SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yunanistan

QHA - Kırım Haber Ajansı - Yunanistan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yunanistan haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

BAL-DES Başkanı İlko: 29 Ocak, yalnızca protesto değil; kimliğin inkarına karşı meşru direnişin simgesidir Haber

BAL-DES Başkanı İlko: 29 Ocak, yalnızca protesto değil; kimliğin inkarına karşı meşru direnişin simgesidir

Balkan Türkleri Destekleme ve İşbirliği Derneği (BAL-DES) Başkanı Aygün İlko, 29 Ocak Batı Trakya Türklerinin Toplumsal Dayanışma ve Millî Direniş Günü’nün tarihsel arka planını, Dr. Sadık Ahmet’in mücadelesini ve Batı Trakya Türklerinin günümüzde karşı karşıya olduğu sorunları Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi. 29 OCAK: YALNIZ PROTESTO TARİHİ DEĞİL MEŞRU DİRENİŞİN SİMGESİ Aygün İlko, 29 Ocak tarihinin Batı Trakya Türkleri için sadece bir anma günü değil, kimlik ve hukuk mücadelesinin kurumsallaştığı bir dönüm noktası olduğunu vurguladı. 1980’li yıllarda Yunanistan’ın "Türk" adını taşıyan dernekleri kapatma girişimine karşı Gümülcine’de başlayan kitlesel protestoların, Türk toplumunu parçalı tepkilerden örgütlü bir hak mücadelesine taşıdığını belirren İlko, "29 Ocak Batı Trakya Türklerinin Toplumsal Dayanışma ve Millî Direniş Günü, Batı Trakya Türk azınlığının Lozan Antlaşması ile güvence altına alınan haklarının sistematik biçimde ihlal edilmesine karşı geliştirdiği toplumsal ve siyasal direnişin simgesel bir ifadesi olarak ortaya çıkmıştır. Bugün yalnızca belirli bir tarihsel olayın anılması değil; Batı Trakya Türklerinin kimlik, temsil ve hukuk mücadelesinin kurumsallaştığı bir dönüm noktasını ifade etmektedir." değerlendirmesinde bulundu. Lozan Barış Antlaşması’nın 37-45. maddeleri uyarınca Batı Trakya Türklerinin dinî, kültürel ve eğitimsel özerklik başta olmak üzere azınlık haklarına sahip olduğunu anımsatan Aygün İlko, "Ancak özellikle 1960’lı yıllardan itibaren Yunanistan’ın azınlık politikasında belirginleşen güvenlik merkezli yaklaşım, Türk azınlığın kimliğinin kamusal alanda görünürlüğünü hedef alan kısıtlayıcı uygulamaları beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda, 'Türk' etnik kimliğinin resmî olarak tanınmaması, Türk adını taşıyan derneklerin kapatılması, seçilmiş Müftülük kurumunun işlevsizleştirilmesi ve eğitim ile vakıf yönetimlerine yönelik müdahaleler, Batı Trakya Türk toplumunun siyasal ve toplumsal alanını daraltan temel unsurlar olmuştur." dedi. Bu sürecin en kritik aşamalarından birinin Yunan Yargıtayının 1980’li yıllarda aldığı kararlarla, “Türk” ibaresini taşıyan derneklerin kamu düzenine aykırı olduğu gerekçesiyle kapatılması olduğuna dikkat çeken İlko, "Gümülcine Türk Gençler Birliği ve İskeçe Türk Birliği gibi tarihsel ve kurumsal öneme sahip derneklerin kapatılması, azınlık sayılan Türk toplumunda yalnızca hukuki bir hak ihlali olarak değil, Türk kimliğinin inkarı olarak algılanmıştır. Bu kararlar, uzun süredir devam eden sessiz direnişi kitlesel ve açık bir toplumsal tepkiye dönüştüren katalizör işlevi görmüştür." ifadelerini kullandı. 29 Ocak 1988 tarihinde Gümülcine merkezli olarak gerçekleşen kitlesel protestoların Batı Trakya Türklerinin ilk kez geniş çaplı ve örgütlü biçimde kamusal alanda kimlik talebini dile getirdiği eylemler olduğunu kaydeen Aygün İlko, "Barışçıl nitelik taşıyan bu gösteriler, devletin sert güvenlik müdahaleleri ve baskıcı uygulamalarıyla karşılaşmış; ancak bu durum azınlık toplumunun siyasal bilincini bastırmak yerine, toplumsal dayanışma duygusunu güçlendirmiştir. Böylece Batı Trakya Türkleri, parçalı ve bireysel tepkilerden Türk Toplumunun süreklilik arz eden bir hak mücadelesine geçiş yapılmıştır." yorumunda bulundu. Bu çerçevede 29 Ocak'ın Batı Trakya Türkleri açısından yalnızca bir protesto tarihi değil; kimliğin inkarına karşı geliştirilen meşru direnişin, kolektif hafızanın ve siyasal öznenin inşasının simgesel ifadesi haline geldiğinin altını çizen İlko şöyle devam etti: “Toplumsal Dayanışma ve Millî Direniş Günü” kavramsallaştırması, azınlık toplumunun kendi tarihsel deneyimini tanımlama ve siyasal söylemini üretme iradesinin bir yansımasıdır. Günümüzde 29 Ocak, Batı Trakya Türklerinin hem Yunanistan içindeki hak mücadelesini hem de uluslararası alandaki görünürlük taleplerini besleyen temel referans noktalarından biri olmayı sürdürmektedir. "DR. SADIK AHMET’İN AÇTIĞI YOL, AİHM'DE GÖRÜLEN DAVALARININ ENTELEKTÜEL VE SİYASAL ZEMİNİNİ OLUŞTURMUŞTUR" Dr. Sadık Ahmet’in Batı Trakya Türkleri için yürüttüğü mücadelenin niteliklerine değinen Aygün İlko, bu mücadelenin hak temelli, barışçıl ve uluslararası hukuk eksenli bir azınlık direnişinin en belirgin ve sembolik örneklerinden biri olarak değerlendirilmesi ve kimliğin görünür kılınması, siyasal temsilin inşası ile uluslararasılaştırma stratejisi olmak üzere üç temel düzlemde incelenmesi gerektiğini belirti. Sadık Ahmet’in, Batı Trakya Türklerini yalnızca “Müslüman azınlık” olarak tanımlayan yaklaşıma karşı Türk kimliğini açık biçimde savunduğunu vurgulayan İlko, 1989 ve 1990 seçimlerinde bağımsız milletvekili olarak Yunan Parlamentosuna girmesinin azınlık siyasetinde yeni bir dönemi başlattığını söyledi. İlko, Sadık Ahmet’in Batı Trakya Türklerinin yaşadığı sorunları Lozan Antlaşması ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde uluslararası gündeme taşıyarak Yunanistan’ın azınlık politikasını uluslararası denetime açık hâle getirdiğini ifade etti. "Dr. Sadık Ahmet’in en stratejik katkılarından biri, Batı Trakya Türklerinin yaşadığı sorunları uluslararası hukuk ve insan hakları bağlamına taşımasıdır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, azınlık hakları rejimleri ve Lozan Antlaşması gibi metinler, onun söyleminde merkezi bir yer tutmuştur." diyen İlko, "Bu yaklaşım, Yunanistan’ın Batı Trakya politikasını yalnızca iç hukuk meselesi olmaktan çıkararak uluslararası denetime açık bir alan haline getirmiştir. Nitekim Dr. Sadık Ahmet’in açtığı yol, sonraki yıllarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde görülen Batı Trakya Türk dernekleri davalarının entelektüel ve siyasal zeminini oluşturmuştur." diye konuştu. “DÜN AÇIK BASKI VARDI, BUGÜN YAPISAL TASFİYE VAR” Batı Trakya Türklerinin bugünkü koşullarının geçmişle karşılaştırıldığında bir iyileşme gösterip göstermediğine ilişkin soruya İlko, eğitim alanında yaşanan gerilemeye dikkat çekerek, mevcut tablonun hakların güçlenmesinden ziyade yapısal bir tasfiyeye işaret ettiğini vurguladı. "Okullarımız kapatılırken, mezarlıklarımız yok edilirken 'iyileşmeden' söz etmek mümkün değildir." ifadelerini kullanan İlko, azınlık hakları literatüründe eğitimin en temel ve ölçülebilir gösterge olduğunu söyledi. "Bir azınlık grubunun kendi dilinde eğitim verememesi, okul sayısının azalması, öğretmen ve müfredat üzerindeki denetimin artması o azınlığın ilerlediğini değil, geri itildiğini gösterir” şeklinde konuşan İlko, Batı Trakya Türkleri açısından bugün yaşanan durumun tam olarak bu olduğunu ifade etti. Dr. Sadık Ahmet döneminde okulların açık olduğunu, baskının sert fakat görünür bir nitelik taşıdığını belirten İlko, günümüzde ise farklı bir yöntem izlendiğini dile getirdi. İlko, “Bugün okullar 'öğrenci azlığı2 gerekçesiyle kapatılıyor. Türkçe eğitimin alanı daraltılıyor Azınlık okulları işlevsizleştiriliyor. Mücadele sessizleşiyor, çünkü sorun idari ve teknik kılıflarla yürütülüyor. Bu, klasik bir 2yumuşak asimilasyon2 modelidir.” ifadelerini kullandı. Mevcut durumu “hakların tanınması değil, hakların içinin boşaltılması” şeklinde tanımlayan İlko, görünür baskının azalmasının hakların güçlendiği anlamına gelmediğini vurguladı. Bir Batı Trakya Türk okulunun kapanmasının yalnızca eğitimle sınırlı bir sonuç doğurmadığını ifade eden İlko, bunun Türkçenin kamusal alandan çekilmesi, ailelerin çocuklarını çoğunluk okullarına yönlendirmek zorunda kalması, kimliğin gündelik hayatta görünmezleşmesi ve yeni kuşakların mücadele hafızasından kopması anlamına geldiğini söyledi. İlko, bu sürecin bir eğitim politikası değil, uzun vadeli bir toplumsal mühendislik olduğunu belirtti. Eğer bir iyileşmeden söz edilecekse bunun somut göstergelerinin olması gerektiğini vurgulayan İlko, azınlık okullarının sayısının artması, müfredat üzerinde azınlığın söz sahibi olması, öğretmen ihtiyacının azınlık tarafından belirlenmesi ve çocukların ana dillerinde nitelikli eğitim alabilmesinin temel kriterler olduğunu ifade etti. İlko, bu göstergelerin hiçbirinin bugün Batı Trakya’da karşılanmadığını dile getirdi. Değerlendirmesinin sonunda İlko, “Okullar kapanıyorsa, azınlık ayakta durmuyor demektir. Görünür baskının azalması, hakların güçlendiği anlamına gelmez. Eğitim geriliyorsa, iyileşme söylemi ancak bir algı yönetimi olabilir.” diyerek, Dr. Sadık Ahmet’in neden eğitimi ve gençliği mücadelenin merkezine koyduğunu bu tabloyla açıklamak gerektiğini sözlerine ekledi.

DEB Başkanı Çiğdem Asafoğlu: Müftünün Yunanca dua etmesi kabul edilemez! Haber

DEB Başkanı Çiğdem Asafoğlu: Müftünün Yunanca dua etmesi kabul edilemez!

Dostluk, Eşitlik ve Barış Partisi (DEB) Başkanı Çiğdem Asafoğlu, Yunanistan’ın Dimetoka’ya Emir Şerif’i müftü olarak atama kararına ilişkin Kırım Haber Ajansına (QHA) açıklamalarda bulundu. Asafoğlu, söz konusu atamanın Batı Trakya Türk azınlığı arasında büyük tepkiye yol açtığını belirterek, bu kararın azınlığın dinî ve kültürel hassasiyetlerini yok saydığını ifade etti. Yunanistan’ın Dimetoka’ya Emir Şerif’i müftü olarak atama kararına Batı Trakyalı Türklerin haklı olarak büyük bir tepki gösterdiğini belirten Asafoğlu, bunun nedeninin Yunanistan hükûmetinin azınlıkları sürece dâhil etmeyerek tek taraflı bir karar almış olması olduğunu söyledi. Sürecin “süslü sözlerle pazarlanmaya çalışıldığını” ifade eden Asafoğlu, bunun sonuçsuz kalacağını vurguladı. Asafoğlu, “Allanıp pullanıp süslü sözlerle alıcısı aranan bu süreç beyhude bir süreçtir. İnadında direnen devlet şunu artık anlamalıdır ki, müftülük sorununa yönelik samimi ve kapsayıcı bir yaklaşım sergilenmediği sürece atılan her adım boştur.” dedi. Yunanistan’ın atamaya meşruiyet kazandırma çabalarını da eleştiren Asafoğlu, “Birkaç menfaatperesti masa etrafında toplayarak bu atamaya meşruiyet kazandırılamaz. Meseleyi ‘Ben Yaptım Oldu’ anlayışıyla sunmak, her şeyden önce 1913 Atina Antlaşması’nı ve Lozan Barış Antlaşması’nı tanımamak anlamına gelir.” ifadelerini kullandı. MÜFTÜ, YUNANCA DUA EDEREK AZINLIĞIN DİNÎ VE KÜLTÜREL HASSASİYETLERİNDEN UZAK OLDUĞUNU GÖSTERMİŞTİR! Asafoğlu ayrıca, hükûmetin Dimetoka’ya atadığı müftünün Atina’da düzenlenen törende yemin ederek göreve başlamasının azınlık tarafından kabul edilebilir bir tarafı olmadığını da söyledi. Aynı zamanda atama için azınlığın fikrinin alınmaması ve azınlık tarafından kabul görmeyen birinin dayatılarak müftü yapılmasının Türk azınlık için yok hükmünde olduğunu ifade etti. Asafoğlu, Dimetoka’da daha önce de azınlık için tayin edilmiş bir müftü naibi bulunduğunu, şimdi ise tayinli bir müftünün atanmasının fiiliyatta hiçbir şeyi değiştirmediğini söyledi. Müftünün Yunanca dua etmesinin, azınlığın dinî ve kültürel hassasiyetlerinden ne kadar uzak bir anlayışa sahip olunduğunu açıkça gösterdiğini belirten Asafoğlu, Batı Trakya Türk azınlığının böyle bir müftüyle yol yürümeyeceğini vurguladı. UYGULAMA “MODERN VE ŞEFFAF DEĞİL”, “DAYATMACI VE GÜVEN ZEDELEYİCİ” Yunan Bakan Zaharaki’nin müftü ataması ile ilgili “modern ve şeffaf” bir uygulamayı hayata geçirdiklerine dair ifadelerinin azınlık tarafından “dayatmacı ve güven zedeleyici” olarak okunduğunu ifade eden Asafoğlu, “Hem bakanın hem de hükümetin seçenleri de seçileni de biz belirleriz mantığı içinde ne bir modernlik vardır ne de bir şeffaflık. Bizim kültürümüzde bu yaklaşıma zorbalık deniyor.” dedi. Ayrıca Asafoğlu, azınlığın artık eskisi gibi olmadığını, artık tarihlerini ve yasaları bildiğini, dünyadaki gelişmeleri takip edip, siyasi analizler yaptığını belirtti. Gençlerin büyük bir kısmının birden fazla yabancı dil bildiğini ve sorgulayarak cevaplar aradığını dile getiren Asafoğlu, gençlerin demokrasi ve hukukun öngördüğü haklar çerçevesinde kendilerine sunulan uygulamalarda hakkaniyet aradığını söyledi. Asafoğlu, “Aklımızla alay edildiğinde haklı olarak büyük tepki veriyoruz” ifadelerini kullanarak, artık her hükümetin bunu anlaması ve diyalog kapılarını sonuna kadar açması gerektiğini vurguladı. YUNANİSTAN 1923’TE BATI TRAKYA TÜRK AZINLIĞINI EMANET ALMIŞTIR Yunanistan’ın açıklamalarında özellikle “Türk” ibaresini kullanmamasına ilişkin soruyu da yanıtlayan Asafoğlu, bunun Atina için hassas bir konu olduğunu söyledi. Yunanistan’ın 1923’te azınlığı emanet aldığını hatırlatan Asafoğlu, “1983 yılına kadar ‘Türk’ demekte bir beis görmüyorlardı. Ancak bu tarihten sonra bir dönüş yaşandı ve inkâr politikaları devreye sokuldu.” ifadelerini kullandı. Yunanistan’ın Batı Trakya Türklerinin anavatanla olan bağını koparmak için bu tutumunun bilinçli olduğunu vurgulayan Asafoğlu, bunun beyhude olduğunu sözlerine ekledi. Dünyada herkesin millî bir kimliğinin olduğunu, bu durumun vatandaşlık bağı ile başka bir ülkeye bağlanmaya engel olmadığını vurgulayarak bu durumun vatandaşı olunan ülkenin vatan olarak bellenmesine engel olmadığını sözlerine ekledi. Asafoğlu, azınlığın kimliğinin yok sayılması hâlinde ise bunlara engel olunacağının altını çizdi ve bu yanlıştan ivedilikle dönülmesi gerektiğini belirterek, “İnsanların bu ülkeye aidiyet duymalarının önündeki bu inkâr politikaları terk edilmelidir” dedi. BATI TRAKYA TÜRK AZINLIĞININ HÜR İRADESİYLE SEÇTİĞİ MÜFTÜLER İVEDİLİKLE TANINMALIDIR! DEB Başkanı Asafoğlu, Batı Trakya Türk Azınlığının, müftülerin devlet tarafından atanmasını kesin bir dille reddettiğinin üzerinde durarak, müftülerin yalnızca azınlığını hür iradesi ile seçilmesi gerektiğinin, tek taraflı atamaların dinî özgürlüklerle, demokratik ilkelerle ve Lozan Antlaşmasının ruhu ile bağdaşmadığının altını çizdi. Sözlerine “Bu sebeple bu adım tarihi bir adım olmadığı gibi talihsiz bir adımdır. Devletimiz, Müftülük sorununu samimi, gerçek ve yapıcı bir diyalog zemini üzerinden değerlendirmeli, bu konuda Azınlığın iradesine saygı göstermeli ve beklentilerini karşılamalıdır” diyerek devam eden Asafoğlu, Müftü tayinini meşru olmayan bir adım olarak değerlendirdi ve demokrasi ve insan hakları açısından utanç verici bulduğunu ekleyerek Türk Azınlığın hür iradesiyle seçtiği Müftülerin ivedilikle tanınması gerektiğinin altını bir kez daha çizdi.

Yunan Savunma Bakanı Dendias'tan Türkiye’yi hedef alan sözler! Haber

Yunan Savunma Bakanı Dendias'tan Türkiye’yi hedef alan sözler!

Yunanistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerde diyalog arayışlarının sürdüğü bir dönemde, Atina'dan gerilimi tırmandıracak yeni bir açıklama geldi. Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias, katıldığı bir törende Türkiye'nin bölgesel tezlerini hedef alarak, güçlü bir ordunun Yunanistan’ın "hayatta kalması" için mutlak bir zorunluluk olduğunu ileri sürdü. TÜRKİYE'Yİ HEDEF ALDI Batı Trakya'da faaliyet gösteren Birlik Gazetesi'nin gündeme taşıdığı habere göre Nikos Dendias, 12 Ocak Pazartesi günü Bakanlığın “İonnis Kapodistrias” salonunda düzenlenen bir törende yaptığı konuşmada Türkiye’yi hedef aldı. Türk teorilerinin, Yunanistan’ın anayasal ve coğrafi sınırları ile bağdaşmadığını ifade eden Dendias, Türkiye’nin son dönemde geliştirdiği tezlerin Yunanistan’ın egemenlik haklarını tehdit ettiğini iddia etti. Bu tezlere güçlü bir silahlı kuvvetlerin Yunanistan için hayatta kalmanın vazgeçilmez bir ön şartı olduğunu belirtti. Dendias, “Son dönemde geliştirilen Türk tezleri, vatanımızın anayasal ve coğrafi sınırlarıyla uyumlu değildir. Bunlara karşı koyabilmeliyiz. Güçlü Silahlı Kuvvetler, vatanımız için hayatta kalmanın vazgeçilmez bir ön şartıdır.” ifadelerini kullandı. Ayrıca savunmanın yalnızca silahla değil, bilgiyle de kurulması gerektiğini vurguladı. 21. yüzyılın mühimmatının bilgi ve teknoloji olduğunu söyledi. Dendias’ın bu sert açıklamaları, Ege ve Doğu Akdeniz’de istikrarın sağlanması yönünde uluslararası düzeyde mesajların verildiği bir döneme denk gelmesi açısından dikkat çekici bulundu. Uzmanlar, bu söylemleri Atina yönetiminin iç kamuoyundaki "tehdit" algısını canlı tutma ve savunma harcamalarına meşruiyet kazandırma çabası olarak değerlendiriyor.

Batı Trakya'da müftülük krizi: Yunanistan'ın atama kararına Türk azınlıktan tepki Haber

Batı Trakya'da müftülük krizi: Yunanistan'ın atama kararına Türk azınlıktan tepki

Batı Trakya Türk azınlığının iradesini ve dini özerkliğini hiçe sayan bir adım atan Yunanistan hükûmeti, Dimetoka’ya kendi kararıyla bir müftü atadı. Yunanistan Eğitim, Din İşleri ve Spor Bakanlığının kararıyla müftü olarak atanan Emin Şerif, 9 Ocak 2026 tarihinde Atina’da düzenlenen törenle yemin ederek görevine başladı. Bakanlık, bu atamayı "tarihî bir adım" ve müftülük kurumuna yönelik "modern ve şeffaf" bir uygulama olarak nitelendirirken atama töreninde konuşan Yunanistan Eğitim, Din İşleri ve Spor Bakanı Sofia Zaharaki, sürecin anayasa, Lozan Antlaşması ve Avrupa hukuku ile uyumlu olduğunu ileri sürdü ve müftülük kurumunun devlet güvencesi altında güçlendirildiğini de iddia etti. MÜFTÜLER TOPLUMUN HÜR İRADESİYLE SEÇİLMELİDİR Batı Trakya Türk azınlığı, müftülerin devlet tarafından atanmasını sert bir dille reddederek müftülerin toplumun hür iradesiyle seçilmesi gerektiğini bir kez daha vurguladı. Azınlık temsilcileri, tek taraflı bu atamaların dini özgürlükler ve demokratik temsil ilkeleriyle bağdaşmadığını, azınlık toplumunun beklentilerinin yok sayıldığını belirtti. Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu (BTTADK) müftünün devlet eliyle atanması ve atanmış müftünün Atina’da yemin ederek göreve başlamasına tepki gösterdi. Danışma Kurulunca yapılan açıklamada, mevcut atamanın azınlık iradesini yansıtmadığı ve meşruiyet taşımadığı ifade edildi. Ayrıca Batı Trakya Türk Azınlığının en temel sorunlarından biri olan müftülük meselesinin Yunanistan tarafından bugüne kadar azınlığın talep ve beklentileri doğrultusunda çözüme kavuşturulmadığını hatırlatan Danışma Kurulu azınlık iradesi, seçimi ve gerçek temsilcilerin bir defa daha yok sayıldığını vurguladı. Açıklamada, bir süre önce Dimetoka’da gerçekleştirilen cami açılışı töreninde tayinli müftünün Yunanca dua etmesinin, azınlığın dini ve kültürel hassasiyetlerinden uzak durduğunu gösterdiği kaydedildi. Dimetoka’da hayata geçirilen uygulamanın benzerinin İskeçe ve Gümülcine’de de uygulanacağına dair açıklama ve basına yansıyan haberlerin azınlık açısından endişelere yol açtığı belirtildi. Batı Trakya Trük Azınlığı Danışma Kurulu, Yunanistan’a çağrıda da bulunarak, müftülük sorununun samimi, gerçek ve yapıcı bir diyalog zemini üzerinden ele alınmasını, azınlığın iradesine saygı gösterilmesini ve beklentilerinin karşılanmasını talep etti. Açıklamanın sonunda müftü tayini ve azınlığın hür iradesiyle seçtiği Müftülüklerin tanınmaması kınanırken, gayri meşru olan bu adımın demokrasi ve insan hakları açısından kabul edilemez olduğu ifade edildi. Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığından (YTB) destek açıklaması Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar (YTB) Başkanı Abdulhadi Turus, Yunanistan’ın Dimetoka’da müftü atamasının ardından BTTADK'nın yayınladığı; sürecin azınlığa danışılmadan, dayatmacı bir anlayışla yürütüldüğünü vurgulayan açıklamasına destek veren yazılı bir açıklama yaptı. Hukuk ve demokrasinin hiçe sayan uygulamaların karşısında olduklarını ifade eden Turus, “Batı Trakya Türk Azınlığı’nın uluslararası hukuk temelindeki haklı taleplerinin ve kendi iradesiyle seçtiği müftülerin yanında olduğumuzu bir kez daha kararlılıkla vurguluyoruz” dedi. ABTTF BAŞKANI: TOPLUMUN HÜR İRADESİYLE SEÇTİĞİ MÜFTÜLER TANINMALIDIR! Konuyla ilgili Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu (ABTTF) Başkanı Halit Habip Oğlu ise yaptığı açıklamada Yunanistan’ın tek taraflı kararıyla müftü atadığını ve Türk toplumunun 1913 Atina Antlaşması ile belirlenen ve 1923 Lozan Antlaşması ile garanti altına alınan dini özerkliğini ve iradesini yok saydığını söyledi. Habip Oğlu, 29 Temmuz 2022’de ulusal mecliste kabul edilen “Trakya’daki Müftülüklerin Modernleştirilmesi” başlıklı yasa ile özerk yapıda bulunan müftülüklerinin açıkça devlet dairelerine dönüştürüldüğünü ve tümüyle devletin kontrol ve denetimine tâbi tutulduğunu da belirtti. "Yunanistan aldığı kararla, Türk azınlığının kabul etmediği birini atayarak asıl niyetinin, dini özerkliği tamamen ortaya kaldırmak amacında olduğunu göstermiştir" diyen Habip Oğlu, bu kararın kabul edilemeyeceği ve yok sayılacağını da ifade etti. Buna ilave olarak ülkeleri Yunanistan’ı müftülük meselesini toplumumuzla birebir diyalog içinde ele almaya, toplumun hür iradesiyle seçtiği müftüleri tanımaya ve dini özerkliği ihlal eden tek taraflı uygulamaya son vermeye çağırdı.

Türkiye'den Yunanistan'daki Türk azınlık okuluna yönelik saldırıya net tepki: "Failleri ivedilikle bulun" Haber

Türkiye'den Yunanistan'daki Türk azınlık okuluna yönelik saldırıya net tepki: "Failleri ivedilikle bulun"

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, Yunanistan’ın Batı Trakya'da Rodop iline bağlı Karacaoğlan köyünde bulunan Türk azınlık okuluna yönelik saldırı hakkında açıklama yaptı. KEÇELİ: BATI TRAKYA TÜRK AZINLIĞI’NIN HAK VE MENFAATLERİNİN TAKİPÇİSİ OLMAYI SÜRDÜRECEĞİZ Resmî sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada kimliği belirsiz kişilerce düzenlenen saldırıyı kınadıklarını belirten Öncü Keçeli, şu ifadeleri kullandı: Yunanistan’ın Batı Trakya bölgesindeki Karacaoğlan köyünde bulunan ve 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Yunan makamlarınca kapatılan Batı Trakya Türk Azınlığı’na ait ilkokula kimliği belirsiz kişilerce düzenlenen saldırıyı kınıyoruz. Saldırının sorumlusu kim olursa olsun, olayın aydınlatılmasını, faillerin ivedilikle tespit edilmesini ve gerekli önlemlerin alınmasını Yunan makamlarından bekliyoruz. Karacaoğlan’da yaşayan soydaşlarımızın üzüntülerini paylaşıyor; Türkiye olarak, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın Lozan Barış Antlaşması’yla güvence altına alınmış hak ve menfaatlerinin takipçisi olmayı sürdüreceğimizi vurguluyoruz. Rodop iline bağlı Karacaoğlan köyündeki Türk Azınlık İlkokulu'na yönelik saldırı, 4 Ocak'ta köy sakinlerinin durumu fark etmesiyle ortaya çıkmıştı. Olayın ardından polis ekipleri, okul binasında inceleme başlatmıştı. Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu, söz konusu saldırıyı kınamış ve daha önce de benzer bir olayın yaşandığını hatırlatmıştı. Kurulun açıklamasında ayrıca, "Yapanın yanında kâr kalmaması için olayın aydınlatılması, faillerin ivedilikle yakalanıp adalet önüne çıkarılması ve cezalandırılması elzemdir. Ayrıca, azınlık okullarının gerçek sahipleri olan azınlık insanına bırakılması gereği de ortadadır." ifadelerine yer verilmişti. Öte yandan Batı Trakya Türk Azınlığı'nın ilk ve tek siyasi partisi olan Dostluk, Eşitlik ve Barış (DEB) Partisi ise, okullar kapatılmış olsa dahi bu binaların Batı Trakya Türk Azınlığı'na ait olduğunu vurgulayarak, bu gerçeğin yok sayılmasına asla izin verilmeyeceğini belirtti.

Batı Trakya'da kapatılan Türk okulu tahrip edildi! Haber

Batı Trakya'da kapatılan Türk okulu tahrip edildi!

Yunanistan, Lozan Anlaşması neticesinde kazandığı haklarını görmezden geldiği Batı Trakya Türklerinin eğitimini engelliyor. Yunan makamları, Batı Trakya Türklerinin eğitim alabileceği Türk azınlık okullarını kapatarak, imkânların önüne set çekiyor. Kozlubekir Belediyesine bağlı Karacaoğlan köyünde 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Yunan devlet makamı tarafından kapatılan Türk azınlık okulu, 4 Ocak 2025 tarihinde tahrip edildi. Batı Trakya Türk Azınlık (BTTA) Danışma Kurulu, söz konusu okulun kimliği belirsiz kişilerce tahrip edildiğini, eğitim kurumunun kapatılmış olmasına rağmen hâlâ saldırı girişiminde bulunduğunu belirterek, olayı şiddetle kınadığını bildirdi. BTTA DANIŞMA KURULU OLAYI ŞİDDETLE KINADI BTTA Danışma Kurulu tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı: "2021 - 2022 eğitim ve öğretim yılında haksız uygulamalar çerçevesinde kapatılan Kozlukebir Belediyesine bağlı Karacaoğlan köyü Azınlık İlkokulu’na kimliği belirsiz kişi veya kişilerce girilerek okul tahrip edilmiştir. Kapatılmış bile olsa bir eğitim yuvasına yapılan bu saldırı vandallıktır. Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu olarak bu vandallığı şiddetle kınıyoruz. 4 Ocak Pazar günü köy sakinleri tesadüfen bu durumu gördü. Bunun üzerine yetkililere haber verildi. Olay mahalline gelen polis tarafından incelemelerde bulunuldu. Temenni ederiz ki bu incelemelerden bir netice alınır. Yine umarız ki kapatılan azınlık okullarına son zamanlarda yapılan bu çirkin saldırılar artık bir son bulur. Hatırlanacağı üzere 17 Mayıs 2025 tarihinde Şapçı-Maronya Belediyesine bağlı Aşağıköy Azınlık İlkokulu’nda da kaynağı belirsiz bir yangın çıkmıştı. Başlatılan kovuşturmadan bugüne kadar bir netice alamamış olması da bizi endişelendirmektedir. Bu durum faillere cesaret vermekte ve yenilerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Yapanın yanında kâr kalmaması için olayın aydınlatılması, faillerin ivedilikle yakalanıp adalet önüne çıkarılması ve cezalandırılması elzemdir. Ayrıca, azınlık okullarının gerçek sahipleri olan azınlık insanına bırakılması gereği de ortadadır."

KKTC Meclis Başkanı Öztürkler: Silahların gölgesinde çözüm olmaz Haber

KKTC Meclis Başkanı Öztürkler: Silahların gölgesinde çözüm olmaz

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ziya Öztürkler, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile Yunanistan ve İsrail arasında imzalanan yeni askeri iş birliği anlaşmasına sert tepki gösterdi. Katıldığı bir televizyon programında gündemi değerlendiren Öztürkler, bölgede artan silahlanma faaliyetlerinin çözüm çabalarına zarar verdiğini vurgulayarak, "Silahların gölgesinde çözüm olmaz." uyarısında bulundu. ÖZTÜRKLER: ŞEHİTLERİMİZİN FEDAKARLIĞI YOLUMUZU AYDINLATAN EN GÜÇLÜ MEŞALEDİR Türk Ajansı Kıbrısın (TAK) haberine göre Öztürkler, katıldığı bir televizyon programında 21-25 Aralık Şehitler Haftası vesilesiyle yaptığı değerlendirmede, "Bu topraklarda özgürlük ve varoluş mücadelesi veren şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz. Onların fedakarlığı bugün hala yolumuzu aydınlatan en güçlü meşaledir. Bizim yolumuz, onların bıraktığı izdir." ifadelerini kullandı. GKRY ile İsrail ve Yunanistan arasında imzalanan yeni iş birliği anlaşmasına tepki gösteren Öztürkler, "Bu silahlanma kime karşıdır, neyin hazırlığıdır? Silahların gölgesinde çözüm olmaz. Gerçek niyetiniz güven değil, baskıysa bunu açıkça söyleyin. Zaten bize uygulattığınız izolasyonlardan bunu görüyor, biliyoruz." şeklinde konuştu. "HAYAL SATMAK YERİNE GERÇEK NİYETİNİZİ MUHATAPLARINIZA DOĞRUDAN SÖYLEYİN" Rum tarafının son dönemde attığı adımların, bölgede artan askeri iş birlikleriyle birlikte gerilimi tırmandırdığını vurgulayan Öztürkler, Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis'in "Avrupa Birliği Dönem Başkanlığına güvenerek Türkiye'yi köşeye sıkıştırma girişimlerine" de değindi. Görüşmelerin sürdüğü bir dönemde medya üzerinden verilen mesajlarla sürecin manipüle edilmeye çalışılmasının çözüm arayışına zarar verdiğini kaydeden Öztürkler, "Hayal satmak yerine gerçek niyetinizi muhataplarınıza doğrudan söyleyin. Diplomasi yeri medya önü değil, masadır." değerlendirmesini yaptı. "TÜRK ASKERİ BARIŞIN VE İSTİKRARIN TEMİNATIDIR" Türk askerinin adadan çekileceğini düşünen çevrelere de seslenen Öztürkler, güvenlik dengeleri, uluslararası anlaşmalar ve bölgesel tehditlerin ortada olduğunu vurgulayarak, bu yöndeki söylemlerin sahadaki gerçeklerle bağdaşmadığını belirtti. Öztürkler, Türk askerinin barışın ve istikrarın teminatı olduğunu vurgulayarak, onların varlığının pazarlık unsuru değil, halkın güvenliği için vazgeçilmez bir gerçek olduğunu ifade etti. Son dönemde yapılan yatırımlara da dikkati çeken Öztürkler, ekonomik kalkınma amacıyla farklı alanlarda yürütülen çalışmaların toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde planlandığını ve projelerin devam ettiğini bildirdi.

KKTC Başbakanı Üstel'den İsrail, Yunanistan, GKRY liderlerine sert tepki Haber

KKTC Başbakanı Üstel'den İsrail, Yunanistan, GKRY liderlerine sert tepki

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanlık Ofisi, Başbakan Üstel’in İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan’ın Tel Aviv’de düzenlediği zirveye ilişkin değerlendirmelerine dair açıklama yaptı. Açıklamaya göre KKTC Başbakanı Ünal Üstel, üç ülkenin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve işbirliği zeminini güçlendirmek yerine gerilimi tırmandırmayı, askerî bloklaşmayı ve dışlayıcı politikaları tercih ettiğini kaydederek, "İsrail, Yunanistan ve GKRY üçlüsünün Tel Aviv’de gerçekleştirdiği zirveyi ve basına yansıyan 'ortak askeri güç' kurma planlarını dikkatle ve ibretle takip ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu. "RUM-YUNAN İKİLİSİNİN BU TEHLİKELİ OYUNDA FİGÜRAN OLMAYI KABUL ETMESİ, TARİHSEL BİR YANILGIDIR" İsrail, Yunanistan ve GKRY’nin toplam 2 bin 500 kişilik bir "Hızlı Müdahale Gücü" oluşturarak bunu Türkiye’ye ve Kıbrıs Türk halkına karşı bir "caydırıcılık ekseni" olarak sunmalarının, yalnızca açık bir düşmanlık göstergesi değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz barışına yönelmiş yeni ve tehlikeli bir tehdit olduğunu vurgulayan Üstel, şu ifadeleri kullandı: Orta Doğu’da sürdürdüğü saldırgan politikalarla insani değerleri ayaklar altına alan İsrail yönetimi, bu istikrarsızlığı şimdi de Doğu Akdeniz’e taşımaya çalışmaktadır. Bölgeyi bir 'barış alanı' olmaktan çıkarıp 'çatışma sahasına' dönüştürme çabaları, yalnızca Kıbrıs Adası’nı değil, tüm Akdeniz havzasını tehdit etmektedir. Rum-Yunan ikilisinin bu tehlikeli oyunda figüran olmayı kabul etmesi, tarihsel bir yanılgıdır. Üstel, GKRY liderliğinin bir yandan uluslararası topluma "çözüm" söylemleri sunarken, diğer yandan Türkiye’ye karşı askerî ittifaklar kurma arayışında olduğunun altını çizerek, "Bu ikiyüzlü yaklaşım, Ada'daki gerçeklerden ne denli kopuk olduklarının açık göstergesidir. Silahlanmayı ve askeri paktları çözüm zanneden bu zihniyet, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve iki devletli çözüm vizyonunun neden haklı ve zorunlu olduğunu bir kez daha teyit etmiştir." değerlendirmesini yaptı. KKTC Başbakanı, bu adımların müzakere zeminini ortadan kaldırdığı ve olası bir uzlaşıyı imkansız kıldığı mesajını verdi. Kıbrıs Türk halkına yönelik "soykırım girişiminin miladı olan Kanlı Noel'in" yıl dönümünde, Rum liderliğinin bu mezalimden ders çıkarmak yerine o günkü saldırgan zihniyeti öven ve bugün de askeri planlarla yeniden diriltmeye çalışan tutumunun kabul edilemez olduğuna dikkat çeken Üstel, "1963’te Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kana bulayan zihniyet neyse, bugün Doğu Akdeniz'de Türkiye karşıtı askeri güç kurmaya yeltenen zihniyet de aynıdır. Bu anlayışla sağlıklı bir müzakere sürecinin yürütülmesi mümkün değildir." ifadelerini kullandı. "KKTC İLE TÜRKİYE ET VE TIRNAK GİBİ" Üstel, KKTC ile Türkiye'nin "et ve tırnak gibi" olduğunu belirterek, "Doğu Akdeniz’de, 'mavi vatan'da ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemenlik alanlarında; Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk halkının meşru haklarını yok sayan, bizi denklem dışına itmeye çalışan her türlü askeri plan, boru hattı projesi ya da siyasi ittifak baştan ölü doğmaya mahkumdur." ifadesine yer verdi. KKTC'nin Türkiye ile birlikte kendisine yönelen "her türlü tehdidi bertaraf edecek güce", hak ve menfaatlerini savunacak diplomatik ve askeri iradeye sahip olduğu mesajını veren Üstel, barışın yolunun askeri maceraperestlikten değil, Ada'daki gerçeklerin, "yani iki ayrı halkın ve iki ayrı devletin varlığının kabul edilmesinden" geçtiğini bildirdi.

Fransa, Rus tehdidine karşı 25 yıl sonra askerlik uygulamasına dönüyor Haber

Fransa, Rus tehdidine karşı 25 yıl sonra askerlik uygulamasına dönüyor

Fransa, Rusya ile olası bir çatışma endişesinin artması nedeniyle 25 yıl önce kaldırdığı askerlik hizmetini sınırlı bir biçimini yeniden başlatacak. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un duyurduğu yeni planda, genç kadın ve erkekler gönüllü olarak 10 aylık ücretli askerî eğitim alacak. Programın gelecek yazdan itibaren aşamalı şekilde uygulanmaya başlayacağı belirtilirken öncelikle 18 ve 19 yaşındakiler programa alınacak ve aylık en az 800 avro ödeme yapılacak. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Grenoble yakınlarındaki bir piyade üssünde yaptığı açıklamada, “Tehlikeden kaçınmanın tek yolu ona hazırlanmaktır. Kendimizi savunmak, hazır olmak ve saygı görmek için ulusu harekete geçirmeliyiz” dedi. Bu hizmetin “gençliğe duyulan güvenin bir göstergesi” olduğunu söyledi. Uygulamanın ilk aşamada 2026’da 3 bin genci kapsayacağı, 2035’e kadar bu sayının 50 bine yükselmesinin planlandığı duyuruldu. Fransa’nın hâlihazırda 200 bin asker ve 47 bin yedek personeli bulunuyor. Yeni düzenleme ile profesyonel asker, yedekler ve gönüllülerden oluşan üç aşamalı bir yapı hedefleniyor. ÇEYREK ASIR SONRA YENİDEN Fransa’da zorunlu askerlik 1996’da dönemin Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından kaldırılmış ve 2001’de tamamen sonlandırılmıştı. AVRUPA’DA BENZER UYGULAMALAR YAYGINLAŞIYOR Rusya’nın agresif politikaları nedeniyle askeri kuvvetlerini güçlendirmeye çalışan birçok Avrupa ülkesi, son dönemde farklı modellerde askerlik programları yürürlüğe koydu. Belçika ve Hollanda gönüllü askerlik başlatırken, Almanya benzer bir plan üzerinde çalışıyor. Litvanya ve Letonya’da kura sistemine dayalı zorunlu askerlik uygulanıyor. İsveç’in NATO’ya katılmasının ardından 9-15 aylık askeri hizmet sistemi yeniden başlatıldı. Finlandiya ve Yunanistan ise askerliği hiç kaldırmadı. Belçika Savunma Bakanlığı bu ay 17 yaşındakilere gönüllü askerlik için ayda yaklaşık 2 bin avro teklif içeren mektuplar gönderdi. Fransa genelinde yapılan son kamuoyu araştırması, halkın yüzde 73’ünün gönüllü askerliği desteklediğini gösterdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.