Kırım Hanlığı protokolünde hânın oğulları ya da kardeşleri arasından seçilen birinci veliahta Kalgay, ikinci veliahta ise Nureddin Sultan ünvanı verilirdi. Han sülalesine ait bütün sultanların başı olan Kalgay Sultan tıpkı han gibi Osmanlı hükümdarı tarafından gönderilen beratla göreve gelirdi. Bununla birlikte han seçimi usulünde olduğu gibi “kalgay” olacak kişi de özellikle Şirin kabilesi olmak üzere kabile güçleri tarafından belirlenirdi. İstanbul kargaşalıktan kaçınmak istediğinden bu ünvana sahip kişilerin hukukunu göz önünde tutmuş, kırk handan yirmi dördünü kalgaylıktan, beşini de nureddinlikten han yapmıştı. Bugün Kırım bayrağında yer alan Tarak Tamga’daki üç dişten ortadakinin han, sağdakinin kalgay sultan, soldakininse nureddin sultanı temsil ettiği rivayeti bu üç önemli makama işarettir.
Kalgay Sultan’ın kendine ait yönetim birimi, divanları, emri altında çalışan çeşitli görevlileri ve askerleri olurdu. Kendi adına yarlık (ferman) denilen emirler çıkarabilir, yabancı devletlerle doğrudan yazışabilirdi. Hânın bizzat gitmediği seferlerde ordu komutanıydı. Kısacası Kalgay Sultan, handan sonra devletin en yüksek makamındaki kişiydi. Kuzeydeki bozkır kesiminden gelebilecek saldırılara karşı hanlığın başkenti Bahçesaray’ı koruyacak şekilde kurulmuş olan Akmescit, onun ikâmet ettiği yerdi. Akmescit’le birlikte Kefe’ye kadar uzanan havalisiyle, Karasubazar da Kalgay’ın idaresindeydi. Hanlığın en önemli kabilesi Şirin kabilesinin Bey’i de Karasu’da otururdu. Ülke geneline hükmeden Han’ın gönderdiği fermanlar yanında, Akmescit ve Karasu’ya gerekli görevlilerin tâyini, görevine uymayanların uyarılması, huzursuzluk doğuran meselelerin halli, vergilerin toplanması gibi konularda Kalgay da emirler göndermekte ve bu sayede kadı ve diğer görevlilerle bizzat kendisi veya kaymakamı aracılığıyla irtibat kurmaktaydı. Örneğin böyle bir Kalgay fermanı 1684 yılında Karasu’ya kısa aralıklarla gelmişti. Bu fermanda anlatılanlar ticarî bazı kuralların çiğnendiğine işaretti. Acem tüccarla diğer tüccarlar arasında mal satışı konusunda sıkıntı çıkmıştı. Kalgay Sultan gönderdiği fermanla bu kargaşaya âdilane bir şekilde son vermiş ve her iki tarafın da uyması gereken kuralları tekrarlamıştı.
Hanlık tarihinde çok fazla Kalgay Sultan gelip geçmiştir. Bunlardan biri 17. yüzyılın ikinci yarısında, 1671-1704 yılları arasında, dört defa tahta geçip toplam yirmi üç yıl hanlık yapmış, meşhur Hacı Birinci Selim Giray’ın on iki oğlundan biri olan Şahbaz Giray’dı. Mert, yürekli anlamına gelen Farsça kökenli bu isim; kahramanlık, güç ve cesaretin sembolü olan hayvanların adlarını insanlara uygulamak şekliyle verilen isimlerdendi: Kurt, Kaplan, Arslan örneklerindeki gibi. Şahbaz, “şahin-doğan kuşları” anlamına gelirdi. Hacı I. Selim Giray gibi evlatları da düşmana karşı büyük mücadeleler vermişlerdi ve adı gibi Şahbaz Giray da bunlar arasındaydı. 1699 yılında Kalgay Sultanlık vazifesine layık görülmüş, yaklaşık bir sene bu görevi ifa edebilmiş, batıda Lehlere, Kafkaslarda Çerkezlere karşı mücadele vermiş ve maalesef bir Çerkez kabilesi tarafından şehit edilmişti. Vefat tarihi ise, 1700 senesinin başlarıydı.
Hanlığa ait arşiv belgelerinden olan kadı defterlerinde (şeriyye sicilleri) Şahbaz Giray’ın mal varlığı bulunmaktadır. Tereke denilen bu kayıtlar bir kişinin hayatta iken sahip olduğu ve varislerine bıraktığı malları göstermektedir. Varsa alacak-verecek durumu onlar da burada kayıtlıdır. Bu defterlerden elde edilen tereke sayesinde bir Kırım hânının evladı, bir Kalgay Sultan ve dolayısıyla Giraylar sülalesine mensup biri olarak Şahbaz Giray’ın nelere sahip olduğu hakkında bilgi sahibi olunmuştur. Böylece 17. asırda kullanılan eşyalar, silahlar, takılar, mücevherler ve benzeri eşyalar hakkında da malumat edinilmektedir. Yine bu kadı defterlerinde yer alan kardeşi Azamet Giray’ın terekesi ile karşılaştırma yapma imkânı da ortaya çıkmaktadır. Azamet Giray daha önceki yıllarda Nureddin Sultan görevindedir. 1691 senesi Leh ve Rus saldırıları sırasında şehit edilmiştir. Birinci Selim Giray Han’ın, çok sevdiği cesur oğlunun acısına dayanamayıp tahttan çekilip Hacca gidişi bu olay üzerinedir. Döndükten sonra ise, üçüncü kez Kırım tahtına geçecektir.
Kalgay Sultan Şahbaz Giray’ın terekesinde köleler, mücevherler, silahlar, atlar, çeşitli kıyafetler, mutfak ve ev eşyaları bulunmaktadır. En değerlileri arasında çengi kız ilk sırada, kırmızı çuha samur kürk de ikinci sırada yer almaktadır. Onları diğer köleler, kürkler, hançerler ve at takımları takip eder. Şahbaz Giray’ın terekesinde alacağı vardır; ancak borcu o kadar fazladır ki küçük miktardaki bu alacağı ve diğer bütün mal varlığı borçlarını kapatmak üzere alacaklılara dağıtılır. Borçlu olduğu kişilerin efendi, molla, mirza, hacı ünvanlı kişiler ile asker ve esnaf kesiminden oldukları anlaşılmaktadır. Alacaklılar listesinde Yahudi ve Ermeniler de vardır. Terekeden anlaşıldığına göre sultan evli değildir.
Şahbaz Giray’ın terekesinde şahsına ait beşi kadın, ikisi erkek olmak üzere yedi kölesi mevcuttur. Süleyman Ağa, Hasan gulam, Çengi kız, Mihri kız, Gülen cariye bunlar arasındadır. O dönemlerde Kırım’da hemen hemen herkesin en az bir kölesi vardır. Bu köleler toplumun sosyal ve ekonomik hayatında istihdam edilmektedir.
Kalgay Sultan’ın terekesinde kürk, ihram, kolçak, kuşak, hamam gömleği ve bohçasından oluşan kıyafetleri kayıtlıdır. Bunlar arasında sincap, as, samur, kakum ve tilki derisinden yapılı, kıymeti hayli yüksek olan kürkler dikkati çeker. Tereke içerisinde meblağı en yüksek mallar arasında bu kürkler yer almaktadırlar. Bunların haricinde dikimi beklenen samur, kunduz, sincap, tilki pâreleri, sarı sahtiyan, mor meşin ve telatin (Rus derisi) de bulunmaktadır. Kıyafetlerde deriden başka çuha, boğası, keten, kebe gibi kumaşlar da kullanılmıştır. Silahlar hançer, kılıç, yay, ok ve çeşitli amaçlarla kullanılan urgandır. At takımları ise hem çeşitli hem de yüksek meblağlıdır. Bir adet kaşka atı olduğu kayıtlıdır. Ancak daha önceden at satışlarının yapıldığı da anlaşılmaktadır. Nitekim Hacı Ali Ağa’dan alınacak dört bin sim at akçesi kalmıştır. Yastıklar, yorganlar, döşekler, peşkirler, makatlar, perdeler, minderler, halılar, kilimler, hasırlar, heybeler, bohçalar, sandıklar, leğenler, ibrikler, güğümler, lengerler, kazanlar, kapaklar, tavalar, makaslar, şamdanlar, saclar, gülabdanlar, buhurdanlar, maşrabalar, kaşıklar, siniler, tabaklar ve tömbeki (nargile ile içilen bir tütün çeşidi) terekede kayıtlı ev ve mutfak eşyaları arasında yer almaktadır. Bu eşyalardan mutfakta kullanılanlar büyük, küçük, kapaklı, kapaksız, kulplu, kulpsuz, yaldızlı oluşlarına ve kullanılış amaçlarına göre isimlendirilmiştir. Örneğin: beş sahan kapağıyla, küçük güğüm, büyük lenger hoşaf tası kapaklı, iki kazan kulplu, yaldızlı maşraba, yaldızlı leğen ibrik.
Terekenin yüzde 23,8’ini köleleri, yüzde 23,2’sini kıyafetleri, yüzde 20,7’sini silahları ve at takımları oluşturmaktadır. Kalan 32,3’lük kısım çeşitli ev ve mutfak eşyalarından meydana gelir. Kalgay Sultan’ın mal varlığının o dönemki tereke miktarlarıyla kıyaslandığında geliri yüksek sınıfların içerisine girdiğini söylemek mümkündür. Ancak bir Kalgay Sultan olarak ev, bahçe gibi gayrimenkullerinin bulunmayışı ilginçtir. Terekesi kardeşi Azamet Giray’ınki ile kıyaslandığında daha düşük miktardadır. Azamet Giray’ın terekesinde de gayrimenkuller bulunmamaktadır. Yedi kölesi mevcuttur ve hepsini hayatta iken azat etmiştir. Terekesindeki borç miktarı azdır ve bunun esas kısmı, hemen hemen her terekede görülen, zevcesine olan mehir borcudur. Ancak Şahbaz Giray’ın bütün mal varlığı borçlarına gitmiştir.
Terekede ev ve mutfak eşyalarının sayı ve çeşidinin kıyafetlere göre daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Kullanılan bu eşyalar arasında Türkmen kilimi, İslambol basması, Rus derisi, Mısır hasırı, Mısır kolçağı, Keşmirî kuşak ve Herat alacasının varlığı Kırım’ın canlı ticaret hayatı ve kozmopolit yapısını da göstermektedir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Zeynep Özdem Köse
Bir Kalgay Sultan ve geride bıraktıkları
Kırım Hanlığı protokolünde hânın oğulları ya da kardeşleri arasından seçilen birinci veliahta Kalgay, ikinci veliahta ise Nureddin Sultan ünvanı verilirdi. Han sülalesine ait bütün sultanların başı olan Kalgay Sultan tıpkı han gibi Osmanlı hükümdarı tarafından gönderilen beratla göreve gelirdi. Bununla birlikte han seçimi usulünde olduğu gibi “kalgay” olacak kişi de özellikle Şirin kabilesi olmak üzere kabile güçleri tarafından belirlenirdi. İstanbul kargaşalıktan kaçınmak istediğinden bu ünvana sahip kişilerin hukukunu göz önünde tutmuş, kırk handan yirmi dördünü kalgaylıktan, beşini de nureddinlikten han yapmıştı. Bugün Kırım bayrağında yer alan Tarak Tamga’daki üç dişten ortadakinin han, sağdakinin kalgay sultan, soldakininse nureddin sultanı temsil ettiği rivayeti bu üç önemli makama işarettir.
Kalgay Sultan’ın kendine ait yönetim birimi, divanları, emri altında çalışan çeşitli görevlileri ve askerleri olurdu. Kendi adına yarlık (ferman) denilen emirler çıkarabilir, yabancı devletlerle doğrudan yazışabilirdi. Hânın bizzat gitmediği seferlerde ordu komutanıydı. Kısacası Kalgay Sultan, handan sonra devletin en yüksek makamındaki kişiydi. Kuzeydeki bozkır kesiminden gelebilecek saldırılara karşı hanlığın başkenti Bahçesaray’ı koruyacak şekilde kurulmuş olan Akmescit, onun ikâmet ettiği yerdi. Akmescit’le birlikte Kefe’ye kadar uzanan havalisiyle, Karasubazar da Kalgay’ın idaresindeydi. Hanlığın en önemli kabilesi Şirin kabilesinin Bey’i de Karasu’da otururdu. Ülke geneline hükmeden Han’ın gönderdiği fermanlar yanında, Akmescit ve Karasu’ya gerekli görevlilerin tâyini, görevine uymayanların uyarılması, huzursuzluk doğuran meselelerin halli, vergilerin toplanması gibi konularda Kalgay da emirler göndermekte ve bu sayede kadı ve diğer görevlilerle bizzat kendisi veya kaymakamı aracılığıyla irtibat kurmaktaydı. Örneğin böyle bir Kalgay fermanı 1684 yılında Karasu’ya kısa aralıklarla gelmişti. Bu fermanda anlatılanlar ticarî bazı kuralların çiğnendiğine işaretti. Acem tüccarla diğer tüccarlar arasında mal satışı konusunda sıkıntı çıkmıştı. Kalgay Sultan gönderdiği fermanla bu kargaşaya âdilane bir şekilde son vermiş ve her iki tarafın da uyması gereken kuralları tekrarlamıştı.
Hanlık tarihinde çok fazla Kalgay Sultan gelip geçmiştir. Bunlardan biri 17. yüzyılın ikinci yarısında, 1671-1704 yılları arasında, dört defa tahta geçip toplam yirmi üç yıl hanlık yapmış, meşhur Hacı Birinci Selim Giray’ın on iki oğlundan biri olan Şahbaz Giray’dı. Mert, yürekli anlamına gelen Farsça kökenli bu isim; kahramanlık, güç ve cesaretin sembolü olan hayvanların adlarını insanlara uygulamak şekliyle verilen isimlerdendi: Kurt, Kaplan, Arslan örneklerindeki gibi. Şahbaz, “şahin-doğan kuşları” anlamına gelirdi. Hacı I. Selim Giray gibi evlatları da düşmana karşı büyük mücadeleler vermişlerdi ve adı gibi Şahbaz Giray da bunlar arasındaydı. 1699 yılında Kalgay Sultanlık vazifesine layık görülmüş, yaklaşık bir sene bu görevi ifa edebilmiş, batıda Lehlere, Kafkaslarda Çerkezlere karşı mücadele vermiş ve maalesef bir Çerkez kabilesi tarafından şehit edilmişti. Vefat tarihi ise, 1700 senesinin başlarıydı.
Hanlığa ait arşiv belgelerinden olan kadı defterlerinde (şeriyye sicilleri) Şahbaz Giray’ın mal varlığı bulunmaktadır. Tereke denilen bu kayıtlar bir kişinin hayatta iken sahip olduğu ve varislerine bıraktığı malları göstermektedir. Varsa alacak-verecek durumu onlar da burada kayıtlıdır. Bu defterlerden elde edilen tereke sayesinde bir Kırım hânının evladı, bir Kalgay Sultan ve dolayısıyla Giraylar sülalesine mensup biri olarak Şahbaz Giray’ın nelere sahip olduğu hakkında bilgi sahibi olunmuştur. Böylece 17. asırda kullanılan eşyalar, silahlar, takılar, mücevherler ve benzeri eşyalar hakkında da malumat edinilmektedir. Yine bu kadı defterlerinde yer alan kardeşi Azamet Giray’ın terekesi ile karşılaştırma yapma imkânı da ortaya çıkmaktadır. Azamet Giray daha önceki yıllarda Nureddin Sultan görevindedir. 1691 senesi Leh ve Rus saldırıları sırasında şehit edilmiştir. Birinci Selim Giray Han’ın, çok sevdiği cesur oğlunun acısına dayanamayıp tahttan çekilip Hacca gidişi bu olay üzerinedir. Döndükten sonra ise, üçüncü kez Kırım tahtına geçecektir.
Kalgay Sultan Şahbaz Giray’ın terekesinde köleler, mücevherler, silahlar, atlar, çeşitli kıyafetler, mutfak ve ev eşyaları bulunmaktadır. En değerlileri arasında çengi kız ilk sırada, kırmızı çuha samur kürk de ikinci sırada yer almaktadır. Onları diğer köleler, kürkler, hançerler ve at takımları takip eder. Şahbaz Giray’ın terekesinde alacağı vardır; ancak borcu o kadar fazladır ki küçük miktardaki bu alacağı ve diğer bütün mal varlığı borçlarını kapatmak üzere alacaklılara dağıtılır. Borçlu olduğu kişilerin efendi, molla, mirza, hacı ünvanlı kişiler ile asker ve esnaf kesiminden oldukları anlaşılmaktadır. Alacaklılar listesinde Yahudi ve Ermeniler de vardır. Terekeden anlaşıldığına göre sultan evli değildir.
Şahbaz Giray’ın terekesinde şahsına ait beşi kadın, ikisi erkek olmak üzere yedi kölesi mevcuttur. Süleyman Ağa, Hasan gulam, Çengi kız, Mihri kız, Gülen cariye bunlar arasındadır. O dönemlerde Kırım’da hemen hemen herkesin en az bir kölesi vardır. Bu köleler toplumun sosyal ve ekonomik hayatında istihdam edilmektedir.
Kalgay Sultan’ın terekesinde kürk, ihram, kolçak, kuşak, hamam gömleği ve bohçasından oluşan kıyafetleri kayıtlıdır. Bunlar arasında sincap, as, samur, kakum ve tilki derisinden yapılı, kıymeti hayli yüksek olan kürkler dikkati çeker. Tereke içerisinde meblağı en yüksek mallar arasında bu kürkler yer almaktadırlar. Bunların haricinde dikimi beklenen samur, kunduz, sincap, tilki pâreleri, sarı sahtiyan, mor meşin ve telatin (Rus derisi) de bulunmaktadır. Kıyafetlerde deriden başka çuha, boğası, keten, kebe gibi kumaşlar da kullanılmıştır. Silahlar hançer, kılıç, yay, ok ve çeşitli amaçlarla kullanılan urgandır. At takımları ise hem çeşitli hem de yüksek meblağlıdır. Bir adet kaşka atı olduğu kayıtlıdır. Ancak daha önceden at satışlarının yapıldığı da anlaşılmaktadır. Nitekim Hacı Ali Ağa’dan alınacak dört bin sim at akçesi kalmıştır. Yastıklar, yorganlar, döşekler, peşkirler, makatlar, perdeler, minderler, halılar, kilimler, hasırlar, heybeler, bohçalar, sandıklar, leğenler, ibrikler, güğümler, lengerler, kazanlar, kapaklar, tavalar, makaslar, şamdanlar, saclar, gülabdanlar, buhurdanlar, maşrabalar, kaşıklar, siniler, tabaklar ve tömbeki (nargile ile içilen bir tütün çeşidi) terekede kayıtlı ev ve mutfak eşyaları arasında yer almaktadır. Bu eşyalardan mutfakta kullanılanlar büyük, küçük, kapaklı, kapaksız, kulplu, kulpsuz, yaldızlı oluşlarına ve kullanılış amaçlarına göre isimlendirilmiştir. Örneğin: beş sahan kapağıyla, küçük güğüm, büyük lenger hoşaf tası kapaklı, iki kazan kulplu, yaldızlı maşraba, yaldızlı leğen ibrik.
Terekenin yüzde 23,8’ini köleleri, yüzde 23,2’sini kıyafetleri, yüzde 20,7’sini silahları ve at takımları oluşturmaktadır. Kalan 32,3’lük kısım çeşitli ev ve mutfak eşyalarından meydana gelir. Kalgay Sultan’ın mal varlığının o dönemki tereke miktarlarıyla kıyaslandığında geliri yüksek sınıfların içerisine girdiğini söylemek mümkündür. Ancak bir Kalgay Sultan olarak ev, bahçe gibi gayrimenkullerinin bulunmayışı ilginçtir. Terekesi kardeşi Azamet Giray’ınki ile kıyaslandığında daha düşük miktardadır. Azamet Giray’ın terekesinde de gayrimenkuller bulunmamaktadır. Yedi kölesi mevcuttur ve hepsini hayatta iken azat etmiştir. Terekesindeki borç miktarı azdır ve bunun esas kısmı, hemen hemen her terekede görülen, zevcesine olan mehir borcudur. Ancak Şahbaz Giray’ın bütün mal varlığı borçlarına gitmiştir.
Terekede ev ve mutfak eşyalarının sayı ve çeşidinin kıyafetlere göre daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Kullanılan bu eşyalar arasında Türkmen kilimi, İslambol basması, Rus derisi, Mısır hasırı, Mısır kolçağı, Keşmirî kuşak ve Herat alacasının varlığı Kırım’ın canlı ticaret hayatı ve kozmopolit yapısını da göstermektedir.