SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Uluslararası Hukuk

QHA - Kırım Haber Ajansı - Uluslararası Hukuk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Uluslararası Hukuk haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Dr. Memmed İsmayılov: Ukrayna-Rusya Savaşı, uluslararası sistemin çöküşü anlamına geldi Haber

Dr. Memmed İsmayılov: Ukrayna-Rusya Savaşı, uluslararası sistemin çöküşü anlamına geldi

Uluslararası hukuk uzmanı Dr. Memmed İsmayılov, Ukrayna-Rusya Savaşı, Azerbaycan’ın bu savaştaki tutumu ve Güney Kafkasya’da değişen dengeleri Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi. Rusya’nın Kırım’ı 2014 yılındaki işgalinde ve 2022 yılında Ukrayna’yı topyekûn işgal girişiminde başvurduğu propaganda yöntemleri üzerine de açıklamalarda bulunan İsmayılov, yakın zamanda Rus vatandaşlarının korunması bahanesiyle Rus ordusuna yurt dışında silahlı müdahale hakkı veren kanunun Rusya Devlet Dumasından geçmesini de gündeme taşıdı. “UKRAYNA-RUSYA SAVAŞI, ULUSLARARASI HUKUKUN YENİ BİR İVME KAZANMASINA SEBEP OLDU” İsmayılov, Rusya’nın Kırım’ı 2014 yılındaki işgalinde ve 2022 yılında Ukrayna’yı topyekûn işgal girişiminde başvurduğu propaganda yöntemleri üzerine, “Ukrayna-Rusya Savaşı, uluslararası hukukun yeni bir ivme kazanmasına sebep oldu; uluslararası hukukun ‘uluslararası hukuksuzlaşmasına’ sebep oldu.” ifadelerini kullandı. Birleşmiş Milletlerin (BM) 1945 yılında kurulurken kuvvet kullanılmaması amacını taşıdığını hatırlatan İsmayılov, bunun sebebinin 1945 öncesinde kuvvet kullanmanın BM Şartı’nda olduğu gibi bir yasak olmadığını, birçok büyük devletin bir dış politika aracı olarak kuvvete başvurduğunu dile getirdi. İsmayılov, 1945 öncesi konjonktür için “Kuvvet kullanmak, eğer güçlü bir devletseniz bir nevi meşru bir araçtı.” şeklinde konuşarak BM Şartı’nın 4. Maddesi’nin 2. Fıkrasında belirtildiği üzere, kuvvet kullanmanın uluslararası ilişkilerde kesin bir şekilde yasaklandığını hatırlattı. RUSYA, HANGİ İDDİALARI ÖNE SÜREREK İŞGALİ MEŞRULAŞTIRMAYA ÇALIŞTI? “Bu, istikrarlı bir şekilde bir müddet daha devam etti. Devletler, birbirlerine karşı kuvvet kullanmaktan çekiniyordu. Ancak 20 Şubat 2014’te Rusya, Kırım’a saldırdı. Aslında bu aslında bir oldubitti operasyonuydu. Çok kısa sürdüğü için uluslararası kamuoyunda çok büyük bir tepki çekmedi ancak 22 Şubat 2022’ye gelindiğinde herkes şunu düşünüyordu: Rusya, hiçbir şekilde Ukrayna’ya saldırmaz çünkü uluslararası bir sistem var; Ukrayna bağımsız, egemen bir devlet; topyekûn bir savaş uluslararası sistemin ihlali anlamına geliyor.” şeklinde konuşan İsmayılov, buna karşın birçok kişinin yanıldığını hatırlattı. İsmayılov, Rusya’nın sözde hukuki argümanlarının; NATO’nun Doğu’ya doğru genişlemesi, diğer anlamıyla Ukrayna’nın NATO’ya yaklaşması, Donbas başta olmak üzere Ukrayna’nın birçok bölgesinde yaşayan Rus kökenli nüfusa karşı etnik temizlik ve soykırım uygulandığı iddiası üzerine Ukrayna’ya insanî veya insancıl müdahale girişimi, Ukrayna’da Rusya’ya göre oldukça artan Nazi temelli görüşlere müdahale (denazification) olduğunu belirtti. Rusya’nın Kırım, Donetsk ve Luhansk bölgelerine müdahale ederken söz konusu bölgelerde yaşayan Rus nüfusun insan haklarının sistematik olarak ihlal edildiği ve soykırım fiillerinin gerçekleştirildiği iddialarına da dikkat çeken İsmayılov, Rusya’nın meşru müdafaa hakkı çerçevesinde söz konusu iddialara dayanarak saldırılarını düzenlediğini dile getirdi. “ULUSLARARASI HUKUKTA MESELELER SÖZLE Mİ ÇÖZÜLÜYOR, ANTLAŞMALARLA MI?” Rusya’nın uluslararası hukuktaki kuvvet kullanma yasağını, saldırılarını uluslararası hukukta yer alan meşru müdafaa hakkını (BM Şartı 51. Madde) bahane ederek ihlal ettiğine dikkat çeken İsmayılov, “İlgili madde şunu diyor: BM üyesi bir devlet, başka bir üye devlete karşı silahlı saldırıda bulunamaz. NATO’nun Ukrayna’ya yönelik genişlemesi ya da Ukrayna’nın NATO’ya yakınlaşması bir silahlı saldırı mıdır? Değildir. Donbas’ta Rus nüfusuna yönelik soykırım iddiasında da bulunuluyor ancak bu soykırım fiillerini şu ana kadar destekleyen, haklı çıkaran bir uluslararası belge ortaya konulmuş değil. Diğer mesele de ‘denazification’, aslında bu Rusya’nın iddiası. Bu iddiayı da ispat eden bir hukuki belge ya da bir uluslararası rapor yok.” şeklinde konuştu. NATO’nun 1997 yılında “NATO-Rusya Kurucu Senedi” adlı bir belgeyi imzaladığının altını çizen İsmayılov, belgenin taraflarının Rusya ve NATO olduğunu belirterek Ukrayna’nın NATO’ya dâhil olması hâlinde Rusya’ya veto hakkı verildiğine dair bir ifadenin yer almadığını kaydetti. Bu hususta İsmayılov, “Rusya burada neye dayanıyor? Diyor ki ‘Geçmişte Batı, bana Ukrayna’nın hiçbir şekilde NATO'ya dâhil olmayacağı sözünü verdi. Peki, uluslararası hukukta meseleler sözle mi çözülüyor yoksa antlaşmalarla mı? Bir sözün hukuki değer kazanması için bir antlaşma akdedilmesi gerekiyor. Dolayısıyla Ukrayna ile ilgili öyle bir bağlayıcı anlaşma olmadığı için aslında yine Rusya'nın argümanları, uluslararası hukuk açısından çelişkilidir.” değerlendirmesini yaptı. Bununla birlikte bir devletin başka bir devlete karşı meşru savunma hakkını kullanabilmesi için silahlı bir saldırı olması gerektiğini hatırlatan İsmayılov, Rusya’nın işgali meşru kılmak adına ortaya attığı iddialar üzerine, “Yine bu iddialar baktığımızda Rusya açısından temelsiz oluyor çünkü uluslararası hukukun hükümleri açıktır. Diğer bir mesele de Rusya, Donbas'a müdahale ettiğinde bir uluslararası hukuk argümanını ortaya koyuyor, çok ilginç bir argümanındır. 1999 yılında NATO, Kosova'ya müdahale ediyor. Müdahale ederken de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin onayını almıyor çünkü uluslararası hukukta, başka bir devlete karşı bir saldırının meşhur olabilmesinin iki tane istisnası vardır. Bunlardan biri meşru müdahale hakkı, diğeri de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin onayının alınmasıdır. Dolayısıyla NATO'nun Kosova'ya gerçekleştirdiği müdahalede Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden onay alınmıyor.” dedi. RUSYA’NIN İDDİALARINA YÖNELİK BAĞLAYICI BİR BELGE BULUNMUYOR Söz konusu durumun, Kosova'ya karşı gerçekleştiren yoğun bir insan hakları ihlalleri, soykırım fiilleri ve etnik temizlik sebebiyle istisnai bir olay niteliği taşıdığına dikkat çeken İsmayılov, “NATO da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kararını bekleyemezdi çünkü saldırı gerçekleştirenlerin çoğu Rusya yanlısı gruplardı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin daim üyelerinden biri de Rusya olduğu için eğer mesele, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine götürülseydi Rusya veto edecekti. Dolayısıyla Güvenlik Konseyinden bir onay alınmaksızın Yugoslavya bombalandı ve NATO, Kosova'ya müdahale etmiş oldu.” ifadelerine yer verdi. Rusya’nın Kosova'daki insan hakları ihlalleri, soykırım fiilleri ve NATO müdahalesini örnek göstererek Ukrayna’da yaşayan Rus kökenli vatandaşlara karşı da bir soykırım gerçekleştirildiğini, dolayısıyla fiillerinin meşru kabul edilebileceğini öne sürdüğünü belirten İsmayılov, birçok uluslararası hukukçunun Ukrayna’da yaşayan Rus kökenli vatandaşlara yönelik iddiaları araştırdığını kaydetti. Bu iddialara yönelik de bağlayıcı bir belgenin bulunmadığını dile getiren İsmayılov, Rusya’nın iddialarının bu yönüyle de asılsız kaldığını belirtti. RUSYA’NIN SELF DETERMİNASYON HAKKI İDDİASI Rusya’nın, “self-determinasyon hakkını” uygulamak için ilk önce işgal ettiği bölgelerdeki gruplara vatandaşlık verdiğini, daha sonrasında ise ilgili bölgelerde yaşayan insanların hem Rus vatandaşı olduğunu hem de Rusya’ya katılmak istediğini, dolayısıyla referandum ile bağımsızlıklarını ilan edebileceklerini öne sürdüğünü hatırlatan İsmayılov, “Madem öyle, yıllar önce Çeçenler de Rusya'da yaşayan Çeçenler de, Çeçenistan özerk bir bölge, kendi kaderini tayin hakkı istiyorlardı. Onlara niye bu hak verilmedi? Rusya, onlara benzer bir hakkı vermiş miydi ki Ukrayna’dan benzer bir şey istesin? Dolayısıyla Rusya'nın kendi kaderini tayin hakkını iddia etmesi de yine Çeçenistan bağlamında değerlendirildiğinde kendisiyle çelişmektedir.” dedi. RUS ORDUSUNA YURT DIŞINDA SİLAHLI MÜDAHALE HAKKI VEREN KANUN Öte yandan İsmayılov, yakın zamanda Rus vatandaşlarının korunması bahanesiyle Rus ordusuna, yurt dışında silahlı müdahale hakkı veren kanunun Rusya Devlet Dumasından geçmesi üzerine ise şu değerlendirmelerde bulundu: Bu yasa şunu diyor: Moskova, yurt dışında yaşayan Rus vatandaşların aleyhine gerçekleştiren fiillerden dolayı ilgili devletlere karşı müdahalede bulunabilir. Bunu da aslında ‘koruyucu devlet’ çerçevesinde değerlendirebiliriz. Rusya şunu diyor: Eğer Kazakistan'da, Azerbaycan'da veya Ukrayna'da yaşayan Rus kökenli insanlara yönelik sözde bir insan hakları ihlali ya da soykırım varsa ben bu devletlere girerek askerî müdahalede bulabilirim. Aslında bunu da 2007 yılında Gürcistan’da yapmıştı. Osetya ve Abhazya’yı işgal etmeden önce, oradaki Rus kökenli nüfusa ve Rusya yanlısı Gürcü gruplara da vatandaşlık dağıtmıştı. Bu şekilde oradaki ilhakını da meşrulaştırmaya çalışıyordu ancak uluslararası camia tarafından bu ilhaklar da meşru olarak kabul edilmedi ve işgal niteliğinde değerlendirildi. “AZERBAYCAN, UKRAYNA’NIN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ AÇIK BİR ŞEKİLDE DESTEKLEDİ” Öte yandan Azerbaycan'ın Rusya ile komşu olması ve Ukrayna’ya kıyasla güçlü bir devlet olması için nispeten dengeli bir politika izlediğini dile getiren İsmayılov, buna karşın söz konusu politikayı izlerken Ukrayna’nın Rusya tarafından topyekûn işgal girişimini hiçbir zaman tanımadığının da altını çizdi. “(Azerbaycan'ın Ukrayna’nın Rusya tarafından topyekûn işgal girişimini) Tanımaması da aslında çok doğal çünkü 1988’den 1994 yılına kadar Rusya destekli Ermeni gruplar, Azerbaycan topraklarını işgal etmişlerdi. Dolayısıyla Azerbaycan'ın yüzde 20'si işgal edilmişti.” şeklinde konuşan İsmayılov, bu işgal gerçekleştirilirken de Pakistan'ın desteğiyle BM Güvenlik Konseyinde Azerbaycan topraklarının işgal edildiğine yönelik 4 tane önemli belge imzalandığını ve bu belgelerin tamamında işgal edilen toprakların Azerbaycan'a ait topraklar olduğunun ifade edildiğini hatırlattı. Bununla birlikte İsmayılov, “Azerbaycan da işgalin ne olduğunu iyi anladığı için hiçbir zaman Rusya'nın yanında yer almadı. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü de açık bir şekilde destekledi çünkü buna aykırı bir davranış, aslında Ermenistan işgalini meşru görmek anlamına geliyordu. Bu bağlamda Azerbaycan’ın temel meselelerinden biri şuydu: Bizi Rusya'ya yönelik dengeli bir politikaya izlesek de Ukrayna'nın meşru menfaatlerini görmezden gelemeyiz. Bugün gelinen noktada da aslında Azerbaycan yine aynı tavırda.” değerlendirmesini yaptı. “RUSYA, TABİRİ CAİZSE UKRAYNA'DA BATAKLIĞA SAPLANDI” Ukrayna-Rusya Savaşı’nın her ne kadar Ukrayna ve Kırım açısına olumsuz sonuçları olsa da Güney Kafkasya'daki devletleri nispeten rahatlattığını dile getiren İsmayılov, “…çünkü Rusya, Ukrayna'yı hızlı bir şekilde işgal edebileceğini düşünüyordu. Bu işgali gerçekleştirdikten sonra kuzeye ve güneye (Azerbaycan veya Ermenistan) doğru yönelecekti ancak savaş, beklediği gibi olmadı ve Rusya, tabiri caizse Ukrayna'da bataklığa saplandı. Azerbaycan da hem o dönemdeki jeostratejik hem de uluslararası alandaki dengeleri güderek 2023 yılı itibariyle tüm işgal altındaki bölgelerini işgalden kurtarmış oldu." dedi. Öte yandan İsmayılov, Ermenistan açısından da İkinci Karabağ Savaşı’nın bir dönüm noktası olduğunu dile tirerek 2018 yılında iktidara gelen Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın, Rusya yönetiminin kendisine karşı olumsuz bir tavır içerisinde olduğunu bildiğini fakat bununla birlikte, eğer Azerbaycan ve Ermenistan arasında bir savaş gerçekleşirse Rusya'nın Ermenistan'ın yanında yer alacağını düşündüğünü kaydetti. Ayrıca İsmayılov, “…ancak Türkiye ve Azerbaycan arasındaki stratejik iş birliğinin askerî seviyeye yükselmesiyle ve İkinci Karabağ Savaşı’nın patlak vermesiyle birlikte Rusya, Birinci Karabağ Savaşı’na kıyasla, Ermenistan'a tam teşekküllü bir destek sunmadı. Hatta pasif kalarak nispeten tarafsız bir durum sergiledi. Azerbaycan'a da topraklarını işgalden kurtardıktan sonra Ermenistan, kendisini terk edilmiş olarak hissetti. Dolayısıyla aslında Güney Kafkasya'daki jeopolitik durum, Rusya'nın Ukrayna'da oyalanması ile birlikte Azerbaycan’ın lehine değişmiş oldu.” şeklinde konuşarak burada önemli faktörlerden birinin Türkiye ile Azerbaycan arasında imzalanan Şuşa Beyannamesi olduğunu bildirdi. “HÂLÂ İNSANLIK ALEYHİNE SUÇLAR İŞLENİYOR” Son olarak Beyanın en önemli hükümlerinden biri meşru savunma hakkının içermesi olduğunu ve söz konusu hüküm kapsamında herhangi bir tarafa saldırı gerçekleştirildiğinde diğer ülkenin de müdahale edileceğini kaydeden İsmayılov, son olarak şu ifadelere yer verdi: Dolayısıyla aslında Ukrayna-Rusya Savaşı, uluslararası sistemin çöküşü anlamına geldi, uluslararası hukukun yeniden yorumlaması anlamına geldi. Bununla birlikte Rusya’nın hâlâ Güvenlik Konseyindeki en önemli aktörlerden birisi olması, hukuksuzluğun ileride de devam edeceği anlamına geliyor. Ukrayna-Rusya Savaşı hâlâ sona ermedi, hâlâ insanlık aleyhine suçlar işleniyor. İran, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail arasındaki savaş da devam ettiği sürece savaş, bizim için olumlu olmasa da aslında Rusya'nın lehine ilerliyor.

Rusya, en az 306 Ukraynalı askeri savaş alanında infaz etti Haber

Rusya, en az 306 Ukraynalı askeri savaş alanında infaz etti

Ukrayna'nın toprak bütünlüğüne ve egemenliğine karşı topyekûn saldırı ve işgal girişimi başlatan Vladimir Putin idaresindeki Rusya, esir aldığı Ukraynalı askerleri öldürerek savaş suçu işlemeye devam ediyor. Ukrayna Başsavcılığının verilerine göre, Rus işgal güçleri cephede teslim olan veya yaralı olduğu için direnç gösteremeyen 306 Ukrayna askerini infaz etti. Ukrayna Başsavcılığı Çatışma Koşullarında İşlenen Suçlarla Mücadele Dairesi Başkanı Yuriy Rud, "Adalet İçin Birleşik: Sivil Halka Karşı İşlenen Suçların Sorumluluğu" konferansında gazetecilerin sorularını cevaplarken çarpıcı veriler paylaştı. Rud, Rus ordusunun uluslararası hukuk kurallarını sistematik olarak çiğneyerek savaş esirlerini infaz ettiğini belirterek, “Teslim olan Ukraynalı askerlerin savaş alanında öldürüldüğüne dair 306 vakayı kayıt altına aldık. Bu suçlar 116 ayrı ceza davası çerçevesinde soruşturuluyor." dedi. “SİLAHLARINI BIRAKMIŞLARDI” Yuriy Rud, söz konusu askerlerin öldürülme anındaki durumlarına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: Burada bahsettiğimiz vakalar; silahlarını bırakmış, teslim olmuş veya ağır yaralı oldukları için hiçbir direnç göstermeyen askerlerimizin kasten öldürülmesidir. Bu eylemler doğrudan savaş suçu kapsamındadır. OLENİVKA BİLANÇOSU BU RAKAMLARA DÂHİL DEĞİL Savcılık, paylaşılan 306 kişilik listenin sadece cephe hattındaki sıcak çatışma anlarında veya hemen sonrasında gerçekleşen infazları kapsadığını belirtti. Rud, 2022 yılında işgal altındaki Olenivka hapishanesinde meydana gelen ve onlarca savaş esirinin can verdiği katliam gibi olayların bu istatistiğin dışında tutulduğunu, o dosyaların ayrı ve bağımsız kanıtlara dayandığını hatırlattı.

Çubarov, Rus arkeoloğun serbest kalmasına tepki gösterdi: “Tiksinti ve çaresizlik içindeyim” Haber

Çubarov, Rus arkeoloğun serbest kalmasına tepki gösterdi: “Tiksinti ve çaresizlik içindeyim”

Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, Polonya ve Belarus arasında gerçekleşen mahkûm takasıyla Kırım’ın kültürel mirasını talan eden Rus arkeolog Aleksandr Butyagin’in serbest bırakılmasını "uluslararası hukukun acziyeti" olarak nitelendirdi. Çubarov, bu tür pazarlıkların terör devletini cesaretlendirdiğini ve Kırımlı siyasi tutsakların özgürlüğünü imkansız kıldığını savundu. Polonya-Belarus sınırında 28 Nisan 2026 tarihinde gerçekleşen "5'e 5"lik takasın ardından bir açıklama yapan Refat Çubarov, sürecin perde arkasındaki diplomatik pazarlıklara dikkat çekti. Serbest kalan Belaruslu aktivist ve gazeteciler adına sevindiğini belirten Çubarov, ancak bu özgürlüğün Ukrayna'ya karşı suç işlemiş kişilerin iadesi pahasına alınmasını eleştirdi. "SALDIRGANIN KURALLARINA UYUM SAĞLANIYOR” Çubarov, Polonya mahkemesinin iade kararına rağmen Butyagin’in takasa dahil edilmesinin uluslararası sistemdeki zafiyeti gösterdiğini belirterek şu ifadelerini kullandı: Bir tiksinti ve çaresizlik duygusundan kurtulamıyorum. Milyonlarca Ukraynalıya her gün tarif edilemez acılar yaşatan savaşı durdurmak için uluslararası baskı araçlarını sertçe kullanmak yerine, dünya pratiğinin giderek saldırgan tarafından dayatılan kurallara adapte olduğunu görmek kahredici. Çubarov ayrıca, Ukrayna Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heorhiy Tıkhıy’nın, Polonya mahkemesinin iade kararına rağmen Butyagin’in Ukrayna’ya teslim edilmemesinden duyulan üzüntüyü dile getiren açıklamasına da dikkat çekti. “KIRIM TATARLARININ ELİNDE ‘PAZARLIK KOZU’ YOK” Nisan ayı ortasında Türkiye’ye gerçekleştirdiği resmi ziyarette Kırım Tatar siyasi tutsakların durumunu en üst düzeyde dile getirdiğini hatırlatan Çubarov, bugün gerçekleşen takasın acı bir gerçeği ortaya koyduğunu belirtti. Rusya’nın sadece kendi gizli servisleri için önem arz eden "pazarlık varlığı" karşılığında masaya oturduğunu belirten Çubarov, Kırım Tatarlarının böyle bir kaynağa sahip olmadığını vurgulayarak şunları kaydetti: Görüşmelerimin her birine bizim için en sancılı konu olan Kırım Tatar siyasi tutsakların serbest bırakılması ile başladım. Bugün sayıları 350'yi aşan bu kişilerin yarısından fazlası Kırım Tatarı. Çok çocuklu annelerin tutuklanması, genç kızlara yönelik zulümler, ölüme terk edilen ağır hasta mahkumların kaderi gibi en dramatik vakaları anlattım. Muhataplarımla; Kırım Tatarları, etnik Ukraynalılar ve diğer milletlerin temsilcilerinden oluşan bu Ukrayna vatandaşlarının serbest bırakılması için olası yolları ele aldım. Öneriler arasında, serbest bırakılanların aileleriyle birlikte Kırım topraklarını terk edebileceği seçenekler de vardı. Ancak benim sunduğum bu yaklaşımların hiçbirinde, bugünkü takasın gösterdiği gibi, Rus gizli servislerinin çıkarına olan bir 'ticaret' söz konusu değildi. Kırım Tatarlarının elinde böyle bir ‘pazarlık kozu’ yok. Ve maalesef Kırımlı siyasi tutsaklarının serbest bırakılmasını imkansız kılan şey de tam olarak budur. Ama bu böyle devam etmemeli…

Kırım Tatar Millî Meclisi’nden BM’de çağrı: "Rusya Kırım’da etnik soykırım uyguluyor" Haber

Kırım Tatar Millî Meclisi’nden BM’de çağrı: "Rusya Kırım’da etnik soykırım uyguluyor"

BM Yerli Halklar Daimi Forumu’nun (UNPFII) 25. oturumu, "Çatışma Bağlamında Yerli Halkların Sağlığının Korunması" temasıyla devam ediyor. Toplantının 23 Nisan tarihindeki oturumunda konuşan Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, Rusya'nın işgal altındaki Kırım'ı askerî bir üsse çevirdiğini ve Kırım Tatarlarını anayurtlarından sürmek için her yolu denediğini vurguladı. İŞGALİN VE YAYILMACILIĞIN ÜSSÜ: KIRIM BM Yerli Halklar Daimî Forumu’nun dördüncü gününde düzenlenen kapalı oturumda yerli halk temsilcilerine hitap eden Çubarov, Rusya’nın Kırım’ı on iki yıldır işgal altında tutarak komşu devletlere yönelik saldırganlığı için bir askerî basamak olarak kullandığını ifade etti. Moskova’nın temel stratejisinin Kırım Tatarlarını topraklarından tamamen koparmak olduğunu belirten Çubarov, “Moskova, Kırım Tatarlarını topraklarından çıkarmak ve kovmak için her türlü yöntem ve aracı deniyor. Kırım Tatar halkı bir başka trajediyle karşı karşıya. Sovyet rejimi tarafından gerçekleştirilen yarım asırlık sürgünden henüz tam olarak kurtulamayan Kırım Tatarları, bugün bir kez daha Kremlin'in etnik soykırım politikasının etkilerini hissediyor.” dedi. “ETNİK KÖKEN FARK ETMEKSİZİN TEK VÜCUT SAVUNMA” Ukrayna ulusunun topraklarından ve egemenliğinden asla ödün vermeyeceğini vurgulayan Çubarov, etnik kökeni ne olursa olsun tüm Ukrayna vatandaşlarının Rus işgaline karşı birlikte direndiğini söyledi. On binlerce sivilin hayatını kaybettiği bu kanlı savaşın sona ermesinin, uluslararası toplumun Rusya’yı yeniden uluslararası hukuk sınırlarına dönmeye zorlamasına bağlı olduğunu hatırlatan Çubarov şu ifadelerini kullandı: On binlerce sivilin katledildiği, binlerce yerleşim yerinin yerle bir edildiği ve yerli Kırım Tatar halkının büyük acılar çektiği bu kanlı savaşın sona ermesi; ancak uluslararası toplumun, BM Güvenlik Konseyi’ndeki daimî üyeliği hukuksuz bir şekilde işgal eden Rusya'yı yeniden uluslararası hukuk sınırlarına dönmeye zorlamasıyla mümkündür. Unutmamalıyız ki, yerli halklar uluslararası toplumun önemli bir parçasıdır. Şu anda Kırım Tatarları, diğer yerli halkların ve bu halkların yaşadığı devletlerin desteğine ihtiyaç duymaktadır. Mübalağasız ifade etmek gerekirse; yerli Kırım Tatar halkının korunması ve Rusya’nın saldırısına uğrayan Ukrayna’nın desteklenmesi, hiç kimsenin bir daha asla yerli halkların canına, toprağına ve özgürlüğüne kastetmeye cüret edemeyeceği bir dünya düzeninin tesisi anlamına gelmektedir. Aynı zamanda Daimî Forum’u, bizzat Rusya’nın kendi topraklarındaki yerli halkların korunması konusunda da kararlı olmaya çağırıyoruz. Dünyada hem kendi yerli halklarını hem de başka devletlerdeki yerli halkları aynı anda yok eden devletlerin sayısı çok değildir; Rusya tam olarak böyle bir devlettir. Kendi topraklarında yaşayan yerli halkların temsilcilerini Ukrayna'ya karşı yürütülen bu suç teşkil eden savaşa zorla seferber ederek onları yok ediyor.

Rus barbarlığı devam ediyor: Mıkolayiv'de bir okul hedef alındı Haber

Rus barbarlığı devam ediyor: Mıkolayiv'de bir okul hedef alındı

Ukrayna’nın bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne yönelik saldırılarını dört yıldan uzun bir süredir devam ettiren işgalci Rusya, bu kez Ukrayna’nın Mıkolayiv (Mykolaiv) bölgesini hedef aldı. Mıkolayiv Bölgesi Askerî İdaresi Başkanı Vitaliy Kim, resmî sosyal medya hesabı üzerinden 16 Mart 2026 tarihinde yayımladığı açıklamada Rusya’nın 15 Mart 2026 tarihinde ve 15 Mart’ı 16 Mart’a bağlayan gece boyunca, bölgeye Şâhid tipi silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) saldırdığını belirtti. RUSYA, ULUSLARARASI HUKUKU BİR KEZ DAHA İHLAL ETTİ Mıkolayiv bölge merkezine düzenlenen saldırı sonucu bir okul ve bir apartman hasar alırken Mıkolayiv semtinde bulunan Oçakiv (Ochakiv) yerleşim bölgesi ise FPV tipi SİHA’larla 7 kez hedef alındı. Her iki saldırı noktasında da herhangi bir yaralanma yaşanmasa da Rusya’nın benzer saldırılarıyla Ukrayna’nın okullarını hedef alması, Ukrayna’nın gelecek nesillerini eğitimden mahrum bırakmaya yönelik bilinçli bir hamle olarak değerlendirildi. Öte yandan Rusya, Ukrayna’ya yönelik topyekûn işgal girişiminde bir okulu hedef alarak askerî maksatla kullanılmayan sivil hedeflere karşı bir kez daha kasten saldırı düzenlemiş ve uluslararası hukuku ihlal etmiş oldu. RUSYA, YAKIN ZAMANDA HERSON DEVLET ÜNİVERSİTESİNİ DE VURMUŞTU Ayrıca Rusya, 12 ve 17 Ekim 2023 tarihlerinde Herson Devlet Üniversitesi binasına saldırmıştı. 28 Mart 2024 tarihinde düzenlenen bir başka saldırıda ise derslikler, büyük ölçüde tahrip edilmişti. 13 Ocak 2026 gecesi ise üniversiteye SİHA saldırısı gerçekleştiren Rus işgal güçleri, son olarak 15 Şubat-16 Şubat 2026 tarihleri arasında üniversiteyi bir kez daha barbarca hedef almıştı.

Ukrayna'dan net açıklama: "İran halkına güvenlik ve özgürlük diliyoruz” Haber

Ukrayna'dan net açıklama: "İran halkına güvenlik ve özgürlük diliyoruz”

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı, İran’daki gelişmelere ilişkin yaptığı açıklamada, İran halkının güvenlik, özgürlük ve refah içinde yaşama yönündeki meşru taleplerini desteklediklerini bildirdi. Bakanlık tarafından yayımlanan açıklamada, İran yönetiminin uzun yıllardır kendi halkına yönelik sistematik baskı politikaları yürüttüğü ve insan hakları ihlallerine imza attığı ifade edildi. Açıklamada ayrıca, Tahran yönetiminin bölgedeki silahlı gruplara verdiği destek ve Rusya’ya sağladığı askerî yardımla uluslararası hukuku ihlal ettiği vurgulandı. Ukrayna tarafı, özellikle Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşta kullanılan Şahid tipi insansız hava araçlarını hatırlatarak, “Barışçıl şehirlerimize ve sivillerimize yönelik binlerce Şahid saldırısını unutmadık, unutmayacağız” ifadelerine yer verdi. “MOSKOVA-TAHRAN İŞ BİRLİĞİ ULUSLARARASI HUKUKU İHLAL EDİYOR” Açıklamada, Moskova ile Tahran arasındaki iş birliğinin uluslararası hukuk normlarının ağır ihlali anlamına geldiği ve küresel barış ile istikrar çabalarını zayıflattığı kaydedildi. İran’daki insan hakları ihlallerine de değinilen metinde, uzun yıllardır süren sistematik baskılar, idamlar ve muhaliflere yönelik takip ve cezalandırma uygulamalarının ülkenin iç siyasetinde derin bir krize işaret ettiği belirtildi. Ukrayna Cumhurbaşkanının daha önceki açıklamalarına atıfta bulunulan metinde, İran yönetiminin uzun süredir değişmesi gerektiğinin vurgulandığı ifade edildi. “İRAN HALKINA GÜVENLİK VE ÖZGÜRLÜK DİLİYORUZ” Bakanlık açıklamasında, mevcut gelişmelerin temelinde İran yönetiminin şiddet politikalarının ve özellikle barışçıl protestoculara yönelik baskıların bulunduğu savunuldu. Tahran yönetiminin diplomasi ve çözüm yolları için fırsatlara sahip olduğu ancak bu imkânları değerlendirmediği kaydedildi. Ukrayna Dışişleri Bakanlığı, İran halkına güvenlik, refah ve özgürlük; Orta Doğu’ya ise istikrar temennisinde bulunarak, İran halkına destek veren tüm ülkelere teşekkür etti.

Dr. Yuliya Biletska: Kırım unutulursa, adalet de unutulur Haber

Dr. Yuliya Biletska: Kırım unutulursa, adalet de unutulur

Kırım Derneği tarafından Ankara’nın kalbinde, Kırım’ın işgalinin 12. ve Ukrayna’ya yönelik topyekûn saldırıların 4. yılında, direnişin ruhunu ve stratejik boyutlarını ele alan son derece kritik bir panel gerçekleştirildi. Millî Kütüphane Yunus Emre Salonu'nda düzenlenen etkinlik, diplomatik temsilciler, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirerek güçlü bir dayanışma platformu oluşturdu. Panelde konuşmacı olarak yer alan Karabük Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Yuliya Biletska, Kırım’ın işgalinin yalnızca bölgesel bir mesele değil, Avrupa güvenlik mimarisini doğrudan ilgilendiren yapısal bir kriz olduğunu vurguladı. “KIRIM’IN UNUTULMASINA İZİN VEREMEYİZ” Konuşmasına organizasyonda emeği geçen Kırım Tatar derneklerine teşekkür ederek başlayan Dr. Biletska, Kırım meselesinin hafızada tutulmasının bir dayanışma göstergesi olmanın ötesinde, adalet mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti. “Çünkü Kırım unutulursa, adalet de unutulur. Ve biz Kırım’ın unutulmasına izin veremeyiz.” dedi. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısının başlangıçta kısa süreli bir operasyon olarak sunulduğunu hatırlatan Biletska, savaşın yıllar içinde geniş çaplı bir yıkıma dönüştüğünü belirtti. Devasa askerî ve ekonomik kaynaklara rağmen Rusya’nın stratejik hedeflerine ulaşamadığını kaydeden Biletska, "Bugünler yalnızca büyük Rus savaş suçunun başlamasının on ikinci ya da dördüncü yıl dönümü değildir; aynı zamanda ilkel 'güçlü olan haklıdır' anlayışının kazanamadığının açık bir kanıtıdır. Askerî zor, bir milletin iradesini yok etmeye yetmedi." ifadelerini kullandı. "AMAÇ AÇIK: ONLARIN UKRAYNALI KİMLİĞİNİ SİLMEK" Cephede arzu ettiği sonucu elde edemeyen Rusya’nın, sivil altyapıyı hedef alan saldırılara yöneldiğini belirten Biletska, enerji tesislerinin vurulması, sivil yerleşim alanlarının hedef alınması ve işgal altındaki bölgelerdeki baskı politikalarına dikkat çekti. Özellikle Kırım’da ve diğer işgal bölgelerinde zorla pasaportlaştırma, siyasi tutuklamalar, işkence iddiaları ve zorunlu askerlik uygulamalarının sistematik bir baskı rejiminin parçası olduğunu ifade eden uzman, "Rus pasaportu dayatması... Almazsan işini kaybediyorsun. Hizmet alamıyorsun. Mülküne el koyuyorlar. Kırım Tatarlarını ve Ukraynalıları özellikle hedef alıyorlar. Siyasi nedenlerle tutukluyorlar. Işkence uyguluyorlar. Erkekler zorla askere alınmaktadır. Kendi ülkelerine karşı savaşmaya zorlanmaktadır. Çocukları kaçırıyorlar. Amaç açık: onların Ukraynalı kimliğini silmek ve onları Ruslara dönüştürmek. Bu rastgele bir zalimlik değil, bilinçli bir strateji; bir ulusu çocuklarını hedef alarak yok etme girişimi." şeklinde konuştu. Çocukların zorla Rusya’ya götürülmesi meselesine de değinen Biletska, bunun uluslararası hukuk bakımından son derece ağır sonuçları olan bir uygulama olduğunu vurguladı ve Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi çerçevesinde bu tür eylemlerin hukuki anlamına dikkat çekti. “UKRAYNA SAVUNMAYI BIRAKIRSA SAVAŞ AVRUPA’YA TAŞINIR” Türkiye’de kendisine en sık yöneltilen sorunun “Bu savaş ne zaman bitecek?” olduğunu belirten Biletska, savaşın Ukrayna’nın savunmayı bırakmasıyla sona ermeyeceğini, aksine güvenlik riskinin Avrupa geneline yayılacağını savunarak şöyle konuştu: Eğer savaşın bitmesi derken Ukrayna’nın savunmayı bırakmasını kastediyorsanız, o zaman bu savaş gerçekten çok uzun süre bitmez. Ama daha önemlisi şu: Savaş Ukrayna’da bitmez. Ukrayna savunmayı bırakırsa savaş Avrupa’ya taşınır. Eski Münih Güvenlik Konferansı Başkanı Wolfgang Ischinger’in “Ukrayna savaştığı sürece Avrupa için tehlike sınırlıdır” yönündeki değerlendirmesine atıfta bulunan Biletska, bu sözlerin çıkarcı değil, realpolitik bir güvenlik tespiti olarak okunması gerektiğini ifade etti. “BU SÜRECİN BAŞLANGIÇ NOKTASI KIRIM’DI” 2014’te Kırım’ın işgaliyle başlayan sürecin yeterince ciddiye alınmadığını belirten Biletska, sınırlı kalacağı varsayılan saldırganlığın zamanla genişlediğini ve Donbas’tan tam ölçekli savaşa uzanan bir sürece dönüştüğünü söyledi. Savaşın uzamasının sebebinin Rusya’nın emperyal hedeflerinden vazgeçmemesi olduğunu ifade eden Biletska, kalıcı barışın ancak saldırgan tarafın askerî yöntemlerle hedeflerine ulaşamayacağını kabul etmesiyle mümkün olacağını kaydetti. Ukrayna’nın dahil olmadığı herhangi bir “büyük uzlaşının” ise kalıcı çözüm üretmeyeceğini vurguladı. “KIRIM ÇÖZÜLMEDEN İSTİKRARLI BARIŞ MÜMKÜN DEĞİL” Biletska, Kırım’ın yalnızca işgal edilmediğini, aynı zamanda yoğun biçimde askerîleştirildiğini belirtti. Yarımadanın Karadeniz’de bir askerî platforma dönüştürüldüğünü, hava üsleri ve füze sistemleriyle bölgesel saldırı kapasitesinin artırıldığını söyledi. Uzman, Kırım’ın statüsü netleşmeden “istikrarlı barış”tan söz edilemeyeceğini dile getirdi. Kırım’daki direnişin sessiz ama sürdürülebilir bir biçimde devam ettiğini belirten Biletska, “İşgal meşruiyet üretmez; korku rıza değildir” ifadelerini kullandı. “NORMALLEŞME SALDIRGANLIĞI ORTADAN KALDIRMAZ” Savaşın yalnızca cephede yürütülmediğini, hibrit yöntemlerin de devrede olduğunu ifade eden Biletska, Avrupa ve Türkiye’de gözlemlenen propaganda, etki operasyonları ve “normalleşme” söylemlerine dikkat çekti. Ekonomik ilişkilerin yeniden canlandırılmasının güvenlik risklerini ortadan kaldırmayacağını, aksine saldırgan politikaları meşrulaştırabileceğini savundu. Spor, kültür ve sanat alanlarının siyasetten tamamen bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirten Biletska, Rusya’nın bu alanları uluslararası imajını normalleştirmek amacıyla kullandığını söyledi. Bu bağlamda Türkiye’de sahne alan Aleksandrov Korosu’na da değinen Biletska, topluluğun doğrudan Rusya Savunma Bakanlığına bağlı olduğunu hatırlatarak bunun yalnızca kültürel bir faaliyet olarak görülemeyeceğini ifade etti. “BU SAVAŞ EGEMENLİK İLKESİNİN SINAVIDIR” Konuşmasının sonunda Türkiye’ye özel bir çağrıda bulunan Biletska, egemenlik ve bağımsızlık ilkelerinin tarihsel olarak Türkiye için de temel değerler olduğunu belirtti. Ukrayna’nın bugün savunduğu şeyin yalnızca kendi toprak bütünlüğü değil, uluslararası hukuk düzeninin temel ilkeleri olduğunu söyledi. Uzman, “Bu savaş yalnızca Ukrayna’nın savaşı değildir. Bu, egemenlik ilkesinin sınavıdır. Güçlü olanın haklı sayıldığı bir düzeni kabul edersek, yarın hiçbirimiz güvende olmayacağız” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.

Kırım’ın işgalinin 12. yılında Ankara’dan net mesaj: Kırım, Ukrayna’dır! Haber

Kırım’ın işgalinin 12. yılında Ankara’dan net mesaj: Kırım, Ukrayna’dır!

Kırım Derneği Genel Merkezi tarafından düzenlenen “Kırım’ın ve Ukrayna’nın İşgaline Karşı Direniş Günü” paneli 26 Şubat'ta Millî Kütüphane Yunus Emre Konferans Salonu’nda yapıldı. Prof. Dr. Gayana Yüksel, Prof. Dr. Sezai Özçelik, Doç. Dr. Levent Ersin Orallı ve Dr. Yuliya Biletska’nın panelistlerinden olduğu etkinliğin açış konuşmaları Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celal’in eşi Leviza Celal, Kırım Derneği Genel Başkanı Mükremin Şahin, Ukrayna Derneği Genel Başkanı İrına Ambarkütükoğlu tarafından yapıldı. "KIRIM UKRAYNA’DIR. KIRIM, KIRIM TATAR HALKININ ANA YURDUDUR" Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl’in eşi Leviza Celâl açılış konuşmasında, Kırım’ın kendisi için bir toprak parçası olmadığını söyleyerek konuşmasına başladı. Kırım için “Fırtınadan sonra denizin kokusudur, Bahçesaray’da yükselen ezan sesidir. Sürgünden dönen ve bir daha asla topraklarını kaybetmeyeceklerine inanan atalarımızın mezarlarıdır.” diyen Celal, 1944 yılında yaşanan sürgüne de atıf yaparak korkunun on iki yıl önce yeniden ve yine Moskova’dan geldiğini ifade etti. Celal, “Bizi yine susturmaya çalışıyorlar ama biz susmuyoruz… Kırım Ukrayna’dır. Kırım, Kırım Tatar halkının ana yurdudur. Kırım, özgürlüğünü bekleyen bir evdir. İşgal binaları alabilir. Toprağımıza yabancı bayraklar asabilir. Ama onurumuzu alamaz. Hafızamızı alamaz. İnancımızı alamaz.” diye vurguladıktan sonra 26 Şubat’ı ve direnen kimseyi unutmadıklarını belirterek, Kırım’ın özgür olacağına olan inancı ile sözlerini sonlandırdı. Açılışta Kırım Derneği Genel Başkanı Mükremin Şahin, Türkiye’de ve dünyada Kırım Tatarlarının teşkilatlanmasından söz açarak Türkiye’de Kırım Derneği’nin 25 şubesi olduğunu, ayrıca çok sayıda temsilcilik ve başka dernekler bulunduğunu belirtti. Dünyada ise 20 ülkede Kırım Tatar diasporasının olduğunu ifade eden Şahin, Kırım halkını temsil eden teşkilatın ise Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) olduğunu söyledi. Ancak KTMM’nin sürgünde olduğunu vurgulayan Şahin, Kırım Tatarları olarak diasporada hem Ukrayna’nın hem de Türkiye’nin geleceği ve bu iki ülkenin stratejik iş birliğini desteklemek istediklerini de ifade etti. Ukrayna Derneği Başkanı Ambarkütükoğlu ise, “Bugün burada yalnızca bir tarihi anmak için değil, bir halkın onurunu ve dirilişini hatırlamak için toplandık. Kırım Tatar halkının özgürlük iradesini dünyaya ilan ettiği gündür. Aynı zamanda bu tarih Ukrayna’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne sahip çıkma kararlılığının sembolüdür. Kırım’ın işgali yalnızca bir toprak meselesi değildir. Bu uluslararası hukuk, insan haklarının ve adaletin ihlalidir." diye konuştu. 7 MİLYONDAN FAZLA UKRAYNA VATANDAŞI ÜLKE DIŞINA ÇIKTI Açış konuşmalarının ardından panele geçildi. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Levent Ersin Orallı moderatörlüğünde gerçekleşen panelde ilk sözü Prof. Dr. Gayana Yüksel aldı. Yüksel, savaşın, askeri, ekonomik, sosyal boyutları olduğundan bahisle sözüne başladı. Ancak en önemli olanın insanın yaşadığı tecrübesi olduğunu ifade etti. “Bizim hayatımız üçe bölündü. 2024’ten önce, 2022’ye kadar ve şimdiki devam eden süreç” diyen Yüksel, savaş başladıktan bir süre sonra Kırım Tatar Milli Meclisinin toplandığını ve Ukrayna’dan insanların tahliyesini organize ettiğini, 50 bin kişinin Türkiye’ye geldiğini belirtti. Şu anda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 21’inin işgal altında olduğunu söyleyen Yüksel, 55 bin Ukraynalı askerin hayatını kaybettiğini, ayrıca çok sayıda askerin kayıp olduğunu, sivil kayıpların en az 15 bin olduğunun tahmin edilmekte olup, 42 bin sivilin yaralandığını, 7 milyondan fazla Ukrayna vatandaşının ülke dışına çıktığını 3,5 milyon kişinin Ukrayna içinde yerinden edildiğini söyledi. "KIRIM DÜĞÜMÜ ÇÖZÜLMEDEN, SAVAŞ SADECE DONMUŞ BİR ÇATIŞMAYA DÖNÜŞÜR" Yüksel’in ardından Karabük Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Yuliya Biletska, kendisine savaşın ne zaman biteceği sorulduğunda, bu sorudan kastedilen Ukrayna’nın mücadeleyi bırakması ise bu savaşın uzun süre bitmeyeceğini söylediğini ifade etti. “Ukrayna savunmayı bırakırsa savaş Avrupa’ya sıçrar” diyen Biletska “2026 için Avrupa güvenliğinin dayanağı sadece NATO değil aynı zamanda Ukraynadır." dedi. Sürecin Kırım’la başladığını belirten Biletska o dönemde bu saldırganlık çok ciddiye alınmayıp, bu kadarla sınırlı kalacağı anlayışında olunduğunu, revizyonist bir gücün durdurulamadığında geri çekilmeyeceğini tam tersine cesaretleneceğini belirtirken, Kırım’dan sonra sürecin böyle geliştiğini ifade etti. Biletska şöyle devam etti: Gerçek bir barış stratejisi, tavizler üzerine kurulamaz. Gerçek barış, Kremlin’in cezasız kalacağına dair inancını zayıflatmakla mümkündür. Barış, saldırganın özgüveni kırıldığında başlar. Ve en önemlisi Kırım çözülmeden bu savaş gerçekten çözülmez. Kırım’ın statüsü netleşmeden, “istikrarlı barış”tan söz etmek mümkün değil. Kırım düğümü çözülmeden, savaş sadece donmuş bir çatışmaya dönüşür. Şunu da iyi biliyoruz. Kırım sadece işgal edilmedi. Askerîleştirildi. ÖZÇELİK: RUSYA’NIN TÜRKİYE’YE SALDIRABİLECEĞİ UNUTULMAMALIDIR Biletska’nın ardından söz alan Çankırı Karatekin Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sezai Özçelik, Amerika’da bir düşünce kuruluşunun yaptığı araştırmada, Türkiye’de halkın yüzde 80’inin Amerika’ya güvenmediğini, bu nedenle Ukrayna’nın Rusya ile haklı mücadelesinde, Batı’nın emperyalist bir adımı olarak Rusya’nın burada mağdur olduğuna dair bir anlayış olduğunun Türk kamuoyunda görüldüğünü belirtti. Başka bir araştırmada ise Türk halkının dış politika anlamında en güvendiği liderin Zelenskıy olduğunu bu bakış açısıyla bakıldığında ise Türkiye’de kamuoyunun Ukrayna-Rusya Savaşı’nda Ukrayna’nın yanında yer aldığını ifade etti. “Buradaki temel konu özellikle Türk halkının bunu bir jeopolitik ve jeostratejik bir oyun olarak görmesi” diyen Özçelik, buna karşı olduğunu “bu jeopolitik ve jeostratejik fetişizmden uzaklaşılması gerektiğini düşündüğünü” ifade etti. Putin’in durdurulması gerektiğini, Türkiye’nin stratejik körlük yaşamaması gerektiğini belirten Özçelik, Rusya’nın Türkiye’ye de saldıracağını unutmadan hareket etmenin gerekli olduğunu vurguladı.

Rusya'nın Ukrayna'da 4 yıldır sürdürdüğü topyekûn işgal girişimi Ankara'da telin edildi Haber

Rusya'nın Ukrayna'da 4 yıldır sürdürdüğü topyekûn işgal girişimi Ankara'da telin edildi

Türkiye'de yaşayan Ukrain ve Kırım Tatarları, Ukrayna-Rusya Savaşı’nın 4. yıl dönümü nedeniyle Ankara’da Ukrayna Parkı’nda bir araya geldi. Program, Ukrayna, Türkiye ve Kırım Tatar millî marşlarının söylenmesi ile başladı. Ardından Rusya’nın Ukrayna’ya karşı sürdürdüğü savaşta hayatını kaybedenler ve sivillerin anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Saygı duruşunun ardından Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl bir konuşma yaptı. Celal konuşmasına, “2022’den çok önce başlayan saldırganlığın yeni bir evresi olan, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı tam kapsamlı işgal girişiminin yıl dönümünü anıyoruz” diye başladı. Büyükelçi, konuşmasında saldırılara değinerek “2014’te Kırım’ın işgaliyle başlamıştı. Üzerlerinde hiçbir işaret bulunmayan ilk Rus askerleriyle başladı. Aralarında işgalin ilk kurbanlarından biri olan Kırım Tatarı Reşat Ametov’un da bulunduğu, kaçırılan ve işkence edilerek öldürülen ilk insanlarla başladı. Siyasi baskılarla, ev baskınlarıyla, Kırım Tatar Milli Meclisinin yasaklanmasıyla, yarımadada ifade özgürlüğünün ve insan haklarının yok edilmesiyle başladı.” diye sürdürdü. “O zaman saldırgan uluslararası hukuku cezasız bir şekilde çiğneyip çiğneyemeyeceğini sınadı, 24 Şubat 2022’de saldırganlık açık ve tam kapsamlı bir işgale dönüştü” diyen Celal, binlerce ölü, şehirlerin yıkılması ve milyonlarca kişinin zorunlu göçmen durumuna düşmesine de değindi. Halen Rus hapishanelerinde tutulan binlerce Ukraynalı savaş esiri ve sivil rehineler olduğunu belirten Celal, “Bu insanlar ülkelerini sevdikleri için cezalandırılıyorlar” dedi. Ukrayna askerlerinin cesareti ve Ukrayna halkının direncine dünyanın şahit olduğunu ifade eden Celal, Ukrayna halkının uluslararası toplumu Ukrayna’yı desteklemeye teşvik eden bir birlik gösterdiğini vurguladı. “NUMAN ÇELEBİCİHAN VATANI UĞRUNA CANINI VERMEYE YEMİN ETMİŞTİ” 23 Nisan 1918’de Bolşevikler tarafından öldürülen Numan Çelebicihan’ı da anan Celal, Çelebicihan’ın vatanı uğruna canını vermeye yemin ettiğini hatırlatarak, "Bugün binlerce Ukraynalı da devletinin özgürlüğü için canını vermeye hazır" diye konuştu. Ukrayna’nın adil bir barış istediğini sözlerine ekleyen Celal, “Ukrayna barış istiyor. Ama adil bir barış. Tüm işgal altındaki toprakların özgürlüğe kavuşması anlamına gelen bir barış. Hukuka aykırı bir şekilde kaçırılan her Ukraynalı çocuğun geri dönmesi. Tüm savaş esirlerinin ve siyasi tutukluların serbest bırakılması. Saldırganın adalet önünde hesap vermesi.” diyerek adil bir barış istediklerini vurguladı. Celal, Ukrayna’nın 2014’te ve 2022’de ayakta kaldığını ve zafere kadar ayakta kalacağını da söyleyerek “Yaşasın Ukrayna” sözleri ile konuşmasını tamamladı. “IŞIK AYNI ZAMANDA ONUR VE HAYATTIR” Celal’den sonra sözü Ankara Ukrayna Derneği Başkanı İrına Ambarkütükoğlu aldı. Ambarkütükoğlu, “Biz evimizden uzaktayız ama 24 Şubat 2022’den bu yana mesafe bizim için artık kilometrelerle ölçülmüyor; kaygılarla, haberlerle, sevdiklerimizin sesini beklemekle ve bir sabahın sirenler olmadan başlayacağına dair inançla ölçülüyor.” dedi. Mücadele edenlerin ve bekleyenlerin yanında olduklarını ve artık konuşamayanlar adına konuştuklarını belirten Ambarkütükoğlu “Hafıza ve sorumluluk bizi, uzakta olsak bile bir kılar” diye konuştu. Rusya’nın Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelik düzenlediği sistematik saldırılar sebebiyle karanlığa gömüldüğünde, ışığın yalnızca elektrik olmadığını derinden hissettiklerini belirten Ambarkütükoğlu “Işık aynı zamanda onu ve hayattır” diye vurguladı. Ambarkütükoğlu, konuşmasının devamında Türk halkına dayanışma, merhamet ve desteği için teşekkür etti. “KIRIM TATARLARI GELECEKLERİNİ UKRAYNA HALKI İLE BERABER KURMAK İSTİYORLAR” Kırım Derneği Genel Başkanı Mükremin Şahin, Türkiye’de Kırım Tatarlarının çok kalabalık bir şekilde yaşadıklarını ifade etti. Şahin, dünyada yirmiden fazla ülkede Kırım Tatar diasporası olduğunu belirterek, bütün Kırım Tatarlarının Ukrayna halkının yanında olduğunu vurguladı. “Kırım Tatarları geleceklerini Ukrayna halkı ile beraber kurmak istiyorlar” diyen Şahin, bugün dünyada güçlü olanın sözünün geçtiği ve istediğini yaptığı bir süreç yaşandığını da belirtti. Şahin, Birleşmiş Milletlerin kuralları, uluslararası hukuk, adalet gibi kavramların ise artık konuşulmadığını söyleyerek, “güçlü olan, silahı olan, nükleer silahı olan devletlerin her şeyi yapabileceğini zannettiklerini” ancak “Ukrayna halkının iradesi, kararlılığı, Kırım Tatar halkının iradesi hiçbir zaman bu zorbalık karşısında” diz çökmeyeceğini sözlerine ekledi. Ukrayna halkının Kırım Tatar halkıyla omuz omuza mücadeleyi kazanacağını vurgulayan Şahin, “Bizim irademiz, kararlılığımız, savaşma gücümüz, onların füzelerinden, nükleer silahlardan daha kuvvetli” dedi. ŞEN: ŞÜPHESİZ Kİ TARİH YAZILDIĞINDA BUGÜNLERİ HAYIRLA YAD ETMEYECEKTİR Şahin’den sonra söz alan Eskişehir Kırım Derneği Başkanı Recep Şen, “Kırım vatandır, Kırım Ukraynadır” sözleri ile konuşmasına başladı. Şen, Kırım’ın yasa dışı işgalinin 12. yılında, Rus saldırganlığının ve bağımsız Ukrayna’yı işgal ve yok etme girişiminin dördüncü yılına vurgu yaparak, “Dünya insanlık tarihinin en şovenist ve katliamcı insan hakları ihlalcisi bir ülkenin zulmüne karşı direniyoruz. Bugün artık Ukrayna’nın işgal ve soykırımına karşı direnişinin şanlı tarihi yazılmaktadır” şeklinde konuştu. Şen, “Tarih kanla yazılır derler ama bu kan yiğitçe savaşanların askerlerin kanlarıdır. Oysa 12 yıldır sürdürülen mücadele insanlıktan nasibini almamış bir devletin zulmüyle, soykırımı ile yazılmaktadır.” diye konuştu. Şen, olayların gelecekte nasıl hatırlanacağına ilişkin olarak şu sözleri kullandı: Şüphesiz ki, tarih yazıldığında bugünleri hayırla yad etmeyecektir. “MESAFE HİÇ ÖNEMLİ DEĞİLDİR, KALBİMİZ BİRDİR” Ukrayna Kültür Derneği Başkan Yardımcısı Aliya Usenova ise, “Biz burada kimseye karşı kin ve nefreti çoğaltmak için değil, bizi duyun diye bulunuyoruz.” dedi. Türkiye’den uzak olmadıklarını arada yalnızca bir deniz olduğunu söyleyen Usenova, “Mesafe hiç önemli değildir, kalbimiz birdir” diyerek sözlerini sürdürdü. Mitinge katılanlardan da söz eden Usenova, çevrede görülen çok çeşitli bayraklara değinerek, bu bayrakları tutan kişilerin hepsinin kayıp, esir ve ölen askerlerin yakınları olduğunu söyledi. Mücadeleye devam edeceklerinin vurgusunu yapan Usenova “Eğer biz susarsak, siz bizi duymazsınız” dedi. Türkiye’ye her zaman destek olduğu için ve yardımları için teşekkür eden Usenova, Türkiye’nin insani konularda olduğu kadar esir değişimindeki rolünün büyüklüğünü de vurguladı. Şu anda Ukrayna’da yaşananların savaş olmadığını ve özgür bir halk olarak her zaman gerçekleri söylediklerini ifade eden Usenova, “Biz buna terör demesek deriz ki sivil insanları öldüren, başka ülkelerin topraklarına silahlı saldırılar düzenleyenler kimdir? Olanlar nedir? Cevabını siz veriniz.” ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından Rusya’nın Ukrayna’ya karşı sürdürdüğü savaşın 4. yılı arifesinde günün anısına esarette olan Ukrayna kahramanlarının fotoğraflarının olduğu 140 metrelik bir pankart açıldı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.