Türk dünyasının ortak geleceği Karabağ Zaferi’nin yıl dönümünde gündeme geldi
Türk dünyasının ortak geleceği Karabağ Zaferi’nin yıl dönümünde gündeme geldi
TÜRPAV tarafından Karabağ Zaferi’nin 6. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen “Kafkasya, Türkistan ve Türk Dış Politikası” panelinde, bölgesel gelişmeler ve Türkiye’nin dış politika yaklaşımı değerlendirildi. Millî Kütüphane Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen panelde, Karabağ Zaferi’nin Türk dünyasındaki yeri, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin tarihsel ve stratejik boyutu, Kafkasya ve Türkistan coğrafyasındaki gelişmeler ile Türk devletleri arasında siyasi, askerî ve ekonomik iş birliğinin güçlendirilmesi konuları ele alındı.
Haber Giriş Tarihi: 07.11.2026 20:34
Haber Güncellenme Tarihi: 07.11.2026 20:45
Kaynak:
Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
Türkiye Politik ve Stratejik Araştırmalar Vakfı (TÜRPAV) tarafından Karabağ Zaferi’nin 6. yıl dönümü münasebetiyle “Kafkasya, Türkistan ve Türk Dış Politikası” başlıklı panel düzenlendi.
Millî Kütüphane Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen panelde, Kafkasya ve Türkistan coğrafyasındaki gelişmeler ile Türkiye’nin bölgeye yönelik dış politikası ele alındı.
“KARABAĞ ZAFERİ, TÜM TÜRK DÜNYASININ GERÇEK ZAFERİYDİ”
Azərbaycan’ın Ankara’daki Büyükelçiliği Müsteşarı Dr. Füzuli Macidli panelin açılış konuşmasını gerçekleştirdi. Macidli, Karabağ Zaferi’nin yalnızca Azerbaycan’ın değil, tüm Türk dünyasının ortak zaferi olduğunu belirterek, kazanımların korunmasında millî itibarın önemine dikkat çekti.
Açılış konuşmasında Karabağ Zaferi’ni Azerbaycan’ın millî kimliğinin güçlenmesinde önemli bir dönüm noktası olarak nitelendiren Macidli, zaferin Türk dünyasının son yıllarda elde ettiği en değerli kazanımlardan biri olduğunu ifade etti.
Azerbaycan’ın bağımsızlığından bu yana geçen 35 yıllık süreçte önemli kazanımlar elde ettiğini ancak aşılması gereken bazı zayıflıkların da bulunduğunu kaydeden Macidli, bu alanların güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Kazakistan ve Kırgızistan’da 10 yıl görev yaptığını belirten Macidli, Karabağ Zaferi’nin Türk dünyasında millî kimlik ve aidiyet bilincini nasıl etkilediğine bizzat tanıklık ettiğini söyledi.
Türkiye’deki diplomatik görevi sırasında gözlemlediği gelişmelere de değinen Macidli, konuşmasında millî itibarın önemini “Paranı kaybet, pulunu kaybet ama itibarını hiçbir zaman kaybetme. Parayı, pulu yeniden kazanabilirsin, görevi de yeniden kazanabilirsin ama itibarını kaybedince o itibarı millet nezdinde bir daha kazanamazsın.” şekline vurguladı.
“KARABAĞ ZAFERİ, TÜRK DÜNYASININ SİYASİ BÜTÜNLEŞMESİ İÇİN YENİ BİR ZEMİN OLUŞTURDU”
Türkiye Politik ve Stratejik Araştırmalar Vakfı (TÜRPAV) Başkanı Dr. Sinan Demirtürk, yaptığı konuşmada, zaferin Türk dünyasının siyasi ve stratejik bütünleşmesi açısından tarihî bir dönüm noktası olduğunu belirtti.
Karabağ Zaferi’nin yalnızca Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü sağlaması bakımından değil, Türk devletlerinin ortak hareket etme iradesini ortaya koyması açısından da önemli olduğunu vurgulayan Demirtürk, “Türk devletleri bir olursa, Türk Cumhuriyetleri ortak bir hareket geliştirirse Karabağ’da hiç kimseye sormadan Azerbaycan Türklerinin istiklallerini yeniden tesis ettiklerini ve Karabağ’ı azat ettiklerini gördük.” dedi.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin 2020 Karabağ Zaferi ve 2021 yılında imzalanan Şuşa Beyannamesi ile yeni bir boyuta taşındığını ifade eden Demirtürk, iki ülke arasındaki kardeşliğin sosyal medya ve bazı medya çevrelerindeki provokatif girişimlerle zedelenmek istendiğini ancak toplumun farklı kesimlerinin bu girişimlere karşı durduğunu söyledi.
Türk dünyasının birliğinin yalnızca tarih ve kültür ortaklığına dayanmadığını belirten Demirtürk, enerji, savunma, ekonomi, turizm ve üniversiteler arası iş birliği alanlarında ortak bir vizyon geliştirilmesi gerektiğini kaydetti. Demirtürk, Türk devletlerinin Afganistan’daki Güney Türkistan, Çin yönetimi altındaki Doğu Türkistan ve farklı coğrafyalarda yaşayan Türk topluluklarının sorunlarına yönelik ortak bir irade ortaya koyması gerektiğini de dile getirdi.
Türk dünyasının geleceğine ilişkin değerlendirmesinde siyasi farklılıkların ortaklığı zedelememesi gerektiğini vurgulayan Demirtürk, “Temelinde mezhep görüşlerinin değil, siyasi aidiyetlerin değil, Türklüğün bulunduğu, dilin bulunduğu, kültürün bulunduğu bir medeniyet bütünleşmesini inşallah sağlayacağız.” ifadelerini kullandı.
Konuşmasının sonunda Karabağ'ın kurtuluşu için mücadele eden Azerbaycan ordusunun şehitlerini rahmet ve minnetle anan Demirtürk, Türkiye'nin ve Türk dünyasının ortak geleceği için dayanışmanın önemine dikkat çekti.
Karabük Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Asker düzenlenen programda yaptığı konuşmada, Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin tarihsel arka planına, Birinci ve İkinci Karabağ Savaşları'na ve Türk dünyasının ortak hareket etme iradesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Konuşmasına kendi yaşam öyküsünden kesitler aktararak başlayan Asker, 1968 yılında Azerbaycan'da doğduğunu, Sovyetler Birliği'nin dağılma sürecine bizzat tanıklık ettiğini ve Birinci Karabağ Savaşı'na gönüllü olarak katıldığını belirtti. Savaş gazisi olduğunu vurgulayan Asker, değerlendirmelerini yalnızca akademik çalışmalarına değil, aynı zamanda yaşadığı tecrübelere dayandırdığını ifade etti.
Azerbaycan ile Türkiye arasındaki kardeşliğin yalnızca güncel siyasi ilişkilerden ibaret olmadığını belirten Asker, iki halk arasındaki yakınlığın 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında gelişen Türklük bilinciyle daha güçlü bir zemine kavuştuğunu söyledi. Birinci Dünya Savaşı sırasında Azerbaycan Türklerinin Osmanlı Devleti'ne yönelik maddi ve insani yardımlarını hatırlatan Asker, bu dayanışmanın ortak millet anlayışının tarihsel bir göstergesi olduğunu kaydetti.c 1918 yılında kurulan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'nin kuruluşunda Osmanlı Türklerinin önemli katkıları bulunduğunu dile getiren Asker, Kafkas İslam Ordusu'nun 15 Eylül 1918'de Bakü'yü işgalden kurtarmasının Türkiye-Azerbaycan ilişkileri açısından tarihî önem taşıdığını vurguladı.
Birinci Karabağ Savaşı sürecinde Azerbaycan'ın yaşadığı askerî ve siyasi zorluklara değinen Asker, ülkenin yeterli askerî teçhizat ve mühimmata sahip olmadığını, buna rağmen gönüllülerin cepheye katılmak için başvuruda bulunduğunu anlattı. Türkiye'nin bu süreçte Azerbaycan'a diplomatik destek sağladığını, askerî eğitim ve uzman yetiştirilmesine katkıda bulunduğunu belirtti.
Asker, uluslararası arabuluculuk girişimlerine rağmen Azerbaycan'ın karşı karşıya kaldığı güçlükleri de ele alarak, dönemin Minsk Grubu eş başkanlarının barış sürecindeki rollerini eleştirdi. Azerbaycan'ın bu dönemde savunma kapasitesini geliştirmeye yöneldiğini ve farklı ülkelerle güvenlik alanında iş birlikleri kurduğunu ifade etti.
2020 yılında gerçekleşen 44 günlük İkinci Karabağ Savaşı'nda Türkiye'nin Azerbaycan'a en üst düzeyde diplomatik ve askerî destek verdiğini belirten Asker, insansız hava araçlarının savaşın seyrindeki rolüne de dikkat çekti. Türkiye'nin Azerbaycan'ın zaferine katkısını kabul etmekle birlikte, savaşın asıl kahramanlarının Azerbaycan askerleri ve subayları olduğunu vurguladı.
Azerbaycan'ın İsrail ile savunma alanındaki ilişkilerine de değinen Asker, bu iş birliğinin dinî veya ideolojik yakınlık üzerinden değil, karşılıklı çıkarlar ve askerî ihtiyaçlar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Azerbaycan'ın savunma kapasitesinin geliştirilmesinde farklı ülkelerle kurduğu ilişkilerin belirleyici olduğunu ifade etti.
Azerbaycan'ın laik toplum yapısına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Asker, laikliğin dinsizlik anlamına gelmediğini belirterek, Sovyetler Birliği döneminde dinî baskılara rağmen Azerbaycan halkının inançlarını koruduğunu söyledi. Türkiye ile Azerbaycan'ın toplumsal ve dinî dinamiklerinin farklılık gösterdiğine işaret eden Asker, bu farklılıkların doğru anlaşılması gerektiğini kaydetti.
Türkiye ve Azerbaycan arasındaki son dönemde yaşanan tartışmalara da değinen Asker, sosyal medya üzerinden yürütülen karşılıklı suçlamaların iki ülke arasındaki tarihsel ilişkilere zarar verebileceği uyarısında bulundu. Devletler arasında siyasi ve diplomatik farklılıkların yaşanabileceğini ancak bunların toplumlar arasındaki kardeşlik bağlarını zedelememesi gerektiğini ifade etti.
Konuşmasının sonunda Türk dünyasının geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Asker, tarih boyunca yaşanan zorlukların Türk halklarını daha güçlü bir dayanışmaya yönelttiğini belirterek, son dönemdeki gelişmelerin de aşılacağına inandığını dile getirdi. Asker, Türk dünyasının ortak geleceği açısından Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin önemine dikkat çekti.
“KARABAĞ ZAFERİ, AZERBAYCAN'IN ÇANAKKALE'Sİ VE MALAZGİRT'İDİR”
Emekli Tuğgeneral Dr. Yücel Karauz, Karabağ Zaferi’nin yalnızca Azerbaycan’ın askerî başarısı değil, Türk dünyasının birlik ve beraberliği açısından da önemli bir dönüm noktası olduğunu belirterek, “Karabağ Zaferi, Azerbaycan’ın Çanakkale’si, Azerbaycan’ın Malazgirt’i ve Azerbaycan tarihinin en şanlı zaferlerinden biridir.” dedi.
Karabağ Zaferi’nin altıncı yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen programda konuşan Karauz, Birinci ve İkinci Karabağ Savaşlarında hayatını kaybeden şehitleri anarak Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin tarihî temellerine ve zaferin Türk dünyasına yansımalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İkinci Karabağ Savaşı’nda İsrail’in rolünün zaman zaman abartıldığını ifade eden Karauz, zaferin kazanılmasında Türk savunma sanayii sistemlerinin yanı sıra Azerbaycan’ın kendi imkânlarının ve farklı ülkelerden temin edilen askerî teknolojilerin de etkili olduğunu söyledi.
Azerbaycan’ın başarısını dört temel unsurla açıklayan Karauz, bunları bağımsızlık bilincine sahip halk, işleyen devlet mekanizması, modernleşen ordu ve Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in liderliği olarak sıraladı. Azerbaycan ordusunun Sovyet askerî tecrübesini Türkiye’nin NATO tecrübesiyle birleştirdiğini belirten Karauz, askerî başarının yalnızca silah ve teknolojiyle açıklanamayacağını vurguladı. Karauz, “İmanı satın alamazsınız. Bağımsızlık yolunu satın alamazsınız. Vatan sevgisini satın alamazsınız.” sözleriyle Azerbaycan halkının millî iradesine dikkati çekti.
Türkiye ve Azerbaycan’ın iki bağımsız devlet olarak birbirlerinin egemenlik haklarına saygı göstermesi gerektiğini belirten Karauz, her ülkenin kendi dış politikasını belirleme ve stratejik ortaklıklar kurma hakkı bulunduğunu ifade etti. Türkiye’nin Azerbaycan’ın dinî ve mezhepsel yapısını değiştirmeye yönelik bilinçli bir politikası olmadığını söyleyen Karauz, geçmişte Türkiye’nin de bazı yanlışları bulunduğunu dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerin ayrıştırıcı söylemler yerine karşılıklı anlayış ve saygı temelinde güçlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
Karauz, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Azerbaycan Zafer Günü’nü, Türkiye’de Mustafa Kemal Atatürk’ün anıldığı 10 Kasım tarihine denk gelmemesi için 8 Kasım olarak belirlemesini de iki ülke arasındaki hassasiyetin önemli bir göstergesi olarak değerlendirdi. 2011 yılından itibaren Azerbaycan’a gidip geldiğini ve ülkede görev yaptığını aktaran Karauz, Azerbaycan’da Türk şehitlerine gösterilen saygının kendisini etkilediğini söyledi. Türk ve Azerbaycan şehitliklerinin yan yana bulunmasının ortak tarihî hafızanın önemli bir parçası olduğunu belirtti.
Hınalık köyünde karşılaştığı yaşlı bir Azerbaycanlının yaklaşık 100 yıldır sakladığı eski bir Osmanlı dönemi posteri ile Türk bayrağını kendisine gösterdiğini anlatan Karauz, bu hatıranın iki halk arasındaki bağların yalnızca diplomatik ilişkilerden ibaret olmadığını ortaya koyduğunu ifade etti. Karabağ Zaferi’nin Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin yanı sıra Türk devletleri arasındaki iş birliğine de ivme kazandırdığını belirten Karauz, 2021 yılında imzalanan Şuşa Beyannamesi'nin ve Türk Devletleri Teşkilatının gelişiminin bu süreçte önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.
Anadolu, Kafkasya ve Türkistan coğrafyalarının ortak tarih ve gelecek perspektifiyle ele alınması gerektiğini vurgulayan Karauz, Türk dünyasında ayrışma yerine dayanışmanın güçlendirilmesi çağrısında bulundu. Karauz, “Birbirimizi anlama, algılama ve saygı duyma zemininde hareket etmemiz gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
“TÜRK DÜNYASI ARTIK ORTAK STRATEJİ VE ORTAK AKIL DÖNEMİNE GİRDİ”
Panelin son konuşmacısı TÜRPAV Başkan Yardımcısı Dr. Mehmet Bozkuş, Karabağ Zaferi’nin Türk dünyasının askerî, siyasi ve diplomatik iş birliği açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu belirterek, Türk devletlerinin ortak stratejiler geliştirmesi gerektiğini vurguladı.
Panelin kapanış konuşmasını yapan Bozkuş, Karabağ Zaferi’nin elde edilmesinde savunma sistemlerinin entegrasyonunun yanı sıra Azerbaycan’ın güçlü devlet yapısının, modern ordusunun ve halkın inancının belirleyici rol oynadığını ifade etti. Zaferin yalnızca belirli savunma sanayisi sistemlerine bağlanamayacağını belirten Bozkuş, farklı ülkelerden temin edilen sistemlerin birlikte kullanılmasının ve bu sistemler arasındaki entegrasyonun önemine dikkati çekti.
Türkiye ile Azerbaycan’ın ortak değerlerinin güçlü bir iş birliği zemini oluşturduğunu kaydeden Bozkuş, iki ülkenin uluslararası platformlardaki diplomatik dayanışmasının da Karabağ Zaferi sürecine önemli katkı sağladığını dile getirdi. Başönder Mustafa Kemal Atatürk’ün Sovyetler Birliği’nin dağılabileceğine ilişkin öngörüsünü ve Türk dünyasıyla ilişkilerin geliştirilmesi yönündeki yaklaşımını hatırlatan Bozkuş, 1991’de yaşanan gelişmelere Türkiye’nin yeterince hazırlıklı olmamasının sonuçlarına değindi.
Türk dünyasının bugün yeni bir iş birliği aşamasına geçtiğini belirten Bozkuş, ortak kurumlar, ortak akıl ve strateji üretiminin önem kazandığını söyledi. Bozkuş, “Artık tek bir başkent değil, yedi başkent ve ortak akıl ve ortak strateji üretme döneminin geldiğini” ifade ederek Türk devletlerinin ortak değerlere saygı temelinde hareket etmesi gerektiğini vurguladı.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in halkıyla bütünleşen liderlik anlayışına dikkati çeken Bozkuş, Azerbaycan’ın devlet mekanizmasının işleyişi, ordunun yeniden yapılandırılması ve askerî kapasitesinin geliştirilmesinin zaferin önemli unsurları arasında yer aldığını kaydetti.
Konuşmasında Türk dünyasının gelecek dönemine ilişkin stratejik hedefleri de değerlendiren Bozkuş, 2030-2035 yılları arasında ortak insan kaynağının geliştirilmesi, bilgi ve teknoloji kapasitesinin artırılması gerektiğini ifade etti. 2035-2040 döneminde ise Türk dünyasının stratejik dayanıklılığını güçlendirerek uluslararası sistemde bir güç merkezi hâline gelmesinin hedeflendiğini aktardı.
Türk dünyasının coğrafi konumu, enerji kaynakları, üretim kapasitesi ve küresel ticaret yollarıyla önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirten Bozkuş, bu unsurların ortak bir strateji çerçevesinde değerlendirilmesinin bölgesel ve küresel etkileri artıracağını söyledi.
Bozkuş, Türk dünyasının sahip olduğu potansiyelin ortak hedefler doğrultusunda birleştirilmesi hâlinde gelecekte dünya jeopolitiğinin önemli güç merkezlerinden biri olabileceğini ifade ederek konuşmasını tamamladı.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Türk dünyasının ortak geleceği Karabağ Zaferi’nin yıl dönümünde gündeme geldi
TÜRPAV tarafından Karabağ Zaferi’nin 6. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen “Kafkasya, Türkistan ve Türk Dış Politikası” panelinde, bölgesel gelişmeler ve Türkiye’nin dış politika yaklaşımı değerlendirildi. Millî Kütüphane Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen panelde, Karabağ Zaferi’nin Türk dünyasındaki yeri, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin tarihsel ve stratejik boyutu, Kafkasya ve Türkistan coğrafyasındaki gelişmeler ile Türk devletleri arasında siyasi, askerî ve ekonomik iş birliğinin güçlendirilmesi konuları ele alındı.
Türkiye Politik ve Stratejik Araştırmalar Vakfı (TÜRPAV) tarafından Karabağ Zaferi’nin 6. yıl dönümü münasebetiyle “Kafkasya, Türkistan ve Türk Dış Politikası” başlıklı panel düzenlendi.
Millî Kütüphane Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen panelde, Kafkasya ve Türkistan coğrafyasındaki gelişmeler ile Türkiye’nin bölgeye yönelik dış politikası ele alındı.
“KARABAĞ ZAFERİ, TÜM TÜRK DÜNYASININ GERÇEK ZAFERİYDİ”
Azərbaycan’ın Ankara’daki Büyükelçiliği Müsteşarı Dr. Füzuli Macidli panelin açılış konuşmasını gerçekleştirdi. Macidli, Karabağ Zaferi’nin yalnızca Azerbaycan’ın değil, tüm Türk dünyasının ortak zaferi olduğunu belirterek, kazanımların korunmasında millî itibarın önemine dikkat çekti.
Açılış konuşmasında Karabağ Zaferi’ni Azerbaycan’ın millî kimliğinin güçlenmesinde önemli bir dönüm noktası olarak nitelendiren Macidli, zaferin Türk dünyasının son yıllarda elde ettiği en değerli kazanımlardan biri olduğunu ifade etti.
Azerbaycan’ın bağımsızlığından bu yana geçen 35 yıllık süreçte önemli kazanımlar elde ettiğini ancak aşılması gereken bazı zayıflıkların da bulunduğunu kaydeden Macidli, bu alanların güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Kazakistan ve Kırgızistan’da 10 yıl görev yaptığını belirten Macidli, Karabağ Zaferi’nin Türk dünyasında millî kimlik ve aidiyet bilincini nasıl etkilediğine bizzat tanıklık ettiğini söyledi.
Türkiye’deki diplomatik görevi sırasında gözlemlediği gelişmelere de değinen Macidli, konuşmasında millî itibarın önemini “Paranı kaybet, pulunu kaybet ama itibarını hiçbir zaman kaybetme. Parayı, pulu yeniden kazanabilirsin, görevi de yeniden kazanabilirsin ama itibarını kaybedince o itibarı millet nezdinde bir daha kazanamazsın.” şekline vurguladı.
“KARABAĞ ZAFERİ, TÜRK DÜNYASININ SİYASİ BÜTÜNLEŞMESİ İÇİN YENİ BİR ZEMİN OLUŞTURDU”
Türkiye Politik ve Stratejik Araştırmalar Vakfı (TÜRPAV) Başkanı Dr. Sinan Demirtürk, yaptığı konuşmada, zaferin Türk dünyasının siyasi ve stratejik bütünleşmesi açısından tarihî bir dönüm noktası olduğunu belirtti.
Karabağ Zaferi’nin yalnızca Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü sağlaması bakımından değil, Türk devletlerinin ortak hareket etme iradesini ortaya koyması açısından da önemli olduğunu vurgulayan Demirtürk, “Türk devletleri bir olursa, Türk Cumhuriyetleri ortak bir hareket geliştirirse Karabağ’da hiç kimseye sormadan Azerbaycan Türklerinin istiklallerini yeniden tesis ettiklerini ve Karabağ’ı azat ettiklerini gördük.” dedi.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin 2020 Karabağ Zaferi ve 2021 yılında imzalanan Şuşa Beyannamesi ile yeni bir boyuta taşındığını ifade eden Demirtürk, iki ülke arasındaki kardeşliğin sosyal medya ve bazı medya çevrelerindeki provokatif girişimlerle zedelenmek istendiğini ancak toplumun farklı kesimlerinin bu girişimlere karşı durduğunu söyledi.
Türk dünyasının birliğinin yalnızca tarih ve kültür ortaklığına dayanmadığını belirten Demirtürk, enerji, savunma, ekonomi, turizm ve üniversiteler arası iş birliği alanlarında ortak bir vizyon geliştirilmesi gerektiğini kaydetti. Demirtürk, Türk devletlerinin Afganistan’daki Güney Türkistan, Çin yönetimi altındaki Doğu Türkistan ve farklı coğrafyalarda yaşayan Türk topluluklarının sorunlarına yönelik ortak bir irade ortaya koyması gerektiğini de dile getirdi.
Türk dünyasının geleceğine ilişkin değerlendirmesinde siyasi farklılıkların ortaklığı zedelememesi gerektiğini vurgulayan Demirtürk, “Temelinde mezhep görüşlerinin değil, siyasi aidiyetlerin değil, Türklüğün bulunduğu, dilin bulunduğu, kültürün bulunduğu bir medeniyet bütünleşmesini inşallah sağlayacağız.” ifadelerini kullandı.
Konuşmasının sonunda Karabağ'ın kurtuluşu için mücadele eden Azerbaycan ordusunun şehitlerini rahmet ve minnetle anan Demirtürk, Türkiye'nin ve Türk dünyasının ortak geleceği için dayanışmanın önemine dikkat çekti.
“TÜRKİYE-AZERBAYCAN KARDEŞLİĞİ SİYASETİN ÖTESİNDEDİR”
Karabük Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Asker düzenlenen programda yaptığı konuşmada, Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin tarihsel arka planına, Birinci ve İkinci Karabağ Savaşları'na ve Türk dünyasının ortak hareket etme iradesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Konuşmasına kendi yaşam öyküsünden kesitler aktararak başlayan Asker, 1968 yılında Azerbaycan'da doğduğunu, Sovyetler Birliği'nin dağılma sürecine bizzat tanıklık ettiğini ve Birinci Karabağ Savaşı'na gönüllü olarak katıldığını belirtti. Savaş gazisi olduğunu vurgulayan Asker, değerlendirmelerini yalnızca akademik çalışmalarına değil, aynı zamanda yaşadığı tecrübelere dayandırdığını ifade etti.
Azerbaycan ile Türkiye arasındaki kardeşliğin yalnızca güncel siyasi ilişkilerden ibaret olmadığını belirten Asker, iki halk arasındaki yakınlığın 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında gelişen Türklük bilinciyle daha güçlü bir zemine kavuştuğunu söyledi. Birinci Dünya Savaşı sırasında Azerbaycan Türklerinin Osmanlı Devleti'ne yönelik maddi ve insani yardımlarını hatırlatan Asker, bu dayanışmanın ortak millet anlayışının tarihsel bir göstergesi olduğunu kaydetti.c 1918 yılında kurulan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'nin kuruluşunda Osmanlı Türklerinin önemli katkıları bulunduğunu dile getiren Asker, Kafkas İslam Ordusu'nun 15 Eylül 1918'de Bakü'yü işgalden kurtarmasının Türkiye-Azerbaycan ilişkileri açısından tarihî önem taşıdığını vurguladı.
Birinci Karabağ Savaşı sürecinde Azerbaycan'ın yaşadığı askerî ve siyasi zorluklara değinen Asker, ülkenin yeterli askerî teçhizat ve mühimmata sahip olmadığını, buna rağmen gönüllülerin cepheye katılmak için başvuruda bulunduğunu anlattı. Türkiye'nin bu süreçte Azerbaycan'a diplomatik destek sağladığını, askerî eğitim ve uzman yetiştirilmesine katkıda bulunduğunu belirtti.
Asker, uluslararası arabuluculuk girişimlerine rağmen Azerbaycan'ın karşı karşıya kaldığı güçlükleri de ele alarak, dönemin Minsk Grubu eş başkanlarının barış sürecindeki rollerini eleştirdi. Azerbaycan'ın bu dönemde savunma kapasitesini geliştirmeye yöneldiğini ve farklı ülkelerle güvenlik alanında iş birlikleri kurduğunu ifade etti.
2020 yılında gerçekleşen 44 günlük İkinci Karabağ Savaşı'nda Türkiye'nin Azerbaycan'a en üst düzeyde diplomatik ve askerî destek verdiğini belirten Asker, insansız hava araçlarının savaşın seyrindeki rolüne de dikkat çekti. Türkiye'nin Azerbaycan'ın zaferine katkısını kabul etmekle birlikte, savaşın asıl kahramanlarının Azerbaycan askerleri ve subayları olduğunu vurguladı.
Azerbaycan'ın İsrail ile savunma alanındaki ilişkilerine de değinen Asker, bu iş birliğinin dinî veya ideolojik yakınlık üzerinden değil, karşılıklı çıkarlar ve askerî ihtiyaçlar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Azerbaycan'ın savunma kapasitesinin geliştirilmesinde farklı ülkelerle kurduğu ilişkilerin belirleyici olduğunu ifade etti.
Azerbaycan'ın laik toplum yapısına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Asker, laikliğin dinsizlik anlamına gelmediğini belirterek, Sovyetler Birliği döneminde dinî baskılara rağmen Azerbaycan halkının inançlarını koruduğunu söyledi. Türkiye ile Azerbaycan'ın toplumsal ve dinî dinamiklerinin farklılık gösterdiğine işaret eden Asker, bu farklılıkların doğru anlaşılması gerektiğini kaydetti.
Türkiye ve Azerbaycan arasındaki son dönemde yaşanan tartışmalara da değinen Asker, sosyal medya üzerinden yürütülen karşılıklı suçlamaların iki ülke arasındaki tarihsel ilişkilere zarar verebileceği uyarısında bulundu. Devletler arasında siyasi ve diplomatik farklılıkların yaşanabileceğini ancak bunların toplumlar arasındaki kardeşlik bağlarını zedelememesi gerektiğini ifade etti.
Konuşmasının sonunda Türk dünyasının geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Asker, tarih boyunca yaşanan zorlukların Türk halklarını daha güçlü bir dayanışmaya yönelttiğini belirterek, son dönemdeki gelişmelerin de aşılacağına inandığını dile getirdi. Asker, Türk dünyasının ortak geleceği açısından Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin önemine dikkat çekti.
“KARABAĞ ZAFERİ, AZERBAYCAN'IN ÇANAKKALE'Sİ VE MALAZGİRT'İDİR”
Emekli Tuğgeneral Dr. Yücel Karauz, Karabağ Zaferi’nin yalnızca Azerbaycan’ın askerî başarısı değil, Türk dünyasının birlik ve beraberliği açısından da önemli bir dönüm noktası olduğunu belirterek, “Karabağ Zaferi, Azerbaycan’ın Çanakkale’si, Azerbaycan’ın Malazgirt’i ve Azerbaycan tarihinin en şanlı zaferlerinden biridir.” dedi.
Karabağ Zaferi’nin altıncı yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen programda konuşan Karauz, Birinci ve İkinci Karabağ Savaşlarında hayatını kaybeden şehitleri anarak Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin tarihî temellerine ve zaferin Türk dünyasına yansımalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İkinci Karabağ Savaşı’nda İsrail’in rolünün zaman zaman abartıldığını ifade eden Karauz, zaferin kazanılmasında Türk savunma sanayii sistemlerinin yanı sıra Azerbaycan’ın kendi imkânlarının ve farklı ülkelerden temin edilen askerî teknolojilerin de etkili olduğunu söyledi.
Azerbaycan’ın başarısını dört temel unsurla açıklayan Karauz, bunları bağımsızlık bilincine sahip halk, işleyen devlet mekanizması, modernleşen ordu ve Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in liderliği olarak sıraladı. Azerbaycan ordusunun Sovyet askerî tecrübesini Türkiye’nin NATO tecrübesiyle birleştirdiğini belirten Karauz, askerî başarının yalnızca silah ve teknolojiyle açıklanamayacağını vurguladı. Karauz, “İmanı satın alamazsınız. Bağımsızlık yolunu satın alamazsınız. Vatan sevgisini satın alamazsınız.” sözleriyle Azerbaycan halkının millî iradesine dikkati çekti.
Türkiye ve Azerbaycan’ın iki bağımsız devlet olarak birbirlerinin egemenlik haklarına saygı göstermesi gerektiğini belirten Karauz, her ülkenin kendi dış politikasını belirleme ve stratejik ortaklıklar kurma hakkı bulunduğunu ifade etti. Türkiye’nin Azerbaycan’ın dinî ve mezhepsel yapısını değiştirmeye yönelik bilinçli bir politikası olmadığını söyleyen Karauz, geçmişte Türkiye’nin de bazı yanlışları bulunduğunu dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerin ayrıştırıcı söylemler yerine karşılıklı anlayış ve saygı temelinde güçlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
Karauz, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Azerbaycan Zafer Günü’nü, Türkiye’de Mustafa Kemal Atatürk’ün anıldığı 10 Kasım tarihine denk gelmemesi için 8 Kasım olarak belirlemesini de iki ülke arasındaki hassasiyetin önemli bir göstergesi olarak değerlendirdi. 2011 yılından itibaren Azerbaycan’a gidip geldiğini ve ülkede görev yaptığını aktaran Karauz, Azerbaycan’da Türk şehitlerine gösterilen saygının kendisini etkilediğini söyledi. Türk ve Azerbaycan şehitliklerinin yan yana bulunmasının ortak tarihî hafızanın önemli bir parçası olduğunu belirtti.
Hınalık köyünde karşılaştığı yaşlı bir Azerbaycanlının yaklaşık 100 yıldır sakladığı eski bir Osmanlı dönemi posteri ile Türk bayrağını kendisine gösterdiğini anlatan Karauz, bu hatıranın iki halk arasındaki bağların yalnızca diplomatik ilişkilerden ibaret olmadığını ortaya koyduğunu ifade etti. Karabağ Zaferi’nin Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin yanı sıra Türk devletleri arasındaki iş birliğine de ivme kazandırdığını belirten Karauz, 2021 yılında imzalanan Şuşa Beyannamesi'nin ve Türk Devletleri Teşkilatının gelişiminin bu süreçte önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.
Anadolu, Kafkasya ve Türkistan coğrafyalarının ortak tarih ve gelecek perspektifiyle ele alınması gerektiğini vurgulayan Karauz, Türk dünyasında ayrışma yerine dayanışmanın güçlendirilmesi çağrısında bulundu. Karauz, “Birbirimizi anlama, algılama ve saygı duyma zemininde hareket etmemiz gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
“TÜRK DÜNYASI ARTIK ORTAK STRATEJİ VE ORTAK AKIL DÖNEMİNE GİRDİ”
Panelin son konuşmacısı TÜRPAV Başkan Yardımcısı Dr. Mehmet Bozkuş, Karabağ Zaferi’nin Türk dünyasının askerî, siyasi ve diplomatik iş birliği açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu belirterek, Türk devletlerinin ortak stratejiler geliştirmesi gerektiğini vurguladı.
Panelin kapanış konuşmasını yapan Bozkuş, Karabağ Zaferi’nin elde edilmesinde savunma sistemlerinin entegrasyonunun yanı sıra Azerbaycan’ın güçlü devlet yapısının, modern ordusunun ve halkın inancının belirleyici rol oynadığını ifade etti. Zaferin yalnızca belirli savunma sanayisi sistemlerine bağlanamayacağını belirten Bozkuş, farklı ülkelerden temin edilen sistemlerin birlikte kullanılmasının ve bu sistemler arasındaki entegrasyonun önemine dikkati çekti.
Türkiye ile Azerbaycan’ın ortak değerlerinin güçlü bir iş birliği zemini oluşturduğunu kaydeden Bozkuş, iki ülkenin uluslararası platformlardaki diplomatik dayanışmasının da Karabağ Zaferi sürecine önemli katkı sağladığını dile getirdi. Başönder Mustafa Kemal Atatürk’ün Sovyetler Birliği’nin dağılabileceğine ilişkin öngörüsünü ve Türk dünyasıyla ilişkilerin geliştirilmesi yönündeki yaklaşımını hatırlatan Bozkuş, 1991’de yaşanan gelişmelere Türkiye’nin yeterince hazırlıklı olmamasının sonuçlarına değindi.
Türk dünyasının bugün yeni bir iş birliği aşamasına geçtiğini belirten Bozkuş, ortak kurumlar, ortak akıl ve strateji üretiminin önem kazandığını söyledi. Bozkuş, “Artık tek bir başkent değil, yedi başkent ve ortak akıl ve ortak strateji üretme döneminin geldiğini” ifade ederek Türk devletlerinin ortak değerlere saygı temelinde hareket etmesi gerektiğini vurguladı.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in halkıyla bütünleşen liderlik anlayışına dikkati çeken Bozkuş, Azerbaycan’ın devlet mekanizmasının işleyişi, ordunun yeniden yapılandırılması ve askerî kapasitesinin geliştirilmesinin zaferin önemli unsurları arasında yer aldığını kaydetti.
Konuşmasında Türk dünyasının gelecek dönemine ilişkin stratejik hedefleri de değerlendiren Bozkuş, 2030-2035 yılları arasında ortak insan kaynağının geliştirilmesi, bilgi ve teknoloji kapasitesinin artırılması gerektiğini ifade etti. 2035-2040 döneminde ise Türk dünyasının stratejik dayanıklılığını güçlendirerek uluslararası sistemde bir güç merkezi hâline gelmesinin hedeflendiğini aktardı.
Türk dünyasının coğrafi konumu, enerji kaynakları, üretim kapasitesi ve küresel ticaret yollarıyla önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirten Bozkuş, bu unsurların ortak bir strateji çerçevesinde değerlendirilmesinin bölgesel ve küresel etkileri artıracağını söyledi.
Bozkuş, Türk dünyasının sahip olduğu potansiyelin ortak hedefler doğrultusunda birleştirilmesi hâlinde gelecekte dünya jeopolitiğinin önemli güç merkezlerinden biri olabileceğini ifade ederek konuşmasını tamamladı.
Panel toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
Son Haberler