SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşının bölgesel ve küresel güvenliğe etkileri TEPAV'da tartışıldı

“Bölgesel ve Küresel Güvenlik Açısından Zorlu Dönemler: Rusya’nın Ukrayna’ya Karşı Savaşı” başlıklı panelde Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşın Karadeniz, Avrupa ve küresel güvenlik üzerindeki etkileri ele alındı.

Haber Giriş Tarihi: 26.02.2026 20:56
Haber Güncellenme Tarihi: 26.02.2026 22:11
Kaynak: Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşının bölgesel ve küresel güvenliğe etkileri TEPAV'da tartışıldı

Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşın bölgesel ve küresel güvenlik üzerindeki etkileri, 26 Şubat 2026 tarihinde düzenlenen panelde ele alındı. Ankara Politikalar Merkezi (APM), Dış Politika Enstitüsü (DPE), Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) ve Ukrayna’nın Ankara Büyükelçiliği iş birliğinde gerçekleştirilen “Bölgesel ve Küresel Güvenlik Açısından Zorlu Dönemler: Rusya’nın Ukrayna’ya Karşı Savaşı” başlıklı panelde, savaşın Karadeniz güvenliği ve Avrupa üzerindeki sonuçları değerlendirildi.

Program kapsamında düzenlenen ilk panelde Türkiye-Ukrayna ilişkileri ve Karadeniz güvenliği ele alındı. Panelde konuşan Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşın Karadeniz bölgesinde ve küresel güvenlik mimarisinde derin etkiler yarattığını belirterek, Karadeniz’de kalıcı güvenlik ve istikrarın sağlanmasının Ukrayna ve Türkiye’nin iş birliği olmadan mümkün olmayacağını vurguladı.

Büyükelçi Celâl, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı işgalinin bin 464 gündür devam ettiğini hatırlatarak, son dört yılın aslında Rusya’nın Ukrayna’yı ve Ukrayna millî kimliğini yok etmeye yönelik 12 yıllık politikasının bir parçası olduğunu ifade etti. Celâl, 2014 yılında Kırım Özerk Cumhuriyeti’nin işgali ve ardından başlatılan hibrit savaşın, Moskova’nın emperyal politikasının başlangıcını oluşturduğunu kaydetti.

BÜYÜKELÇİ CELÂL'DEN TÜRKİYE VURGUSU

Türkiye’nin Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne verdiği kararlı destekten dolayı minnettar olduklarını belirten Celâl, özellikle 2022 yılında Boğazları’n kapatılması kararının Rusya’nın Karadeniz’deki askerî varlığının daha fazla artmasını engellediğini ve Ukrayna limanlarının korunmasına katkı sağladığını ifade etti.

Celâl, Türkiye’nin Montrö Sözleşmesi çerçevesinde İstanbul ve Çanakkale Bbğazları üzerindeki denetimini sürdürmesinin bölgesel istikrar açısından kritik öneme sahip olduğunu vurgulayarak, Türkiye’nin Karadeniz Tahıl Girişimi ve Ukrayna Deniz Koridoru’nun oluşturulmasında önemli rol oynadığını belirtti. Ukrayna savunma güçlerinin Karadeniz’in batısında Rus varlığını geri püskürtmesinin ardından bu girişimlerin hayata geçirilebildiğini ifade etti.

Türkiye, Romanya ve Bulgaristan tarafından başlatılan Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu’nun bölgesel güvenlik iş birliğinin somut bir örneği olduğunu dile getiren Celâl, bu girişimin deniz yollarının güvenliğini artırdığını, ticari taşımacılığa yönelik riskleri azalttığını ve istikrarı güçlendirdiğini söyledi.

Türkiye’nin ateşkes ve kalıcı barış çabalarında önemli bir ortak olmaya devam ettiğini belirten Celâl, Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy’ın Ankara ziyaretleri ve İstanbul’da gerçekleştirilen barış görüşmelerinin bu açıdan büyük önem taşıdığını kaydetti. Ukrayna ve Türkiye’nin savunma, ekonomi, ticaret ve küresel gıda güvenliği alanlarında iş birliğini güçlendirdiğini belirten Celâl, Ukrayna’nın Türkiye ile birlikte Filistin, Suriye, Pakistan ve Afrika Boynuzu’ndaki ihtiyaç sahibi ülkelere tarım ürünleri ulaştırdığını ifade etti.

Celâl, Ukrayna’nın Türkiye’yi yalnızca bölgesel değil, aynı zamanda barış, güvenlik, yeniden inşa ve kalkınma alanlarında küresel bir ortak olarak gördüğünü vurguladı. Karadeniz ülkeleri arasında egemenlik, uluslararası hukuk ve seyrüsefer özgürlüğüne dayalı daha güçlü bir diyalog çağrısında bulunan Celâl, Ukrayna’nın Rusya’nın hakimiyetinde olmayan bir Karadeniz hedeflediğini ifade etti.

“KIRIM’IN İŞGALİ DONMUŞ BİR ÇATIŞMA DEĞİLDİR”

Konuşmasında ayrıca 26 Şubat’ın, Kırım Özerk Cumhuriyeti ve Akyar'ın (Sivastopol) işgaline karşı direniş günü olduğunu hatırlatan Celâl, 26 Şubat 2014’te başta Kırım Tatarları olmak üzere binlerce Ukrayna vatandaşının Kırım Parlamentosu önünde toplanarak Kırım’ın Ukrayna’ya ait olduğunu ilan ettiğini belirtti. Celâl, bugünün, Ukrayna vatandaşlarının egemenlik ve toprak bütünlüğüne bağlılığının ve Rus saldırganlığına karşı açık direnişin sembolü hâline geldiğini ifade etti.

Rusya’nın Kırım’ı işgalinin Karadeniz bölgesinin güvenliğini zayıflatmaya yönelik daha geniş bir stratejinin ilk aşaması olduğunu vurgulayan Celâl, şu ifadeleri kullandı:

Kırım’ın işgalinin, Rusya’nın tüm Karadeniz bölgesinin güvenliğini zayıflatmaya yönelik daha geniş stratejisinin ilk aşaması olduğunu hatırlayacağız. Rusya, Kırım’dan gücünü güney Ukrayna’ya doğru yansıtmakta, kritik deniz yollarını kontrol etmekte, Ukrayna şehirlerine yönelik füze saldırıları başlatmakta ve Kafkasya’dan Akdeniz’e kadar uzanan bölgede istikrarsızlık yaratmaktadır. Kırım’ın işgali donmuş bir çatışma değildir. Aksine, devam eden savaşta aktif bir unsur ve sistematik istikrarsızlığın bir kaynağıdır. Direniş bugün de devam etmektedir.”

“SADECE SEMBOLİK BİR MESELE DEĞİL”

Kırım’daki direnişin bugün de devam ettiğini belirten Celâl, bu direnişin Kırım’da yaşayan Ukrayna vatandaşlarının Rus işgalini kabul etmemesi, Kırım Platformu çerçevesindeki diplomatik girişimler, siyasi tutukluların serbest bırakılmasına yönelik insan hakları çalışmaları ve Kırım Tatar halkına yönelik uluslararası dayanışma ile sürdüğünü söyledi.

Kırım’ın yeniden Ukrayna’nın kontrolüne geçmesinin yalnızca sembolik bir mesele olmadığını vurgulayan Celâl, bunun uluslararası hukuk, adalet ve Avrupa ile Karadeniz bölgesinde uzun vadeli güvenliğin sağlanması açısından kritik öneme sahip olduğunu ifade etti.

Celâl, Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesi, Kırım’ın işgalinin tanınmaması, yaptırım baskısının devam etmesi ve Kırım Platformu’na verilen desteğin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

“GÜÇ DENGESİ YENİDEN ŞEKİLLENMEKTEDİR”

Türkiye’nin eski Kıyiv Büyükelçisi Erdoğan İşcan panelde yaptığı konuşmada, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısının uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu belirterek, uluslararası toplumun bu ihlal karşısında birlik ve dayanışma içinde hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

Karadeniz’de sürdürülebilir güvenliğin sağlanmasında Türkiye ve Ukrayna arasındaki iş birliğinin önemine dikkat çeken İşcan, Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi’ne hitaben, “Ukrayna’ya eski bir büyükelçi olarak, Sayın Büyükelçi’ye görev süresinin başarılı geçmesi ve Ankara’da hoş bir ikamet dönemi geçirmesi yönündeki iyi dileklerimi iletmek isterim.” dedi.

Uluslararası güvenlik ortamının ciddi bir dönüşüm sürecinden geçtiğini vurgulayan İşcan, “Soğuk Savaş’ın ve İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana eşi benzeri görülmemiş derecede zorlu bir dönemden geçiyoruz. Uluslararası hukukun üstünlüğüne dayanan uluslararası güvenlik mimarisi ciddi bir saldırı altındadır. Güç dengesi yeniden şekillenmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik savaşının uluslararası hukuk açısından açık bir ihlal teşkil ettiğini vurgulayan İşcan, “Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısı, uluslararası hukukun, özellikle uluslararası insancıl hukuk ve insan hakları hukukunun açık bir ihlalidir.” dedi.

Bu saldırının Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın temel ilkelerine aykırı olduğunu belirten İşcan, “Bu saldırı, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2. maddesinin 4. fıkrasında açıkça yer alan, devletlerin toprak bütünlüğüne ve siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanma veya güç kullanma tehdidinde bulunmaktan kaçınma ilkesine yönelik bir saldırıdır.” ifadelerini kullandı. Rusya’nın bu ihlal nedeniyle sorumlu tutulması gerektiğini vurgulayan İşcan, “Rusya, uluslararası hukukun bu açık ihlalinden dolayı hesap vermelidir.” dedi.

Konuşmasında savaşın geçmişi, bugünü ve geleceğine ilişkin üç temel soruya odaklanılması gerektiğini belirten İşcan, “Bu savaşın önlenip önlenemeyeceği, savaşın yarattığı insani ve ekonomik yıkımın nasıl ele alınacağı ve uluslararası hukukla uyumlu adil ve kalıcı bir çözümün mümkün olup olmadığı temel sorular olarak karşımızda durmaktadır.”değerlendirmesinde bulundu.

“KARADENİZ AVRUPA’NIN GÜVENLİĞİNİN ÖN CEPHESİDİR”

NATO nezdinde Türkiye’nin eski Daimî Temsilcisi Fatih Ceylan, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşın Karadeniz’i Avrupa güvenliğinin ön cephesi hâline getirdiğini belirterek, bölgedeki güvenliğin yalnızca askerî değil, çok boyutlu bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini vurguladı.

Ceylan, Karadeniz güvenliğinin Ukrayna, Avrasya ve Avrupa güvenliğinden ayrı düşünülemeyeceğini belirterek, “Karadeniz güvenliği, Ukrayna’nın güvenliğinden, Avrasya güvenliğinden ve Avrupa güvenliğinden ayrı değerlendirilemez. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş, bölgenin askerîleştirilmesini hızlandırmış ve Karadeniz’i Avrupa güvenliğinin ön cephesi hâline getirmiştir.” dedi.

2008 yılından bu yana bölgede yaşanan çatışmaların Avrupa güvenliği üzerindeki etkisine dikkat çeken Ceylan, “2008’de Rusya ile Gürcistan arasında yaşanan savaş, ardından 2014’te Kırım’ın işgali ve nihayetinde Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı geniş çaplı işgal, Karadeniz’i jeopolitik rekabet alanlarından biri hâline getirmiştir.” değerlendirmesinde bulundu.

Rusya’nın Karadeniz’de oluşturduğu tehditlerin yalnızca askerî alanla sınırlı olmadığını ifade eden Ceylan, “Rusya, Karadeniz’deki genişlemiş varlığını kullanmaya devam ederek aşırı silahlanmaya ve dezenformasyon kampanyalarıyla desteklenen ekonomik zorlamaya başvurmaktadır; seyrüsefer özgürlüğünü ve gıda güvenliğini tehdit etmekte, enerji hatlarında, limanlarda ve bölgedeki kritik altyapıda aksaklıklara yol açmaktadır.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin Karadeniz’de istikrar sağlayıcı rolüne vurgu yapan Ceylan, “Türkiye, hava polisliği, istihbarat, gözetleme, deniz konuşlandırmaları ve müttefiklerle kapasite geliştirme faaliyetleri yoluyla Karadeniz’de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmaktadır. Türkiye, bu yönüyle bölgede bir güvenlik sağlayıcısı ve istikrar üreticisi konumundadır.” değerlendirmesinde bulundu.

“SİYASİ İRADE GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE ORTAYA KONULMALIDIR”

Türkiye’nin eski Moskova Büyükelçisi Hüseyin Diriöz, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşın NATO’nun Avrupa güvenliğini doğrudan tehdit ettiğini belirterek, kalıcı barışın uluslararası hukuk temelinde sağlanması gerektiğini vurguladı.

NATO’nun stratejik konseptinin temelinde caydırıcılık ve savunmanın yer aldığını hatırlatan Diriöz, “NATO’nun stratejisinin temel sütunu caydırıcılık ve savunmadır. Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından buna kriz yönetimi ve iş birliğine dayalı güvenlik olmak üzere iki sütun daha eklenmiştir.” ifadelerini kullandı. Caydırıcılığın başarısının hem askerî kapasiteye hem de siyasi iradeye bağlı olduğunu vurgulayan Diriöz, “Caydırıcılığın iki temel unsuru vardır. Birincisi askerî kapasite, ikincisi ise siyasi iradedir. Bu siyasi iradenin açık ve güçlü şekilde ortaya konulması gerekmektedir.” dedi.

Ukrayna’daki savaşın çözümüne ilişkin en önemli meselenin uluslararası hukukla uyumlu adil bir çözüm olduğunu vurgulayan Diriöz, “Ukrayna açısından en önemli soru, uluslararası hukukla uyumlu, adil ve kalıcı bir çözümün nasıl sağlanacağıdır.” dedi. Uluslararası toplumun Ukrayna’ya desteğinin sürmesi gerektiğini belirten Diriöz, “Uluslararası toplum, Ukrayna’ya hem siyasi hem de ekonomik alanlarda destek vermeye devam etmelidir.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin çatışmanın çözümünde önemli bir rol oynadığını vurgulayan Diriöz, “Türkiye’nin hem bölgedeki konumu hem de taraflarla olan ilişkileri nedeniyle, çatışmanın kontrol altına alınması ve kalıcı barışın sağlanması yönündeki rolü büyük önem taşımaktadır.” dedi.

“YALNIZCA UKRAYNA İLE SINIRLI DEĞİL”

İkinci panelde savaşın Avrupa ve küresel güvenliğe etkileri tartışıldı. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Ukrayna Özel Gözlem Misyonu’nun eski Başkanı Halit Çevik, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırılarının yalnızca askerî değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal sonuçlar doğurduğunu belirterek, Ukrayna’nın bu süreçte güçlü bir ulus-devlet kimliği oluşturduğunu vurguladı.

Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin savaş sürecinde önemli bir dönüşüm geçirdiğini belirten Çevik, “Ukrayna ordusu, savaşın başından bu yana güçlü, deneyimli ve etkin bir askerî güç hâline gelmiştir. Batılı ortakların desteği de bu süreçte önemli rol oynamıştır.” dedi. Savaşın Avrupa güvenlik mimarisi üzerindeki etkilerine de değinen Çevik, “Ukrayna’daki savaş yalnızca Ukrayna ile sınırlı değildir. Küresel gelişmeler ve büyük güçler arasındaki rekabet, Avrupa güvenlik mimarisini ciddi şekilde etkilemektedir.” dedi.

Rusya’nın savaşın başında dile getirdiği hedeflere de atıfta bulunan Çevik, “Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığı, Ukrayna’nın egemenliğini sınırlamayı ve ülkeyi kendi etki alanına geri çekmeyi amaçlayan bir stratejiye dayanmaktadır.” ifadelerini kullandı.

“GÜVENLİK ÇOK BOYUTLU BİR KAVRAMDIR”

Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) Genel Sekreteri Lazar Comanescu, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının Avrupa güvenliği üzerindeki etkilerinin açık biçimde görüldüğünü belirterek, güvenliğin çok boyutlu bir perspektifle ele alınması ve diyalog kanallarının açık tutulması gerektiğini vurguladı.

Savaşın Avrupa güvenliğini etkileyip etkilemediği yönündeki tartışmaların artık teorik bir boyut taşımadığını belirten Comanescu, “Avrupa genelinde kamuoyu yoklamalarına, ticaret akışlarındaki aksamalara, gıda ve enerji arz güvenliğindeki bozulmalara ve sahadaki trajik tabloya baktığımızda bu etkinin açıkça görüldüğünü” söyledi.

Güvenliğin çok boyutlu bir kavram olduğuna dikkat çeken Comanescu, askerî güvenlik kadar ekonomik güvenliğin de kritik önemde olduğunu vurguladı. “Tedarik zincirlerinin güvenliği, ticaret akışlarının sürekliliği, gıda arzı, enerji güvenliği gibi unsurlar da güvenliğin ayrılmaz parçalarıdır.” diyen Comanescu, Karadeniz bölgesinin bu açıdan stratejik bir konumda bulunduğunu ifade etti.

KEİ’nin savaş nedeniyle ciddi şekilde etkilendiğini ancak örgütün faaliyetlerine yeniden ivme kazandırdığını belirten Comanescu, Ukrayna’ya yönelik saldırının uluslararası hukuka aykırı olduğunu açık biçimde ifade ettiklerini hatırlattı. Comanescu örgütün bir süre işlevsel olarak durma noktasına geldiğini, ancak daha sonra faaliyetlerin yeniden normalleştiğini kaydetti.

Örgütün Proje Geliştirme Fonu’nu yeniden canlandırdığını ve proje odaklı iş birliğini güçlendirdiğini ifade eden Comanescu, Avrupa Birliği (AB) ile KEİ arasındaki iş birliğine özel önem verdiklerini vurguladı. AB’nin geçen yıl kabul ettiği yeni bölgesel stratejik yaklaşımı memnuniyetle karşıladıklarını belirten Comanescu, bu stratejinin uygulanmasında bölgede hâlihazırda geliştirilen projelerin dikkate alınması gerektiğini söyledi.

“UKRAYNA’DA 10,8 MİLYON İNSAN İNSANİ YARDIMA İHTİYAÇ DUYUYOR”

Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Gıda Programı (WFP) Türkiye Acil Durum Sorumlusu Ege Seçkin, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının yalnızca bölgesel güvenliği değil, küresel gıda güvenliğini de doğrudan etkilediğini belirterek, Türkiye ile Ukrayna arasındaki stratejik bağlantının milyonlarca insanın hayatı açısından kritik öneme sahip olduğunu vurguladı.

Seçkin, WFP’nin dünyanın en büyük insani yardım kuruluşu olduğunu hatırlatarak, “120’den fazla ülke ve bölgede faaliyet gösteriyoruz. 2026 yılında dünya genelinde 100 milyon kişiye ulaşmayı hedefliyoruz. Birçok kriz bağlamında WFP’nin varlığı, ihtiyaç sahipleri için yaşam ile ölüm arasındaki fark anlamına geliyor.” dedi.

Ukrayna’da 2022’den bu yana büyük çaplı bir operasyon yürüttüklerini belirten Seçkin, “Ukrayna hâlen WFP’nin dünyadaki en büyük beşinci operasyonudur. Gazze, Sudan ve Afganistan gibi kriz alanlarıyla birlikte en yoğun faaliyet yürüttüğümüz ülkelerden biridir.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin WFP açısından tedarik zinciri bakımından benzersiz bir konumda olduğunu vurgulayan Seçkin, “2019’dan bu yana WFP, Türkiye’den 2,5 milyar dolar değerinde gıda ürünü tedarik etti. Bu, Türkiye’yi en büyük tedarikçilerimizden biri hâline getiriyor.” dedi. Bu miktarın büyük bölümünün buğday unu ve buğday ürünlerinden oluştuğunu belirten Seçkin, Türkiye’nin Gazze, Suriye, Sudan ve Ukrayna gibi kriz bölgelerine yakınlığı sayesinde stratejik bir merkez konumunda bulunduğunu kaydetti.

Karadeniz Tahıl Girişimi’nin bu stratejik bağlantı temelinde şekillendiğini belirten Seçkin, “Bu girişim Ukrayna için ekonomik bir can simidi olurken, dünyanın geri kalanı için de insani bir can simidi işlevi gördü.” değerlendirmesinde bulundu. Karadeniz Tahıl Girişimi’nin yürürlükte olduğu yaklaşık bir yıllık dönemde küresel gıda fiyatlarının yüzde 20 oranında düştüğünü vurgulayan Seçkin, bunun hem kırılgan ekonomiler hem de insani yardım kuruluşları için büyük bir rahatlama sağladığını ifade etti. Girişimin sona ermesine rağmen ihracatın alternatif güzergâhlarla sürdüğünü, WFP’nin de “Ukrayna’dan Tahıl” girişimi kapsamında Ukrayna’dan gelen ürünlerin Türkiye’de işlenerek ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını desteklediğini belirtti.

Ukrayna’daki insani tabloya da değinen Seçkin, “2026 itibarıyla Birleşmiş Milletler verilerine göre Ukrayna’da 10,8 milyon insan insani yardıma ihtiyaç duyuyor. Yaklaşık 3,7 milyon kişi ülke içinde yerinden edilmiş durumda.” bilgisini paylaştı. WFP’nin 2024 yılında 2,9 milyon kişiye ulaştığını belirten Seçkin, bunun ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 10’una denk geldiğini ifade etti.

Ukrayna’daki operasyonların aktif çatışma ortamı nedeniyle son derece karmaşık olduğunu belirten Seçkin, yıkılan köprüler, hasar gören yollar ve altyapı nedeniyle özellikle cephe hattına yakın bölgelerde yardım ulaştırmanın zorlaştığını söyledi. 2025 yılında Ukrayna’da sekiz insani yardım çalışanının hayatını kaybettiğini hatırlatan Seçkin, WFP’ye ait bir deponun da insansız hava aracı saldırısıyla vurulduğunu ancak can kaybı yaşanmadığını aktardı.

“MESELE AVRUPA’NIN GÜVENLİĞİNİN NASIL TANIMLANACAĞIDIR”

Kadir Has Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mitat Çelikpala, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik tam kapsamlı işgalinin beşinci yılına girilirken Avrupa ve küresel güvenlik mimarisinin derin bir dönüşüm sürecinden geçtiğini belirterek, “Artık mesele yalnızca Ukrayna değil; Avrupa güvenliğinin nasıl tanımlanacağı sorusudur.” dedi.

Çelikpala, savaşın beşinci yılına girilmesinin üzücü olduğunu vurgulayarak, “Umarım gelecek yıl bu toplantılarda savaşı değil, Ukrayna’nın yeniden inşasını, toprak bütünlüğünün nasıl tesis edileceğini ve egemen bir devlet olarak nasıl destekleneceğini konuşuruz.” ifadelerini kullandı.

Savaşın hem cephe hattında hem de sivil alanlarda sürdüğüne dikkat çeken Çelikpala, Rusya’nın özellikle enerji ve sivil altyapıya yönelik saldırılarının elektrik, ısınma ve su gibi temel hizmetleri hedef aldığını belirtti. Ayrıca barış çabalarının sürdüğünü ancak sahadaki yıpratma dinamiklerinin de devam ettiğini ifade eden Çelikpala, Ukrayna açısından artık yalnızca savaşın değil, yeniden inşa ve yönetişim kapasitesinin güçlendirilmesinin de temel mesele hâline geldiğini söyledi.

Rusya’nın Avrupa için açık bir tehdit olarak tanımlanmaya başlandığını belirten Çelikpala, bazı Avrupa liderlerinin 2030’a kadar Rusya kaynaklı yeni tehdit ihtimallerine dikkat çektiğini hatırlattı. “Bu, meselenin sadece Ukrayna ile sınırlı olmadığını gösteriyor.” dedi.

“Bölgesel ve Küresel Güvenlik Açısından Zorlu Dönemler: Rusya’nın Ukrayna’ya Karşı Savaşı” başlıklı panel, soru-cevap etkinliği ile sona erdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.