BAL-DES Başkanı İlko: 29 Ocak, yalnızca protesto değil; kimliğin inkarına karşı meşru direnişin simgesidir
BAL-DES Başkanı İlko: 29 Ocak, yalnızca protesto değil; kimliğin inkarına karşı meşru direnişin simgesidir
BAL-DES Başkanı Aygün İlko, 29 Ocak Batı Trakya Türklerinin Toplumsal Dayanışma ve Millî Direniş Günü münasebetiyle QHA'ya verdiği özel röportajda Dr. Sadık Ahmet’in mirasından bugün yaşanan "yumuşak asimilasyon" tehlikesine kadar pek çok kritik noktaya değindi.
Haber Giriş Tarihi: 29.01.2026 14:06
Haber Güncellenme Tarihi: 29.01.2026 14:06
Kaynak:
Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
Balkan Türkleri Destekleme ve İşbirliği Derneği (BAL-DES) Başkanı Aygün İlko, 29 Ocak Batı Trakya Türklerinin Toplumsal Dayanışma ve Millî Direniş Günü’nün tarihsel arka planını, Dr. Sadık Ahmet’in mücadelesini ve Batı Trakya Türklerinin günümüzde karşı karşıya olduğu sorunları Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi.
Aygün İlko, 29 Ocak tarihinin Batı Trakya Türkleri için sadece bir anma günü değil, kimlik ve hukuk mücadelesinin kurumsallaştığı bir dönüm noktası olduğunu vurguladı. 1980’li yıllarda Yunanistan’ın "Türk" adını taşıyan dernekleri kapatma girişimine karşı Gümülcine’de başlayan kitlesel protestoların, Türk toplumunu parçalı tepkilerden örgütlü bir hak mücadelesine taşıdığını belirren İlko, "29 Ocak Batı Trakya Türklerinin Toplumsal Dayanışma ve Millî Direniş Günü, Batı Trakya Türk azınlığının Lozan Antlaşması ile güvence altına alınan haklarının sistematik biçimde ihlal edilmesine karşı geliştirdiği toplumsal ve siyasal direnişin simgesel bir ifadesi olarak ortaya çıkmıştır. Bugün yalnızca belirli bir tarihsel olayın anılması değil; Batı Trakya Türklerinin kimlik, temsil ve hukuk mücadelesinin kurumsallaştığı bir dönüm noktasını ifade etmektedir." değerlendirmesinde bulundu.
Lozan Barış Antlaşması’nın 37-45. maddeleri uyarınca Batı Trakya Türklerinin dinî, kültürel ve eğitimsel özerklik başta olmak üzere azınlık haklarına sahip olduğunu anımsatan Aygün İlko, "Ancak özellikle 1960’lı yıllardan itibaren Yunanistan’ın azınlık politikasında belirginleşen güvenlik merkezli yaklaşım, Türk azınlığın kimliğinin kamusal alanda görünürlüğünü hedef alan kısıtlayıcı uygulamaları beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda, 'Türk' etnik kimliğinin resmî olarak tanınmaması, Türk adını taşıyan derneklerin kapatılması, seçilmiş Müftülük kurumunun işlevsizleştirilmesi ve eğitim ile vakıf yönetimlerine yönelik müdahaleler, Batı Trakya Türk toplumunun siyasal ve toplumsal alanını daraltan temel unsurlar olmuştur." dedi. Bu sürecin en kritik aşamalarından birinin Yunan Yargıtayının 1980’li yıllarda aldığı kararlarla, “Türk” ibaresini taşıyan derneklerin kamu düzenine aykırı olduğu gerekçesiyle kapatılması olduğuna dikkat çeken İlko, "Gümülcine Türk Gençler Birliği ve İskeçe Türk Birliği gibi tarihsel ve kurumsal öneme sahip derneklerin kapatılması, azınlık sayılan Türk toplumunda yalnızca hukuki bir hak ihlali olarak değil, Türk kimliğinin inkarı olarak algılanmıştır. Bu kararlar, uzun süredir devam eden sessiz direnişi kitlesel ve açık bir toplumsal tepkiye dönüştüren katalizör işlevi görmüştür." ifadelerini kullandı.
29 Ocak 1988 tarihinde Gümülcine merkezli olarak gerçekleşen kitlesel protestoların Batı Trakya Türklerinin ilk kez geniş çaplı ve örgütlü biçimde kamusal alanda kimlik talebini dile getirdiği eylemler olduğunu kaydeen Aygün İlko, "Barışçıl nitelik taşıyan bu gösteriler, devletin sert güvenlik müdahaleleri ve baskıcı uygulamalarıyla karşılaşmış; ancak bu durum azınlık toplumunun siyasal bilincini bastırmak yerine, toplumsal dayanışma duygusunu güçlendirmiştir. Böylece Batı Trakya Türkleri, parçalı ve bireysel tepkilerden Türk Toplumunun süreklilik arz eden bir hak mücadelesine geçiş yapılmıştır." yorumunda bulundu.
Bu çerçevede 29 Ocak'ın Batı Trakya Türkleri açısından yalnızca bir protesto tarihi değil; kimliğin inkarına karşı geliştirilen meşru direnişin, kolektif hafızanın ve siyasal öznenin inşasının simgesel ifadesi haline geldiğinin altını çizen İlko şöyle devam etti:
“Toplumsal Dayanışma ve Millî Direniş Günü” kavramsallaştırması, azınlık toplumunun kendi tarihsel deneyimini tanımlama ve siyasal söylemini üretme iradesinin bir yansımasıdır. Günümüzde 29 Ocak, Batı Trakya Türklerinin hem Yunanistan içindeki hak mücadelesini hem de uluslararası alandaki görünürlük taleplerini besleyen temel referans noktalarından biri olmayı sürdürmektedir.
"DR. SADIK AHMET’İN AÇTIĞI YOL, AİHM'DE GÖRÜLEN DAVALARININ ENTELEKTÜEL VE SİYASAL ZEMİNİNİ OLUŞTURMUŞTUR"
Dr. Sadık Ahmet’in Batı Trakya Türkleri için yürüttüğü mücadelenin niteliklerine değinen Aygün İlko, bu mücadelenin hak temelli, barışçıl ve uluslararası hukuk eksenli bir azınlık direnişinin en belirgin ve sembolik örneklerinden biri olarak değerlendirilmesi ve kimliğin görünür kılınması, siyasal temsilin inşası ile uluslararasılaştırma stratejisi olmak üzere üç temel düzlemde incelenmesi gerektiğini belirti.
Sadık Ahmet’in, Batı Trakya Türklerini yalnızca “Müslüman azınlık” olarak tanımlayan yaklaşıma karşı Türk kimliğini açık biçimde savunduğunu vurgulayan İlko, 1989 ve 1990 seçimlerinde bağımsız milletvekili olarak Yunan Parlamentosuna girmesinin azınlık siyasetinde yeni bir dönemi başlattığını söyledi.
İlko, Sadık Ahmet’in Batı Trakya Türklerinin yaşadığı sorunları Lozan Antlaşması ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde uluslararası gündeme taşıyarak Yunanistan’ın azınlık politikasını uluslararası denetime açık hâle getirdiğini ifade etti. "Dr. Sadık Ahmet’in en stratejik katkılarından biri, Batı Trakya Türklerinin yaşadığı sorunları uluslararası hukuk ve insan hakları bağlamına taşımasıdır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, azınlık hakları rejimleri ve Lozan Antlaşması gibi metinler, onun söyleminde merkezi bir yer tutmuştur." diyen İlko, "Bu yaklaşım, Yunanistan’ın Batı Trakya politikasını yalnızca iç hukuk meselesi olmaktan çıkararak uluslararası denetime açık bir alan haline getirmiştir. Nitekim Dr. Sadık Ahmet’in açtığı yol, sonraki yıllarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde görülen Batı Trakya Türk dernekleri davalarının entelektüel ve siyasal zeminini oluşturmuştur." diye konuştu.
“DÜN AÇIK BASKI VARDI, BUGÜN YAPISAL TASFİYE VAR”
Batı Trakya Türklerinin bugünkü koşullarının geçmişle karşılaştırıldığında bir iyileşme gösterip göstermediğine ilişkin soruya İlko, eğitim alanında yaşanan gerilemeye dikkat çekerek, mevcut tablonun hakların güçlenmesinden ziyade yapısal bir tasfiyeye işaret ettiğini vurguladı.
"Okullarımız kapatılırken, mezarlıklarımız yok edilirken 'iyileşmeden' söz etmek mümkün değildir." ifadelerini kullanan İlko, azınlık hakları literatüründe eğitimin en temel ve ölçülebilir gösterge olduğunu söyledi.
"Bir azınlık grubunun kendi dilinde eğitim verememesi, okul sayısının azalması, öğretmen ve müfredat üzerindeki denetimin artması o azınlığın ilerlediğini değil, geri itildiğini gösterir” şeklinde konuşan İlko, Batı Trakya Türkleri açısından bugün yaşanan durumun tam olarak bu olduğunu ifade etti.
Dr. Sadık Ahmet döneminde okulların açık olduğunu, baskının sert fakat görünür bir nitelik taşıdığını belirten İlko, günümüzde ise farklı bir yöntem izlendiğini dile getirdi. İlko, “Bugün okullar 'öğrenci azlığı2 gerekçesiyle kapatılıyor. Türkçe eğitimin alanı daraltılıyor Azınlık okulları işlevsizleştiriliyor. Mücadele sessizleşiyor, çünkü sorun idari ve teknik kılıflarla yürütülüyor. Bu, klasik bir 2yumuşak asimilasyon2 modelidir.” ifadelerini kullandı.
Mevcut durumu “hakların tanınması değil, hakların içinin boşaltılması” şeklinde tanımlayan İlko, görünür baskının azalmasının hakların güçlendiği anlamına gelmediğini vurguladı.
Bir Batı Trakya Türk okulunun kapanmasının yalnızca eğitimle sınırlı bir sonuç doğurmadığını ifade eden İlko, bunun Türkçenin kamusal alandan çekilmesi, ailelerin çocuklarını çoğunluk okullarına yönlendirmek zorunda kalması, kimliğin gündelik hayatta görünmezleşmesi ve yeni kuşakların mücadele hafızasından kopması anlamına geldiğini söyledi. İlko, bu sürecin bir eğitim politikası değil, uzun vadeli bir toplumsal mühendislik olduğunu belirtti.
Eğer bir iyileşmeden söz edilecekse bunun somut göstergelerinin olması gerektiğini vurgulayan İlko, azınlık okullarının sayısının artması, müfredat üzerinde azınlığın söz sahibi olması, öğretmen ihtiyacının azınlık tarafından belirlenmesi ve çocukların ana dillerinde nitelikli eğitim alabilmesinin temel kriterler olduğunu ifade etti. İlko, bu göstergelerin hiçbirinin bugün Batı Trakya’da karşılanmadığını dile getirdi.
Değerlendirmesinin sonunda İlko, “Okullar kapanıyorsa, azınlık ayakta durmuyor demektir. Görünür baskının azalması, hakların güçlendiği anlamına gelmez. Eğitim geriliyorsa, iyileşme söylemi ancak bir algı yönetimi olabilir.” diyerek, Dr. Sadık Ahmet’in neden eğitimi ve gençliği mücadelenin merkezine koyduğunu bu tabloyla açıklamak gerektiğini sözlerine ekledi.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
BAL-DES Başkanı İlko: 29 Ocak, yalnızca protesto değil; kimliğin inkarına karşı meşru direnişin simgesidir
BAL-DES Başkanı Aygün İlko, 29 Ocak Batı Trakya Türklerinin Toplumsal Dayanışma ve Millî Direniş Günü münasebetiyle QHA'ya verdiği özel röportajda Dr. Sadık Ahmet’in mirasından bugün yaşanan "yumuşak asimilasyon" tehlikesine kadar pek çok kritik noktaya değindi.
Balkan Türkleri Destekleme ve İşbirliği Derneği (BAL-DES) Başkanı Aygün İlko, 29 Ocak Batı Trakya Türklerinin Toplumsal Dayanışma ve Millî Direniş Günü’nün tarihsel arka planını, Dr. Sadık Ahmet’in mücadelesini ve Batı Trakya Türklerinin günümüzde karşı karşıya olduğu sorunları Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi.
29 OCAK: YALNIZ PROTESTO TARİHİ DEĞİL MEŞRU DİRENİŞİN SİMGESİ
Aygün İlko, 29 Ocak tarihinin Batı Trakya Türkleri için sadece bir anma günü değil, kimlik ve hukuk mücadelesinin kurumsallaştığı bir dönüm noktası olduğunu vurguladı. 1980’li yıllarda Yunanistan’ın "Türk" adını taşıyan dernekleri kapatma girişimine karşı Gümülcine’de başlayan kitlesel protestoların, Türk toplumunu parçalı tepkilerden örgütlü bir hak mücadelesine taşıdığını belirren İlko, "29 Ocak Batı Trakya Türklerinin Toplumsal Dayanışma ve Millî Direniş Günü, Batı Trakya Türk azınlığının Lozan Antlaşması ile güvence altına alınan haklarının sistematik biçimde ihlal edilmesine karşı geliştirdiği toplumsal ve siyasal direnişin simgesel bir ifadesi olarak ortaya çıkmıştır. Bugün yalnızca belirli bir tarihsel olayın anılması değil; Batı Trakya Türklerinin kimlik, temsil ve hukuk mücadelesinin kurumsallaştığı bir dönüm noktasını ifade etmektedir." değerlendirmesinde bulundu.
Lozan Barış Antlaşması’nın 37-45. maddeleri uyarınca Batı Trakya Türklerinin dinî, kültürel ve eğitimsel özerklik başta olmak üzere azınlık haklarına sahip olduğunu anımsatan Aygün İlko, "Ancak özellikle 1960’lı yıllardan itibaren Yunanistan’ın azınlık politikasında belirginleşen güvenlik merkezli yaklaşım, Türk azınlığın kimliğinin kamusal alanda görünürlüğünü hedef alan kısıtlayıcı uygulamaları beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda, 'Türk' etnik kimliğinin resmî olarak tanınmaması, Türk adını taşıyan derneklerin kapatılması, seçilmiş Müftülük kurumunun işlevsizleştirilmesi ve eğitim ile vakıf yönetimlerine yönelik müdahaleler, Batı Trakya Türk toplumunun siyasal ve toplumsal alanını daraltan temel unsurlar olmuştur." dedi. Bu sürecin en kritik aşamalarından birinin Yunan Yargıtayının 1980’li yıllarda aldığı kararlarla, “Türk” ibaresini taşıyan derneklerin kamu düzenine aykırı olduğu gerekçesiyle kapatılması olduğuna dikkat çeken İlko, "Gümülcine Türk Gençler Birliği ve İskeçe Türk Birliği gibi tarihsel ve kurumsal öneme sahip derneklerin kapatılması, azınlık sayılan Türk toplumunda yalnızca hukuki bir hak ihlali olarak değil, Türk kimliğinin inkarı olarak algılanmıştır. Bu kararlar, uzun süredir devam eden sessiz direnişi kitlesel ve açık bir toplumsal tepkiye dönüştüren katalizör işlevi görmüştür." ifadelerini kullandı.
29 Ocak 1988 tarihinde Gümülcine merkezli olarak gerçekleşen kitlesel protestoların Batı Trakya Türklerinin ilk kez geniş çaplı ve örgütlü biçimde kamusal alanda kimlik talebini dile getirdiği eylemler olduğunu kaydeen Aygün İlko, "Barışçıl nitelik taşıyan bu gösteriler, devletin sert güvenlik müdahaleleri ve baskıcı uygulamalarıyla karşılaşmış; ancak bu durum azınlık toplumunun siyasal bilincini bastırmak yerine, toplumsal dayanışma duygusunu güçlendirmiştir. Böylece Batı Trakya Türkleri, parçalı ve bireysel tepkilerden Türk Toplumunun süreklilik arz eden bir hak mücadelesine geçiş yapılmıştır." yorumunda bulundu.
Bu çerçevede 29 Ocak'ın Batı Trakya Türkleri açısından yalnızca bir protesto tarihi değil; kimliğin inkarına karşı geliştirilen meşru direnişin, kolektif hafızanın ve siyasal öznenin inşasının simgesel ifadesi haline geldiğinin altını çizen İlko şöyle devam etti:
"DR. SADIK AHMET’İN AÇTIĞI YOL, AİHM'DE GÖRÜLEN DAVALARININ ENTELEKTÜEL VE SİYASAL ZEMİNİNİ OLUŞTURMUŞTUR"
Dr. Sadık Ahmet’in Batı Trakya Türkleri için yürüttüğü mücadelenin niteliklerine değinen Aygün İlko, bu mücadelenin hak temelli, barışçıl ve uluslararası hukuk eksenli bir azınlık direnişinin en belirgin ve sembolik örneklerinden biri olarak değerlendirilmesi ve kimliğin görünür kılınması, siyasal temsilin inşası ile uluslararasılaştırma stratejisi olmak üzere üç temel düzlemde incelenmesi gerektiğini belirti.
Sadık Ahmet’in, Batı Trakya Türklerini yalnızca “Müslüman azınlık” olarak tanımlayan yaklaşıma karşı Türk kimliğini açık biçimde savunduğunu vurgulayan İlko, 1989 ve 1990 seçimlerinde bağımsız milletvekili olarak Yunan Parlamentosuna girmesinin azınlık siyasetinde yeni bir dönemi başlattığını söyledi.
İlko, Sadık Ahmet’in Batı Trakya Türklerinin yaşadığı sorunları Lozan Antlaşması ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde uluslararası gündeme taşıyarak Yunanistan’ın azınlık politikasını uluslararası denetime açık hâle getirdiğini ifade etti. "Dr. Sadık Ahmet’in en stratejik katkılarından biri, Batı Trakya Türklerinin yaşadığı sorunları uluslararası hukuk ve insan hakları bağlamına taşımasıdır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, azınlık hakları rejimleri ve Lozan Antlaşması gibi metinler, onun söyleminde merkezi bir yer tutmuştur." diyen İlko, "Bu yaklaşım, Yunanistan’ın Batı Trakya politikasını yalnızca iç hukuk meselesi olmaktan çıkararak uluslararası denetime açık bir alan haline getirmiştir. Nitekim Dr. Sadık Ahmet’in açtığı yol, sonraki yıllarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde görülen Batı Trakya Türk dernekleri davalarının entelektüel ve siyasal zeminini oluşturmuştur." diye konuştu.
“DÜN AÇIK BASKI VARDI, BUGÜN YAPISAL TASFİYE VAR”
Batı Trakya Türklerinin bugünkü koşullarının geçmişle karşılaştırıldığında bir iyileşme gösterip göstermediğine ilişkin soruya İlko, eğitim alanında yaşanan gerilemeye dikkat çekerek, mevcut tablonun hakların güçlenmesinden ziyade yapısal bir tasfiyeye işaret ettiğini vurguladı.
"Okullarımız kapatılırken, mezarlıklarımız yok edilirken 'iyileşmeden' söz etmek mümkün değildir." ifadelerini kullanan İlko, azınlık hakları literatüründe eğitimin en temel ve ölçülebilir gösterge olduğunu söyledi.
"Bir azınlık grubunun kendi dilinde eğitim verememesi, okul sayısının azalması, öğretmen ve müfredat üzerindeki denetimin artması o azınlığın ilerlediğini değil, geri itildiğini gösterir” şeklinde konuşan İlko, Batı Trakya Türkleri açısından bugün yaşanan durumun tam olarak bu olduğunu ifade etti.
Dr. Sadık Ahmet döneminde okulların açık olduğunu, baskının sert fakat görünür bir nitelik taşıdığını belirten İlko, günümüzde ise farklı bir yöntem izlendiğini dile getirdi. İlko, “Bugün okullar 'öğrenci azlığı2 gerekçesiyle kapatılıyor. Türkçe eğitimin alanı daraltılıyor Azınlık okulları işlevsizleştiriliyor. Mücadele sessizleşiyor, çünkü sorun idari ve teknik kılıflarla yürütülüyor. Bu, klasik bir 2yumuşak asimilasyon2 modelidir.” ifadelerini kullandı.
Mevcut durumu “hakların tanınması değil, hakların içinin boşaltılması” şeklinde tanımlayan İlko, görünür baskının azalmasının hakların güçlendiği anlamına gelmediğini vurguladı.
Bir Batı Trakya Türk okulunun kapanmasının yalnızca eğitimle sınırlı bir sonuç doğurmadığını ifade eden İlko, bunun Türkçenin kamusal alandan çekilmesi, ailelerin çocuklarını çoğunluk okullarına yönlendirmek zorunda kalması, kimliğin gündelik hayatta görünmezleşmesi ve yeni kuşakların mücadele hafızasından kopması anlamına geldiğini söyledi. İlko, bu sürecin bir eğitim politikası değil, uzun vadeli bir toplumsal mühendislik olduğunu belirtti.
Eğer bir iyileşmeden söz edilecekse bunun somut göstergelerinin olması gerektiğini vurgulayan İlko, azınlık okullarının sayısının artması, müfredat üzerinde azınlığın söz sahibi olması, öğretmen ihtiyacının azınlık tarafından belirlenmesi ve çocukların ana dillerinde nitelikli eğitim alabilmesinin temel kriterler olduğunu ifade etti. İlko, bu göstergelerin hiçbirinin bugün Batı Trakya’da karşılanmadığını dile getirdi.
Değerlendirmesinin sonunda İlko, “Okullar kapanıyorsa, azınlık ayakta durmuyor demektir. Görünür baskının azalması, hakların güçlendiği anlamına gelmez. Eğitim geriliyorsa, iyileşme söylemi ancak bir algı yönetimi olabilir.” diyerek, Dr. Sadık Ahmet’in neden eğitimi ve gençliği mücadelenin merkezine koyduğunu bu tabloyla açıklamak gerektiğini sözlerine ekledi.
Son Haberler