair bir ifadenin yer almadığını kaydetti. Bu hususta İsmayılov, “Rusya burada neye dayanıyor? Diyor ki ‘Geçmişte Batı, bana Ukrayna’nın hiçbir şekilde NATO'ya dâhil olmayacağı sözünü verdi. Peki, uluslararası hukukta meseleler sözle mi çözülüyor yoksa antlaşmalarla mı? Bir sözün hukuki değer kazanması için bir antlaşma akdedilmesi gerekiyor. Dolayısıyla Ukrayna ile ilgili öyle bir bağlayıcı anlaşma olmadığı için aslında yine Rusya'nın argümanları, uluslararası hukuk açısından çelişkilidir.” değerlendirmesini yaptı. Bununla birlikte bir devletin başka bir devlete karşı meşru savunma hakkını kullanabilmesi için silahlı bir saldırı olması gerektiğini hatırlatan İsmayılov, Rusya’nın işgali meşru kılmak adına ortaya attığı iddialar üzerine, “Yine bu iddialar baktığımızda Rusya açısından temelsiz oluyor çünkü uluslararası hukukun hükümleri açıktır. Diğer bir mesele de Rusya, Donbas'a müdahale ettiğinde bir uluslararası hukuk argümanını ortaya koyuyor, çok ilginç bir argümanındır. 1999 yılında NATO, Kosova'ya müdahale ediyor. Müdahale ederken de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin onayını almıyor çünkü uluslararası hukukta, başka bir devlete karşı bir saldırının meşhur olabilmesinin iki tane istisnası vardır. Bunlardan biri meşru müdahale hakkı, diğeri de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin onayının alınmasıdır. Dolayısıyla NATO'nun Kosova'ya gerçekleştirdiği müdahalede Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden onay alınmıyor.” dedi. RUSYA’NIN İDDİALARINA YÖNELİK BAĞLAYICI BİR BELGE BULUNMUYOR Söz konusu durumun, Kosova'ya karşı gerçekleştiren yoğun bir insan hakları ihlalleri, soykırım fiilleri ve etnik temizlik sebebiyle istisnai bir olay niteliği taşıdığına dikkat çeken İsmayılov, “NATO da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kararını bekleyemezdi çünkü saldırı gerçekleştirenlerin çoğu Rusya yanlısı gruplardı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin daim üyelerinden biri de Rusya olduğu için eğer mesele, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine götürülseydi Rusya veto edecekti. Dolayısıyla Güvenlik Konseyinden bir onay alınmaksızın Yugoslavya bombalandı ve NATO, Kosova'ya müdahale etmiş oldu.” ifadelerine yer verdi. Rusya’nın Kosova'daki insan hakları ihlalleri, soykırım fiilleri ve NATO müdahalesini örnek göstererek Ukrayna’da yaşayan Rus kökenli vatandaşlara karşı da bir soykırım gerçekleştirildiğini, dolayısıyla fiillerinin meşru kabul edilebileceğini öne sürdüğünü belirten İsmayılov, birçok uluslararası hukukçunun Ukrayna’da yaşayan Rus kökenli vatandaşlara yönelik iddiaları araştırdığını kaydetti. Bu iddialara yönelik de bağlayıcı bir belgenin bulunmadığını dile getiren İsmayılov, Rusya’nın iddialarının bu yönüyle de asılsız kaldığını belirtti. RUSYA’NIN SELF DETERMİNASYON HAKKI İDDİASI Rusya’nın, “self-determinasyon hakkını” uygulamak için ilk önce işgal ettiği bölgelerdeki gruplara vatandaşlık verdiğini, daha sonrasında ise ilgili bölgelerde yaşayan insanların hem Rus vatandaşı olduğunu hem de Rusya’ya katılmak istediğini, dolayısıyla referandum ile bağımsızlıklarını ilan edebileceklerini öne sürdüğünü hatırlatan İsmayılov, “Madem öyle, yıllar önce Çeçenler de Rusya'da yaşayan Çeçenler de, Çeçenistan özerk bir bölge, kendi kaderini tayin hakkı istiyorlardı. Onlara niye bu hak verilmedi? Rusya, onlara benzer bir hakkı vermiş miydi ki Ukrayna’dan benzer bir şey istesin? Dolayısıyla Rusya'nın kendi kaderini tayin hakkını iddia etmesi de yine Çeçenistan bağlamında değerlendirildiğinde kendisiyle çelişmektedir.” dedi. RUS ORDUSUNA YURT DIŞINDA SİLAHLI MÜDAHALE HAKKI VEREN KANUN Öte yandan İsmayılov, yakın zamanda Rus vatandaşlarının korunması bahanesiyle Rus ordusuna, yurt dışında silahlı müdahale hakkı veren kanunun Rusya Devlet Dumasından geçmesi üzerine ise şu değerlendirmelerde bulundu: Bu yasa şunu diyor: Moskova, yurt dışında yaşayan Rus vatandaşların aleyhine gerçekleştiren fiillerden dolayı ilgili devletlere karşı müdahalede bulunabilir. Bunu da aslında ‘koruyucu devlet’ çerçevesinde değerlendirebiliriz. Rusya şunu diyor: Eğer Kazakistan'da, Azerbaycan'da veya Ukrayna'da yaşayan Rus kökenli insanlara yönelik sözde bir insan hakları ihlali ya da soykırım varsa ben bu devletlere girerek askerî müdahalede bulabilirim. Aslında bunu da 2007 yılında Gürcistan’da yapmıştı. Osetya ve Abhazya’yı işgal etmeden önce, oradaki Rus kökenli nüfusa ve Rusya yanlısı Gürcü gruplara da vatandaşlık dağıtmıştı. Bu şekilde oradaki ilhakını da meşrulaştırmaya çalışıyordu ancak uluslararası camia tarafından bu ilhaklar da meşru olarak kabul edilmedi ve işgal niteliğinde değerlendirildi. “AZERBAYCAN, UKRAYNA’NIN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ AÇIK BİR ŞEKİLDE DESTEKLEDİ” Öte yandan Azerbaycan'ın Rusya ile komşu olması ve Ukrayna’ya kıyasla güçlü bir devlet olması için nispeten dengeli bir politika izlediğini dile getiren İsmayılov, buna karşın söz konusu politikayı izlerken Ukrayna’nın Rusya tarafından topyekûn işgal girişimini hiçbir zaman tanımadığının da altını çizdi. “(Azerbaycan'ın Ukrayna’nın Rusya tarafından topyekûn işgal girişimini) Tanımaması da aslında çok doğal çünkü 1988’den 1994 yılına kadar Rusya destekli Ermeni gruplar, Azerbaycan topraklarını işgal etmişlerdi. Dolayısıyla Azerbaycan'ın yüzde 20'si işgal edilmişti.” şeklinde konuşan İsmayılov, bu işgal gerçekleştirilirken de Pakistan'ın desteğiyle BM Güvenlik Konseyinde Azerbaycan topraklarının işgal edildiğine yönelik 4 tane önemli belge imzalandığını ve bu belgelerin tamamında işgal edilen toprakların Azerbaycan'a ait topraklar olduğunun ifade edildiğini hatırlattı. Bununla birlikte İsmayılov, “Azerbaycan da işgalin ne olduğunu iyi anladığı için hiçbir zaman Rusya'nın yanında yer almadı. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü de açık bir şekilde destekledi çünkü buna aykırı bir davranış, aslında Ermenistan işgalini meşru görmek anlamına geliyordu. Bu bağlamda Azerbaycan’ın temel meselelerinden biri şuydu: Bizi Rusya'ya yönelik dengeli bir politikaya izlesek de Ukrayna'nın meşru menfaatlerini görmezden gelemeyiz. Bugün gelinen noktada da aslında Azerbaycan yine aynı tavırda.” değerlendirmesini yaptı. “RUSYA, TABİRİ CAİZSE UKRAYNA'DA BATAKLIĞA SAPLANDI” Ukrayna-Rusya Savaşı’nın her ne kadar Ukrayna ve Kırım açısına olumsuz sonuçları olsa da Güney Kafkasya'daki devletleri nispeten rahatlattığını dile getiren İsmayılov, “…çünkü Rusya, Ukrayna'yı hızlı bir şekilde işgal edebileceğini düşünüyordu. Bu işgali gerçekleştirdikten sonra kuzeye ve güneye (Azerbaycan veya Ermenistan) doğru yönelecekti ancak savaş, beklediği gibi olmadı ve Rusya, tabiri caizse Ukrayna'da bataklığa saplandı. Azerbaycan da hem o dönemdeki jeostratejik hem de uluslararası alandaki dengeleri güderek 2023 yılı itibariyle tüm işgal altındaki bölgelerini işgalden kurtarmış oldu." dedi. Öte yandan İsmayılov, Ermenistan açısından da İkinci Karabağ Savaşı’nın bir dönüm noktası olduğunu dile tirerek 2018 yılında iktidara gelen Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın, Rusya yönetiminin kendisine karşı olumsuz bir tavır içerisinde olduğunu bildiğini fakat bununla birlikte, eğer Azerbaycan ve Ermenistan arasında bir savaş gerçekleşirse Rusya'nın Ermenistan'ın yanında yer alacağını düşündüğünü kaydetti. Ayrıca İsmayılov, “…ancak Türkiye ve Azerbaycan arasındaki stratejik iş birliğinin askerî seviyeye yükselmesiyle ve İkinci Karabağ Savaşı’nın patlak vermesiyle birlikte Rusya, Birinci Karabağ Savaşı’na kıyasla, Ermenistan'a tam teşekküllü bir destek sunmadı. Hatta pasif kalarak nispeten tarafsız bir durum sergiledi. Azerbaycan'a da topraklarını işgalden kurtardıktan sonra Ermenistan, kendisini terk edilmiş olarak hissetti. Dolayısıyla aslında Güney Kafkasya'daki jeopolitik durum, Rusya'nın Ukrayna'da oyalanması ile birlikte Azerbaycan’ın lehine değişmiş oldu.” şeklinde konuşarak burada önemli faktörlerden birinin Türkiye ile Azerbaycan arasında imzalanan Şuşa Beyannamesi olduğunu bildirdi. “HÂLÂ İNSANLIK ALEYHİNE SUÇLAR İŞLENİYOR” Son olarak Beyanın en önemli hükümlerinden biri meşru savunma hakkının içermesi olduğunu ve söz konusu hüküm kapsamında herhangi bir tarafa saldırı gerçekleştirildiğinde diğer ülkenin de müdahale edileceğini kaydeden İsmayılov, son olarak şu ifadelere yer verdi: Dolayısıyla aslında Ukrayna-Rusya Savaşı, uluslararası sistemin çöküşü anlamına geldi, uluslararası hukukun yeniden yorumlaması anlamına geldi. Bununla birlikte Rusya’nın hâlâ Güvenlik Konseyindeki en önemli aktörlerden birisi olması, hukuksuzluğun ileride de devam edeceği anlamına geliyor. Ukrayna-Rusya Savaşı hâlâ sona ermedi, hâlâ insanlık aleyhine suçlar işleniyor. İran, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail arasındaki savaş da devam ettiği sürece savaş, bizim için olumlu olmasa da aslında Rusya'nın lehine ilerliyor.

Rusya, en az 306 Ukraynalı askeri savaş alanında infaz etti Haber

Rusya, en az 306 Ukraynalı askeri savaş alanında infaz etti

Ukrayna'nın toprak bütünlüğüne ve egemenliğine karşı topyekûn saldırı ve işgal girişimi başlatan Vladimir Putin idaresindeki Rusya, esir aldığı Ukraynalı askerleri öldürerek savaş suçu işlemeye devam ediyor. Ukrayna Başsavcılığının verilerine göre, Rus işgal güçleri cephede teslim olan veya yaralı olduğu için direnç gösteremeyen 306 Ukrayna askerini infaz etti. Ukrayna Başsavcılığı Çatışma Koşullarında İşlenen Suçlarla Mücadele Dairesi Başkanı Yuriy Rud, "Adalet İçin Birleşik: Sivil Halka Karşı İşlenen Suçların Sorumluluğu" konferansında gazetecilerin sorularını cevaplarken çarpıcı veriler paylaştı. Rud, Rus ordusunun uluslararası hukuk kurallarını sistematik olarak çiğneyerek savaş esirlerini infaz ettiğini belirterek, “Teslim olan Ukraynalı askerlerin savaş alanında öldürüldüğüne dair 306 vakayı kayıt altına aldık. Bu suçlar 116 ayrı ceza davası çerçevesinde soruşturuluyor." dedi. “SİLAHLARINI BIRAKMIŞLARDI” Yuriy Rud, söz konusu askerlerin öldürülme anındaki durumlarına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: Burada bahsettiğimiz vakalar; silahlarını bırakmış, teslim olmuş veya ağır yaralı oldukları için hiçbir direnç göstermeyen askerlerimizin kasten öldürülmesidir. Bu eylemler doğrudan savaş suçu kapsamındadır. OLENİVKA BİLANÇOSU BU RAKAMLARA DÂHİL DEĞİL Savcılık, paylaşılan 306 kişilik listenin sadece cephe hattındaki sıcak çatışma anlarında veya hemen sonrasında gerçekleşen infazları kapsadığını belirtti. Rud, 2022 yılında işgal altındaki Olenivka hapishanesinde meydana gelen ve onlarca savaş esirinin can verdiği katliam gibi olayların bu istatistiğin dışında tutulduğunu, o dosyaların ayrı ve bağımsız kanıtlara dayandığını hatırlattı.

Çubarov, Rus arkeoloğun serbest kalmasına tepki gösterdi: “Tiksinti ve çaresizlik içindeyim” Haber

Çubarov, Rus arkeoloğun serbest kalmasına tepki gösterdi: “Tiksinti ve çaresizlik içindeyim”

Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, Polonya ve Belarus arasında gerçekleşen mahkûm takasıyla Kırım’ın kültürel mirasını talan eden Rus arkeolog Aleksandr Butyagin’in serbest bırakılmasını "uluslararası hukukun acziyeti" olarak nitelendirdi. Çubarov, bu tür pazarlıkların terör devletini cesaretlendirdiğini ve Kırımlı siyasi tutsakların özgürlüğünü imkansız kıldığını savundu. Polonya-Belarus sınırında 28 Nisan 2026 tarihinde gerçekleşen "5'e 5"lik takasın ardından bir açıklama yapan Refat Çubarov, sürecin perde arkasındaki diplomatik pazarlıklara dikkat çekti. Serbest kalan Belaruslu aktivist ve gazeteciler adına sevindiğini belirten Çubarov, ancak bu özgürlüğün Ukrayna'ya karşı suç işlemiş kişilerin iadesi pahasına alınmasını eleştirdi. "SALDIRGANIN KURALLARINA UYUM SAĞLANIYOR” Çubarov, Polonya mahkemesinin iade kararına rağmen Butyagin’in takasa dahil edilmesinin uluslararası sistemdeki zafiyeti gösterdiğini belirterek şu ifadelerini kullandı: Bir tiksinti ve çaresizlik duygusundan kurtulamıyorum. Milyonlarca Ukraynalıya her gün tarif edilemez acılar yaşatan savaşı durdurmak için uluslararası baskı araçlarını sertçe kullanmak yerine, dünya pratiğinin giderek saldırgan tarafından dayatılan kurallara adapte olduğunu görmek kahredici. Çubarov ayrıca, Ukrayna Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heorhiy Tıkhıy’nın, Polonya mahkemesinin iade kararına rağmen Butyagin’in Ukrayna’ya teslim edilmemesinden duyulan üzüntüyü dile getiren açıklamasına da dikkat çekti. “KIRIM TATARLARININ ELİNDE ‘PAZARLIK KOZU’ YOK” Nisan ayı ortasında Türkiye’ye gerçekleştirdiği resmi ziyarette Kırım Tatar siyasi tutsakların durumunu en üst düzeyde dile getirdiğini hatırlatan Çubarov, bugün gerçekleşen takasın acı bir gerçeği ortaya koyduğunu belirtti. Rusya’nın sadece kendi gizli servisleri için önem arz eden "pazarlık varlığı" karşılığında masaya oturduğunu belirten Çubarov, Kırım Tatarlarının böyle bir kaynağa sahip olmadığını vurgulayarak şunları kaydetti: Görüşmelerimin her birine bizim için en sancılı konu olan Kırım Tatar siyasi tutsakların serbest bırakılması ile başladım. Bugün sayıları 350'yi aşan bu kişilerin yarısından fazlası Kırım Tatarı. Çok çocuklu annelerin tutuklanması, genç kızlara yönelik zulümler, ölüme terk edilen ağır hasta mahkumların kaderi gibi en dramatik vakaları anlattım. Muhataplarımla; Kırım Tatarları, etnik Ukraynalılar ve diğer milletlerin temsilcilerinden oluşan bu Ukrayna vatandaşlarının serbest bırakılması için olası yolları ele aldım. Öneriler arasında, serbest bırakılanların aileleriyle birlikte Kırım topraklarını terk edebileceği seçenekler de vardı. Ancak benim sunduğum bu yaklaşımların hiçbirinde, bugünkü takasın gösterdiği gibi, Rus gizli servislerinin çıkarına olan bir 'ticaret' söz konusu değildi. Kırım Tatarlarının elinde böyle bir ‘pazarlık kozu’ yok. Ve maalesef Kırımlı siyasi tutsaklarının serbest bırakılmasını imkansız kılan şey de tam olarak budur. Ama bu böyle devam etmemeli…

Kırım Tatar Millî Meclisi’nden BM’de çağrı: "Rusya Kırım’da etnik soykırım uyguluyor" Haber

Kırım Tatar Millî Meclisi’nden BM’de çağrı: "Rusya Kırım’da etnik soykırım uyguluyor"

BM Yerli Halklar Daimi Forumu’nun (UNPFII) 25. oturumu, "Çatışma Bağlamında Yerli Halkların Sağlığının Korunması" temasıyla devam ediyor. Toplantının 23 Nisan tarihindeki oturumunda konuşan Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, Rusya'nın işgal altındaki Kırım'ı askerî bir üsse çevirdiğini ve Kırım Tatarlarını anayurtlarından sürmek için her yolu denediğini vurguladı. İŞGALİN VE YAYILMACILIĞIN ÜSSÜ: KIRIM BM Yerli Halklar Daimî Forumu’nun dördüncü gününde düzenlenen kapalı oturumda yerli halk temsilcilerine hitap eden Çubarov, Rusya’nın Kırım’ı on iki yıldır işgal altında tutarak komşu devletlere yönelik saldırganlığı için bir askerî basamak olarak kullandığını ifade etti. Moskova’nın temel stratejisinin Kırım Tatarlarını topraklarından tamamen koparmak olduğunu belirten Çubarov, “Moskova, Kırım Tatarlarını topraklarından çıkarmak ve kovmak için her türlü yöntem ve aracı deniyor. Kırım Tatar halkı bir başka trajediyle karşı karşıya. Sovyet rejimi tarafından gerçekleştirilen yarım asırlık sürgünden henüz tam olarak kurtulamayan Kırım Tatarları, bugün bir kez daha Kremlin'in etnik soykırım politikasının etkilerini hissediyor.” dedi. “ETNİK KÖKEN FARK ETMEKSİZİN TEK VÜCUT SAVUNMA” Ukrayna ulusunun topraklarından ve egemenliğinden asla ödün vermeyeceğini vurgulayan Çubarov, etnik kökeni ne olursa olsun tüm Ukrayna vatandaşlarının Rus işgaline karşı birlikte direndiğini söyledi. On binlerce sivilin hayatını kaybettiği bu kanlı savaşın sona ermesinin, uluslararası toplumun Rusya’yı yeniden uluslararası hukuk sınırlarına dönmeye zorlamasına bağlı olduğunu hatırlatan Çubarov şu ifadelerini kullandı: On binlerce sivilin katledildiği, binlerce yerleşim yerinin yerle bir edildiği ve yerli Kırım Tatar halkının büyük acılar çektiği bu kanlı savaşın sona ermesi; ancak uluslararası toplumun, BM Güvenlik Konseyi’ndeki daimî üyeliği hukuksuz bir şekilde işgal eden Rusya'yı yeniden uluslararası hukuk sınırlarına dönmeye zorlamasıyla mümkündür. Unutmamalıyız ki, yerli halklar uluslararası toplumun önemli bir parçasıdır. Şu anda Kırım Tatarları, diğer yerli halkların ve bu halkların yaşadığı devletlerin desteğine ihtiyaç duymaktadır. Mübalağasız ifade etmek gerekirse; yerli Kırım Tatar halkının korunması ve Rusya’nın saldırısına uğrayan Ukrayna’nın desteklenmesi, hiç kimsenin bir daha asla yerli halkların canına, toprağına ve özgürlüğüne kastetmeye cüret edemeyeceği bir dünya düzeninin tesisi anlamına gelmektedir. Aynı zamanda Daimî Forum’u, bizzat Rusya’nın kendi topraklarındaki yerli halkların korunması konusunda da kararlı olmaya çağırıyoruz. Dünyada hem kendi yerli halklarını hem de başka devletlerdeki yerli halkları aynı anda yok eden devletlerin sayısı çok değildir; Rusya tam olarak böyle bir devlettir. Kendi topraklarında yaşayan yerli halkların temsilcilerini Ukrayna'ya karşı yürütülen bu suç teşkil eden savaşa zorla seferber ederek onları yok ediyor.

Rus barbarlığı devam ediyor: Mıkolayiv'de bir okul hedef alındı Haber

Rus barbarlığı devam ediyor: Mıkolayiv'de bir okul hedef alındı

Ukrayna’nın bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne yönelik saldırılarını dört yıldan uzun bir süredir devam ettiren işgalci Rusya, bu kez Ukrayna’nın Mıkolayiv (Mykolaiv) bölgesini hedef aldı. Mıkolayiv Bölgesi Askerî İdaresi Başkanı Vitaliy Kim, resmî sosyal medya hesabı üzerinden 16 Mart 2026 tarihinde yayımladığı açıklamada Rusya’nın 15 Mart 2026 tarihinde ve 15 Mart’ı 16 Mart’a bağlayan gece boyunca, bölgeye Şâhid tipi silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) saldırdığını belirtti. RUSYA, ULUSLARARASI HUKUKU BİR KEZ DAHA İHLAL ETTİ Mıkolayiv bölge merkezine düzenlenen saldırı sonucu bir okul ve bir apartman hasar alırken Mıkolayiv semtinde bulunan Oçakiv (Ochakiv) yerleşim bölgesi ise FPV tipi SİHA’larla 7 kez hedef alındı. Her iki saldırı noktasında da herhangi bir yaralanma yaşanmasa da Rusya’nın benzer saldırılarıyla Ukrayna’nın okullarını hedef alması, Ukrayna’nın gelecek nesillerini eğitimden mahrum bırakmaya yönelik bilinçli bir hamle olarak değerlendirildi. Öte yandan Rusya, Ukrayna’ya yönelik topyekûn işgal girişiminde bir okulu hedef alarak askerî maksatla kullanılmayan sivil hedeflere karşı bir kez daha kasten saldırı düzenlemiş ve uluslararası hukuku ihlal etmiş oldu. RUSYA, YAKIN ZAMANDA HERSON DEVLET ÜNİVERSİTESİNİ DE VURMUŞTU Ayrıca Rusya, 12 ve 17 Ekim 2023 tarihlerinde Herson Devlet Üniversitesi binasına saldırmıştı. 28 Mart 2024 tarihinde düzenlenen bir başka saldırıda ise derslikler, büyük ölçüde tahrip edilmişti. 13 Ocak 2026 gecesi ise üniversiteye SİHA saldırısı gerçekleştiren Rus işgal güçleri, son olarak 15 Şubat-16 Şubat 2026 tarihleri arasında üniversiteyi bir kez daha barbarca hedef almıştı.

Ukrayna'dan net açıklama: "İran halkına güvenlik ve özgürlük diliyoruz” Haber

Ukrayna'dan net açıklama: "İran halkına güvenlik ve özgürlük diliyoruz”

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı, İran’daki gelişmelere ilişkin yaptığı açıklamada, İran halkının güvenlik, özgürlük ve refah içinde yaşama yönündeki meşru taleplerini desteklediklerini bildirdi. Bakanlık tarafından yayımlanan açıklamada, İran yönetiminin uzun yıllardır kendi halkına yönelik sistematik baskı politikaları yürüttüğü ve insan hakları ihlallerine imza attığı ifade edildi. Açıklamada ayrıca, Tahran yönetiminin bölgedeki silahlı gruplara verdiği destek ve Rusya’ya sağladığı askerî yardımla uluslararası hukuku ihlal ettiği vurgulandı. Ukrayna tarafı, özellikle Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşta kullanılan Şahid tipi insansız hava araçlarını hatırlatarak, “Barışçıl şehirlerimize ve sivillerimize yönelik binlerce Şahid saldırısını unutmadık, unutmayacağız” ifadelerine yer verdi. “MOSKOVA-TAHRAN İŞ BİRLİĞİ ULUSLARARASI HUKUKU İHLAL EDİYOR” Açıklamada, Moskova ile Tahran arasındaki iş birliğinin uluslararası hukuk normlarının ağır ihlali anlamına geldiği ve küresel barış ile istikrar çabalarını zayıflattığı kaydedildi. İran’daki insan hakları ihlallerine de değinilen metinde, uzun yıllardır süren sistematik baskılar, idamlar ve muhaliflere yönelik takip ve cezalandırma uygulamalarının ülkenin iç siyasetinde derin bir krize işaret ettiği belirtildi. Ukrayna Cumhurbaşkanının daha önceki açıklamalarına atıfta bulunulan metinde, İran yönetiminin uzun süredir değişmesi gerektiğinin vurgulandığı ifade edildi. “İRAN HALKINA GÜVENLİK VE ÖZGÜRLÜK DİLİYORUZ” Bakanlık açıklamasında, mevcut gelişmelerin temelinde İran yönetiminin şiddet politikalarının ve özellikle barışçıl protestoculara yönelik baskıların bulunduğu savunuldu. Tahran yönetiminin diplomasi ve çözüm yolları için fırsatlara sahip olduğu ancak bu imkânları değerlendirmediği kaydedildi. Ukrayna Dışişleri Bakanlığı, İran halkına güvenlik, refah ve özgürlük; Orta Doğu’ya ise istikrar temennisinde bulunarak, İran halkına destek veren tüm ülkelere teşekkür etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.