Bir devletin siyasi ve iktisadi gücünün sembolü olan para, KırımHanlığı’nda Osmanlı Devleti’ne bağlanmadan önce Altınordu; Osmanlı Devleti’ne bağlandıktan sonra Osmanlı yönetimine göre basılmış olduğundan, tip, ölçü ve değerbakımından bu iki devletin paralarının az çok benzeridir. Zaten Altınordu ve Osmanlı Devleti de bu konuda ilk başlarda kendilerinden önceki ya da çağdaşı olan devletleri örnekalmış, sonradan bazı değişikliklere gitmişlerdir.
Bağımsız Kırım hanlarının önceleri Altınordu örneklerine göre para bastırmaları, hanların Cengiz soyundan gelmeleri ya da hanlığın Altınordu’nun devamı kabul edilmesi ve özellikle bu tip paraların halkça tanınmış, yerleşmiş ve ticari münasebetlerde gereken güveni kazanmış olmasından ileri gelmektedir. Osmanlı’ya bağlanılan tarihten itibaren (1475) de Geray hanedanının egemenlik simgesini ve Kırım hanının adını taşıyan sikkeler basılmaya devam edilir; ancak bazı ufak değişikliklere gidilir. Bunun hem siyasi hem de ticari sebepleri vardır.
13. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Karadeniz sahillerinde koloniler kuran Cenevizliler, ticarette etkin rol oynamışlardır. Ticari işlemleri kolaylaştırmak adına Altınordu Hanı Mehmed Özbek zamanında başlayan bir uygulamayla ortak para basılmıştır. Kırım Hanlığı da bu uygulamayı devam ettirmiş ve I. Hacı Giray adına da bu paralardan üretilmiştir. Kefe ve güney sahillerini alan Osmanlılar, Cenevizlilerin buradaki faaliyetlerine nokta koyarak bu uygulamayı da kaldırmışlardır. Hanlığın bundan sonraki ticari faaliyetlerinde İstanbul ve Anadolu ile irtibatı daha da artacaktır. Osmanlı Devleti bundan sonra Kefe’deki darphanede “Kefevî akçe” ya da “Kefevî” isimli gümüş akçeyi bastırmaya başlayacaktır. Bu para özellikle 15.-16. yüzyıllarda Kırım ve Kefe’deki ticari işlemlerde ve vergi toplamada yaygın olarak kullanılmış, Kırım çevresi ve Osmanlı topraklarında da dolaşımda olmuştur. 17. ve 18. yüzyıllarda ise hanlıkta basılan gümüş para, dışardan gelen guruş ve altın ön plana çıkacaktır. Bu dönemlerde bilhassa büyük ticari işlemler ve vergi alımlarında yabancı guruş ve altın yaygınlık kazanmıştır.
Hanlığın, yukarıda değindiğimiz siyasi birikimi ve Kırım’ın uluslararası ticarette söz sahibi bir bölge olması nedeniyle kullanılan para birimleri çeşitli olmuştur. Kırım piyasalarında altın, gümüş ve bakırdan oluşan madeni paralar mevcuttur. Hanlıkta gümüş ve bakır paralar basılmıştır. Ancak hiçbir zaman altın para basılmamıştır. Bu durum imkânsızlıktan değil, Kırım’ın özerk; ancak tam bağımsız olmayan statüsünden kaynaklanmaktadır. Zirâ Kırım tarım, ticaret ve zanaatta çok gelişmiş bir ülkedir. Hanlığın parasal konulardaki statüsü, yine iç işlerinde serbest olan Eflak ve Boğdan’la karşılaştırıldığında, bu bölgelerde ne yerel yönetimin ne de Osmanlı’nın altın sikke basdığı görülür. Osmanlı Kırım’da da altın para basmamıştır. Ancak, her Kırım hanı, hanlığın simgesi olarak kendi adlarına gümüş ve bakır para bastırmıştır. Bu durum da Kırım Hanlığı’nın Osmanlı’ya tâbiyetinin daha gevşek, özerkliğinin daha geniş olduğunu gösterir. Eflak’ta para basılmazken, Boğdan’da çok sınırlı miktarda gümüş ve bakır para üretilmiştir. Kırım’da yalnız ilk kez, hanlığın bağımsız kabul edildiği kısa süreli son han Şahin Geray döneminde (1777-1782), büyük gümüş paralar yani Kırım guruşu ve altın basılmıştır. Bütün bunlar her alanda değişiklik yapma girişiminde olan bir hanın paraya da el atmasının, özellikle hanlığın değişen statüsünün göstergesidir. Bu dönem bölge üzerinde Rusya’nın çeşitli oyunlar çevirdiği karışık bir dönemdir. Dönemin sonu maalesef 1783’te Rusya’nın Kırım’ı işgali ile sonuçlanacaktır.
Hanlığa ait para ve hesap birimi gümüşten imâl edilen küçük akçedir. Akçe tabirinin dışında çoğunlukla “sim" (gümüş) ya da “sim akçe”denilmektedir. Özellikle hanlık belgelerindeki terekelerde “sim”ve alış-verişlerde “akçe”, “sim akçe”, “sim-i hânî”tabirleri geçmektedir. Eski ile yeni parayı ayırt etme maksatlı olarak “sim-i cedîd-i hânî”ifadesine de rastlamaktayız.
Altın sikkenin yokluğunda, bu küçük akçenin yani gümüş ve bakır sikkenin ekonomi ve ticaretin talebini karşılayamamasından, 17. yüzyılda “Hollanda taleri"(esedî guruş)”, “İspanya’nın sekiz reali" (riyal guruş), “Polonya (Lehistan) zolotası” diye anılan Avrupa’nın büyük guruşlarıyla altın yaygın olarak tedavül eder. 17. yüzyıl başlarından itibaren Balkanlar ve Anadolu’daki darphanelerin üretim düzeyi de geriler ve 1640-50’lerde neredeyse tümünde durur. Osmanlı akçesi piyasalardan kaybolunca yerini Avrupa sikkeleri (guruşları) alır. 18. yüzyıl başında Osmanlı guruşu piyasaya sürülse de Avrupa sikkelerine olan ilgi uzun süre devam eder. Örneğin yüzyılın ikinci yarısına kadar Avrupalı tüccarlar yeni üretilmiş Hollanda talerinigetirmeye devam ederler. Kırım Hanlığı’na ait belgeler incelendiğinde de bu guruşlardan en yaygın olanının esedî guruş olduğunu görmekteyiz. Bunun yanında çok ender olarak Avusturya ve Almanya’dan gelen kara guruşa, zolotaya ve 18. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı guruşuna rastlanılmaktadır.
Kırım’da esedî guruşun yanında yaygın olarak kullanılan diğer para altındır. Örneğin Hacı Selim Giray Han, 1698 yılında, daha evvel Karasu ahalisinden aldığı borcu ödemek için, Bahçesaraylı Ali Bey’i görevlendirir. Onun Karasu nâibine teslim ettiği paralar altındır. Ve burada yer alan “200 şerefiyye altun” ifadesi Osmanlı altınının kullanıldığının bir göstergesidir. Osmanlı altını “eşrefî” ve “şerefî” olarak da adlandırılmaktadır. İlk olarak Yavuz Sultan Selim döneminde Mısır’da basılmıştır. Osmanlı kökenli bu para birimi zamanla Kırım Hanlığı’nda da yaygınlık kazanmış ve devletin temel altın para birimi haline gelmiştir. 17. yüzyılın ortalarından itibaren, Rusya’dan alınan yıllık vergi ödemelerinin de temel para birimidir. Diğer bir altın para birimi ise Avrupa kökenli “filori”dir. Venedik dükası olarak da adlandırılan filori, Osmanlı Devleti’nde de Fatih Sultan Mehmed Han döneminde ilk altın para basılana kadar devletin temel altın parası olmuştur. Rusya’dan gelen yıllık haraç ya da hediyelerde, 17. yüzyılın ortalarına kadar akçe kullanılmış; ancak akçenin değer kaybetmeye başlaması ile Avrupa’nın gümüş guruşuna geçilmişir. Altın ile yapılan ödemelerde ise Kırım’ın talebi üzerine eşrefî altın kabul edilmiştir.
17. yüzyıl sonları, 18. yüzyıl başlarında yapılan alış-verişlerden, tereke hesaplarından (özellikle mehirlerden), boşanma davalarından görülen şey bazı dönemlerdeki ufak düşüşler hariç genel olarak bir altının yüz yirmi akçe ve bir esedî guruşun da yüz akçeye tekabül ettiğidir.
Peki Kırım piyasalarında dolanan bu akçe, guruş ve altınlar hangi işlemlerde kullanılmaktadır? Genel olarak, devlete ödenen vergilerde, kurulan ticari ortaklıklar ve büyük alış-verişlerde, vakfa ait gelir-giderlerde altın ve guruş; şehrin ahalisinin gündelik ihtiyaçları ve küçük çaplı alış-verişlerde akçe kullanılmaktadır. Örneğin 1743 senesinde hân-ı âlişândan gelen emir üzerine Karasu’daki bütün evkâf teftîş edilir. Vakfedilen malların gelirleri ve diğer nakit paralar esedî olarak kayıtlıdır. Dolayısıyla mahalle mescidinin imam, müezzin gibi görevlileri, medrese çalışanları ile mahalle dellalı ve kandil yakıcısına verilen ücret guruş olarak ödenmektedir. Ev, dükkân, değirmen, han, bahçe ya da bunlara ait hisse satışları; at, öküz, sığır, koyun gibi hayvan satışlarıyla köle ticaretinde de yine guruş çıkar karşımıza. Ancak özellikle at ve köle ticaretinde altının da fazlaca kullanıldığını görmekteyiz. Cizye, haraç, öşür, gümrük, esnaf vergileri ile avârız vergilerinde de guruş ve altın kullanılmaktadır. Gerek Kırım Yarımadası içinde gerekse Karşıyaka’da (Anadolu) ticarete çıkan tüccarın kurduğu ortaklıklarda da esedî guruş ağırlıktadır. Kırım’daki esir ve rehinlerin fidye parası guruş üzerinden ödenir. Yiyecek-içecek gibi gündelik ihtiyaçlar ile kap-kacak, giysi gibi perakende satışlarda akçe kullanılır. Örneğin 17. yüzyılda kahvenin vukiyyesi (okka) 20 akçe, dühan (tütün) 16,5, keten 15 akçedir. Fiyatları narhla tespit edilen soğan, sarımsak, sirke, bal, kuru/yaş meyve vs. bakkaliye ürünleri ile et, ekmek ve çörek keza böyledir. Nafakalar da bir kişinin günlük ihtiyacına göre ayarlandığından akçe olarak tespit edilir.
Hanlık akçelerinde, Osmanlı paralarında görülen pek çok tip değişikliklerine, süslemelere, güzel yazılara da pek rastlanılmaz. Akçenin yüzünde, düz veya noktalı bir daire içinde, han ve babasının adı ve tersinde yine aynı şekil içinde, üstte ya da ortada tamga ile basıldığı tarih ve yer adı yazılıdır. Nadir olarak bazı paralarda çiçek ya da üç yıldızlı süsler vardır. Hacı Geray’dan itibaren bütün hanlar para ve yarlıklarına, birbirinden az çok farklı çizgilerden oluşan, “tarak tamga”yı kullanmışlardır. Yalnız son han Şahin Giray’ın Bahçesaray ve Kefe’de basılmış olan paraları güzel yazı, nakış ve âyetlerle süslü, baskı tekniği yüksek paralardır.
Paraların basımında farklı dönemlere göre farklı darphaneler kullanılmıştır. Örneğin ilk darphane Altınordu’dan kalan Eski Kırım (Solhat) darphanesidir. Diğer darphaneler Bender, Kırkyer, Kefe, Gözleve ve Bahçesaray’dadır. Ama esas olarak kullanılan darphane Bahçesaray’dakidir. Evliyâ Çelebi bu konuda şunları söylemektedir: “ …Ama sikke ve hutbelerine aşk olsun! Zirâ başka sikke sahibidirler. Âl-i Osman akçesi Kırım’da Tatar arasında geçmez; ama Kefe’de geçer. Lâkin bu han akçesinin sekizi bir dirhem olup, hâlisü’l-ayar sırma gümüş beyaz akçedir. Bu diyarda gümüş yoktur; ama bütün kâfir krallardan gelen hesapsız hazineyi eritip akçe keserler”. Evliyâ Çelebi, kâfir krallardan gelen hesapsız hazine,derken 17. yüzyıl sonlarına kadar Rusya’dan gelen vergileri kastediyor olmalıdır. Buna akınlardan elde edilen ganimetleri de eklemek gerekir.
Osmanlı Devleti’nde akçenin maden ayarı ve ağırlığında sürekli bir oynama ve düşürme gözlenir. Hatta bu yüzden isyanlar çıkmaktadır. Halbuki hanlıkta 1478’den 1777’ye kadar basılan akçelerde gerek nitelik ve gerek ağırlık olarak pek değişiklik yapılmamıştır. Mengli Giray’ın 1,5 kırat (0,30 gram) ağırlığındaki en küçük gümüş parası, Kırım akçesi olarak bir ünite sayılmış, bu sistem titizlikle uygulanarak, akçelerin temiz gümüşten kesilmesine önem verilmiştir. 16. ve 17. yüzyıllarda İstanbul akçesine göre daha yavaş olarak değer kaybetmesiyle, 18. yüzyıla gelindiğinde, akçenin katlarını oluşturan daha büyük paraların basılmasına gerek duyulmuştur. Ancak yukarıda belirttiğimiz gibi bunlar ekonominin talebini karşılayamadığından yabancı paralar değer kazanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Zeynep Özdem Köse
Kırım Hanlığı’nın para politikası
Bir devletin siyasi ve iktisadi gücünün sembolü olan para, Kırım Hanlığı’nda Osmanlı Devleti’ne bağlanmadan önce Altınordu; Osmanlı Devleti’ne bağlandıktan sonra Osmanlı yönetimine göre basılmış olduğundan, tip, ölçü ve değer bakımından bu iki devletin paralarının az çok benzeridir. Zaten Altınordu ve Osmanlı Devleti de bu konuda ilk başlarda kendilerinden önceki ya da çağdaşı olan devletleri örnek almış, sonradan bazı değişikliklere gitmişlerdir.
Bağımsız Kırım hanlarının önceleri Altınordu örneklerine göre para bastırmaları, hanların Cengiz soyundan gelmeleri ya da hanlığın Altınordu’nun devamı kabul edilmesi ve özellikle bu tip paraların halkça tanınmış, yerleşmiş ve ticari münasebetlerde gereken güveni kazanmış olmasından ileri gelmektedir. Osmanlı’ya bağlanılan tarihten itibaren (1475) de Geray hanedanının egemenlik simgesini ve Kırım hanının adını taşıyan sikkeler basılmaya devam edilir; ancak bazı ufak değişikliklere gidilir. Bunun hem siyasi hem de ticari sebepleri vardır.
13. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Karadeniz sahillerinde koloniler kuran Cenevizliler, ticarette etkin rol oynamışlardır. Ticari işlemleri kolaylaştırmak adına Altınordu Hanı Mehmed Özbek zamanında başlayan bir uygulamayla ortak para basılmıştır. Kırım Hanlığı da bu uygulamayı devam ettirmiş ve I. Hacı Giray adına da bu paralardan üretilmiştir. Kefe ve güney sahillerini alan Osmanlılar, Cenevizlilerin buradaki faaliyetlerine nokta koyarak bu uygulamayı da kaldırmışlardır. Hanlığın bundan sonraki ticari faaliyetlerinde İstanbul ve Anadolu ile irtibatı daha da artacaktır. Osmanlı Devleti bundan sonra Kefe’deki darphanede “Kefevî akçe” ya da “Kefevî” isimli gümüş akçeyi bastırmaya başlayacaktır. Bu para özellikle 15.-16. yüzyıllarda Kırım ve Kefe’deki ticari işlemlerde ve vergi toplamada yaygın olarak kullanılmış, Kırım çevresi ve Osmanlı topraklarında da dolaşımda olmuştur. 17. ve 18. yüzyıllarda ise hanlıkta basılan gümüş para, dışardan gelen guruş ve altın ön plana çıkacaktır. Bu dönemlerde bilhassa büyük ticari işlemler ve vergi alımlarında yabancı guruş ve altın yaygınlık kazanmıştır.
Hanlığın, yukarıda değindiğimiz siyasi birikimi ve Kırım’ın uluslararası ticarette söz sahibi bir bölge olması nedeniyle kullanılan para birimleri çeşitli olmuştur. Kırım piyasalarında altın, gümüş ve bakırdan oluşan madeni paralar mevcuttur. Hanlıkta gümüş ve bakır paralar basılmıştır. Ancak hiçbir zaman altın para basılmamıştır. Bu durum imkânsızlıktan değil, Kırım’ın özerk; ancak tam bağımsız olmayan statüsünden kaynaklanmaktadır. Zirâ Kırım tarım, ticaret ve zanaatta çok gelişmiş bir ülkedir. Hanlığın parasal konulardaki statüsü, yine iç işlerinde serbest olan Eflak ve Boğdan’la karşılaştırıldığında, bu bölgelerde ne yerel yönetimin ne de Osmanlı’nın altın sikke basdığı görülür. Osmanlı Kırım’da da altın para basmamıştır. Ancak, her Kırım hanı, hanlığın simgesi olarak kendi adlarına gümüş ve bakır para bastırmıştır. Bu durum da Kırım Hanlığı’nın Osmanlı’ya tâbiyetinin daha gevşek, özerkliğinin daha geniş olduğunu gösterir. Eflak’ta para basılmazken, Boğdan’da çok sınırlı miktarda gümüş ve bakır para üretilmiştir. Kırım’da yalnız ilk kez, hanlığın bağımsız kabul edildiği kısa süreli son han Şahin Geray döneminde (1777-1782), büyük gümüş paralar yani Kırım guruşu ve altın basılmıştır. Bütün bunlar her alanda değişiklik yapma girişiminde olan bir hanın paraya da el atmasının, özellikle hanlığın değişen statüsünün göstergesidir. Bu dönem bölge üzerinde Rusya’nın çeşitli oyunlar çevirdiği karışık bir dönemdir. Dönemin sonu maalesef 1783’te Rusya’nın Kırım’ı işgali ile sonuçlanacaktır.
Hanlığa ait para ve hesap birimi gümüşten imâl edilen küçük akçedir. Akçe tabirinin dışında çoğunlukla “sim" (gümüş) ya da “sim akçe” denilmektedir. Özellikle hanlık belgelerindeki terekelerde “sim” ve alış-verişlerde “akçe”, “sim akçe”, “sim-i hânî” tabirleri geçmektedir. Eski ile yeni parayı ayırt etme maksatlı olarak “sim-i cedîd-i hânî” ifadesine de rastlamaktayız.
Altın sikkenin yokluğunda, bu küçük akçenin yani gümüş ve bakır sikkenin ekonomi ve ticaretin talebini karşılayamamasından, 17. yüzyılda “Hollanda taleri" (esedî guruş)”, “İspanya’nın sekiz reali" (riyal guruş), “Polonya (Lehistan) zolotası” diye anılan Avrupa’nın büyük guruşlarıyla altın yaygın olarak tedavül eder. 17. yüzyıl başlarından itibaren Balkanlar ve Anadolu’daki darphanelerin üretim düzeyi de geriler ve 1640-50’lerde neredeyse tümünde durur. Osmanlı akçesi piyasalardan kaybolunca yerini Avrupa sikkeleri (guruşları) alır. 18. yüzyıl başında Osmanlı guruşu piyasaya sürülse de Avrupa sikkelerine olan ilgi uzun süre devam eder. Örneğin yüzyılın ikinci yarısına kadar Avrupalı tüccarlar yeni üretilmiş Hollanda talerini getirmeye devam ederler. Kırım Hanlığı’na ait belgeler incelendiğinde de bu guruşlardan en yaygın olanının esedî guruş olduğunu görmekteyiz. Bunun yanında çok ender olarak Avusturya ve Almanya’dan gelen kara guruşa, zolotaya ve 18. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı guruşuna rastlanılmaktadır.
Kırım’da esedî guruşun yanında yaygın olarak kullanılan diğer para altındır. Örneğin Hacı Selim Giray Han, 1698 yılında, daha evvel Karasu ahalisinden aldığı borcu ödemek için, Bahçesaraylı Ali Bey’i görevlendirir. Onun Karasu nâibine teslim ettiği paralar altındır. Ve burada yer alan “200 şerefiyye altun” ifadesi Osmanlı altınının kullanıldığının bir göstergesidir. Osmanlı altını “eşrefî” ve “şerefî” olarak da adlandırılmaktadır. İlk olarak Yavuz Sultan Selim döneminde Mısır’da basılmıştır. Osmanlı kökenli bu para birimi zamanla Kırım Hanlığı’nda da yaygınlık kazanmış ve devletin temel altın para birimi haline gelmiştir. 17. yüzyılın ortalarından itibaren, Rusya’dan alınan yıllık vergi ödemelerinin de temel para birimidir. Diğer bir altın para birimi ise Avrupa kökenli “filori”dir. Venedik dükası olarak da adlandırılan filori, Osmanlı Devleti’nde de Fatih Sultan Mehmed Han döneminde ilk altın para basılana kadar devletin temel altın parası olmuştur. Rusya’dan gelen yıllık haraç ya da hediyelerde, 17. yüzyılın ortalarına kadar akçe kullanılmış; ancak akçenin değer kaybetmeye başlaması ile Avrupa’nın gümüş guruşuna geçilmişir. Altın ile yapılan ödemelerde ise Kırım’ın talebi üzerine eşrefî altın kabul edilmiştir.
17. yüzyıl sonları, 18. yüzyıl başlarında yapılan alış-verişlerden, tereke hesaplarından (özellikle mehirlerden), boşanma davalarından görülen şey bazı dönemlerdeki ufak düşüşler hariç genel olarak bir altının yüz yirmi akçe ve bir esedî guruşun da yüz akçeye tekabül ettiğidir.
Peki Kırım piyasalarında dolanan bu akçe, guruş ve altınlar hangi işlemlerde kullanılmaktadır? Genel olarak, devlete ödenen vergilerde, kurulan ticari ortaklıklar ve büyük alış-verişlerde, vakfa ait gelir-giderlerde altın ve guruş; şehrin ahalisinin gündelik ihtiyaçları ve küçük çaplı alış-verişlerde akçe kullanılmaktadır. Örneğin 1743 senesinde hân-ı âlişândan gelen emir üzerine Karasu’daki bütün evkâf teftîş edilir. Vakfedilen malların gelirleri ve diğer nakit paralar esedî olarak kayıtlıdır. Dolayısıyla mahalle mescidinin imam, müezzin gibi görevlileri, medrese çalışanları ile mahalle dellalı ve kandil yakıcısına verilen ücret guruş olarak ödenmektedir. Ev, dükkân, değirmen, han, bahçe ya da bunlara ait hisse satışları; at, öküz, sığır, koyun gibi hayvan satışlarıyla köle ticaretinde de yine guruş çıkar karşımıza. Ancak özellikle at ve köle ticaretinde altının da fazlaca kullanıldığını görmekteyiz. Cizye, haraç, öşür, gümrük, esnaf vergileri ile avârız vergilerinde de guruş ve altın kullanılmaktadır. Gerek Kırım Yarımadası içinde gerekse Karşıyaka’da (Anadolu) ticarete çıkan tüccarın kurduğu ortaklıklarda da esedî guruş ağırlıktadır. Kırım’daki esir ve rehinlerin fidye parası guruş üzerinden ödenir. Yiyecek-içecek gibi gündelik ihtiyaçlar ile kap-kacak, giysi gibi perakende satışlarda akçe kullanılır. Örneğin 17. yüzyılda kahvenin vukiyyesi (okka) 20 akçe, dühan (tütün) 16,5, keten 15 akçedir. Fiyatları narhla tespit edilen soğan, sarımsak, sirke, bal, kuru/yaş meyve vs. bakkaliye ürünleri ile et, ekmek ve çörek keza böyledir. Nafakalar da bir kişinin günlük ihtiyacına göre ayarlandığından akçe olarak tespit edilir.
Hanlık akçelerinde, Osmanlı paralarında görülen pek çok tip değişikliklerine, süslemelere, güzel yazılara da pek rastlanılmaz. Akçenin yüzünde, düz veya noktalı bir daire içinde, han ve babasının adı ve tersinde yine aynı şekil içinde, üstte ya da ortada tamga ile basıldığı tarih ve yer adı yazılıdır. Nadir olarak bazı paralarda çiçek ya da üç yıldızlı süsler vardır. Hacı Geray’dan itibaren bütün hanlar para ve yarlıklarına, birbirinden az çok farklı çizgilerden oluşan, “tarak tamga”yı kullanmışlardır. Yalnız son han Şahin Giray’ın Bahçesaray ve Kefe’de basılmış olan paraları güzel yazı, nakış ve âyetlerle süslü, baskı tekniği yüksek paralardır.
Paraların basımında farklı dönemlere göre farklı darphaneler kullanılmıştır. Örneğin ilk darphane Altınordu’dan kalan Eski Kırım (Solhat) darphanesidir. Diğer darphaneler Bender, Kırkyer, Kefe, Gözleve ve Bahçesaray’dadır. Ama esas olarak kullanılan darphane Bahçesaray’dakidir. Evliyâ Çelebi bu konuda şunları söylemektedir: “ …Ama sikke ve hutbelerine aşk olsun! Zirâ başka sikke sahibidirler. Âl-i Osman akçesi Kırım’da Tatar arasında geçmez; ama Kefe’de geçer. Lâkin bu han akçesinin sekizi bir dirhem olup, hâlisü’l-ayar sırma gümüş beyaz akçedir. Bu diyarda gümüş yoktur; ama bütün kâfir krallardan gelen hesapsız hazineyi eritip akçe keserler”. Evliyâ Çelebi, kâfir krallardan gelen hesapsız hazine, derken 17. yüzyıl sonlarına kadar Rusya’dan gelen vergileri kastediyor olmalıdır. Buna akınlardan elde edilen ganimetleri de eklemek gerekir.
Osmanlı Devleti’nde akçenin maden ayarı ve ağırlığında sürekli bir oynama ve düşürme gözlenir. Hatta bu yüzden isyanlar çıkmaktadır. Halbuki hanlıkta 1478’den 1777’ye kadar basılan akçelerde gerek nitelik ve gerek ağırlık olarak pek değişiklik yapılmamıştır. Mengli Giray’ın 1,5 kırat (0,30 gram) ağırlığındaki en küçük gümüş parası, Kırım akçesi olarak bir ünite sayılmış, bu sistem titizlikle uygulanarak, akçelerin temiz gümüşten kesilmesine önem verilmiştir. 16. ve 17. yüzyıllarda İstanbul akçesine göre daha yavaş olarak değer kaybetmesiyle, 18. yüzyıla gelindiğinde, akçenin katlarını oluşturan daha büyük paraların basılmasına gerek duyulmuştur. Ancak yukarıda belirttiğimiz gibi bunlar ekonominin talebini karşılayamadığından yabancı paralar değer kazanmıştır.