Karasubazar, Kırım Hanlığı’nın (1441-1783) siyasi, sosyal ve ekonomik açıdan önemli şehirlerden biriydi. Başkent Bahçesaray, Akmescit, Eski Kırım (Solhat), Kırkyer (Çufutkale) gibi diğer şehirlerin de bulunduğu güney cephede, orta bölüm olarak da adlandırılan dağlık kesimde kurulmuştu. Şehrin neden bu adı almış olduğunun yanıtı adını oluşturan iki kelimede yatmaktaydı: Karasu ve pazar. Karasu nehrinin iki yakasındaki verimli arazide kurulmuş, ürettiği ürünleri, hanları, bedestenleri, çarşıları, pazarları çok çeşitli, farklı bölgelerden gelen tüccar ve misafirlerin bulunduğu kozmopolit bir şehirdi. Sadece Karasu şeklinde de ifade edilirdi. Aslında şehrin kuruluşu 13. yüzyılda Kıpçaklar ya da Altınordu Devleti'ne aitti ama esas yükselişi Kırım Hanlığı döneminde olmuştu. 16. yüzyılda Kırım’ın en büyük ve nüfusu en fazla şehirlerinden biri haline gelmişti. 17. yüzyılda Kırım’ı ziyaret eden Evliya Çelebi’nin deyimiyle "şehr-i azîm ve mamûre-i kadîm, belde-i dilcû, yani bender-âbâd Karasu" idi. Yani eski şehirlerden, gönül alıcı güzellikte, şen, mâmur ticaret merkezi.
Bu şehir kuzeyden ve güneyden gelen ticari malların depolandığı yerdi. Piyasadaki Acem, Şam, Halep, Mekke, Rusya, Macaristan, Venedik, Çerkezistan, Kafkasya, İstanbul ve Anadolu coğrafyasının malları bunun göstergesiydi. Şehir ayrı bir siyasî öneme de sahipti. Çünkü hem hanlığın handan sonraki en önemli şahsı, hânın ilk veliahtı kalgay sultanın ilk zamanlar Akmescit’ten sonraki karargâhı hem de hanlığın ilk kuruluşundan itibaren önemini koruyana Şirin kabilesinin Kerç’e kadar uzanan güzergâhlarının başlangıç noktası ve Şirin beyinin de ikamet ettiği yerdi.
Kırım Türkleri Anadolu için hemen karşı taraf anlamında, yakınlığı ifade eden bir sözcük olarak Öteyaka ya da Karşıyaka derlerdi. Kırım’dan Anadolu’ya Anadolu’dan Kırım’a özellikle ticaret için sürekli gidip gelinirdi. Çankırı, Amasya, Kayseri, Malatya, Tokat, Kastamonu, Bolu, Sinop, Urfa, Van, Diyarbakır, Erzurum bu yerlerden sadece bazılarıydı. Örneğin 17. yüzyılda Karasu’ya gelenlerden biri Malatyalı Tüccar Mahmut’tu. Karasu’da kalacağı müddet zarfında handa hem ürünlerini satacak bir dükkân hem de kalacak bir oda kiralamıştı. Satmak için getirdiği ürünler özel bir kum içinde tereyağıyla pişirilen tuzlu ve gevrek, meşhur Malatya leblebisi, ceviz, üzüm, bağ inciri, bal ve peynirdi. Maalesef geri dönememiş, Şirin Bey Hanı’nda misafir olarak kaldığı sırada vefat etmişti.
17. yüzyılda şehirde on tane han vardı. Vezir-i Âzam Sefer Gazi Ağa Hanı, Şirin Bey Hanı, Hacı Osman Hanı, Küçük Han, Boşnak Hanı, Mirza Hanı bunlardan bazılarıydı. Binden fazla sayıda dükkânın arasında bozacılar dikkati çekerdi. Boza bu bölgede çok sevilen ve tüketilen bir içecekti çünkü. Kırım’ı fetheden Osmanlı hükümdarı Fatih Sultan Mehmed Han da bozayı çok severdi. Çarşılara gelince; bütün şehirlerin vaz geçilmezi Sûk-i Sultanî (Sultan Çarşısı) yanında Şeyh Abdülaziz Çarşısı, Kalgay Çarşısı, Yukarı-Orta-Aşağı Çarşı gibi isimler taşıyan çarşılar mevcuttu. Şor Pazarı, Mirza Pazarı, Esir Pazarı, Davar Pazarı ve At Pazarı isminde pazarlar vardı. Tüm bu mekânlarda Kırım’ın yerlisi dışında özellikle Acem (İranlı) Ermenileri ile Anadolu’dan ticarete gelen müslim ve gayrimüslimler yoğunluktaydı. Şehrin aktif ekonomik hayatı renkli ve hareketli bir sosyal yaşamı da beraberinde getirmişti bu şehre.
Bu mamur şehir 1624-1675 yılları arasında Zaporog Kazaklarının akınlarına uğradı. Ama buna rağmen gelişmesini devam ettirdi. 1736’da Rus ordularınca Bahçesaray’ın tahrip edilmesi üzerine geçici bir süre için başkent yapıldı. 1737 yılındaki Rusların yağma ve tahribinden aldığı ağır yarayı sarmaya çalıştıysa da 1771’de Rusların ikinci tahribatına yenik düştü. Zamanla ucuz ürünlerin şehre girmesi ve Tatar nüfusunun da azalmasıyla Karasubazar’ın refah ortamında gedik açıldı. Kırım halkı tarafından hâin olarak adlandırılan Şahin Giray’a karşı 1777’de başlatılan umumî ayaklanmanın merkezi burası oldu. II. Katerina’nın Kırım’ı ilhakına dair 8 Şubat 1783 tarihli fermanı da Karasubazar Beyannâmesi adıyla General Potemkin tarafından burada okundu. 1783 yılında Kırım’ı ilhak eden Rusya, bundan sonra uygulayacağı politikalarda Kırım’ı ebedî bir Rus-Slav toprağı haline dönüştürmeyi ana amaç edindi. Bu ise yarımadanın yerli halkı olan Kırım Tatarları ve onların tarihi kalıntılarından tamamen temizlenmesiyle mümkün olacaktı.
Karasubazar, 1802’de Rus idaresince kurulan Tavrida vilayetinin Simferopol (Akmescit) idari bölgesinin bir kasabası haline getirildi. Rus yönetimine rağmen yarımada üzerinde camileri, medreseleri, hanları, hamamları, esnaf loncaları, kendine has mahalle şekli ile Türk-İslâm yapısını 20. yüzyıl başlarına kadar koruyabilen birkaç şehirden biri oldu. Bunda içerde, dağlık alanda kurulu olmasının da payı vardı. 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyıl başlarında ortaya çıkan Kırım Tatar millî uyanış döneminin önemli merkezi haline geldi. Örneğin İsmail Bey Gaspıralı tarafından başlatılan ve usûl-i cedîd adı verilen millî eğitim reformunun en fazla benimsendiği yerlerden biri oldu. İlk milliyetçi-inkılâpçı Kırım Tatar grubu Genç Tatarların faaliyet alanı ve Bekir Sıtkı Çobanzade gibi yazar ve fikir adamlarının yetişmesinde etkili olan Vatan Hâdimi adlı gazetenin yayımlanmış olduğu yerdi. Bekir Sıtkı Çobanzade Karasubazar doğumluydu.
Karasubazar’da en ağır tahribat Sovyet döneminde yaşandı. Özellikle 11 Mayıs 1944’te Stalin’in altına imzasını attığı ve 17 Mayıs’ı 18 Mayıs’a bağlayan gece bütün Kırım Tatarlarına uygulanan sürgünle birlikte, şehrin içinde konut olarak kullanılan birkaç bina dışında bütün cami, medrese ve diğer Türk-İslâm eserleri ortadan kaldırıldı. Bununla birlikte Türkçe isim taşıyan bütün yerleşim yerleri -Bahçesaray ve Canköy hariç- gibi adı değiştirilerek Belogorsk’a çevrildi. Hanlık döneminden günümüze kalan mimarî eserler bazı klasik Türk evleriyle Büyük Taşhan (Vezir-i Âzam Sefer Gazi Ağa Hanı)’ın yıkıntı halindeki duvarlarından ibarettir. Ancak her ne kadar tarihin izleri yok edilmeye çalışılsa da bugün hâlâ Karasu’da yaşayan Kırım Türkleri vardır ve onlar bu şehrin adını hâlâ Karasubazar olarak seslendirmektedir. Karasubazar; adıyla, geçmişiyle, tarihi izleri ve burada yaşayan Türk nesli ile kadim Türk-İslâm şehirlerinden biridir. Üstelik bizim için uzakta değildir, hemen Karşı’da bir yerdir!
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Zeynep Özdem Köse
Karşıda bir yer: Kırım-Karasubazar
Karasubazar, Kırım Hanlığı’nın (1441-1783) siyasi, sosyal ve ekonomik açıdan önemli şehirlerden biriydi. Başkent Bahçesaray, Akmescit, Eski Kırım (Solhat), Kırkyer (Çufutkale) gibi diğer şehirlerin de bulunduğu güney cephede, orta bölüm olarak da adlandırılan dağlık kesimde kurulmuştu. Şehrin neden bu adı almış olduğunun yanıtı adını oluşturan iki kelimede yatmaktaydı: Karasu ve pazar. Karasu nehrinin iki yakasındaki verimli arazide kurulmuş, ürettiği ürünleri, hanları, bedestenleri, çarşıları, pazarları çok çeşitli, farklı bölgelerden gelen tüccar ve misafirlerin bulunduğu kozmopolit bir şehirdi. Sadece Karasu şeklinde de ifade edilirdi. Aslında şehrin kuruluşu 13. yüzyılda Kıpçaklar ya da Altınordu Devleti'ne aitti ama esas yükselişi Kırım Hanlığı döneminde olmuştu. 16. yüzyılda Kırım’ın en büyük ve nüfusu en fazla şehirlerinden biri haline gelmişti. 17. yüzyılda Kırım’ı ziyaret eden Evliya Çelebi’nin deyimiyle "şehr-i azîm ve mamûre-i kadîm, belde-i dilcû, yani bender-âbâd Karasu" idi. Yani eski şehirlerden, gönül alıcı güzellikte, şen, mâmur ticaret merkezi.
Bu şehir kuzeyden ve güneyden gelen ticari malların depolandığı yerdi. Piyasadaki Acem, Şam, Halep, Mekke, Rusya, Macaristan, Venedik, Çerkezistan, Kafkasya, İstanbul ve Anadolu coğrafyasının malları bunun göstergesiydi. Şehir ayrı bir siyasî öneme de sahipti. Çünkü hem hanlığın handan sonraki en önemli şahsı, hânın ilk veliahtı kalgay sultanın ilk zamanlar Akmescit’ten sonraki karargâhı hem de hanlığın ilk kuruluşundan itibaren önemini koruyana Şirin kabilesinin Kerç’e kadar uzanan güzergâhlarının başlangıç noktası ve Şirin beyinin de ikamet ettiği yerdi.
Kırım Türkleri Anadolu için hemen karşı taraf anlamında, yakınlığı ifade eden bir sözcük olarak Öteyaka ya da Karşıyaka derlerdi. Kırım’dan Anadolu’ya Anadolu’dan Kırım’a özellikle ticaret için sürekli gidip gelinirdi. Çankırı, Amasya, Kayseri, Malatya, Tokat, Kastamonu, Bolu, Sinop, Urfa, Van, Diyarbakır, Erzurum bu yerlerden sadece bazılarıydı. Örneğin 17. yüzyılda Karasu’ya gelenlerden biri Malatyalı Tüccar Mahmut’tu. Karasu’da kalacağı müddet zarfında handa hem ürünlerini satacak bir dükkân hem de kalacak bir oda kiralamıştı. Satmak için getirdiği ürünler özel bir kum içinde tereyağıyla pişirilen tuzlu ve gevrek, meşhur Malatya leblebisi, ceviz, üzüm, bağ inciri, bal ve peynirdi. Maalesef geri dönememiş, Şirin Bey Hanı’nda misafir olarak kaldığı sırada vefat etmişti.
Bir kavşak ve dahilî ticâret şehri olan Karasu’da esnaf çeşidi boldu. Çörekci (börekci), habbaz, saka, bozacı (maksımacı), meyhaneci, kahveci, çorbacı, kebapçı, bakkal, elmacı, attar, tütüncü (dühancı) kasap, kazancı, kalaycı, eskici, çilingir, demirci, bakırcı, yaycı, tüfenkçi, lüleci, nalçacı, kürekçi, çömlekçi, keresteci, sandıkcı, kayıkcı, sarac, debbağ, sahtiyancı, keçeci, sıvacı, boyacı, safrancı, mumcu, sabuncu, kuyumcu, terzi (heyyât), düğmeci, çıkrıkçı, çizmeci, ayakkabıcı (haffaf, pabuççu), kalpakçı, kürkçü, bezzaz, hallac (pamuk işleyen), kazzaz (ipek işleyen), dellal, berber, arabacı, sığırcı (bakkar) ve at yılkıcısı bunlar arasındaydı.
17. yüzyılda şehirde on tane han vardı. Vezir-i Âzam Sefer Gazi Ağa Hanı, Şirin Bey Hanı, Hacı Osman Hanı, Küçük Han, Boşnak Hanı, Mirza Hanı bunlardan bazılarıydı. Binden fazla sayıda dükkânın arasında bozacılar dikkati çekerdi. Boza bu bölgede çok sevilen ve tüketilen bir içecekti çünkü. Kırım’ı fetheden Osmanlı hükümdarı Fatih Sultan Mehmed Han da bozayı çok severdi. Çarşılara gelince; bütün şehirlerin vaz geçilmezi Sûk-i Sultanî (Sultan Çarşısı) yanında Şeyh Abdülaziz Çarşısı, Kalgay Çarşısı, Yukarı-Orta-Aşağı Çarşı gibi isimler taşıyan çarşılar mevcuttu. Şor Pazarı, Mirza Pazarı, Esir Pazarı, Davar Pazarı ve At Pazarı isminde pazarlar vardı. Tüm bu mekânlarda Kırım’ın yerlisi dışında özellikle Acem (İranlı) Ermenileri ile Anadolu’dan ticarete gelen müslim ve gayrimüslimler yoğunluktaydı. Şehrin aktif ekonomik hayatı renkli ve hareketli bir sosyal yaşamı da beraberinde getirmişti bu şehre.
Bu mamur şehir 1624-1675 yılları arasında Zaporog Kazaklarının akınlarına uğradı. Ama buna rağmen gelişmesini devam ettirdi. 1736’da Rus ordularınca Bahçesaray’ın tahrip edilmesi üzerine geçici bir süre için başkent yapıldı. 1737 yılındaki Rusların yağma ve tahribinden aldığı ağır yarayı sarmaya çalıştıysa da 1771’de Rusların ikinci tahribatına yenik düştü. Zamanla ucuz ürünlerin şehre girmesi ve Tatar nüfusunun da azalmasıyla Karasubazar’ın refah ortamında gedik açıldı. Kırım halkı tarafından hâin olarak adlandırılan Şahin Giray’a karşı 1777’de başlatılan umumî ayaklanmanın merkezi burası oldu. II. Katerina’nın Kırım’ı ilhakına dair 8 Şubat 1783 tarihli fermanı da Karasubazar Beyannâmesi adıyla General Potemkin tarafından burada okundu. 1783 yılında Kırım’ı ilhak eden Rusya, bundan sonra uygulayacağı politikalarda Kırım’ı ebedî bir Rus-Slav toprağı haline dönüştürmeyi ana amaç edindi. Bu ise yarımadanın yerli halkı olan Kırım Tatarları ve onların tarihi kalıntılarından tamamen temizlenmesiyle mümkün olacaktı.
Karasubazar, 1802’de Rus idaresince kurulan Tavrida vilayetinin Simferopol (Akmescit) idari bölgesinin bir kasabası haline getirildi. Rus yönetimine rağmen yarımada üzerinde camileri, medreseleri, hanları, hamamları, esnaf loncaları, kendine has mahalle şekli ile Türk-İslâm yapısını 20. yüzyıl başlarına kadar koruyabilen birkaç şehirden biri oldu. Bunda içerde, dağlık alanda kurulu olmasının da payı vardı. 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyıl başlarında ortaya çıkan Kırım Tatar millî uyanış döneminin önemli merkezi haline geldi. Örneğin İsmail Bey Gaspıralı tarafından başlatılan ve usûl-i cedîd adı verilen millî eğitim reformunun en fazla benimsendiği yerlerden biri oldu. İlk milliyetçi-inkılâpçı Kırım Tatar grubu Genç Tatarların faaliyet alanı ve Bekir Sıtkı Çobanzade gibi yazar ve fikir adamlarının yetişmesinde etkili olan Vatan Hâdimi adlı gazetenin yayımlanmış olduğu yerdi. Bekir Sıtkı Çobanzade Karasubazar doğumluydu.
Karasubazar’da en ağır tahribat Sovyet döneminde yaşandı. Özellikle 11 Mayıs 1944’te Stalin’in altına imzasını attığı ve 17 Mayıs’ı 18 Mayıs’a bağlayan gece bütün Kırım Tatarlarına uygulanan sürgünle birlikte, şehrin içinde konut olarak kullanılan birkaç bina dışında bütün cami, medrese ve diğer Türk-İslâm eserleri ortadan kaldırıldı. Bununla birlikte Türkçe isim taşıyan bütün yerleşim yerleri -Bahçesaray ve Canköy hariç- gibi adı değiştirilerek Belogorsk’a çevrildi. Hanlık döneminden günümüze kalan mimarî eserler bazı klasik Türk evleriyle Büyük Taşhan (Vezir-i Âzam Sefer Gazi Ağa Hanı)’ın yıkıntı halindeki duvarlarından ibarettir. Ancak her ne kadar tarihin izleri yok edilmeye çalışılsa da bugün hâlâ Karasu’da yaşayan Kırım Türkleri vardır ve onlar bu şehrin adını hâlâ Karasubazar olarak seslendirmektedir. Karasubazar; adıyla, geçmişiyle, tarihi izleri ve burada yaşayan Türk nesli ile kadim Türk-İslâm şehirlerinden biridir. Üstelik bizim için uzakta değildir, hemen Karşı’da bir yerdir!