SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Uluslararası Hukuk

QHA - Kırım Haber Ajansı - Uluslararası Hukuk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Uluslararası Hukuk haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Ukrayna'dan net açıklama: "İran halkına güvenlik ve özgürlük diliyoruz” Haber

Ukrayna'dan net açıklama: "İran halkına güvenlik ve özgürlük diliyoruz”

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı, İran’daki gelişmelere ilişkin yaptığı açıklamada, İran halkının güvenlik, özgürlük ve refah içinde yaşama yönündeki meşru taleplerini desteklediklerini bildirdi. Bakanlık tarafından yayımlanan açıklamada, İran yönetiminin uzun yıllardır kendi halkına yönelik sistematik baskı politikaları yürüttüğü ve insan hakları ihlallerine imza attığı ifade edildi. Açıklamada ayrıca, Tahran yönetiminin bölgedeki silahlı gruplara verdiği destek ve Rusya’ya sağladığı askerî yardımla uluslararası hukuku ihlal ettiği vurgulandı. Ukrayna tarafı, özellikle Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşta kullanılan Şahid tipi insansız hava araçlarını hatırlatarak, “Barışçıl şehirlerimize ve sivillerimize yönelik binlerce Şahid saldırısını unutmadık, unutmayacağız” ifadelerine yer verdi. “MOSKOVA-TAHRAN İŞ BİRLİĞİ ULUSLARARASI HUKUKU İHLAL EDİYOR” Açıklamada, Moskova ile Tahran arasındaki iş birliğinin uluslararası hukuk normlarının ağır ihlali anlamına geldiği ve küresel barış ile istikrar çabalarını zayıflattığı kaydedildi. İran’daki insan hakları ihlallerine de değinilen metinde, uzun yıllardır süren sistematik baskılar, idamlar ve muhaliflere yönelik takip ve cezalandırma uygulamalarının ülkenin iç siyasetinde derin bir krize işaret ettiği belirtildi. Ukrayna Cumhurbaşkanının daha önceki açıklamalarına atıfta bulunulan metinde, İran yönetiminin uzun süredir değişmesi gerektiğinin vurgulandığı ifade edildi. “İRAN HALKINA GÜVENLİK VE ÖZGÜRLÜK DİLİYORUZ” Bakanlık açıklamasında, mevcut gelişmelerin temelinde İran yönetiminin şiddet politikalarının ve özellikle barışçıl protestoculara yönelik baskıların bulunduğu savunuldu. Tahran yönetiminin diplomasi ve çözüm yolları için fırsatlara sahip olduğu ancak bu imkânları değerlendirmediği kaydedildi. Ukrayna Dışişleri Bakanlığı, İran halkına güvenlik, refah ve özgürlük; Orta Doğu’ya ise istikrar temennisinde bulunarak, İran halkına destek veren tüm ülkelere teşekkür etti.

Dr. Yuliya Biletska: Kırım unutulursa, adalet de unutulur Haber

Dr. Yuliya Biletska: Kırım unutulursa, adalet de unutulur

Kırım Derneği tarafından Ankara’nın kalbinde, Kırım’ın işgalinin 12. ve Ukrayna’ya yönelik topyekûn saldırıların 4. yılında, direnişin ruhunu ve stratejik boyutlarını ele alan son derece kritik bir panel gerçekleştirildi. Millî Kütüphane Yunus Emre Salonu'nda düzenlenen etkinlik, diplomatik temsilciler, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirerek güçlü bir dayanışma platformu oluşturdu. Panelde konuşmacı olarak yer alan Karabük Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Yuliya Biletska, Kırım’ın işgalinin yalnızca bölgesel bir mesele değil, Avrupa güvenlik mimarisini doğrudan ilgilendiren yapısal bir kriz olduğunu vurguladı. “KIRIM’IN UNUTULMASINA İZİN VEREMEYİZ” Konuşmasına organizasyonda emeği geçen Kırım Tatar derneklerine teşekkür ederek başlayan Dr. Biletska, Kırım meselesinin hafızada tutulmasının bir dayanışma göstergesi olmanın ötesinde, adalet mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti. “Çünkü Kırım unutulursa, adalet de unutulur. Ve biz Kırım’ın unutulmasına izin veremeyiz.” dedi. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısının başlangıçta kısa süreli bir operasyon olarak sunulduğunu hatırlatan Biletska, savaşın yıllar içinde geniş çaplı bir yıkıma dönüştüğünü belirtti. Devasa askerî ve ekonomik kaynaklara rağmen Rusya’nın stratejik hedeflerine ulaşamadığını kaydeden Biletska, "Bugünler yalnızca büyük Rus savaş suçunun başlamasının on ikinci ya da dördüncü yıl dönümü değildir; aynı zamanda ilkel 'güçlü olan haklıdır' anlayışının kazanamadığının açık bir kanıtıdır. Askerî zor, bir milletin iradesini yok etmeye yetmedi." ifadelerini kullandı. "AMAÇ AÇIK: ONLARIN UKRAYNALI KİMLİĞİNİ SİLMEK" Cephede arzu ettiği sonucu elde edemeyen Rusya’nın, sivil altyapıyı hedef alan saldırılara yöneldiğini belirten Biletska, enerji tesislerinin vurulması, sivil yerleşim alanlarının hedef alınması ve işgal altındaki bölgelerdeki baskı politikalarına dikkat çekti. Özellikle Kırım’da ve diğer işgal bölgelerinde zorla pasaportlaştırma, siyasi tutuklamalar, işkence iddiaları ve zorunlu askerlik uygulamalarının sistematik bir baskı rejiminin parçası olduğunu ifade eden uzman, "Rus pasaportu dayatması... Almazsan işini kaybediyorsun. Hizmet alamıyorsun. Mülküne el koyuyorlar. Kırım Tatarlarını ve Ukraynalıları özellikle hedef alıyorlar. Siyasi nedenlerle tutukluyorlar. Işkence uyguluyorlar. Erkekler zorla askere alınmaktadır. Kendi ülkelerine karşı savaşmaya zorlanmaktadır. Çocukları kaçırıyorlar. Amaç açık: onların Ukraynalı kimliğini silmek ve onları Ruslara dönüştürmek. Bu rastgele bir zalimlik değil, bilinçli bir strateji; bir ulusu çocuklarını hedef alarak yok etme girişimi." şeklinde konuştu. Çocukların zorla Rusya’ya götürülmesi meselesine de değinen Biletska, bunun uluslararası hukuk bakımından son derece ağır sonuçları olan bir uygulama olduğunu vurguladı ve Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi çerçevesinde bu tür eylemlerin hukuki anlamına dikkat çekti. “UKRAYNA SAVUNMAYI BIRAKIRSA SAVAŞ AVRUPA’YA TAŞINIR” Türkiye’de kendisine en sık yöneltilen sorunun “Bu savaş ne zaman bitecek?” olduğunu belirten Biletska, savaşın Ukrayna’nın savunmayı bırakmasıyla sona ermeyeceğini, aksine güvenlik riskinin Avrupa geneline yayılacağını savunarak şöyle konuştu: Eğer savaşın bitmesi derken Ukrayna’nın savunmayı bırakmasını kastediyorsanız, o zaman bu savaş gerçekten çok uzun süre bitmez. Ama daha önemlisi şu: Savaş Ukrayna’da bitmez. Ukrayna savunmayı bırakırsa savaş Avrupa’ya taşınır. Eski Münih Güvenlik Konferansı Başkanı Wolfgang Ischinger’in “Ukrayna savaştığı sürece Avrupa için tehlike sınırlıdır” yönündeki değerlendirmesine atıfta bulunan Biletska, bu sözlerin çıkarcı değil, realpolitik bir güvenlik tespiti olarak okunması gerektiğini ifade etti. “BU SÜRECİN BAŞLANGIÇ NOKTASI KIRIM’DI” 2014’te Kırım’ın işgaliyle başlayan sürecin yeterince ciddiye alınmadığını belirten Biletska, sınırlı kalacağı varsayılan saldırganlığın zamanla genişlediğini ve Donbas’tan tam ölçekli savaşa uzanan bir sürece dönüştüğünü söyledi. Savaşın uzamasının sebebinin Rusya’nın emperyal hedeflerinden vazgeçmemesi olduğunu ifade eden Biletska, kalıcı barışın ancak saldırgan tarafın askerî yöntemlerle hedeflerine ulaşamayacağını kabul etmesiyle mümkün olacağını kaydetti. Ukrayna’nın dahil olmadığı herhangi bir “büyük uzlaşının” ise kalıcı çözüm üretmeyeceğini vurguladı. “KIRIM ÇÖZÜLMEDEN İSTİKRARLI BARIŞ MÜMKÜN DEĞİL” Biletska, Kırım’ın yalnızca işgal edilmediğini, aynı zamanda yoğun biçimde askerîleştirildiğini belirtti. Yarımadanın Karadeniz’de bir askerî platforma dönüştürüldüğünü, hava üsleri ve füze sistemleriyle bölgesel saldırı kapasitesinin artırıldığını söyledi. Uzman, Kırım’ın statüsü netleşmeden “istikrarlı barış”tan söz edilemeyeceğini dile getirdi. Kırım’daki direnişin sessiz ama sürdürülebilir bir biçimde devam ettiğini belirten Biletska, “İşgal meşruiyet üretmez; korku rıza değildir” ifadelerini kullandı. “NORMALLEŞME SALDIRGANLIĞI ORTADAN KALDIRMAZ” Savaşın yalnızca cephede yürütülmediğini, hibrit yöntemlerin de devrede olduğunu ifade eden Biletska, Avrupa ve Türkiye’de gözlemlenen propaganda, etki operasyonları ve “normalleşme” söylemlerine dikkat çekti. Ekonomik ilişkilerin yeniden canlandırılmasının güvenlik risklerini ortadan kaldırmayacağını, aksine saldırgan politikaları meşrulaştırabileceğini savundu. Spor, kültür ve sanat alanlarının siyasetten tamamen bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirten Biletska, Rusya’nın bu alanları uluslararası imajını normalleştirmek amacıyla kullandığını söyledi. Bu bağlamda Türkiye’de sahne alan Aleksandrov Korosu’na da değinen Biletska, topluluğun doğrudan Rusya Savunma Bakanlığına bağlı olduğunu hatırlatarak bunun yalnızca kültürel bir faaliyet olarak görülemeyeceğini ifade etti. “BU SAVAŞ EGEMENLİK İLKESİNİN SINAVIDIR” Konuşmasının sonunda Türkiye’ye özel bir çağrıda bulunan Biletska, egemenlik ve bağımsızlık ilkelerinin tarihsel olarak Türkiye için de temel değerler olduğunu belirtti. Ukrayna’nın bugün savunduğu şeyin yalnızca kendi toprak bütünlüğü değil, uluslararası hukuk düzeninin temel ilkeleri olduğunu söyledi. Uzman, “Bu savaş yalnızca Ukrayna’nın savaşı değildir. Bu, egemenlik ilkesinin sınavıdır. Güçlü olanın haklı sayıldığı bir düzeni kabul edersek, yarın hiçbirimiz güvende olmayacağız” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.

Kırım’ın işgalinin 12. yılında Ankara’dan net mesaj: Kırım, Ukrayna’dır! Haber

Kırım’ın işgalinin 12. yılında Ankara’dan net mesaj: Kırım, Ukrayna’dır!

Kırım Derneği Genel Merkezi tarafından düzenlenen “Kırım’ın ve Ukrayna’nın İşgaline Karşı Direniş Günü” paneli 26 Şubat'ta Millî Kütüphane Yunus Emre Konferans Salonu’nda yapıldı. Prof. Dr. Gayana Yüksel, Prof. Dr. Sezai Özçelik, Doç. Dr. Levent Ersin Orallı ve Dr. Yuliya Biletska’nın panelistlerinden olduğu etkinliğin açış konuşmaları Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celal’in eşi Leviza Celal, Kırım Derneği Genel Başkanı Mükremin Şahin, Ukrayna Derneği Genel Başkanı İrına Ambarkütükoğlu tarafından yapıldı. "KIRIM UKRAYNA’DIR. KIRIM, KIRIM TATAR HALKININ ANA YURDUDUR" Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl’in eşi Leviza Celâl açılış konuşmasında, Kırım’ın kendisi için bir toprak parçası olmadığını söyleyerek konuşmasına başladı. Kırım için “Fırtınadan sonra denizin kokusudur, Bahçesaray’da yükselen ezan sesidir. Sürgünden dönen ve bir daha asla topraklarını kaybetmeyeceklerine inanan atalarımızın mezarlarıdır.” diyen Celal, 1944 yılında yaşanan sürgüne de atıf yaparak korkunun on iki yıl önce yeniden ve yine Moskova’dan geldiğini ifade etti. Celal, “Bizi yine susturmaya çalışıyorlar ama biz susmuyoruz… Kırım Ukrayna’dır. Kırım, Kırım Tatar halkının ana yurdudur. Kırım, özgürlüğünü bekleyen bir evdir. İşgal binaları alabilir. Toprağımıza yabancı bayraklar asabilir. Ama onurumuzu alamaz. Hafızamızı alamaz. İnancımızı alamaz.” diye vurguladıktan sonra 26 Şubat’ı ve direnen kimseyi unutmadıklarını belirterek, Kırım’ın özgür olacağına olan inancı ile sözlerini sonlandırdı. Açılışta Kırım Derneği Genel Başkanı Mükremin Şahin, Türkiye’de ve dünyada Kırım Tatarlarının teşkilatlanmasından söz açarak Türkiye’de Kırım Derneği’nin 25 şubesi olduğunu, ayrıca çok sayıda temsilcilik ve başka dernekler bulunduğunu belirtti. Dünyada ise 20 ülkede Kırım Tatar diasporasının olduğunu ifade eden Şahin, Kırım halkını temsil eden teşkilatın ise Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) olduğunu söyledi. Ancak KTMM’nin sürgünde olduğunu vurgulayan Şahin, Kırım Tatarları olarak diasporada hem Ukrayna’nın hem de Türkiye’nin geleceği ve bu iki ülkenin stratejik iş birliğini desteklemek istediklerini de ifade etti. Ukrayna Derneği Başkanı Ambarkütükoğlu ise, “Bugün burada yalnızca bir tarihi anmak için değil, bir halkın onurunu ve dirilişini hatırlamak için toplandık. Kırım Tatar halkının özgürlük iradesini dünyaya ilan ettiği gündür. Aynı zamanda bu tarih Ukrayna’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne sahip çıkma kararlılığının sembolüdür. Kırım’ın işgali yalnızca bir toprak meselesi değildir. Bu uluslararası hukuk, insan haklarının ve adaletin ihlalidir." diye konuştu. 7 MİLYONDAN FAZLA UKRAYNA VATANDAŞI ÜLKE DIŞINA ÇIKTI Açış konuşmalarının ardından panele geçildi. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Levent Ersin Orallı moderatörlüğünde gerçekleşen panelde ilk sözü Prof. Dr. Gayana Yüksel aldı. Yüksel, savaşın, askeri, ekonomik, sosyal boyutları olduğundan bahisle sözüne başladı. Ancak en önemli olanın insanın yaşadığı tecrübesi olduğunu ifade etti. “Bizim hayatımız üçe bölündü. 2024’ten önce, 2022’ye kadar ve şimdiki devam eden süreç” diyen Yüksel, savaş başladıktan bir süre sonra Kırım Tatar Milli Meclisinin toplandığını ve Ukrayna’dan insanların tahliyesini organize ettiğini, 50 bin kişinin Türkiye’ye geldiğini belirtti. Şu anda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 21’inin işgal altında olduğunu söyleyen Yüksel, 55 bin Ukraynalı askerin hayatını kaybettiğini, ayrıca çok sayıda askerin kayıp olduğunu, sivil kayıpların en az 15 bin olduğunun tahmin edilmekte olup, 42 bin sivilin yaralandığını, 7 milyondan fazla Ukrayna vatandaşının ülke dışına çıktığını 3,5 milyon kişinin Ukrayna içinde yerinden edildiğini söyledi. "KIRIM DÜĞÜMÜ ÇÖZÜLMEDEN, SAVAŞ SADECE DONMUŞ BİR ÇATIŞMAYA DÖNÜŞÜR" Yüksel’in ardından Karabük Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Yuliya Biletska, kendisine savaşın ne zaman biteceği sorulduğunda, bu sorudan kastedilen Ukrayna’nın mücadeleyi bırakması ise bu savaşın uzun süre bitmeyeceğini söylediğini ifade etti. “Ukrayna savunmayı bırakırsa savaş Avrupa’ya sıçrar” diyen Biletska “2026 için Avrupa güvenliğinin dayanağı sadece NATO değil aynı zamanda Ukraynadır." dedi. Sürecin Kırım’la başladığını belirten Biletska o dönemde bu saldırganlık çok ciddiye alınmayıp, bu kadarla sınırlı kalacağı anlayışında olunduğunu, revizyonist bir gücün durdurulamadığında geri çekilmeyeceğini tam tersine cesaretleneceğini belirtirken, Kırım’dan sonra sürecin böyle geliştiğini ifade etti. Biletska şöyle devam etti: Gerçek bir barış stratejisi, tavizler üzerine kurulamaz. Gerçek barış, Kremlin’in cezasız kalacağına dair inancını zayıflatmakla mümkündür. Barış, saldırganın özgüveni kırıldığında başlar. Ve en önemlisi Kırım çözülmeden bu savaş gerçekten çözülmez. Kırım’ın statüsü netleşmeden, “istikrarlı barış”tan söz etmek mümkün değil. Kırım düğümü çözülmeden, savaş sadece donmuş bir çatışmaya dönüşür. Şunu da iyi biliyoruz. Kırım sadece işgal edilmedi. Askerîleştirildi. ÖZÇELİK: RUSYA’NIN TÜRKİYE’YE SALDIRABİLECEĞİ UNUTULMAMALIDIR Biletska’nın ardından söz alan Çankırı Karatekin Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sezai Özçelik, Amerika’da bir düşünce kuruluşunun yaptığı araştırmada, Türkiye’de halkın yüzde 80’inin Amerika’ya güvenmediğini, bu nedenle Ukrayna’nın Rusya ile haklı mücadelesinde, Batı’nın emperyalist bir adımı olarak Rusya’nın burada mağdur olduğuna dair bir anlayış olduğunun Türk kamuoyunda görüldüğünü belirtti. Başka bir araştırmada ise Türk halkının dış politika anlamında en güvendiği liderin Zelenskıy olduğunu bu bakış açısıyla bakıldığında ise Türkiye’de kamuoyunun Ukrayna-Rusya Savaşı’nda Ukrayna’nın yanında yer aldığını ifade etti. “Buradaki temel konu özellikle Türk halkının bunu bir jeopolitik ve jeostratejik bir oyun olarak görmesi” diyen Özçelik, buna karşı olduğunu “bu jeopolitik ve jeostratejik fetişizmden uzaklaşılması gerektiğini düşündüğünü” ifade etti. Putin’in durdurulması gerektiğini, Türkiye’nin stratejik körlük yaşamaması gerektiğini belirten Özçelik, Rusya’nın Türkiye’ye de saldıracağını unutmadan hareket etmenin gerekli olduğunu vurguladı.

Rusya'nın Ukrayna'da 4 yıldır sürdürdüğü topyekûn işgal girişimi Ankara'da telin edildi Haber

Rusya'nın Ukrayna'da 4 yıldır sürdürdüğü topyekûn işgal girişimi Ankara'da telin edildi

Türkiye'de yaşayan Ukrain ve Kırım Tatarları, Ukrayna-Rusya Savaşı’nın 4. yıl dönümü nedeniyle Ankara’da Ukrayna Parkı’nda bir araya geldi. Program, Ukrayna, Türkiye ve Kırım Tatar millî marşlarının söylenmesi ile başladı. Ardından Rusya’nın Ukrayna’ya karşı sürdürdüğü savaşta hayatını kaybedenler ve sivillerin anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Saygı duruşunun ardından Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl bir konuşma yaptı. Celal konuşmasına, “2022’den çok önce başlayan saldırganlığın yeni bir evresi olan, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı tam kapsamlı işgal girişiminin yıl dönümünü anıyoruz” diye başladı. Büyükelçi, konuşmasında saldırılara değinerek “2014’te Kırım’ın işgaliyle başlamıştı. Üzerlerinde hiçbir işaret bulunmayan ilk Rus askerleriyle başladı. Aralarında işgalin ilk kurbanlarından biri olan Kırım Tatarı Reşat Ametov’un da bulunduğu, kaçırılan ve işkence edilerek öldürülen ilk insanlarla başladı. Siyasi baskılarla, ev baskınlarıyla, Kırım Tatar Milli Meclisinin yasaklanmasıyla, yarımadada ifade özgürlüğünün ve insan haklarının yok edilmesiyle başladı.” diye sürdürdü. “O zaman saldırgan uluslararası hukuku cezasız bir şekilde çiğneyip çiğneyemeyeceğini sınadı, 24 Şubat 2022’de saldırganlık açık ve tam kapsamlı bir işgale dönüştü” diyen Celal, binlerce ölü, şehirlerin yıkılması ve milyonlarca kişinin zorunlu göçmen durumuna düşmesine de değindi. Halen Rus hapishanelerinde tutulan binlerce Ukraynalı savaş esiri ve sivil rehineler olduğunu belirten Celal, “Bu insanlar ülkelerini sevdikleri için cezalandırılıyorlar” dedi. Ukrayna askerlerinin cesareti ve Ukrayna halkının direncine dünyanın şahit olduğunu ifade eden Celal, Ukrayna halkının uluslararası toplumu Ukrayna’yı desteklemeye teşvik eden bir birlik gösterdiğini vurguladı. “NUMAN ÇELEBİCİHAN VATANI UĞRUNA CANINI VERMEYE YEMİN ETMİŞTİ” 23 Nisan 1918’de Bolşevikler tarafından öldürülen Numan Çelebicihan’ı da anan Celal, Çelebicihan’ın vatanı uğruna canını vermeye yemin ettiğini hatırlatarak, "Bugün binlerce Ukraynalı da devletinin özgürlüğü için canını vermeye hazır" diye konuştu. Ukrayna’nın adil bir barış istediğini sözlerine ekleyen Celal, “Ukrayna barış istiyor. Ama adil bir barış. Tüm işgal altındaki toprakların özgürlüğe kavuşması anlamına gelen bir barış. Hukuka aykırı bir şekilde kaçırılan her Ukraynalı çocuğun geri dönmesi. Tüm savaş esirlerinin ve siyasi tutukluların serbest bırakılması. Saldırganın adalet önünde hesap vermesi.” diyerek adil bir barış istediklerini vurguladı. Celal, Ukrayna’nın 2014’te ve 2022’de ayakta kaldığını ve zafere kadar ayakta kalacağını da söyleyerek “Yaşasın Ukrayna” sözleri ile konuşmasını tamamladı. “IŞIK AYNI ZAMANDA ONUR VE HAYATTIR” Celal’den sonra sözü Ankara Ukrayna Derneği Başkanı İrına Ambarkütükoğlu aldı. Ambarkütükoğlu, “Biz evimizden uzaktayız ama 24 Şubat 2022’den bu yana mesafe bizim için artık kilometrelerle ölçülmüyor; kaygılarla, haberlerle, sevdiklerimizin sesini beklemekle ve bir sabahın sirenler olmadan başlayacağına dair inançla ölçülüyor.” dedi. Mücadele edenlerin ve bekleyenlerin yanında olduklarını ve artık konuşamayanlar adına konuştuklarını belirten Ambarkütükoğlu “Hafıza ve sorumluluk bizi, uzakta olsak bile bir kılar” diye konuştu. Rusya’nın Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelik düzenlediği sistematik saldırılar sebebiyle karanlığa gömüldüğünde, ışığın yalnızca elektrik olmadığını derinden hissettiklerini belirten Ambarkütükoğlu “Işık aynı zamanda onu ve hayattır” diye vurguladı. Ambarkütükoğlu, konuşmasının devamında Türk halkına dayanışma, merhamet ve desteği için teşekkür etti. “KIRIM TATARLARI GELECEKLERİNİ UKRAYNA HALKI İLE BERABER KURMAK İSTİYORLAR” Kırım Derneği Genel Başkanı Mükremin Şahin, Türkiye’de Kırım Tatarlarının çok kalabalık bir şekilde yaşadıklarını ifade etti. Şahin, dünyada yirmiden fazla ülkede Kırım Tatar diasporası olduğunu belirterek, bütün Kırım Tatarlarının Ukrayna halkının yanında olduğunu vurguladı. “Kırım Tatarları geleceklerini Ukrayna halkı ile beraber kurmak istiyorlar” diyen Şahin, bugün dünyada güçlü olanın sözünün geçtiği ve istediğini yaptığı bir süreç yaşandığını da belirtti. Şahin, Birleşmiş Milletlerin kuralları, uluslararası hukuk, adalet gibi kavramların ise artık konuşulmadığını söyleyerek, “güçlü olan, silahı olan, nükleer silahı olan devletlerin her şeyi yapabileceğini zannettiklerini” ancak “Ukrayna halkının iradesi, kararlılığı, Kırım Tatar halkının iradesi hiçbir zaman bu zorbalık karşısında” diz çökmeyeceğini sözlerine ekledi. Ukrayna halkının Kırım Tatar halkıyla omuz omuza mücadeleyi kazanacağını vurgulayan Şahin, “Bizim irademiz, kararlılığımız, savaşma gücümüz, onların füzelerinden, nükleer silahlardan daha kuvvetli” dedi. ŞEN: ŞÜPHESİZ Kİ TARİH YAZILDIĞINDA BUGÜNLERİ HAYIRLA YAD ETMEYECEKTİR Şahin’den sonra söz alan Eskişehir Kırım Derneği Başkanı Recep Şen, “Kırım vatandır, Kırım Ukraynadır” sözleri ile konuşmasına başladı. Şen, Kırım’ın yasa dışı işgalinin 12. yılında, Rus saldırganlığının ve bağımsız Ukrayna’yı işgal ve yok etme girişiminin dördüncü yılına vurgu yaparak, “Dünya insanlık tarihinin en şovenist ve katliamcı insan hakları ihlalcisi bir ülkenin zulmüne karşı direniyoruz. Bugün artık Ukrayna’nın işgal ve soykırımına karşı direnişinin şanlı tarihi yazılmaktadır” şeklinde konuştu. Şen, “Tarih kanla yazılır derler ama bu kan yiğitçe savaşanların askerlerin kanlarıdır. Oysa 12 yıldır sürdürülen mücadele insanlıktan nasibini almamış bir devletin zulmüyle, soykırımı ile yazılmaktadır.” diye konuştu. Şen, olayların gelecekte nasıl hatırlanacağına ilişkin olarak şu sözleri kullandı: Şüphesiz ki, tarih yazıldığında bugünleri hayırla yad etmeyecektir. “MESAFE HİÇ ÖNEMLİ DEĞİLDİR, KALBİMİZ BİRDİR” Ukrayna Kültür Derneği Başkan Yardımcısı Aliya Usenova ise, “Biz burada kimseye karşı kin ve nefreti çoğaltmak için değil, bizi duyun diye bulunuyoruz.” dedi. Türkiye’den uzak olmadıklarını arada yalnızca bir deniz olduğunu söyleyen Usenova, “Mesafe hiç önemli değildir, kalbimiz birdir” diyerek sözlerini sürdürdü. Mitinge katılanlardan da söz eden Usenova, çevrede görülen çok çeşitli bayraklara değinerek, bu bayrakları tutan kişilerin hepsinin kayıp, esir ve ölen askerlerin yakınları olduğunu söyledi. Mücadeleye devam edeceklerinin vurgusunu yapan Usenova “Eğer biz susarsak, siz bizi duymazsınız” dedi. Türkiye’ye her zaman destek olduğu için ve yardımları için teşekkür eden Usenova, Türkiye’nin insani konularda olduğu kadar esir değişimindeki rolünün büyüklüğünü de vurguladı. Şu anda Ukrayna’da yaşananların savaş olmadığını ve özgür bir halk olarak her zaman gerçekleri söylediklerini ifade eden Usenova, “Biz buna terör demesek deriz ki sivil insanları öldüren, başka ülkelerin topraklarına silahlı saldırılar düzenleyenler kimdir? Olanlar nedir? Cevabını siz veriniz.” ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından Rusya’nın Ukrayna’ya karşı sürdürdüğü savaşın 4. yılı arifesinde günün anısına esarette olan Ukrayna kahramanlarının fotoğraflarının olduğu 140 metrelik bir pankart açıldı.

Almanya Başbakanı Merz'den şok ABD çıkışı: "Kurallara dayalı düzenden uzaklaştığını görüyoruz" Haber

Almanya Başbakanı Merz'den şok ABD çıkışı: "Kurallara dayalı düzenden uzaklaştığını görüyoruz"

Almanya Başbakanı ve Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkanı Friedrich Merz, transatlantik ilişkilerde yeni bir dönemin sinyallerini verdi. Baden-Württemberg eyaletinde partisinin düzenlediği etkinlikte konuşan Merz, Almanya'nın en stratejik müttefiki olan Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) mevcut tutumuna yönelik sert eleştirilerde bulundu. Merz, ülkesinin en önemli müttefiki olan ABD’nin kurallara dayalı düzene sırt çevirdiğini gördüklerini söyledi. MERZ: ABD'NİN KURALLARA DAYALI DÜZENDEN UZAKLAŞTIĞINI GÖRÜYORUZ Alman basınında yer alan haberlere göre Friedrich Merz, Baden-Württemberg eyaletinin Heddesheim beldesinde partisinin düzenlediği bir etkinliğe katıldı. Merz burada yaptığı konuşmada Avrupa'yı ABD'den bağımsız olmaya çağırarak, "Dünyadaki en önemli müttefikimizin, ki bu bugüne kadar ABD olmuştur, kurallara dayalı düzenden uzaklaştığını görüyoruz." dedi. ABD politikasının gelişiminin, uluslararası hukuk yerine salt güç ve çıkar odaklı bir politikaya doğru yöneldiğini savunan Merz, ABD Başkanı Donald Trump’ın eleştirilebileceğini belirterek, "Ancak eleştirinin muhatabı buna tepki vermeyip yaptıklarını doğru buluyorsa, eleştirinin ne faydası var?" ifadesini kullandı. Ancak bu durumda "kafanın kuma gömülmemesini" isteyen Merz, saygı görmek için Almanya'nın kendi çıkarlarını gözetmeyi öğrenmesi gerektiğini belirtti. Merz, ülkede insanların daha uzun ve daha fazla çalışılmasını talep ederek sanayinin temelinin korunması gerektiğini, aksi takdirde sorunların çözülmeyeceğini sözlerine ekledi.

Bilim kılıfı altında yağma: Butyagin Davası Kırım’daki hukuksuzluğu açığa çıkarıyor Haber

Bilim kılıfı altında yağma: Butyagin Davası Kırım’daki hukuksuzluğu açığa çıkarıyor

İşgal altındaki Kırım’da yasa dışı arkeolojik faaliyet yürüttüğü gerekçesiyle aranan Rusya vatandaşı Aleksandr Butyagin’in Varşova’da gözaltına alınması ve Ukrayna’ya olası iadesi, yalnızca bireysel bir dava değil; Rusya’nın uluslararası hukuku sistematik biçimde ihlal etmesine karşı kritik bir sınav ve emsal niteliğinde bir süreç olarak görülüyor. Hermitaj Müzesi çalışanı Butyagin, Hollanda’dan Balkanlara seyahat ederken 11 Aralık 2025’te Varşova’dan transit geçtiği sırada Polonya İç Güvenlik Ajansı tarafından durdurularak gözaltına alındı. Ardından Polonya mahkemesi, savcılıkta ifade vermeyi reddeden bilim insanı hakkında 40 günlük tutukluluk kararı verdi. 12 Ocak'ta ise Butyagin'in tutukluluk süresi uzatıldı. Varşova Bölge Mahkemesi, iade sürecinin sağlıklı şekilde yürütülmesi için tutukluluğun gerekli olduğuna hükmetti. Varşova Bölge Savcılığı, Butyagin’in Ukrayna’ya iadesine destek verdi. Butyagin’in Ukrayna’ya iadesinin hukuken mümkün olup olmadığı, 15 Ocak Perşembe günü yapılacak bir sonraki duruşmada ele alınacak. Mahkemenin olumlu karar vermesi halinde, nihai karar Polonya Adalet Bakanına ait olacak. MOSKOVA’DAN VARŞOVA’YA SERT TEPKİ Butyagin’in, işgal altındaki Kırım’da Ukrayna’nın izni olmadan yürütülen arkeolojik kazılara katıldığı gerekçesiyle Polonya’da tutuklanması Moskova’nın sert tepkisini beraberinde getirdi. Rusya Dışişleri Bakanlığı, 13 Ocak’ta Polonya’nın Moldova Büyükelçisini bakanlığa çağırarak resmî protesto notası verdi ve Butyagin’in Ukrayna’ya iade edilmesine karşı “uyarı”da bulundu. Kremlin, davayı kamuoyuna “bilimsel faaliyet nedeniyle baskı” olarak sunmaya çalışsa da, bu söylem uluslararası hukuk açısından ciddi boşluklar barındırıyor. İŞGAL ALTINDAKİ TOPRAKLARDA UKRAYNA İZNİ OLMADAN “BİLİM” YAPILAMAZ Rus tarafının göz ardı ettiği temel husus, Kırım’ın uluslararası hukuk açısından Ukrayna’ya ait bir bölge olduğu ve Rusya tarafından geçici olarak işgal altında tutulduğu hususu. Bu statü, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen çok sayıda kararla açık biçimde teyit edildi. Bu çerçevede, Ukrayna makamlarının izni olmaksızın işgal altındaki Kırım’da yürütülen her türlü arkeolojik kazı ve benzeri faaliyet, uluslararası hukuk bakımından hukuka aykırı kabul ediliyor. Lahey ve Cenevre Sözleşmeleri uyarınca, işgalci devletlerin işgal altındaki topraklarda arkeolojik kazı yapması, kültürel varlıklara el koyması ya da kültürel mirasa zarar verebilecek faaliyetlerde bulunması açık şekilde yasaklanmış durumda. RUSYA ARKEOLOJİ İLE YAĞMAYI KARIŞTIRIYOR Moskova’nın tepkisi, klasik bir diplomatik itirazın ötesine geçiyor. Uzmanlara göre bu tutum, Polonya’ya yönelik bilinçli siyasi ve diplomatik baskı, hatta dolaylı bir gözdağı niteliği taşıyor. Rus diplomasisi bir kez daha arkeoloji ile yağmayı, akademik çalışma ile işgal hukukunu ihlal etmeyi birbirine karıştırıyor. Özellikle konu Kırım olduğunda uluslararası hukuk, Kremlin’in söyleminde çoğu zaman “seçici” biçimde uygulanıyor. RUSYA BUTYAGİN’İ “BASKI KURBANI” OLARAK GÖSTERMEYE ÇALIŞIYOR Butyagin’in “bilim insanı” olarak sunulması, Rusya’nın Ukrayna’nın işgal altındaki bölgelerinde kültürel mirasa verdiği sistematik zararla yan yana konulduğunda özellikle çarpıcı bir çelişki yaratıyor. Kentlerin, müzelerin, tarihi yapıların bombalandığı; kültürel varlıkların yağmalandığı bir ortamda Moskova’nın bir anda “bilim özgürlüğü” savunuculuğuna soyunması, uluslararası kamuoyunda ikna edici bulunmuyor. BUTYAGİN DAVASI TEKİL SORUŞTURMANIN ÖTESİNDE Rus işgali altındaki Kırım’da yasa dışı kazı çalışmaları yürüterek Ukrayna'nın kültürel mirasına verdiği zarar nedeniyle Ukrayna tarafından aranan Aleksandr Butyagin’in davası, tekil bir ceza soruşturmasının çok ötesinde anlam taşıyor. Bu dava, Rusya vatandaşlarının işgal altındaki Ukrayna topraklarında işledikleri suçlar nedeniyle uluslararası düzeyde sorumluluk altına alınabileceğini gösterme potansiyeline sahip. Özellikle kültürel mirasın korunması alanında oluşabilecek bir emsal, gelecekte benzer vakaların yargı önüne taşınmasının da önünü açabilir. RUSYA HUKUKİ EMSALDEN KORKUYOR Rusya’nın Polonya üzerindeki baskısı, bir güç gösterisinden çok, hukuki bir emsalden duyulan korkunun işareti olarak değerlendiriliyor. Yıllarca “Kırım bizim” diye tekrarlansa bile, belgelerin, anlaşmaların ve uluslararası hukukun başka bir şeyi hatırladığını gösteren bir emsal. Çünkü uluslararası hukuk, propaganda ile ortadan kalkmaz. İmzalar silinmez, sözleşmeler geçerliliğini yitirmez, sorumluluklar da televizyon anlatılarıyla yok olmaz.

BM: Rusya, hiçbir önkoşul olmadan Ukraynalı çocukları geri vermeli Haber

BM: Rusya, hiçbir önkoşul olmadan Ukraynalı çocukları geri vermeli

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü saldırganlığın en savunmasız kurbanları olan çocuklara yönelik kritik bir karara imza attı. Genel Kurulda oy çokluğuyla kabul edilen kararda, Rusya Federasyonu'ndan derhal ve hiçbir önkoşul olmaksızın yasa dışı şekilde yerinden edilen veya sınır dışı edilen tüm Ukraynalı çocukları geri vermesi talep edildi. 91 ülkenin desteklediği kararda, Rusya’nın sürdürdüğü zorla yer değiştirme, çocukların ailelerinden koparılması, vatandaşlık dayatılması, evlatlık işlemleri ve propaganda amaçlı ideolojik baskı uygulamalarını açık şekilde kınandı. Rusya'nın yanı sıra Belarus, İran, Küba, Nikaragua, Eritre, Mali ve birkaç başka devlet dahil toplamda 12 ülke karara karşı oy kullanırken, Çin, Hindistan, Brezilya, Kazakistan, Özbekistan ve Pakistan'ın da aralarında bulunduğu 57 ülke çekimser kaldı. ÇOCUKLAR EN SAVUNMASIZ HEDEF Ukrayna Dışişleri Bakan Yardımcısı Mariana Betsa, kararı sunarken bunun siyasi değil, tamamen insanlık ve ahlaki sorumluluk meselesi olduğunu vurguladı. Rusya’nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü savaşın çocukları saldırganlığın en savunmasız hedefi haline getirdiğini belirten Betsa, Rusya'nın sadece çocukları öldürmekle kalmayıp, aynı zamanda onların kimliklerini de silmeye çalıştığını ifade etti. Betsa, işgal altındaki bölgelerde ve Rusya'da Ukraynalı çocuklara ana dillerinin, edebiyatlarının ve tarihlerinin yasaklandığını; bunun yerine onlara düşmanca propaganda aşılandığını aktardı. Çocukların "Nazi devleti" hakkındaki yalanları tekrarlamaya zorlandığını ve askerî eğitime tabi tutuldukları "çocuk ordularına" dahil edildiğini kaydetti. Ukrayna Dışişleri Bakanlığı verilerine göre, bugüne kadar Rusya en az 20 bin Ukraynalı çocuğu yasa dışı şekilde yerinden etti. Ukrayna ise bunlardan yalnızca bin 850'sini eve döndürmeyi başardı. ULUSLARARASI HUKUKUN AĞIR BİR İHLALİ BM Genel Kurulu Başkanı Annalena Baerbock, karar taslağının görüşülmesi sırasında yaptığı açıklamada, çocukların sınır dışı edilmesinin uluslararası insancıl hukukun ağır bir ihlali olduğunu vurguladı. Baerbock, Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin 49. maddesinin sivillerin işgal altındaki bölgelerden zorla yerinden edilmesini yasakladığını hatırlattı. Ayrıca, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin her çocuğun kimlik, aile hayatı ve kaçırılmaya karşı korunma haklarını garanti ettiğini belirtti. Baerbock, BM Güvenlik Konseyinin Rusya vetosu nedeniyle işlevsiz kaldığı bir dönemde Genel Kurulun “uluslararası düzeni, Ukrayna halkını ve en kırılgan kesim olan çocukları korumak için” sorumluluk aldığını söyledi. Diplomatlar, kararın kabulünü “uluslararası hukuk ve adalet adına atılmış önemli bir adım” olarak nitelendirirken, bunun kaçırılan çocukların evlerine dönebilmesi için kritik bir araç oluşturduğunu vurguladı.

Ukrayna Yerli Halklar Kongresi’nde “Yerli Halklar Yasası” masaya yatırıldı Haber

Ukrayna Yerli Halklar Kongresi’nde “Yerli Halklar Yasası” masaya yatırıldı

Ukrayna’da bu sene ilk kez düzenlenen Yerli Halklar Kongresi 2 Aralık’ta Kıyiv’de gerçekleştirildi. Etkinlik kapsamında "Yerli Halklar Yasası: Yerli Halkların Haklarının Gerçekleştirilmesinin Garantisi" başlıklı panel düzenlendi. Panelde Ukrayna’daki yerli halkların statüsü, yasal çerçevenin güçlendirilmesi ve yerli halkların işgal koşullarında korunmasına yönelik mekanizmalar ele alındı. Panele; Ukrayna Milletvekili Tamila Taşeva, Avrupa Konseyi Ukrayna Ofisi Başkan Yardımcısı Hilde Haug, Ukrayna Cumhurbaşkanının Kırım Özel Temsilcisi Olha Kurışko, BM Yerli Halklar Hakları Uzman Mekanizması Üyesi ve İnuit Kutup Çevresi Konseyi Başkanı Dalee Sambo Dorough, Kırım Tatar Kaynak Merkezi Başkanı ve Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Üyesi Eskender Bariyev, Ukrayna Uluslararası Hukuk Derneği Başkanı Olga Butkevıç ve Kırım Yerli Halklarını Destekleme Vakfı Başkan Yardımcısı Vyaçeslav Lombrozo katıldı. Oturum, Ukrayna Enstitüsü Başkan Yardımcısı ve insan hakları savunucusu Alim Aliyev tarafından yönetildi. “KIRIM TATARLARININ STATÜSÜNE DAİR AYRI YASA GEREKLİ” Ukrayna Milletvekili Tamila Taşeva, genel bir çerçeve sağlayan Yerli Halklar Yasası'nın yanı sıra, Kırım Tatar halkının statüsünü ayrıntılı biçimde düzenleyecek özel bir yasanın hazırlanmasının zorunlu olduğunu belirtti. 2022’de hazırlanan ve ilgili kurumlarla uyumlandırılan taslağın AGİT’ten olumlu görüş aldığını, şimdi ise Avrupa Konseyi’nden değerlendirme beklediklerini açıkladı. Aynı zamanda Taşeva uluslararası ortaklarla etkileşim sürecinin daha karmaşık olduğunu, çünkü birçok kuruluşun ağırlıklı olarak ulusal azınlıklarla çalıştığını ifade etti. KIRIM TATAR DİLİ KONUSUNDA ÇALIŞMALAR SÜRÜYOR Cumhurbaşkanının Kırım Daimî Temsilcisi Olha Kurışko, temsilcilik için en önemli önceliklerden birinin Kırım Tatar dili ve edebiyatının geliştirilmesi olduğunu söyledi. Yerli Halklar Yasası sonrası kabul edilen Kırım Tatar Dilini Geliştirme Stratejisi ve kurulan ulusal komisyonun, bakanlıklar arasındaki yetki devri sorunları nedeniyle yaklaşık bir yıldır tam kapasiteyle çalışamadığını aktardı. Kurışko, “Kırım Temsilcisi olarak işgal meselesi benim için de önemli, çünkü yasa ve devlet politikasının varlığı Ukrayna'ya yerli halkları korumak için ek argümanlar ve fırsatlar sağlıyor. Bugün Kırım işgal altındayken ve siyasi tutsakların çoğu Kırım Tatarı iken Ukrayna ek koruma mekanizmaları uygulamalıdır." dedi. “DİL POLİTİKASI: AVRUPA STANDARTLARIYLA UYUMLU VE KAPSAYICI OLMALI” Avrupa Konseyi Ukrayna Ofisi Başkan Yardımcısı Hilde Haug, dil politikasının Avrupa standartları ile Ukrayna siyasi ulusunun güçlendirilmesini ve yerli halkların kimliklerinin korunmasını birleştirmesi gerektiğini söyledi. Ayrıca Ukrayna ile uzman iş birliğinin önemine dikkat çeken Haug, bu sayede 2023 İnsan Hakları Komiseri raporundaki bulgular aracılığıyla Kırım'daki insan hakları savunucularına yönelik zulme dikkat çekildiğini hatırlattı. “ASIL ZORLUK, YASAYI HAYATA GEÇİRMEK” BM Yerli Hakları Uzman Mekanizması Üyesi Dalee Sambo Dorough, yerli halklara ilişkin yasal düzenlemelerin en büyük zorluğun uygulama aşaması olduğunu belirtti. Kanada’nın 2021 sonrası ilerlemelerinden örnek veren Dorough, kültürel ve siyasi hakların hâlâ tam güvence altında olmadığını söyledi. Dorough, Ukrayna yasasının en önemli avantajının “yerli halk” tanımının net bir biçimde yapılmış olması olduğunu kaydetti ve yasanın etkin uygulanması için uluslararası mekanizmaların ve yeterli mali kaynakların gerekli olduğunu ifade etti. “KTMM’İN STATÜSÜ NETLEŞMELİ, İŞGALDEN KURTARILMASI SONRASI DÖNEM İÇİN HAZIRLIK YAPILMALI” Uluslararası hukuk uzmanı Olga Butkevıç, yasanın uygulanmasının iki yönde ilerlemesi gerektiğini belirtti. Birinci hemen alınabilecek kararlar örneğin KTMM’nin temsilci organ olarak yasal tescilinin tamamlanması; ikinci ise işgalden kurtarılması sonrası dönem için hazırlık kapsamında yerli halkların mülkiyeti, iş birlikçilerin sorumluluğu ve anayasal değişiklikler dahil, Kırım'ın işgalden kurtarılması sonrası döneme yönelik normatif çözümlerin hazırlanması. Butkevıç, bu konuların uluslararası alanda her zaman popüler olmayabileceğini ancak savunulması gerektiğini vurguladı. “YERLİ HALKLARIN KORUNMASI İÇİN GERÇEK ARAÇ YASA VE ALT DÜZENLEMELER” KTMM Üyesi Eskender Bariyev, yerli halk kavramının kökenden değil; dil, kültür, gelenek, kimlik ve inançların korunması ile öz yönetim hakkından kaynaklandığını ifade etti. Bariyev bu sorunların bir bildirgeyle değil, ancak gerçek hakların korunmasının bir aracı olarak yasayla çözülebileceğini belirterek, yerli halklara ilişkin yasanın tam anlamıyla yürürlüğe girmesi için 17 alt yasal düzenlemenin kabul edilmesi gerektiğini hatırlattı. “TOPLUMUN BİLGİ EKSİKLİĞİ UYGULAMAYI YAVAŞLATIYOR” Kırım Yerli Halklarını Destekleme Vakfı Başkan Yardımcısı Vyaçeslav Lombrozo, Ukrayna toplumunun yerli halklarla ilgili temel kavramları yeterince bilmediğini, bu nedenle yasayı destekleyen kamu talebinin oluşmadığını kaydederek halkın bilinçlendirilmesinin hem siyasi iradeyi hem de reform sürecini güçlendireceğini söyledi.

Kırım Derneği İstanbul Şubesinden sözde barış planı taslağına net tepki Haber

Kırım Derneği İstanbul Şubesinden sözde barış planı taslağına net tepki

Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği İstanbul Şubesi, ABD'nin sunduğu sözde barış planı taslağına, 24 Kasım 2025 tarihinde yayımladığı basın bildirisi ile tepki gösterdi. Açıklamada, sözde barış planı taslağında Kırım başta olmak üzere Donetsk ve Luhansk'ın Rusya toprağı olarak kalmasını, Zaporijjya ve Herson'un "dondurulmuş bölge" olarak kabul edilmesini öngören yaklaşımın uluslararası hukuku ihlâl ettiği vurguladı. Kırım Derneği İstanbul Şubesi tarafından kaleme alınan açıklama, basın kuruluşları dışında ayrıca İstanbul'daki tüm konsolosluklara iletildi. KIRIM'IN GELECEĞİNİN PAZARLIK KONUSU OLMAYACAĞI VURGULANDI Kırım'ın geleceğinin pazarlık konusu olmayacağının altının çizildiği açıklamada, uluslararası toplumun BM kararlarına bağlı kalarak Kırım'ın Ukrayna'nın ayrılmaz bir parçasının olduğunu teyit etmesi gerektiği kaydedildi. "Kırım, Türk milleti için kutsal bir vatan olup hiçbir şekilde pazarlık konusu yapılamaz. Uluslararası hukuk, BM kararları ve tarihi gerçekler, Kırım’ın Ukrayna’nın ayrılmaz bir parçası olduğunu açıkça ortaya koymaktadır." cümlelerine yer verilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Rusya Federasyonu’nun 2014 yılında Kırım’ı işgaliyle başlayan Ukrayna-Rusya krizi, 24 Şubat 2022’de sıcak çatışmaya dönüşmüş ve hâlen bütün şiddetiyle devam etmektedir. Bu savaş, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da en büyük insani kayıplara ve zorunlu göçe sebep olmuş, milyonlarca insanın yerinden etmesi ve uluslararası barış ile güvenliği ciddi biçimde tehdit etmiştir. Kırım’ın işgali, uluslararası hukuka aykırı olup Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü açıkça ihlâl etmektedir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 27 Mart 2014 tarihli kararıyla Rusya’nın Kırım’daki 'yasa dışı fiili işgali' olarak tanımlamış ve Ukrayna’nın uluslararası tanınmış sınırları içindeki toprak bütünlüğünü teyit etmiştir. Bu karar, Kırım’ın statüsünde herhangi bir değişikliğin kabul edilmediğini açıkça ortaya koymaktadır. Uluslararası toplumun bu çoğunluğu tavrı, Kırım’ın Rusya tarafından ilhakının tanınmadığını ve hukuksuz eylem olarak reddedildiğini göstermektedir. ABD yönetimi tarafından son dönemde gündeme getirilen bazı öneriler, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü küçültmesini, Kırım başta olmak üzere Luhansk ve Donetsk’in Rusya’ya bırakılmasını öngörmektedir. Bu yaklaşım, BM kararlarıyla ve uluslararası hukukun temel ilkeleriyle doğrudan çelişmektedir. Böyle bir planın kabulü, yalnızca Ukrayna’nın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü zedelemekle kalmayacak, aynı zamanda uluslararası hukukun ve BM’nin otoritesini de ciddi biçimde sarsacaktır. Arabuluculuk, tarafsızlık ve adalet gerektirir. Ancak ABD’nin tutumu, kendi çıkarlarını ve Rusya’nın menfaatlerini önceleyen bir yaklaşım sergilemektedir. Bu planın kabulü hâlinde Kırım, Donetsk ve Luhansk Rusya’ya fiilen hediye edilmiş olacaktır. Oysa kadim Türk yurdu Kırım, asli sahipleri Kırım Tatar Türkleri ve onların efsanevi lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun tarihidir. Kırım Tatarları, tarih boyunca sürgünlere, baskılara ve zulme maruz kalmış; buna rağmen kimliklerini, kültürlerini ve vatan sevgilerini korumuşlardır. Bugün Kırım, yalnızca bir toprak parçası değil, Türk milletinin onuru ve uluslararası hukukun sınavıdır. Sonuç olarak: Kırım, Türk milleti için kutsal bir vatan olup hiçbir şekilde pazarlık konusu yapılamaz. Uluslararası hukuk, BM kararları ve tarihi gerçekler, Kırım’ın Ukrayna’nın ayrılmaz bir parçası olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. ABD ve Rusya’nın çıkar hesapları, Kırım’ın geleceğini belirleyemez.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.