Sanatçı Çiğdem Gürdal'dan QHA'ya özel röportaj: Türk dünyası müziği görünmeyen bir kültür köprüsüdür
Sanatçı Çiğdem Gürdal'dan QHA'ya özel röportaj: Türk dünyası müziği görünmeyen bir kültür köprüsüdür
Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Sanatçısı Çiğdem Gürdal QHA’ya verdiği özel röportajda, Türk dünyası ve müziklerine dair özel açıklamalarda bulundu.
Haber Giriş Tarihi: 25.02.2026 17:38
Haber Güncellenme Tarihi: 25.02.2026 20:01
Kaynak:
Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Ankara Türk Dünyası Müzik topluluğunun kıymetli ses sanatçılarından Çiğdem Gürdal, Kırım Haber Ajansı (QHA) stüdyolarına konuk oldu. Gürdal, Türk dünyasının müzik mirası ve kültürel bağlara ilişkin özel değerlendirmelerde bulundu.
Gürdal, Türk dünyası için “Kökleri çok sağlam bir ağacın farklı aşılanmış dalları” benzetmesinde bulundu ve “Aynı kökten beslenen çok köklü bir ağaç” diye nitelediği Türk dünyası için “ortak bir tarihin farklı coğrafyalarda filizlenmiş dallarıdır. Bu özelliği ile hem tarihsel hem kültürel hem de sanatsal anlamda aslında pek çok ortak noktayı bir araya getiren bir unsurdur.” dedi.
Gürdal, Türk dünyası denildiğinde Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan dil, gelenek, inanç, sanat biçimleri gibi özelliklerin ortak bir paydada buluştuğu, tarih içerisinde aslında gelenek/görenek anlamında da birbirleri ile aynı şeyleri kendi kültürleri içinde yoğurmuş bir bölgeninaklına geldiğini ifade etti.
“EZGİLER TARİHSEL VE KÜLTÜREL GEÇMİŞİ, GELECEĞİ ŞEKİLLENDİRİYOR”
Müziğin pek çok kültürün ortak dili olduğu gibi Türk dünyasının da ortak dili olduğunu söyleyen Gürdal, müzik için “Bir Kırgız Ir’ını dinlerken, bir Azerbaycan Mahnı’sını dinlerken de kendinizden bir şeyler bulabildiğiniz, ortak duyguları yaşayabildiğiniz bir dil. Farklı lehçeleri de konuşsanız, farklı dillerde de konuşuyor olsanız müzik söz konusu olduğunda söz susuyor. Sadece o ezgiler size hem tarihsel geçmişinizi hem kültürel geçmişinizi ve geleceğinizi şekillendirmek anlamında yol çiziyor.” ifadelerini kullandı.
Müziğin dinleyicilere pek çok yaşanmışlığı hatırlattığını ve ortak duygular etrafında buluşturduğunu belirten Gürdal, görevleri kapsamında Türk dünyasının farklı coğrafyalarını ziyaret ettiklerinde bu ortak kültürel bağları yakından gözlemlediklerini ifade etti. Kilometrelerce uzakta aynı türkünün farklı varyasyonlarıyla karşılaştıklarını dile getiren Gürdal, Türk dünyası müziklerinin Türk milletinin ortak kimlik ve aidiyet duygusunun oluşmasında önemli bir rol oynadığını vurguladı.
Gürdal, “Türkistan coğrafyasındaki kardeşlerimizle Türkçenin farklı lehçelerini kullanıyor olsak bile müzik söz konusu olduğunda aynı dili konuşabiliyoruz, hatta hiç konuşmadan bile anlaşabiliyoruz. Bu kültürel bir köprüdür. Görünmeyen kültürel bir köprü gibi düşünebiliriz, hani Neşet Baba’nın gönülden gönüle gizli bir yol vardır, sözü gibi bizim de gerçekten Türk dünyasının bütün bölgeleriyle gönüllerimizde görünmez bir kültür köprüsü var. Ve o köprülerden geçerken uğradığımız her noktadan bir şeyler alıp zenginleşmişiz, heybemize her yerden bir şeyler atmışız, şu an biriktirdiğimiz şeylerin ürünlerini ortaya çıkartma çabası içerisindeyiz.” diye konuştu.
“SEN MÜZİĞE HİZMET ET, O SENİ GELMEN GEREKEN YERE GETİRİR”
Özbekistan ziyaretinde repertuarına aldığı bir Özbek şarkısını seslendirdiğini belirten Gürdal, farklı bir ülkeden gelen bir sanatçının yerel müziği icra etmesinin Özbek dinleyiciler için gurur verici olduğunu ifade etti. Gürdal, Özbek Türkü sanatçı Züleyha Bayhanova ile Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in huzurunda düet yaptığını ve bu performansın ardından Özbekistan hükûmeti tarafından kendisine “Kültür Elçisi” ünvanı verildiğini söyledi. Bu deneyimin müziğin birleştirici gücünü gösterdiğini vurgulayan Gürdal, hocasının “Sen müziğe hizmet et, o seni gelmen gereken yere getirir.” sözünü hatırlatarak sanat yolculuğunu bu anlayışla sürdürdüğünü dile getirdi.
ORTAK KÖKTEN BESLENİLİYORSA ACILAR SİZİ DE AYNI ŞEKİLDE ACITIR
Türk dünyasında bir yerde sohbete başlanıldığında çok sayıda ortak nokta tespit edildiğini ifade eden Gürdal, yaşanan savaşların, sürgünlerin ve Kırım’da olduğu gibi göçlerin müziğe konu olduğunu, insanlık tarihi boyunca bu yaşananların devam edeceğini ve tarihin tekerrürden ibaret olduğunu belirtti. “Yaşanan acılar, ancak ortak bir kökten besleniliyorsa sizi de aynı şekilde acıtır.” diyen Gürdal “bir şekilde aynı acıları aynı şekilde yaşayan insanlarla farklı coğrafyalarda da olsa bir şekilde buluşuyorsunuz.” dedi. Bu yakınlığın genetik olduğunu Türk olmaktan, Türklükten gelen bir benzerlik olduğunu ve her ne kadar hissetmeseniz de aranızda yakınlık köprüsü kurulduğunu söyledi.
Gürdal, müzik, kültür, sanat, tarih, edebiyat gibi ortak mirasla ortak bir paydada buluşulması gerekliliği unutulmadığı zaman, Türk milletinin çok güçlü olacağını “Biz özümüzü kaybetmediğimiz zaman unuttuğumuzu düşündükleri şeyleri tekrar tazeleyip hafızamızda hatırladığımız zaman ne kadar güçlü olduğumuzun farkına varacağız.” sözleri ile ifade etti.
TÜRK COĞRAFYALARININ MÜZİĞİNİ YAPAN TEK TOPLULUK “ANKARA TÜRK DÜNYASI MÜZİK TOPLULUĞU”
Uzun yıllardır emek verdiği Ankara Türk Dünyası Müzik Topluluğu hakkında da değerlendirmelerde bulunan Gürdal, topluluğun misyon odaklı bir yapı olduğunu belirtti. Başlangıçta birkaç arkadaşın gönül birliğiyle amatör bir girişim olarak kurulan topluluğun zamanla güçlenerek büyüdüğünü ifade eden Gürdal, Türk Dünyası Müzik Topluluğu’nun misyonunun bilinciyle önemli projelere imza attığını vurguladı.
Topluluk olarak en büyük şanslarının bilgili ve donanımlı şeflerle çalışmak olduğunu ve topluluğun şu anki şefi Cem Gürdal’ın oldukça özverili ve donanımlı işlere imza attığından bahseden Gürdal, yalnızca konser vermediklerini “bir kültür köprüsü” oluşturduklarını söyledi.
Pek çok ülkenin kendi müziğini yapan topluluklarının olduğunu ancak Türk Dünyası Müzik Topluluğu gibi tüm Türk coğrafyalarının müziğini yapan başka bir topluluk olmadığını belirten Gürdal, sohbetin başında söylediği gibi “aynı kuvvetli kökten beslenen ağacın gövdesinin Türkiye” olduğunu vurguladı. Topluluk mensupları olarak bunun bilincinde yaptıkları işe ciddiyetle sarıldıklarını da sözlerine ekledi.
Türk Dünyası Müzik Topluluğu “bir kültür elçisi” diyen Gürdal, topluluğun hak ettiği yerde olmadığını, çok daha geniş kitlelere hizmet edebilir bir pozisyonda olması gerektiğini ifade etti.
Öte yandan “Zaman içerisinde çok güzel tohumlar ekmişiz. O ektiğimiz tohumların filizleri şu anda ağaca döndü bir orman olmak üzere ve bunun bahçıvanı, bakıcısı biziz” diye konuşan Gürdal, yapılan işin arkasında çok emek olduğunu, bütün arkadaşlarının yaptıkları işe gönülden sarıldıklarını belirtti.
“TÜRK DÜNYASI MÜZİK TOPLULUĞU GERİLMİŞ BİR YAYA TAKILMIŞ BİR OK”
Gürdal, Türk Dünyası Müzik Topluluğu’na gerekli destek ve imkânların sağlanması hâlinde topluluğun çok daha hızlı ilerleme kaydedeceğini belirtti. Topluluğu “gerilmiş bir yaya takılmış ok” benzetmesiyle ifade eden Gürdal, uygun şartların oluşması durumunda Türk Dünyası Müzik Topluluğu’nun güçlü bir ivmeyle hedeflerine ulaşacağını vurguladı.
Halkın desteğini her zaman hissettiklerini, konserlerini her zaman dolu salonlarda verdiklerini ifade eden Gürdal, topluluğun şefinden, sanat yönetmenine, dans yönetmenine, dans, saz ve ses sanatçılarına kadar herkesin topluluğunu bir yere varabilmesi için emek verdiğini de ifade etti. Konserlerinden çıkan bir seyircinin bile evine gittiğinde “Türk dünyası neymiş? Bu repertuarda bir Kırgız şarkısı var, Kırgızistan neresiymiş?” diye kendi kendine bir araştırma yapmasını sağlayabildikleri takdirde kendileri için çok büyük bir kazanç olduğunu dile getiren Gürdal, samimi çabaları neticesinde çoğalarak büyüdüklerini belirtti.
Topluluktaki hiçbir arkadaşının işimizi yapalım da gidelim zihniyetiyle çalışmadığını, yaptıkları işten kendileri ne kadar çok keyif alırsa dinleyicinin de o kadar keyif alacağının bilincinde olarak hareket ettiklerini söyleyen Gürdal, bu durumun beraberinde güler yüz ve kocaman yürekler getirdiğini, böylece zenginleştiklerini ifade etti.
Gürdal, çocukların yeteneklerini küçümsememek gerektiği üzerine de konuştu. “Çocuklara türkülerimizi, şarkılarımızı, geleneklerimizi öğretelim. Mesela Japonya’da çocuklar önce kendi tarihleriyle tanıştırılıyorlar. Biz kendi tarihimizi çocuklarımıza anlatmaktan imtina ediyoruz. Önce kendimizi tanımalıyız ki başkalarını tanımak için de buna bir vesile olsun.” diye konuşan Gürdal, bu durumun sağlanmasında öncelikle sorumluluğun anne-babalara, öğretmenlere ve sanatçılara düştüğünü de vurguladı.
“SAHNEDE NE GÖRÜYORSANIZ ÇİĞDEM GÜRDAL O”
Kişisel yolculuğu ile ilgili de konuşan Gürdal, her zaman işini çok iyi yapmaya gayret ettiğini, işini çok iyi yaparken de Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Sanatçı alnında ışığı ilk hisseden insandır” düsturuyla hareket ettiğini ifade etti. Söylediği sözlere dikkat etmeye çalıştığını vurgulayan Gürdal, “Bir cümle kurarsınız. O cümlenin nerede, kime, nasıl etki edeceğini bilemezsiniz. O nedenle çok düşünerek ve doğru cümleler kurmak zorundasınız… Topluma doğru örnek olmalıyız. Kendime göre doğru olduğunu düşündüğüm şekilde yaşıyorum. Ve şimdi geldiğim noktada geri dönüp baktığımda evet, tabii ki insanım hatalar yapmışımdır, yanlışlarım olmuştur. Ama en azından toplumsal olarak ya da şahıs bazında düşündüğünüzde hiç kimsenin hayatına ya da düşüncelerine zarar verecek bir hata yapmamışım” diyerek duygularını ifade etti. Gürdal, sözlerine ek olarak sahneden görünen ne ise Çiğdem Gürdal o diye de belirtti.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Sanatçı Çiğdem Gürdal'dan QHA'ya özel röportaj: Türk dünyası müziği görünmeyen bir kültür köprüsüdür
Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Sanatçısı Çiğdem Gürdal QHA’ya verdiği özel röportajda, Türk dünyası ve müziklerine dair özel açıklamalarda bulundu.
Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Ankara Türk Dünyası Müzik topluluğunun kıymetli ses sanatçılarından Çiğdem Gürdal, Kırım Haber Ajansı (QHA) stüdyolarına konuk oldu. Gürdal, Türk dünyasının müzik mirası ve kültürel bağlara ilişkin özel değerlendirmelerde bulundu.
Gürdal, Türk dünyası için “Kökleri çok sağlam bir ağacın farklı aşılanmış dalları” benzetmesinde bulundu ve “Aynı kökten beslenen çok köklü bir ağaç” diye nitelediği Türk dünyası için “ortak bir tarihin farklı coğrafyalarda filizlenmiş dallarıdır. Bu özelliği ile hem tarihsel hem kültürel hem de sanatsal anlamda aslında pek çok ortak noktayı bir araya getiren bir unsurdur.” dedi.
Gürdal, Türk dünyası denildiğinde Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan dil, gelenek, inanç, sanat biçimleri gibi özelliklerin ortak bir paydada buluştuğu, tarih içerisinde aslında gelenek/görenek anlamında da birbirleri ile aynı şeyleri kendi kültürleri içinde yoğurmuş bir bölgenin aklına geldiğini ifade etti.
“EZGİLER TARİHSEL VE KÜLTÜREL GEÇMİŞİ, GELECEĞİ ŞEKİLLENDİRİYOR”
Müziğin pek çok kültürün ortak dili olduğu gibi Türk dünyasının da ortak dili olduğunu söyleyen Gürdal, müzik için “Bir Kırgız Ir’ını dinlerken, bir Azerbaycan Mahnı’sını dinlerken de kendinizden bir şeyler bulabildiğiniz, ortak duyguları yaşayabildiğiniz bir dil. Farklı lehçeleri de konuşsanız, farklı dillerde de konuşuyor olsanız müzik söz konusu olduğunda söz susuyor. Sadece o ezgiler size hem tarihsel geçmişinizi hem kültürel geçmişinizi ve geleceğinizi şekillendirmek anlamında yol çiziyor.” ifadelerini kullandı.
Müziğin dinleyicilere pek çok yaşanmışlığı hatırlattığını ve ortak duygular etrafında buluşturduğunu belirten Gürdal, görevleri kapsamında Türk dünyasının farklı coğrafyalarını ziyaret ettiklerinde bu ortak kültürel bağları yakından gözlemlediklerini ifade etti. Kilometrelerce uzakta aynı türkünün farklı varyasyonlarıyla karşılaştıklarını dile getiren Gürdal, Türk dünyası müziklerinin Türk milletinin ortak kimlik ve aidiyet duygusunun oluşmasında önemli bir rol oynadığını vurguladı.
Gürdal, “Türkistan coğrafyasındaki kardeşlerimizle Türkçenin farklı lehçelerini kullanıyor olsak bile müzik söz konusu olduğunda aynı dili konuşabiliyoruz, hatta hiç konuşmadan bile anlaşabiliyoruz. Bu kültürel bir köprüdür. Görünmeyen kültürel bir köprü gibi düşünebiliriz, hani Neşet Baba’nın gönülden gönüle gizli bir yol vardır, sözü gibi bizim de gerçekten Türk dünyasının bütün bölgeleriyle gönüllerimizde görünmez bir kültür köprüsü var. Ve o köprülerden geçerken uğradığımız her noktadan bir şeyler alıp zenginleşmişiz, heybemize her yerden bir şeyler atmışız, şu an biriktirdiğimiz şeylerin ürünlerini ortaya çıkartma çabası içerisindeyiz.” diye konuştu.
“SEN MÜZİĞE HİZMET ET, O SENİ GELMEN GEREKEN YERE GETİRİR”
Özbekistan ziyaretinde repertuarına aldığı bir Özbek şarkısını seslendirdiğini belirten Gürdal, farklı bir ülkeden gelen bir sanatçının yerel müziği icra etmesinin Özbek dinleyiciler için gurur verici olduğunu ifade etti. Gürdal, Özbek Türkü sanatçı Züleyha Bayhanova ile Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in huzurunda düet yaptığını ve bu performansın ardından Özbekistan hükûmeti tarafından kendisine “Kültür Elçisi” ünvanı verildiğini söyledi. Bu deneyimin müziğin birleştirici gücünü gösterdiğini vurgulayan Gürdal, hocasının “Sen müziğe hizmet et, o seni gelmen gereken yere getirir.” sözünü hatırlatarak sanat yolculuğunu bu anlayışla sürdürdüğünü dile getirdi.
ORTAK KÖKTEN BESLENİLİYORSA ACILAR SİZİ DE AYNI ŞEKİLDE ACITIR
Türk dünyasında bir yerde sohbete başlanıldığında çok sayıda ortak nokta tespit edildiğini ifade eden Gürdal, yaşanan savaşların, sürgünlerin ve Kırım’da olduğu gibi göçlerin müziğe konu olduğunu, insanlık tarihi boyunca bu yaşananların devam edeceğini ve tarihin tekerrürden ibaret olduğunu belirtti. “Yaşanan acılar, ancak ortak bir kökten besleniliyorsa sizi de aynı şekilde acıtır.” diyen Gürdal “bir şekilde aynı acıları aynı şekilde yaşayan insanlarla farklı coğrafyalarda da olsa bir şekilde buluşuyorsunuz.” dedi. Bu yakınlığın genetik olduğunu Türk olmaktan, Türklükten gelen bir benzerlik olduğunu ve her ne kadar hissetmeseniz de aranızda yakınlık köprüsü kurulduğunu söyledi.
Gürdal, müzik, kültür, sanat, tarih, edebiyat gibi ortak mirasla ortak bir paydada buluşulması gerekliliği unutulmadığı zaman, Türk milletinin çok güçlü olacağını “Biz özümüzü kaybetmediğimiz zaman unuttuğumuzu düşündükleri şeyleri tekrar tazeleyip hafızamızda hatırladığımız zaman ne kadar güçlü olduğumuzun farkına varacağız.” sözleri ile ifade etti.
TÜRK COĞRAFYALARININ MÜZİĞİNİ YAPAN TEK TOPLULUK “ANKARA TÜRK DÜNYASI MÜZİK TOPLULUĞU”
Uzun yıllardır emek verdiği Ankara Türk Dünyası Müzik Topluluğu hakkında da değerlendirmelerde bulunan Gürdal, topluluğun misyon odaklı bir yapı olduğunu belirtti. Başlangıçta birkaç arkadaşın gönül birliğiyle amatör bir girişim olarak kurulan topluluğun zamanla güçlenerek büyüdüğünü ifade eden Gürdal, Türk Dünyası Müzik Topluluğu’nun misyonunun bilinciyle önemli projelere imza attığını vurguladı.
Topluluk olarak en büyük şanslarının bilgili ve donanımlı şeflerle çalışmak olduğunu ve topluluğun şu anki şefi Cem Gürdal’ın oldukça özverili ve donanımlı işlere imza attığından bahseden Gürdal, yalnızca konser vermediklerini “bir kültür köprüsü” oluşturduklarını söyledi.
Pek çok ülkenin kendi müziğini yapan topluluklarının olduğunu ancak Türk Dünyası Müzik Topluluğu gibi tüm Türk coğrafyalarının müziğini yapan başka bir topluluk olmadığını belirten Gürdal, sohbetin başında söylediği gibi “aynı kuvvetli kökten beslenen ağacın gövdesinin Türkiye” olduğunu vurguladı. Topluluk mensupları olarak bunun bilincinde yaptıkları işe ciddiyetle sarıldıklarını da sözlerine ekledi.
Türk Dünyası Müzik Topluluğu “bir kültür elçisi” diyen Gürdal, topluluğun hak ettiği yerde olmadığını, çok daha geniş kitlelere hizmet edebilir bir pozisyonda olması gerektiğini ifade etti.
Öte yandan “Zaman içerisinde çok güzel tohumlar ekmişiz. O ektiğimiz tohumların filizleri şu anda ağaca döndü bir orman olmak üzere ve bunun bahçıvanı, bakıcısı biziz” diye konuşan Gürdal, yapılan işin arkasında çok emek olduğunu, bütün arkadaşlarının yaptıkları işe gönülden sarıldıklarını belirtti.
“TÜRK DÜNYASI MÜZİK TOPLULUĞU GERİLMİŞ BİR YAYA TAKILMIŞ BİR OK”
Gürdal, Türk Dünyası Müzik Topluluğu’na gerekli destek ve imkânların sağlanması hâlinde topluluğun çok daha hızlı ilerleme kaydedeceğini belirtti. Topluluğu “gerilmiş bir yaya takılmış ok” benzetmesiyle ifade eden Gürdal, uygun şartların oluşması durumunda Türk Dünyası Müzik Topluluğu’nun güçlü bir ivmeyle hedeflerine ulaşacağını vurguladı.
Halkın desteğini her zaman hissettiklerini, konserlerini her zaman dolu salonlarda verdiklerini ifade eden Gürdal, topluluğun şefinden, sanat yönetmenine, dans yönetmenine, dans, saz ve ses sanatçılarına kadar herkesin topluluğunu bir yere varabilmesi için emek verdiğini de ifade etti. Konserlerinden çıkan bir seyircinin bile evine gittiğinde “Türk dünyası neymiş? Bu repertuarda bir Kırgız şarkısı var, Kırgızistan neresiymiş?” diye kendi kendine bir araştırma yapmasını sağlayabildikleri takdirde kendileri için çok büyük bir kazanç olduğunu dile getiren Gürdal, samimi çabaları neticesinde çoğalarak büyüdüklerini belirtti.
Topluluktaki hiçbir arkadaşının işimizi yapalım da gidelim zihniyetiyle çalışmadığını, yaptıkları işten kendileri ne kadar çok keyif alırsa dinleyicinin de o kadar keyif alacağının bilincinde olarak hareket ettiklerini söyleyen Gürdal, bu durumun beraberinde güler yüz ve kocaman yürekler getirdiğini, böylece zenginleştiklerini ifade etti.
“KENDİ TÜRKÜLERİNİ SÖYLEMEYENLERE BAŞKALARI KENDİ TÜRKÜLERİNİ SÖYLETİR”
Gürdal, çocukların yeteneklerini küçümsememek gerektiği üzerine de konuştu. “Çocuklara türkülerimizi, şarkılarımızı, geleneklerimizi öğretelim. Mesela Japonya’da çocuklar önce kendi tarihleriyle tanıştırılıyorlar. Biz kendi tarihimizi çocuklarımıza anlatmaktan imtina ediyoruz. Önce kendimizi tanımalıyız ki başkalarını tanımak için de buna bir vesile olsun.” diye konuşan Gürdal, bu durumun sağlanmasında öncelikle sorumluluğun anne-babalara, öğretmenlere ve sanatçılara düştüğünü de vurguladı.
“SAHNEDE NE GÖRÜYORSANIZ ÇİĞDEM GÜRDAL O”
Kişisel yolculuğu ile ilgili de konuşan Gürdal, her zaman işini çok iyi yapmaya gayret ettiğini, işini çok iyi yaparken de Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Sanatçı alnında ışığı ilk hisseden insandır” düsturuyla hareket ettiğini ifade etti. Söylediği sözlere dikkat etmeye çalıştığını vurgulayan Gürdal, “Bir cümle kurarsınız. O cümlenin nerede, kime, nasıl etki edeceğini bilemezsiniz. O nedenle çok düşünerek ve doğru cümleler kurmak zorundasınız… Topluma doğru örnek olmalıyız. Kendime göre doğru olduğunu düşündüğüm şekilde yaşıyorum. Ve şimdi geldiğim noktada geri dönüp baktığımda evet, tabii ki insanım hatalar yapmışımdır, yanlışlarım olmuştur. Ama en azından toplumsal olarak ya da şahıs bazında düşündüğünüzde hiç kimsenin hayatına ya da düşüncelerine zarar verecek bir hata yapmamışım” diyerek duygularını ifade etti. Gürdal, sözlerine ek olarak sahneden görünen ne ise Çiğdem Gürdal o diye de belirtti.
Son Haberler