SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yuliya Biletska

QHA - Kırım Haber Ajansı - Yuliya Biletska haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yuliya Biletska haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

TEPAV'da “Sürgünden İşgale: Kırım’ın 82 Yıllık Tecrübesi” paneli düzenlendi Haber

TEPAV'da “Sürgünden İşgale: Kırım’ın 82 Yıllık Tecrübesi” paneli düzenlendi

Fatma Nur Sarıcaoğlu QHA/Ankara Ukrayna’nın Ankara Büyükelçiliği ve Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) tarafından 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nın 82. yılı dolayısıyla “Sürgünden İşgale: Kırım’ın 82 Yıllık Tecrübesi” başlıklı panel düzenledi. Etkinlikte, 1944 Kırım Tatar Sürgünü’nün tarihsel ve toplumsal etkilerinin yanı sıra Rusya’nın Kırım’ı işgali sonrasında bölgede yaşanan gelişmeler değerlendirildi. Konuşmacılar, Kırım Tatar halkının karşı karşıya kaldığı insan hakları ihlalleri, kimlik mücadelesi ve uluslararası toplumun sorumluluğu üzerine görüşlerini paylaştı. 18 Mayıs 2026 tarihinde TEPAV'da gerçekleştirilen etkinlikte, Kırım Tatar halkının sürgünden günümüze uzanan tarihsel süreci ele alındı. Panele Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl ile Karabük Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yuliya Biletska konuşmacı olarak katıldı. Oturumun moderatörlüğünü ise TEPAV Uluslararası Çalışmalar Merkezi Direktörü Emekli Büyükelçi N. Murat Ersavcı yaptı. “KIRIMOĞLU’NUN MÜCADELESİ BARIŞÇIL DİRENİŞİN SEMBOLÜ HÂLİNE GELMİŞTİR” TEPAV Uluslararası Çalışmalar Merkezi Direktörü Emekli Büyükelçi Ersavcı, Kırım tarihinin yalnızca bölgesel bir mesele olmadığını belirterek, bunun yerinden edilme, direniş, kimlik, adalet ve barış arayışıyla şekillenen derin bir insan hikâyesi olduğunu söyledi. Ersavcı, uluslararası hukuk, egemenlik ve insan onurunun ciddi tehditlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde tarihî hafızanın korunmasının ve bilinçli diyaloğun teşvik edilmesinin büyük önem taşıdığını ifade etti. Kırım Tatar halkının millî lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun mücadelesine de değinen Ersavcı, Kırımoğlu’nun sürgün sonrası vatansız bırakılan binlerce Kırım Tatarının Ukrayna vatandaşlığına kavuşması ve hukuki koruma elde etmesi için önemli katkılar sunduğunu belirtti. Ersavcı, bu çalışmaları nedeniyle Kırımoğlu’nun Nansen Mülteci Ödülü’ne layık görüldüğünü hatırlatarak, “Onun mücadelesi; onurun, barışçıl direnişin ve temel hakların savunusunun kalıcı bir sembolü hâline gelmiştir.” dedi. “KIRIM İŞGAL ALTINDA KALDIKÇA SÜRGÜN DEVAM EDİYOR” Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Celâl panelde yaptığı konuşmada, 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü’nün yalnızca geçmişte yaşanmış bir trajedi olmadığını belirterek, “Kırım Tatar halkı için sürgünün tarihi sona ermiş değildir. Kırım işgal altında kaldığı sürece sürmektedir.” dedi. Sadece birkaç gün içinde çoğunluğu kadınlar, çocuklar ve yaşlılardan oluşan 200 binden fazla Kırım Tatarının hayvan vagonlarına doldurularak Türkistan’a ve Sovyetler Birliği’nin farklı bölgelerine gönderildiğini belirten Celâl, sürgünün ilk yıllarında insanların yaklaşık yüzde 46’sının hayatını kaybettiğini ifade etti. Sürgünün kendi ailesinin de hikâyesi olduğunu vurgulayan Celâl, babasının altı yaşındayken sürgün edildiğini, annesinin ise Rusya’nın Ural bölgesindeki sürgün hayatı sırasında dünyaya geldiğini anlattı. Kendisi ve kardeşlerinin de sürgünde doğduğunu belirten Celâl, çocukluk yıllarında Kırım’a dönüş sürecini yaşadığını söyledi. “KIRIM TATARCA EĞİTİM ENGELLENİYOR” Okul yıllarında Sovyet propagandasının etkisiyle bazı çocukların “Tatar” kelimesini hakaret olarak kullandığını ifade eden Büyükelçi, Kırım Tatarlarının Sovyet sonrası dönemde de sistematik ayrımcılıkla karşı karşıya kaldığını kaydetti. Yüksek nitelikli Kırım Tatarlarının iş bulmakta zorlandığını, sürgünden dönen ailelere ev kurmaları için toprak verilmediğini söyleyen Celâl, Kırım Tatar çocuklarının kendi anadillerinde eğitim almalarının da engellenmeye çalışıldığını belirtti. 2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesiyle birlikte emperyal yönetim modelinin yeniden devreye girdiğini ifade eden Celâl, Rusya’nın Kırım’daki politikalarını “Kırım Tatar haklarının korunması” olarak göstermeye çalıştığını ancak gerçek durumun farklı olduğunu söyledi. “ÇOK ULUSLU FEDARASYONUN DEKORATİF UNSURU OLARAK GÖRÜYOR” Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 2014 yılında Kırım Tatarları ve sürgün edilen halkların “rehabilitasyonuna” ilişkin imzaladığı kararnameye atıf yapan Celâl, bu düzenlemenin kolektif hakların iadesini sağlamadığını vurguladı. “Bu kararname kendi kendini yönetme hakkını geri getirmedi, siyasî temsil sağlamadı, mülkiyet iadesi sunmadı ve millî özerkliği geri vermedi.” diyen Celâl, Rusya’nın Kırım Tatarlarını siyasî özne olarak değil, yalnızca “çok uluslu federasyon” söyleminin dekoratif unsuru olarak gördüğünü ifade etti. Kırım Tatar Millî Meclisinin (KTMM) 2016 yılında yasaklanmasını “en çarpıcı örneklerden biri” olarak değerlendiren Celâl, Uluslararası Adalet Divanının KTMM üzerindeki kısıtlamaların kaldırılmasına yönelik kararının da Rusya tarafından dikkate alınmadığını söyledi. İşgal altındaki Kırım’da siyasî tutuklamalar, ev baskınları, aktivist kaçırmaları, işkence ve uydurma ceza davalarının sistematik hâle geldiğini belirten Celâl, gazetecilerin, insan hakları savunucularının ve din adamlarının da hedef alındığını kaydetti. KIRIM SİSTEMATİK ŞEKİLDE RUSLAŞTIRILIYOR Rusya’nın Kırım’da yürüttüğü demografik dönüşüm politikasına da dikkat çeken Celâl, 2014’ten bu yana 500 bin ila 800 bin arasında Rus vatandaşının işgal altındaki Kırım’a taşındığını söyledi. Bunun, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’daki işgal altındaki bölgelerde görülen en büyük demografik dönüşüm örneklerinden biri olduğunu ifade etti. Aynı zamanda Kırım Tatarlarının ve Ukrayna yanlısı kişilerin siyasî baskı, iş kaybı, mülklere el konulması ve sistematik baskılar yoluyla bölgeden uzaklaştırıldığını belirten Celâl, bunun “nüfus değişimi yoluyla yürütülen sömürge yönetiminin klasik örneği” olduğunu kaydetti. Ukrayna’nın Kırım Tatarlarını yalnız bırakmadığını vurgulayan Celâl, Ukrayna Parlamentosunun 20 Mart 2014’te Kırım Tatarlarını Ukrayna’nın yerli halkı olarak resmen tanıdığını ve KTMM ile Kırım Tatar Millî Kurultayını temsil kurumları olarak kabul ettiğini hatırlattı. Kırım Platformu’nun işgalin sona erdirilmesi ve Kırım sakinlerinin korunması amacıyla oluşturulan uluslararası koordinasyon mekanizması olduğunu ifade eden Celâl, Ukrayna’nın savaş suçlarını, yasa dışı nüfus transferlerini ve insan hakları ihlallerini uluslararası kurumlarda gündeme taşımaya devam ettiğini söyledi. “HESAP VEREBİLİRLİK OLMADAN ADALET VAR OLAMAZ” Türkiye’ye de teşekkür eden Celâl, Türkiye’nin Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne verdiği destek ile Kırım’ın yasa dışı işgalini tanımayan tutumunun son derece önemli olduğunu vurguladı. “Kırım Tatarları için Türkiye yalnızca stratejik bir ortak değil, aynı zamanda tarihî adaletin önemli bir sesidir.” diyen Celâl, Kırım’ın işgalden kurtarılmasının yalnızca Ukrayna’nın toprak bütünlüğü açısından değil, uluslararası düzenin korunması bakımından da önemli olduğunu belirtti. Celâl cümlelerini, “Uygun hukukî sorumlulukla karşılaşmayan suçlar, kaçınılmaz olarak geri döner. Geçmişteki totaliter suçların cezasız kalması; bugün dünyanın tanıklık ettiği yeni saldırganlıkların, yeni işgallerin ve yeni savaş suçlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Biz bunu çok iyi biliyoruz. Bu nedenle Rusya’nın siyasi ve askerî liderliğinin saldırı suçu nedeniyle hesap vermesini sağlamak, yalnızca Ukrayna için adalet meselesi değildir. Bu aynı zamanda tüm uluslararası hukuk sistemine duyulan güven meselesidir. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı işlediği saldırı suçuna ilişkin özel bir mahkeme kurulmasına yönelik uluslararası girişimlere büyük değer veriyoruz. Çünkü hesap verebilirlik olmadan adalet var olamaz. Ve adalet olmadan hafıza, tekrar eden trajedilerin yalnızca bir kroniğine dönüşme riski taşır.” ifadeleri ile sonlandırdı. “SOYVETLERDEN BU YANA KESİNTİSİZ DEVAM EDİYOR” Karabük Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Biletska, Rusya’nın yalnızca büyük bir güç değil aynı zamanda emperyal bir yapı olduğunu belirterek, Kırım Tatarlarına yönelik baskı politikalarının Sovyetler Birliği döneminden bugüne kadar kesintisiz sürdüğünü söyledi. Biletska, Kırım Tatarlarının yaşadığı tarihî trajedinin yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay olmadığını, günümüzde işgal altındaki Kırım’da benzer yöntemlerle sürdürülen baskı politikalarının devamı olduğunu ifade etti. Konuşmasına 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü’nü hatırlatarak başlayan Biletska, Sovyet rejiminin yalnızca üç gün içerisinde bütün Kırım Tatar halkını anavatanından kopardığını belirtti. Erkek, kadın, çocuk ve yaşlı ayrımı yapılmaksızın insanların vagonlara doldurularak Türkistan’a sürüldüğünü söyleyen Biletska, ilk yıl içinde sürgün edilenlerin neredeyse yarısının hayatını kaybettiğini kaydetti. Sürgünün ardından Kırım Tatarlarına ait bütün izlerin sistematik biçimde silinmeye çalışıldığını belirten Biletska, camilerin ve mezarlıkların tahrip edildiğini, yer isimlerinin haritalardan silindiğini ve Kırım Tatarlarının Sovyet resmî söyleminden çıkarıldığını ifade etti. Kırım Tatarlarının 45 yıl boyunca anavatanlarına dönmesinin yasaklandığını hatırlatan Biletska, bunun yalnızca bir baskı politikası değil, uluslararası hukuk açısından açık bir soykırım olduğunu vurguladı. “HİKÂYE 1944’TE SONA ERMEDİ” Biletska, “Bir imparatorluğun yerli Müslüman bir halka karşı işlediği bir soykırım. İmparatorlukların tahkim edilme yöntemi tam olarak budur. İmparatorluk, stratejik açıdan önemli bir bölgedeki yerli halkı ortadan kaldırır. Ardından o bölgeyi kendisine sadık yerleşimcilerle doldurur. Böylece bölge demografik, dilsel ve siyasî olarak dönüştürülür. İmparatorluklar rızayla sadakat sağlayamadıklarında bunu yapar. Ve hikâye 1944’te sona ermedi. 2014’te aynı emperyal mantık yeniden Kırım’a döndü. Farklı bayraklar, farklı söylemler vardı ama amaç aynıydı. Buradaki süreklilik sadece sembolik değildir, gerçektir.” dedi. Türkiye’de anti-emperyalizm söyleminin çoğunlukla Batı üzerinden tartışıldığını belirten Biletska, Rus emperyalizminin ise çoğu zaman görmezden gelindiğini söyledi. Rusya’nın yalnızca “büyük bir güç” olarak değerlendirilmesinin yanlış olduğunu ifade eden Biletska, “Rusya bir imparatorluktur ve Kırım Tatarlarının yaşadıkları bu emperyal politikanın en açık örneklerinden biridir.” dedi. “RUSYA’NIN KIRIM’DA YAPTIKLARI MODERN BİR SÜRGÜN BİÇİMİDİR” Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı işgal etmesiyle birlikte aynı emperyal yöntemlerin yeniden devreye sokulduğunu söyleyen Biletska, bugün Kırım’da farklı yöntemlerle sürdürülen modern bir sürgün politikası uygulandığını belirtti. Biletska, “Rusya’nın 2014’ten bu yana Kırım’da yaptıkları modern bir sürgün biçimidir. Artık trenler kullanılmıyor. Baskı, korku, gözetim ve hapishane kullanılıyor. Bu masada oturanlar dâhil birçok kişi bunu çok iyi biliyor. Zorunlu göç ve demografik mühendislik… Kırım Tatar meselesi, Rus emperyal davranışının en açık örneğidir. Bütün mekanizmalar orada görülebilir. İlk olarak ilhak, ardından demografik mühendislik. Mart 2014’te Rusya sözde bir referandum düzenledi. Bu referandum askerî işgal altında gerçekleştirildi ve yasa dışıydı. Ardından Kırım’ın ilhakı ilan edildi. O tarihten bu yana yüz binlerce Rus vatandaşı yarımadaya yerleştirildi. Bu sıradan bir göç değildir. Devlet eliyle yürütülen bir nüfus değişimidir.” ifadelerini kullandı. KTMM'nin Rusya tarafından “aşırılıkçı örgüt” ilan edilmesini eleştiren Biletska, yerli bir halkın kendi temsil kurumuna sahip olmasının suç gibi gösterildiğini söyledi. Kırım Tatarlarının işgal altındaki Kırım’da siyasî tutuklamalar, dinî baskılar ve zorunlu askerlik uygulamalarıyla karşı karşıya bırakıldığını belirten Biletska, Kırım Tatarlarının yarımada nüfusunun yaklaşık yüzde 12’sini oluşturmasına rağmen siyasî mahkûmlar arasında orantısız biçimde sayısal olarak fazla olduğunu vurguladı. Rusya’nın “terörle mücadele” adı altında Kırım Tatarlarını hedef aldığını söyleyen Biletska, insanların şiddet eylemleri nedeniyle değil, İslami kitap okudukları, dinî sohbetlere katıldıkları veya ibadet ettikleri için yargılandığını belirtti. Geçtiğimiz yıl bu suçlamalarla yargılanan 117 kişiden 114’ünün Kırım Tatarı olduğunu söyleyen Biletska, bazı kişilerin müebbet hapis cezalarına çarptırıldığını kaydetti. “KIRIM TATARLARININ KİMLİKLERİ SORUN OLARAK GÖSTERİLİYOR” Kırım Tatarca eğitimin de sistematik biçimde marjinalleştirildiğini ifade eden Biletska, Kırım Tatar okullarının zamanla Rus okullarına dönüştürüldüğünü ve ana dil eğitiminin sembolik seviyeye indirildiğini söyledi. Rus propagandasının televizyonlar, okullar ve sosyal medya aracılığıyla genç Kırım Tatarlarına kimliklerinin “sorun” olduğu mesajını verdiğini belirten Biletska, sadakat göstermeyen insanların işlerini kaybettiğini, evlerinin silahlı FSB görevlileri tarafından basıldığını ifade etti. Kırım’daki baskı ortamı nedeniyle birçok insanın önünde yalnızca “Kırım’ı terk etmek veya hapse girmek” seçeneklerinin bırakıldığını belirten Biletska, zorunlu askerlik uygulamalarının da Kırım Tatarlarını hedef aldığını söyledi. Rus ordusunun özellikle 2022’de başlayan seferberlik sürecinde Kırım Tatarlarını orantısız biçimde askere aldığını ifade eden Biletska, birçok kişinin savaşın en tehlikeli bölgelerine gönderildiğini belirtti. “BENİM KÖYÜMÜ ASKERÎ ÜSSE ÇEVİRDİLER” Kırım’ın işgal sonrası hızla askerîleştirildiğini söyleyen Biletska, yarımadanın bugün Rusya’nın Karadeniz’deki askerî varlığının merkezlerinden biri hâline geldiğini kaydetti. Bunun yalnızca Ukrayna’nın değil, Türkiye dâhil bütün Karadeniz ülkelerinin güvenliği açısından önemli olduğunu vurguladı. Konuşmasında kendi yaşam hikâyesine de değinen Biletska, iki kez yerinden edildiğini anlattı. 2014 yılında Kırım’daki Sarabuz’da evini kaybettiğini söyleyen Biletska, 2022’de taşındığı Odesa’nın da Rusya tarafından işgal edildiğini belirtti. Odesa’da hava saldırısı alarmı sırasında, Rusya’nın Şâhid tipi insansız hava araçlarının (SİHA) çocukluğunu geçirdiği Sarabuz’dan fırlattığını öğrendiğini ifade eden Biletska, “Benim köyümü askerî üsse çevirdiler ve şimdi oradan yeni evime saldırıyorlar.” dedi. Rusya’nın Ukraynalı çocukları zorla başka bölgelere götürmesini de değerlendiren Biletska, bunun savaşın “yan etkisi” değil, açık biçimde yürütülen bir devlet politikası olduğunu söyledi. Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) bu nedenle Rus yetkililer hakkında tutuklama kararı çıkardığını hatırlatan Biletska, Ukrayna’nın 90 binden fazla çocuğun zorla götürüldüğünü belgelediğini ifade etti. “TÜRKİYE İLHAKI TANIMAYARAK GÜÇLÜ BİR MESAJ VERİYOR” Türkiye’nin Kırım’ın ilhakını tanımayan tutumunun son derece önemli olduğunu vurgulayan Biletska, Türkiye’nin uluslararası platformlarda Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunmasının Karadeniz’de sınırların zorla değiştirilemeyeceği yönünde güçlü bir mesaj verdiğini söyledi. Rusya ile ilişkilerin “normalleştirilmesini” de eleştiren Biletska, bütün bu suçlar devam ederken kültürel ve kurumsal ilişkilerin olağan şekilde sürdürülmesinin çelişkili olduğunu belirtti. Rusya Savunma Bakanlığına bağlı Kızıl Ordu Korosu’nun Türkiye’de Kırım Tatar Sürgünü anma günlerine yakın tarihlerde konser vermesini örnek gösteren Biletska, bunun tesadüf değil siyasî bir tercih olduğunu ifade etti. Konuşmasının sonunda Kırım Tatar halkının bütün baskılara rağmen varlığını sürdürdüğünü vurgulayan Biletska, “82 yıl önce imparatorluk, Kırım Tatarlarını tarihten silmeye çalıştı. Kırım Tatarları ise buna hayatta kalarak, geri dönerek ve var olmaya devam ederek cevap verdi.” dedi. “Sürgünden İşgale: Kırım’ın 82 Yıllık Tecrübesi” başlıklı panel, konuşmacıların katılımcıların sorularını cevaplaması ile sona erdi.

Kırım’ın işgalinin 12. yılında Ankara’dan net mesaj: Kırım, Ukrayna’dır! Haber

Kırım’ın işgalinin 12. yılında Ankara’dan net mesaj: Kırım, Ukrayna’dır!

Kırım Derneği Genel Merkezi tarafından düzenlenen “Kırım’ın ve Ukrayna’nın İşgaline Karşı Direniş Günü” paneli 26 Şubat'ta Millî Kütüphane Yunus Emre Konferans Salonu’nda yapıldı. Prof. Dr. Gayana Yüksel, Prof. Dr. Sezai Özçelik, Doç. Dr. Levent Ersin Orallı ve Dr. Yuliya Biletska’nın panelistlerinden olduğu etkinliğin açış konuşmaları Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celal’in eşi Leviza Celal, Kırım Derneği Genel Başkanı Mükremin Şahin, Ukrayna Derneği Genel Başkanı İrına Ambarkütükoğlu tarafından yapıldı. "KIRIM UKRAYNA’DIR. KIRIM, KIRIM TATAR HALKININ ANA YURDUDUR" Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl’in eşi Leviza Celâl açılış konuşmasında, Kırım’ın kendisi için bir toprak parçası olmadığını söyleyerek konuşmasına başladı. Kırım için “Fırtınadan sonra denizin kokusudur, Bahçesaray’da yükselen ezan sesidir. Sürgünden dönen ve bir daha asla topraklarını kaybetmeyeceklerine inanan atalarımızın mezarlarıdır.” diyen Celal, 1944 yılında yaşanan sürgüne de atıf yaparak korkunun on iki yıl önce yeniden ve yine Moskova’dan geldiğini ifade etti. Celal, “Bizi yine susturmaya çalışıyorlar ama biz susmuyoruz… Kırım Ukrayna’dır. Kırım, Kırım Tatar halkının ana yurdudur. Kırım, özgürlüğünü bekleyen bir evdir. İşgal binaları alabilir. Toprağımıza yabancı bayraklar asabilir. Ama onurumuzu alamaz. Hafızamızı alamaz. İnancımızı alamaz.” diye vurguladıktan sonra 26 Şubat’ı ve direnen kimseyi unutmadıklarını belirterek, Kırım’ın özgür olacağına olan inancı ile sözlerini sonlandırdı. Açılışta Kırım Derneği Genel Başkanı Mükremin Şahin, Türkiye’de ve dünyada Kırım Tatarlarının teşkilatlanmasından söz açarak Türkiye’de Kırım Derneği’nin 25 şubesi olduğunu, ayrıca çok sayıda temsilcilik ve başka dernekler bulunduğunu belirtti. Dünyada ise 20 ülkede Kırım Tatar diasporasının olduğunu ifade eden Şahin, Kırım halkını temsil eden teşkilatın ise Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) olduğunu söyledi. Ancak KTMM’nin sürgünde olduğunu vurgulayan Şahin, Kırım Tatarları olarak diasporada hem Ukrayna’nın hem de Türkiye’nin geleceği ve bu iki ülkenin stratejik iş birliğini desteklemek istediklerini de ifade etti. Ukrayna Derneği Başkanı Ambarkütükoğlu ise, “Bugün burada yalnızca bir tarihi anmak için değil, bir halkın onurunu ve dirilişini hatırlamak için toplandık. Kırım Tatar halkının özgürlük iradesini dünyaya ilan ettiği gündür. Aynı zamanda bu tarih Ukrayna’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne sahip çıkma kararlılığının sembolüdür. Kırım’ın işgali yalnızca bir toprak meselesi değildir. Bu uluslararası hukuk, insan haklarının ve adaletin ihlalidir." diye konuştu. 7 MİLYONDAN FAZLA UKRAYNA VATANDAŞI ÜLKE DIŞINA ÇIKTI Açış konuşmalarının ardından panele geçildi. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Levent Ersin Orallı moderatörlüğünde gerçekleşen panelde ilk sözü Prof. Dr. Gayana Yüksel aldı. Yüksel, savaşın, askeri, ekonomik, sosyal boyutları olduğundan bahisle sözüne başladı. Ancak en önemli olanın insanın yaşadığı tecrübesi olduğunu ifade etti. “Bizim hayatımız üçe bölündü. 2024’ten önce, 2022’ye kadar ve şimdiki devam eden süreç” diyen Yüksel, savaş başladıktan bir süre sonra Kırım Tatar Milli Meclisinin toplandığını ve Ukrayna’dan insanların tahliyesini organize ettiğini, 50 bin kişinin Türkiye’ye geldiğini belirtti. Şu anda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 21’inin işgal altında olduğunu söyleyen Yüksel, 55 bin Ukraynalı askerin hayatını kaybettiğini, ayrıca çok sayıda askerin kayıp olduğunu, sivil kayıpların en az 15 bin olduğunun tahmin edilmekte olup, 42 bin sivilin yaralandığını, 7 milyondan fazla Ukrayna vatandaşının ülke dışına çıktığını 3,5 milyon kişinin Ukrayna içinde yerinden edildiğini söyledi. "KIRIM DÜĞÜMÜ ÇÖZÜLMEDEN, SAVAŞ SADECE DONMUŞ BİR ÇATIŞMAYA DÖNÜŞÜR" Yüksel’in ardından Karabük Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Yuliya Biletska, kendisine savaşın ne zaman biteceği sorulduğunda, bu sorudan kastedilen Ukrayna’nın mücadeleyi bırakması ise bu savaşın uzun süre bitmeyeceğini söylediğini ifade etti. “Ukrayna savunmayı bırakırsa savaş Avrupa’ya sıçrar” diyen Biletska “2026 için Avrupa güvenliğinin dayanağı sadece NATO değil aynı zamanda Ukraynadır." dedi. Sürecin Kırım’la başladığını belirten Biletska o dönemde bu saldırganlık çok ciddiye alınmayıp, bu kadarla sınırlı kalacağı anlayışında olunduğunu, revizyonist bir gücün durdurulamadığında geri çekilmeyeceğini tam tersine cesaretleneceğini belirtirken, Kırım’dan sonra sürecin böyle geliştiğini ifade etti. Biletska şöyle devam etti: Gerçek bir barış stratejisi, tavizler üzerine kurulamaz. Gerçek barış, Kremlin’in cezasız kalacağına dair inancını zayıflatmakla mümkündür. Barış, saldırganın özgüveni kırıldığında başlar. Ve en önemlisi Kırım çözülmeden bu savaş gerçekten çözülmez. Kırım’ın statüsü netleşmeden, “istikrarlı barış”tan söz etmek mümkün değil. Kırım düğümü çözülmeden, savaş sadece donmuş bir çatışmaya dönüşür. Şunu da iyi biliyoruz. Kırım sadece işgal edilmedi. Askerîleştirildi. ÖZÇELİK: RUSYA’NIN TÜRKİYE’YE SALDIRABİLECEĞİ UNUTULMAMALIDIR Biletska’nın ardından söz alan Çankırı Karatekin Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sezai Özçelik, Amerika’da bir düşünce kuruluşunun yaptığı araştırmada, Türkiye’de halkın yüzde 80’inin Amerika’ya güvenmediğini, bu nedenle Ukrayna’nın Rusya ile haklı mücadelesinde, Batı’nın emperyalist bir adımı olarak Rusya’nın burada mağdur olduğuna dair bir anlayış olduğunun Türk kamuoyunda görüldüğünü belirtti. Başka bir araştırmada ise Türk halkının dış politika anlamında en güvendiği liderin Zelenskıy olduğunu bu bakış açısıyla bakıldığında ise Türkiye’de kamuoyunun Ukrayna-Rusya Savaşı’nda Ukrayna’nın yanında yer aldığını ifade etti. “Buradaki temel konu özellikle Türk halkının bunu bir jeopolitik ve jeostratejik bir oyun olarak görmesi” diyen Özçelik, buna karşı olduğunu “bu jeopolitik ve jeostratejik fetişizmden uzaklaşılması gerektiğini düşündüğünü” ifade etti. Putin’in durdurulması gerektiğini, Türkiye’nin stratejik körlük yaşamaması gerektiğini belirten Özçelik, Rusya’nın Türkiye’ye de saldıracağını unutmadan hareket etmenin gerekli olduğunu vurguladı.

Zelenskıy-Erdoğan görüşmesi: Siyasi müzakere değil, insani alanlar öne çıktı Haber

Zelenskıy-Erdoğan görüşmesi: Siyasi müzakere değil, insani alanlar öne çıktı

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy (Volodimir Zelenski) ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 19 Kasım 2025 tarihinde Ankara’da bir araya geldi. Görüşme sonrası açıklamaya yapan Cumhurbaşkanı Zelenskıy görüşmede, Türkiye’nin diplomatik çabalara aktif katılımını ve Erdoğan’ın barışa yönelik önerilerini memnuniyetle karşıladığını belirtmişti. Görüşmenin ardından Karabük Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Yuliya Biletska, zirveyi Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi. Biletska, görüşmenin “çıktıları sınırlı olsa da” sembolik öneminin yüksek olduğunu vurguladı. “ANKARA’NIN TUTUMU ÇOK ÖNEMLİ” Türkiye’nin her görüşmede Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne verdiği desteği yinelemesinin Kıyiv açısından kritik olduğunu belirten Biletska, özellikle son günlerde gündeme gelen “ABD’nin yeni barış planı” tartışmaları bağlamında Ankara’nın tutumunun önem kazandığını ifade etti. “TÜRKİYE TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ KONUSUNDAKİ DESTEĞİNİ BİR KEZ DAHA VURGULADI” Bu bağlamda Biletska, açıklamalarında şu değerlendirmelere yer verdi: Türkiye, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü kesin ve net bir şekilde destekliyor. Bu tutumun her görüşmede tekrarlanması bizim için son derece önemli. ABD’nin olası planına ilişkin haberlerin yayıldığı bir dönemde, dostlarımızın pozisyonunu bilmek ve teyit etmek kritik. “SİYASİ MÜZAKERE GERÇEKÇİ DEĞİL; İNSANİ KONULAR ÖNE ÇIKABİLİR” Öte yandan Türkiye’nin yeniden “arabuluculuk rolüne” işaret ettiğini belirten Biletska, ancak bunun kısa vadede siyasi bir müzakereye dönüşmeyeceğini söyledi ve “Türkiye bir tarafta bir diyalog köprüsü rolünü pekiştirdi ancak, muhtemelen yakın zamanda daha çok insani açıdan bir görüşme bekleniyor. Çünkü hâlihazırda var olan görüşmeler, siyasi müzakereler değildi. Daha çok insani ve teknik bir kanaldaydı.” ifadelerini kullandı. Biletska, olası gelecek temasların esir takası, cenazelerin iadesi, güvenlik ve insani konular, özellikle de kaçırılan Ukraynalı çocukların geri dönüşü gibi alanlarda gerçekleşebileceğini kaydetti. “RUSYA BARIŞA HAZIR DEĞİL” Şu an Rusya’nın gerçek bir siyasi müzakereye hazır olmadığını vurgu yapan Biletska, “Rusya saldırılarını artırıyor, cephede ilerlemeye çalışıyor. Bu nedenle siyasi bir barış süreci şu aşamada gerçekçi değil.” değerlendirmesinde bulundu. “UKRAYNA’NIN POZİSYONU DEĞİŞMEDİ: TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ PAZARLIK KONUSU DEĞİL” ABD'nin Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskıy’a Rusya ile savaşın sona erdirilmesi için bir taslak çerçeve sunduğu konusunda gündeme gelen “toprak tavizi” haberlerine dair olarak ise Biletska, Ukrayna’nın bu konuda bir değişikliğe gitmeyeceğini söyledi ve şu ifadeleri kullandı: Ukrayna’nın temel pozisyonu değişmedi ve değişmeyecek. Toprak bütünlüğü pazarlık konusu değil. Rusya’ya verilen her tavizin neye dönüştüğünü Kırım’da, Donetsk’te gördük. Rusya’ya güvenilemeyeceğini biliyoruz. Bu sadece toprak meselesi değil; o bölgelerde yaşayan vatandaşlarımızın hayatı, hakları ve kimliğiyle ilgili bir mesele.

Dr. Yuliya Biletska: Kırım Tatarları, Ukrayna’nın kimliğini ve geleceğini birlikte inşa ediyor Haber

Dr. Yuliya Biletska: Kırım Tatarları, Ukrayna’nın kimliğini ve geleceğini birlikte inşa ediyor

Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Merkezi ile Ankara Ukrayna Derneği ortaklığında, Kırım'ın işgalinin 11. yıl dönümü sebebiyle kapsamlı bir panel düzenlendi. "Kırım'ın İşgalinin 11. Yılında Direniş Günü" başlıklı panel; 26 Şubat 2025 tarihinde başkent Ankara’da gerçekleşti. Panelin konuşmacılarından Karabük Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Yuliya Biletska, gerçekleştirdiği konuşmasında Kırım’ın Rusya tarafından işgal edilmesinin ardından Ukrayna’nın milletleşme sürecine girmesi hususunu ele aldı. BİRÇOK KIRIM TATARI, KİMLİKLERİNDEN VAZGEÇMEYİ REDDETTİĞİ İÇİN RUS ESARETİ ALTINDA Dr. Yuliya Biletska; Rus propagandasının yıllardır Kırım'ın gönüllü olarak Rusya'ya katıldığını iddia eden bir yalanı devam ettirdiğini vurgularken, düzenlenen bu tarz etkinlikler ile gerçeğin hatırlatıldığını kaydetti. Biletska, 11 yıl önce Kırım Tatarlarının işgale karşı protesto için sokağa çıktığını ve bunun yalnızca onlar için değil tüm Ukrayna için büyük bir değişimin başlangıcı olduğunu vurguladı. Kırım’da yaşayan neredeyse herkesin baskı ve alıkonulma tehdidi yaşadığını ifade eden Biletska, birçok Kırım Tatarının kimliklerinden vazgeçmeyi reddettiği için Rus hapishanelerinde olduğunun altını çizdi. “UKRAYNA ETNİK BİR ULUS OLMAKTAN UZAKLAŞIP VATANDAŞLIK TEMELLİ BİR ULUS OLARAK ŞEKİLLENMEYE BAŞLADI” Rusya’ya karşı gösterilen direnişin sadece Kırım Tatarlarını etkilemediğini belirten Biletska, Kırım Tatarlarının gösterdiği direnişle Ukrayna’nın yeni bir milletleşme sürecine gittiğini vurguladı. Biletska, “Bu direniş sadece Kırım Tatarlarını değil tüm Ukrayna'yı ve tüm Ukrayna toplumunu değiştirdi. Kırım Tatarları, Ukrayna millletinin dah,⁰a kapsayıcı hale gelmesinde kilit bir faktör oldu. Ukrayna etnik temelli bir millet olmaktan uzaklaşıp vatandaşlık temelli bir millet olarak şekillenmeye başladı. Artık önemli olan etnik köken değil ortak değerler ve devlete bağlılıktır. Ve Kırım Tatarları da aslında böylece Ukrayna'da görünür bir hale geldi” şeklinde konuştu. Biletska; Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Refat Çubarov, Rüstem Umerov, Nariman Celal, Tamile Taşeva, Camala gibi isimlerin işgalden sonra Kırım için verdikleri mücadeleyle, Ukrayna’da daha görünür hale geldiklerini ve ülkenin vatandaşlık temelli milletleşmede kilit rol oynadıklarını vurguladı. Biletska, “Onlar Kırım Tatar halkının sesi oldu ve Ukrayna’nın vatandaşlık temelli millet inşasında kilit rol oynayan figürlere dönüştüler.” ifadelerini kullandı. KIRIM TATARLARI UKRAYNA'YA YENİ BİR VATANSEVERLİK ANLAYIŞI KAZANDIRDI Uzman, aynı zamanda Kırım Tatarlarının Ukrayna’ya yeni bir vatanseverlik anlayışı kazandırdığını vurguladı. Konuyla ilgili değerlendirmesini, “Vatanseverlik, Kırım Tatarları sayesinde artık etnik kökene bağlı bir kavram olmaktan çıkarak devlete bağlılığın ön planda olduğu bir kavram oldu. Bir kişi aynı anda hem vatansever olabilir hem de kendi etnik kimliğini koruyabilir hatta bunu açıkça vurgulayabilir hale geldi.” şeklinde aktardı. Kırım Tatarlarının bir milletin asimile olmadan da devlete entegre olabileceğinin en iyi örneği olduğunu vurgulayan Biletska; Kırım Tatar halkının kendilerini Ukrayna siyasi hayatının bir parçası olarak gördüğünün, iyi bir şekilde Ukraince konuşabildiklerinin ve aynı zamanda milli kimliklerini de yaşattıklarının altını çizdi. Uzman, “Kültürlerini sürdürmek ve Kırım Tatarlarının Ukrayna’nın ayrılmaz bir parçası olduğunu göstermek için büyük bir çaba gösteriyorlar. Ukrayna da artık bu farklılığı aktif bir şekilde destekliyor. Kırım Tatarlarını sadece milletin bir parçası olarak görmekle kalmıyor, aynı zamanda onların gelişimine de katkıda bulunuyor. Örneğin Ukrayna Enstitüsü; Kırım Tatarlarının tarihini, kültürünü, onların Ukrayna için verdiği mücadeleyi diğer Ukraynalılara anlatan birçok proje yürütüyor.” ifadelerini kullandı. Biletska, aynı zamanda Kırım Tatarlarının Ukrayna devletinin azınlıklara karşı bakış açısını da değiştirdiğini kaydetti. Uzman, işgal öncesi için “Eskiden ne yazık ki Ukrayna’da milli azınlıklar, özellikle Kırım Tatarları, devletin öncelikleri arasında değildi.” bilgilendirmesini yaptı. 1990’lı yıllarda Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) üyelerinin yer aldığı Kırım Tatar Halk Temsilcileri Konseyi kurulduğunu ve Meclis’in resmî bir statüye sahip olmasa da Akmescit’te faaliyet göstermesinin Ukrayna’nın Kırım Tatarlarını siyasi olarak tanıması açısından önemli bir adım olduğunu vurguladı. “UKRAYNA, ÖZGÜRLÜK İÇİN SAVAŞANLARIN ULUSUDUR VE KIRIM TATARLARI DA BU ULUSUN AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR” 2014’ten sonra Ukrayna’nın Kırım Tatarlarına karşı bakış açısının değiştiğini belirten Biletska, Kırım Tatarlarının faaliyetlerinin aktif olarak desteklendiğini, yerli halk olarak tanındıklarını ve devlet kurumlarında yer aldıklarını kaydetti. İşgalden sonra Kırım Tatarlarının Ukrayna devlet yapısının bir parçası olduğunun görüldüğünü ifade eden Biletska, “En büyük örnek, Ukrayna Savunma Bakanı Rüstem Umerov Kırım Tatarıdır. Bir başka örnek olarak yakında gelecek olan Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celal, köken olarak Kırım Tatarı.” şeklinde konuştu.  Biletska, konuşmasını şu ifadelerle sonlandırdı: “Kırım Tatarları artık sadece Ukrayna’nın bir azınlığı değil. Onlar Ukrayna’nın kimliğini ve geleceğini birlikte inşaat eden bir halktır. Ukrayna’nın kimlik anlayışı nasıl değişti bu durumda? Onur Devrimi’nden itibaren Ukrayna’da milli kimlik anlayışında büyük bir değişim yaşandı. Ukraynalılar, milletin sadece etnik köken veya dini baz alarak tanımlanmayacağını fark etti. Asıl önemli olan; ortak değerler, siyasi bağlılık ve özgürlük için mücadele etme kararlılığıydı. Bu değişim Kırım'ın işgali ve Donbas’taki savaşla daha da hızlandı. Kırım Tatarları Ukrayna’nın sadece müttefiki değil aynı zamanda vatandaşlık temelli ulusun eşit kurucuları oldu. Onların kararlılıkları ve Ukrayna ile duruşu toplumun millet kavramına bakışını değiştirdi. Ukrayna, özgürlük için savaşanların ülkesidir ve Kırım Tatarları da bu ülkenin ayrılmaz bir parçasıdır. Kırım Ukrayna’dır ve Ukrayna kalacak. Yaşasın Ukrayna, yaşasın Kırım Tatarları.”

Yuliya Biletska: Sovyet rejiminin geçmişindeki korkunç şeyler, gelecekte de rejimden umut olmadığını gösterdi Haber

Yuliya Biletska: Sovyet rejiminin geçmişindeki korkunç şeyler, gelecekte de rejimden umut olmadığını gösterdi

Mustafa KOÇYEGİT QHA Ankara Holodomor kurbanları, her yıl olduğu gibi bu yıl da kasım ayının son cumartesi günü dünya genelinde anıldı. Kırım Haber Ajansı, Sovyet Rusya’nın yarattığı suni kıtlık politikasını irdelemeye; konuyla ilgili uzman görüşlerini kamuoyuyla paylaşmaya devam ediyor. 30’un üzerinde ülke tarafından soykırım olarak kabul edilen Holodomor’u, Ukrayna Derneği Başkanı ve Karabük Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Yuliya Biletska değerlendirdi. Genel bir çerçeve çizmek gerekirse; Stalin tarafından uygulanan Holodomor politikası nedir ve hangi amaçla uygulanmıştır? Bu uygulama tarihsel olarak Uknayna'yı nasıl etkilemiştir? Elbette bu çok geniş bir konu. Bu konuyla ilgili kitaplar yazıldı, podcastler yapıldı, birçok program yapıldı ama kısa bir şekilde açıklamak gerekirse; Holodomor, kasten yapılan açlıkla öldürmedir. Holodomor, Türkiye’de 10 yıl öncesine kadar pek bilinmiyordu. Şu anda birçok araştırma yapıldığını görüyorum, tez görüyorum, kitap görüyorum, kitap bölümleri görüyorum. Çalışmaların bu kadar geç kalmasının sebebi, tarihimizdeki bu sayfaların kapalı olmasıydı. Sovyet döneminde tarihimizden bu sayfalar silindi; gizli bir şekilde tutuluyordu. Bu konu, Ukrayna bağımsız olduktan sonra ancak yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Sovyetler Birliği kurulduğunda, Ukraynalıların bir kısmı bunu elbette destekliyordu ama halk üzerinde Kızıl Ordu ve Bolşeviklerin temsil ettiği fikir yaygın değildi. Bolşevikler, bir şekilde halkın iradesini kırmak istiyordu. Şehirlerde ve entelijansiyada tutuklama, öldürme, Sibirya’ya sürgün etme gibi farklı yöntemlerle gerçekleştirdi çünkü insanlar şehirlerde kompakt bir şekilde yaşıyordu. Köylerde ise bu iradenin kırılması çok zordu çünkü bölge çok geniş ve nüfus çok fazlaydı. Bu yüzden milyonlarca insanı gönderemeyecekleri için bu yöntemi seçtiler. Amaçları yalnızca iradenin kırılması değil aynı zamanda cezalandırmaktı. Çünkü bu fikri tutmadılar ve bu fikre katılmadılar; Ukrayna kimliğinin arkasında durdular. Ukrayna kimliği, Sovyetler Birliği fikrine tamamen aykırı oluyordu. Bu sebepten bu insanları cezalandırmak istiyorlardı. En korkunç yöntemle cezalandırmayı seçtiler: açlıkla öldürme. Rusya tarafından yapılan propagandalara baktığımızda, bunun kasten yapılmadığını; hava şartlarının kötü olduğu için böyle oldu deniliyor. Ancak burada sadece hava şartlarından bahsetmiyoruz. Sovyet ordusu tarafından insanların evine gelip yiyecek ve içecek olarak alınabilecek her şeyi alıyorlardı. Özellikle kış döneminde tablo tüm açıklığıyla ortaya çıktı. Yaz ve bahar aylarında sonuçlar belki tam anlamıyla ortaya çıkmamıştı ama 1933’ün kış aylarında en kötü şekilde halka vurdu. Milyonlarca insan aç bırakılarak öldürüldü. Holodomor, Ukrayna'nın bağımsızlık mücadelesine nasıl etki etmiştir? Glasnost ile birlikte gizlenen bu bilgiler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Söz konusu bu arşivlerin tamamı günümüzde dahi tümüyle açılmış değil ancak özellikle güvenlik servisine ait arşivlerin önemli bir bölümü açıldı ve korkunç şeyler görüldü. Sovyetler Birliği son yıllarında bağımsızlık fikri ve milliyetçilik duyguları ortaya çıkmıştı; bu bilgilerin yavaş yavaş ortaya çıkmasıyla insanların bu bilgileri öğrenmesi de bağımsızlık isteğini daha fazla arttırdı. Sovyet rejiminin geçmişindeki korkunç şeyler, gelecekte de rejimden umut olmadığını gösterdi. Şimdi de aynı şeyi görüyoruz. Şimdi de bizi tahılla ilgili cezalandırmaya çalışıyor. Şimdi de tüm dünyayı ve Ukraynalıları aç bırakmaya çalışıyor. Elbette, bağımsızlığın ilk yıllarından itibaren bu bilgilerin ışığında millî kimliğe ve millî belleğe aslında çok ciddi bir güçlendirme oldu. Çünkü o yıllarda Ukrayna’nın gelecekle ilgili alacağı pozisyonla ilgili farklı fikirler vardı. “Gelecekte nasıl gelişelim?”, “Rusya ile birlikte mi hareket edelim, yoksa Avrupa Birliği’ne mi katılalım?” Ukrayna halkı ve toplumu, kendisini kesinlikle Avrupalı kimliğiyle tanımlıyor. Tarihteki korkunç olayları hatırlayınca ya da öğrenince de kiminle beraberler olunmayacağı, kiminle birlikte dostluk kurulmayacağı, kiminle birlikte yürümeyeceği ortaya çıkıyor. En kötüsü de buna yapan rejim, bunu inkâr ediyor. Bu konu, doğrudan doğruya Ukrayna kültürüne girmiştir. Benim ailemde de Holodomor’u yaşayan insanlar var. Anneannem örneğin bu uygulamalara doğrudan doğruya maruz kalmış. O suni kıtlık, kültüre taşınmıştır ve yemekler asla israf edilmez, sofradan yemek bitmeden asla kalkılmazdı. Dolayısıyla ortada bilgi olmasa da bu kültürel aktarımla bunları ailede görüyorduk. Son olarak eklemek istediğiniz bir husus var mı? Türk halkı tarafından bu bilgilerin öğrenilmesiyle Rusya’nın bugünkü tavırlarının neden ortaya çıktığı daha iyi anlaşılıyor. Bizler, kesinlikle bu konuda önem vermek istiyoruz. Bu yüzden bu çok önemli bir konu. Bizler her sene bir araya gelip kurbanları anıyoruz. Ayinler ve konferanslarla Holodomor’u hatırlamaya çalışıyoruz. Gelecekte kiminle, nasıl bir ilişki kurulacağını geçmiş bize çok iyi anlatıyor. Bu konuda çok iyi görüyoruz ki, Rusya bugün de bize bu tür şeyler yapıyor. 100 sene nasıl yapıyorlarsa bugün de aynı yöntemleri kullanıyorlar. HOLODOMOR SOYKIRIMI 1932-1933 yılları arasında Sovyetler Birliği’nin egemenliğindeki Ukrayna’da, eli kanlı diktatör Josef Stalin’in emriyle ortaya konulan kıtlık sebebiyle milyonlarca insan açlıktan hayatını kaybetmişti. Sovyetlerin Ukrayna halkına karşı işlediği bu korkunç suça "açlıkla ölüm" anlamında Holodomor adı verildi. Sovyet Rusya yönetiminin milyonlarca Ukraynalıyı ölüme sürüklediği sun'i açlık Holodomor, Ukraynalılara boyun eğdirme amacı taşıyordu. Ukrayna'nın komünist rejime karşı direnişini ve Moskova'dan bağımsız bir Ukrayna devleti kurma girişimlerini nihai olarak ortadan kaldırmak için gerçekleştirildi.  26 Kasım 1998’de dönemin Ukrayna Cumhurbaşkanı Leonid Kuçma’nın kararı ile kasım ayının son cumartesi günü "Holodomor Kurbanlarını Anma Günü" olarak ilan edildi. Daha sonra 2006’da Ukrayna Parlamentosu, kabul ettiği karar ile Holodomor’u Ukrayna halkına karşı yapılan bir soykırım olarak tanıdı. Bugün, Ukrayna halkına karşı Stalin'in işlediği korkunç soykırımın hatırlandığı #Holodomor Kurbanlarını Anma Günü. Sovyet yönetimi, Ukrayna'nın direnişini kırmak için milyonlarca insanı açlık ve kıtlıkla ölüme terk etmişti. #Unutulansoykırımtekrarlanır pic.twitter.com/7aYNhafsxq — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) November 25, 2023 STALİN'DEN ZİRAATİN KOLEKTİFLEŞTİRİLMESİ KANUNU 1924’te Sovyetler Birliği’nde iktidara gelen Josef Stalin, siyasi muhaliflerini ortadan kaldırdıktan sonra, Ukrayna’daki iktisadi ve sosyal hayatı sıkı kontrol altına alarak Ukrayna’yı tamamen Kremlin’e bağladı. 1929’da diktatör Stalin, ziraatin kolektifleştirilmesi için kanun çıkarma emri verdi. Çıkarılan kanun uyarınca Ukrayna’da verimli topraklar, tarlalar devletleştirildi, köylüler, kendi eski topraklarında devletin işçisi hâline getirildi. Gece gündüz köle gibi çalışan köylüler kendileri için bir kilo buğday bile kullanamaz iken devlet bütün buğdayları Avrupa’ya satarak fabrikalar inşa etti. UKRAYNA HALKI, KOMÜNİST REJİMİNİN BASKI POLİTİKASINA KARŞI ÇIKTI Komünist totaliter rejimin politikası, Ukrayna halkının direnişini kışkırttı. Ukrayna’daki köylüler, 1930'ların başında komünist rejiminin kolektifleştirme, vergilendirme politikası, soygun ve terörüne karşı yaklaşık 4 bin büyük çaplı eylem gerçekleştirdi. Ukraynalı köylüleri tehdit olarak gören Stalin, binlerce Sovyet memurunu köylülere baskı kurması için Ukrayna'ya gönderdi. Ukrayna'da yarım milyondan fazla insan rejimin tarım uygulamalarına isyan ettiği için yük trenlerine doldurularak Sibirya'ya sürgün edildi. Sürgün sırasında binlerce Ukraynalı açlıktan, hastalıktan hayatını kaybetti. Bununla birlikte Sovyet Rusyası, Ukrayna'da sun'i kıtlık oluşturmak için bir dizi uygulama işleme koydu. Tüm gıda ürünlerine el koyan Kremlin, Ukrayna halkının bir kısmının yok edilmesini amaçlayan koşulları yarattı. Ukrayna’daki açlık çeken bütün bölgeler askerlerle çevriliydi, kimsenin kurtarılmaması ve bu bölgelere hiçbir yardımın geçmemesi için Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin bütün sınırları kapatılmıştı. Holodomor yılları boyunca Sovyet yönetimi, adeta bir açlık terörü icra etti. Holodomor, Ukrayna halkına karşı başlattığı gerçek bir savaştı. HER BİR DAKİKADA 24 KİŞİ HAYATINI KAYBEDİYORDU 1933 baharında Ukrayna'daki ölüm oranları felaket boyutlarına ulaştı. Haziran 1933'te her gün 34 bin kişinin, saatte bin 440 kişinin ve her dakika 24 kişinin hayatını kaybettiği biliniyor. SADECE RESMİ VERİLERE GÖRE NEREDEYSE 4 MİLYON İNSAN HAYATINI KAYBETTİ Ukrayna Milli Güvenlik Servisi, Holodomor davasının soruşturulması sırasında ortaya çıkan bilgileri kamuoyuyla paylaştı. 1932-1933 yıllarında suni açlıktan 3 milyon 941 bin kişi öldü. Açlığın kasıtlı olarak meydana getirildiği ispat edilirken buna karşı Rusya, hala Ukrayna’daki açlığın 1932-1933 yılında SSCB’de meydana gelen açlığın bir parçası olduğunu ileri sürüyor. Stalin'in kanlı mirasının destekçisi olmaya devam ediyor. RUSYA SUÇUNU ÖRTMEYE ÇALIŞTI Bu suçun boyutları ve sebepleri uzun bir süre boyunca insanlardan ve dünya kamuoyundan saklanmaya çalışıldı. Sovyetler döneminde Holodomor ile ilgili herhangi bir hatırlama durumunda insanlara hapis cezası veriliyordu. Stalin Rusyası’nın gerçekleştirdiği Holodomor Soykırımı, uluslararası kamuoyunun da gündeminde. Günümüzde; Birleşik Krallık, Kanada, Fransa, İtalya ve Almanya başta olmak üzere 30’dan fazla ülke tarafından Holodomor "soykırım" olarak tanındı.

Ukrayna Derneği Başkanı: Kültürümüzü ve kimliğimizi korumak için savaşacağız Haber

Ukrayna Derneği Başkanı: Kültürümüzü ve kimliğimizi korumak için savaşacağız

Ankara'daki Ukrayna Derneği Başkanı Yuliya Biletska, ev sahipliği yaptığı Şedrık Bayramı kutlamalarında Kırım Haber Ajansının (QHA) sorularına yanıt verdi. Şedrık Bayramı hakkında bilgi veren Biletska, etkinliğin değerlendirmesini yaptı. Biletska, "Savaş sırasında kutlama yapmak biizm için hem çok zor hem motive edici. Sonuçta kendi kültürümüzü yaşamak için bağımsızlık mücadelesi veriyoruz. Bu etkinlik de zaten bunu gösteriyor. Her koşulda biz kültürümüzü yaşatacağız, kültürümüz için, kimliğimiz için savaşacağız. Bu yüzden aynı anda Ukraynalıların nasıl zengin bir kültüre sahip olduğunu herkese göstermek istiyoruz. Aslında Ukraynalıların ne kadar barışçıl olduğunu göstermek istiyoruz" ifadelerine vurgu yaptı.  ???? Ukrayna Derneği Başkanı Yuliya Biletska: Kültürümüzü ve kimliğimizi korumak için de savaşacağız ???? https://t.co/lVwU3bgRGj pic.twitter.com/7lGn9LGmbs — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) January 14, 2023 "DÜNYADAKİ TÜM UKRAYNALILAR VATANI İÇİN ELİNDEN GELENİ YAPIYOR" Biletska, Ukraynalıların her zaman barış ve sevgi içinde olduğunu dile getirerek, "Bize saldırıldığı zaman, bize zarar verildiği zaman topraklarımızı mutlaka koruyacağız. Sadece biz değil, dünyadaki tüm Ukraynalılar vatanı için her şeyi yapacak. Bu yüzden buna devam edeceğiz. Ülkemize yardım etmeye devam edeceğiz. Dünyanın neresinde olursa olsun tüm Ukraynalılar şu anda ortak bir zafer için savaşıyorlar. Elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Bu sene olacak zaferimize katkımız olsun" ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.