SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Srebrenitsa…

Yazının Giriş Tarihi: 12.07.2026 09:15
Yazının Güncellenme Tarihi: 12.07.2026 09:22

Dünya, kötülüğü yeniden katliam yapmadan önce tanıma yetisine sahip mi?
11 Temmuz 1995’te, yaşları 12 ile 77 arasında değişen 8 binden fazla Bosnalı Müslüman erkek ve çocuk, Srebrenitsa şehri yakınlarında Bosnalı Sırp güçleri ve polisi tarafından esir alınarak katledildi.

Bu, sadece bir savaş suçu değildi. Diplomasi açıklamalarının silahlı bir kötülüğü durdurabileceğine çok uzun süre inanan uluslararası toplumun gözleri önünde, 20. yüzyılın sonunda, Avrupa'nın göbeğinde etnik ve dini aidiyet temelinde işlenmiş bir soykırımdı*.
Srebrenitsa, bir gecede trajediye dönüşmedi.

Önce kelimelerle hazırlandı. Sonra propagandayla. Ardından insanlıktan çıkarma, tecrit ve insanların sistematik olarak korumasız bırakılması süreçleriyle olgunlaştırıldı. Silah sesleri ancak bunlardan sonra duyuldu.

İşte bu yüzden Srebrenitsa’nın yıl dönümü sadece bir yas günü olmamalıdır. Bu gün, yeni bir insani felakete dönüşmeden önce tehlikeyi fark edebilme yeteneğimizin test edildiği bir gündür.

Bugün benzer tehlikeli eğilimler, Rus işgali altındaki Kırım’da mevcuttur.

Burada kastedilen, Bosna senaryosunun kelimesi kelimesine tekrarlanması değildir. Tarih hiçbir zaman kendisini aynen kopyalamaz; ancak kitlesel insan hakları ihlallerine, insani felaketlere ve insanlığa karşı suçlara yol açan mekanizmaları tekrar eder. Rusya'nın uzun yıllardır işgal altındaki Kırım'da sistematik bir şekilde inşa ettiği şey tam olarak bu mekanizmalardır.

Rus işgal yönetimi, Kırım’ın yerli halkı ve inançlarına göre Müslüman olan Kırım Tatarlarını sistematik bir şekilde kontrol edilmesi, korkutulması ve ideal senaryoya göre yarımadadan tamamen söküp atılması gereken "güvenilmez" bir topluluk olarak konumlandırmaktadır. Baskılar; "aşırıcılık", "terörizm", "sabotaj" ve "casusluk" ile mücadele kılıfı altında meşrulaştırılmaktadır. Bu amaç doğrultusunda siyasi güdümlü ceza yargılamaları, uydurma davalar, kitlesel ev baskınları, yasa dışı gözaltılar ve uzun süreli hapis cezaları kullanılmaktadır.

İnsanlıktan çıkarma süreci işte tam olarak böyle başlar.

Koca bir halk, devredilemez haklara sahip bir insan topluluğu olarak görülmekten çıkarıldığında, onlara yönelik şiddet devlet çıkarları, "güvenlik" meseleleri ya da hayali tehditlerle mücadele argümanlarıyla çok daha kolay meşrulaştırılır.

Bir sonraki adım ise tecrittir.

Srebrenitsa'nın bir kapana dönüşmesinin nedeni, dünyanın orada ne olup bittiğini görmeyi yavaş yavaş bırakmış olmasıydı.
Kırım da giderek böyle kapalı bir bölgenin özelliklerini kazanıyor. 12 yılı aşkın bir süredir uluslararası gözlem misyonlarının yarımadaya engelsiz erişimi bulunmuyor. Bağımsız gazetecilik fiilen yok edildi. Kırım Tatar Millî Meclisi işgalci yönetim tarafından yasaklandı. 370’ten fazla kişi siyasi nedenlerle özgürlüğünden mahrum bırakıldı ve bunların neredeyse yarısı Kırım Tatarı. Neticede, suçları belgeleyecek ve işgalci keyfiliğine karşı koyacak kişilerin sayısı giderek azalırken, insan hakları ihlallerini gizleme imkânları ise giderek artıyor.
Buna paralel olarak Rusya, Kırım’ın demografik yapısını sistemli bir şekilde değiştirmektedir.

Yarımadanın on binlerce sakini; baskılar, siyasi zulüm ve kendi güvenliklerine yönelik korkular nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldı. Eş zamanlı olarak Rusya Federasyonu, kendi vatandaşlarını planlı bir şekilde Kırım’a yerleştirmektedir. Bu politika, uluslararası insani hukuk normlarını açıkça ihlal etmekte ve yerli Kırım Tatar halkı ile Ukrayna yanlısı nüfusun kendi topraklarından kademeli olarak dışlanmasına yol açmaktadır.

İşgalci ülkenin bu tür eylemleri uluslararası insani hukuk tarafından açıkça yasaklanmış olmasına rağmen, işgal altındaki Kırım sakinlerinin Rusya Federasyonu silahlı kuvvetlerine zorunlu askere alınması ayrı bir tehdit oluşturmaktadır. Kırım Tatarları ve etnik Ukraynalılar, kendi vatanlarını işgal eden bir devlet adına savaşmaya zorlanmaktadır.
İnsani durum da bir o kadar endişe vericidir.

Yarımadanın militarize edilmesi, çevre durumunun kötüleşmesi, işgalci yönetimin tıbbi yardıma, doğal kaynaklara ve halkın diğer temel ihtiyaçlarına erişim üzerindeki kontrolünü artırması, siviller için ek riskler yaratmaktadır. Tüm bunlar, toplum üzerinde bir kontrol mekanizmasına dönüştürülmektedir.

Büyük ölçekli bir insani felaketin uzak bir ihtimal olmaktan çıkıp gerçek bir tehdit haline geldiği zemin, işte bu şekilde kurulur.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası hukuk, sadece trajedilerden sonra suçluları cezalandırmak için oluşturulmadı. Onun asıl varlık amacı, bu tür trajedilerin yaşanmasını en başta engellemektir.

Srebrenitsa, uluslararası toplumun eylemsizliğinin de bir bedeli olduğunun sonsuza dek sembolü olarak kalacaktır.

Bu nedenle, Bosna soykırımı kurbanlarının anısını saygıyla anarken sadece geçmişe değil, geleceğe de bakmalıyız.

Kırım, geçici Rus işgali altında bulunan diğer Ukrayna toprakları gibi, dünyanın önleyebileceği halde önlemediği yeni bir insani felaketin sahnesi olmamalıdır
Geçici Rus işgali altında bulunan Ukrayna topraklarında insani bir felaketin önlenmesi, tüm demokratik devletlerin ortak sorumluluğu olmalıdır. Bu sorumluluk iş işten geçtikten sonra değil, bugün üstlenilmelidir.

Dolayısıyla Srebrenitsa’dan çıkarmamız gereken temel ders şudur: Kötülük, henüz gelecekteki suçlar için zemin hazırlarken ve dünyaya "korkulacak bir şey yok" yalanını söylerken durdurulmalıdır.

Bu ders, Kırım konusunda varmamız gereken sonucu da açıkça ortaya koymaktadır.

Geçici olarak işgal edilen tüm Ukrayna topraklarında insani bir felaketin, kitlesel insan hakları ihlallerinin ve yeni insani trajedilerin önlenmesinin tek gerçek garantisi; Kırım’ın ve Ukrayna’nın diğer işgal altındaki topraklarının kurtarılması ve Ukrayna’nın uluslararası alanda tanınmış sınırları dahilindeki toprak bütünlüğünün tam olarak tesis edilmesidir. Bunun dışındaki tüm senaryolar; başta yerli Kırım Tatar halkının hakları olmak üzere, temel insan haklarının sistematik ihlallerinin daha da geniş ve tehlikeli bir boyut kazanabileceği koşulların korunması anlamına gelecektir.

* Mayıs 2024’te BM Genel Kurulu, Srebrenitsa’da yaşanan olayları soykırım olarak tanıyan ve bu trajedinin kurbanları için Uluslararası Anma Günü ilan eden bir kararı kabul etmiştir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.