SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Akmescit

QHA - Kırım Haber Ajansı - Akmescit haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Akmescit haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

İki yıl süren gizli esaretin ardından resmî suçlama: İşgalcilerden Kırım Tatarı Elvira Ablâzova’ya "vatana ihanet" suçlaması Haber

İki yıl süren gizli esaretin ardından resmî suçlama: İşgalcilerden Kırım Tatarı Elvira Ablâzova’ya "vatana ihanet" suçlaması

İşgal altındaki Kırım'da 2024 yılında, Rus işgal güçleri tarafından kaçırılan Kırım Tatarı Elvira Ablâzova, yaklaşık iki yıl boyunca dış dünyayla bağı tamamen kesilmiş bir halde (incommunicado) tutulduktan sonra, Akmescit’teki (Simferopol) 1 numaralı tutukevine nakledilerek resmen "vatana ihanet" ile suçlandı. Kırım'daki insan hakları ihlallerini takip ederek kamuoyuna duyuran "Mahkeme: Kırım Bölümü" adlı girişim tarafından bugün yapılan açıklamaya göre, Ablâzova Yedi Kuyu (Lenino) kasabasında kaçırılmış ve uzun süre nerede olduğu gizlenmişti. Hak savunucuları, Ablâzova ile aynı gün kaçırılan komşusu Larısa Gayday’ın da benzer şekilde Akmescit’teki 1 numaralı tutukevine nakledildiğini ve kendisine aynı suçlamanın yöneltildiğini bildirdi. Ancak aynı süreçte alıkonulan Tatyana Pavlenko’nun (Simonenko) akıbeti hâlâ belirsizliğini koruyor. “BU TÜR ZORLA KAYBETME SAVAŞ SUÇUDUR” Uluslararası hukuk çerçevesinde bu tür zorla kaybetme ve tecrit uygulamalarının net birer savaş suçu teşkil ettiğini belirten insan hakları savunucuları, “Mahkûm edilen Kırımlıların ifadelerinden bilinen o koşullar altında insanların tam tecrit içinde tutulması, insanlık dışı muamele olarak değerlendirilmek için her türlü dayanağa sahiptir ve bu durum aynı zamanda bir savaş suçudur. Bu suçların organizatörleri, failleri ve suç ortakları, Uluslararası Mahkeme çerçevesinde mutlaka hesap vereceklerdir." açıklamasında bulundu. 3 KADIN KAÇIRILDI Ağustos 2025’te Kırım Tatar Kaynak Merkezi, Yedi Kuyu (Lenino) kasabasında 27 Mart 2024’te Larısa Gayday'ın, ertesi gün ise Tatyana Pavlenko (Simonenko) ve Elvira Ablâzova’nın Rus işgal güçleri tarafından kaçırıldığını ve bir yıldan uzun süredir Akmescit’teki (Simferopol) 2 numaralı tutukevinde hiçbir gerekçesi gösterilmeden tutulduğu bildirmişti.

Rusya, Kırım’daki kültürel ve dini simgeleri hedef alıyor! Haber

Rusya, Kırım’daki kültürel ve dini simgeleri hedef alıyor!

Rusya’nın 26 Şubat 2014 tarihinde Kırım’ı işgali sonrası, bölgedeki Ukrayna simgeleri ve kültürel merkezler sistemli olarak yok edilmeye başlandı. Ukrayna kimliğini temsil eden okul, müze, tiyatro ve dini mekanlar kapatıldı veya işlevleri değiştirildi. KÜLTÜR MERKEZLERİ DEĞİŞTİRİLDİ Kırım’daki Ukrayna vatandaşları, işgalin ilk günlerinde Akmescit'teki (Simferopol) Taras Şevçenko anıtı önünde toplanarak 200. doğum yılını kutlamış ve Rus işgaline karşı durduklarını göstermişti. Kırım Ukraynalıları Bölge Konseyi Üyesi Serhiy Mokrenyuk Suspilne Krım'a verdiği açıklamada, “Ukrayna’ya bağlılığımızı simgeleyen yerler ve semboller bizim için önemliydi. İşgal sonrası bunlara farklı bakış açısından bakmak zorunda kaldık.” ifadelerini kullandı. Ayrıca Mokrenyuk, Kırım’da günümüzde, risklere rağmen Ukrayna sembollerini yaşatmaya çalışan direniş hareketleri bulunduğunu vurgulayarak, “Şu anda Kırım’da Ukraynalı olmak, bunu kendi bilincinde taşımak anlamına geliyor.” şeklinde konuştu. Ukrayna kültürünün önemli merkezlerinden biri olan Akmescit Ukrayna Akademik Müzik Tiyatrosu’nun repertuarı, işgal sonrası tamamen Rusça gösterilerle değiştirildi. Bölgesel İnsan Hakları Merkezi analisti Yaroslava Sementsova ise açıklamasında, “Tiyatronun repertuarı tamamen Rus karakterler ve tarihsel figürlerle dolduruldu. Ukrayna kültürü görünmez hale getirildi.” dedi. Benzer şekilde, Yalta’daki Ukraynalı meşhur yazar Lesya Ukrayinka'nın müzesi de kapatıldı ve yerine “Yalta 19. Yüzyıl” sergisi açıldı. Müzede Ukrayinka’nın adının artık geçmediğini bildirerek, “Eksponatlar farklı yerlere taşındı onların yerine Puşkin ve Tolstoy’un hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen sergiler onların eserleri üzerine açıldı. Bu, Rus kültürünün Kırım’da hâkimiyetini pekiştiriyor.” ifadelerini kullandı. EĞİTİM VE DİN ALANLARI DA HEDEFTE Öte yandan, Kremlin Kırım'daki eğitimde de değişikler getirerek, Akmescit'te 2004 senesinde açılan ilk Ukraynaca lise, işgal sonrası Rusça eğitim veren bir okula dönüştürüldü. Ukrayna dili önce seçmeli hale getirildi, sonra tamamen kaldırıldı. Dini alanlarda da Ukrayna kimliğini temsil eden mekanlar hedef alındı. Akmescit'teki Aziz Volodımır ve Olha Katedrali, 2024 yılında işgal güçleri tarafından kubbesi sökülerek kontrol altına alındı. Kırım ve Akmescit Metropoliti Kliment, “Mülke el konuldu, din adamları ayrılmak zorunda kaldı. Zarar milyon dolarlara ulaştı.” dedi. Bunun yanı sıra, Temmuz 2024’te ise işgal güçleri, Kırım’daki son Ukrayna Ortodoks Kilisesi olan Kezlev'deki (Yevpatoriya) Haç Yükselişi Kilisesi’ni de yıktı.

Kırım’da yeni baskı dalgası: Telefon tamircilerine "muhbir" talimatı Haber

Kırım’da yeni baskı dalgası: Telefon tamircilerine "muhbir" talimatı

İşgal altındaki Kırım’ın Akmescit (Simferopol) kentinde, mobil telefon tamir merkezlerinin Rus işgal güçleriyle iş birliği yapmaya zorlandığı ortaya çıktı. Rus işgali altındaki Kırım başta olmak üzere diğer işgal altındaki Ukrayna topraklarında faaliyet yürüten Sarı Kurdele direniş hareketinin 10 Mart’ta yaptığı açıklamaya göre, işgal yönetimi teknik servisler üzerindeki baskısını artırdı. Yeni uygulamayla birlikte telefon ustaları, cihaz kabulü ve servis sırasında müşterilerin rehberlerini incelemek, Ukrayna hatlarına ait kişi kayıtlarını tespit ederek ilgili birimlere rapor etmekle yükümlü kılındı. Bu hamlenin, bölgedeki Ukrayna yanlısı vatandaşları tespit etmek ve halk üzerindeki korku iklimini derinleştirmek amacıyla yapıldığı belirtiliyor. REKLAMLARA ONAY ŞARTI VE YÜZ KAPATMA YASAĞI İşgal yönetiminin kontrol mekanizmaları sadece teknoloji servisleriyle sınırlı kalmıyor. Aktivistlerin aktardığına göre, işgal altındaki Kırım ve Herson bölgesindeki Heniçesk’te esnafların her türlü reklam materyali için işgalci idarelerden onay alması zorunlu hale getirildi. Bu durum, bilgi alanının tamamen kontrol altında tutulması olarak değerlendiriliyor. Buna ek olarak, Kırım'da halka açık yerlerde yüzü kapalı şekilde bulunmaya yönelik para cezası getirilmesi planlanıyor. Geniş bir kamera takip sistemine sahip olan işgal yönetiminin, bu yasağı "teşhis edilemezliği ortadan kaldırmak" ve Kırımlılar üzerindeki gözetim baskısını bir üst seviyeye taşımak için bir araç olarak kullanacağı öne sürülüyor.

Leviza Celâl: Kırım’dan vazgeçmek bizim için ihanet olur Haber

Leviza Celâl: Kırım’dan vazgeçmek bizim için ihanet olur

Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl’ın eşi Leviza Celâl, Kırım Haber Ajansına (QHA) verdiği özel röportajda Kırım’ın işgali sonrası Kırım Tatar halkının maruz kaldığı baskıları, siyasi tutuklamaları ve ailelerin yaşadığı zorlukları anlatarak, mücadelenin kimlik ve onur mücadelesi olduğunu vurguladı. Bundan tam 12 yıl önce, 26 Şubat 2014’te binlerce Kırım Tatarı ve Ukraynalı, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunmak ve Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasına karşı çıkmak için Kırım Parlamentosu binası önünde miting yaptı. Leviza Celâl, o günü çok iyi hatırladığını ve eşinin de mitinge katıldığını, kendisinin ise küçük çocuklarla evde ATR televizyon kanalının canlı yayını üzerinden gelişmeleri izlediğini aktararak, “İzlemek dayanılmaz derecede zordu. İki büyük insan grubu birbirini itiyor, büyük bir gerilim yaşanıyordu. Kırım Tatarları ve Ukraynalılar ilk kez Akmescit'tin (Simferopol) merkezinde Rusya yanlısı güçlerle karşı karşıya gelmişti.” dedi. Ertesi sabah işgalcilerin Kırım hükûmeti ve Kırım Parlamentosu binalarını ele geçirdiğini anlatan Celâl, binalara Rus bayraklarının asıldığını ve 27 Şubat’ta işgali yasallaştıracak bir referandum yapılmasına karar verildiğini söyleyerek, “Oysa işgal zaten başlamıştı. Bu adaletsizliği sakin sakin izlemek imkânsızdı. Bunun gerçekten burada ve şimdi bizim başımıza geldiğine inanmakta zorlanıyorduk.” ifadelerini kullandı. 8 MART KADIN PROTESTOLARI VE DİRENİŞ Celâl, 8 Mart’ta kadınların protesto için Kırım’ın ana yollarına Ukrayna bayraklarıyla çıktığını aktararak, “Kalabalığın içinden yola doğru yürüyordum. Omuzlarımda Ukrayna bayrağı vardı; sakin, kendinden emin ve gururluydum. Biz orada dururken Rus askerî araçları yanımızdan geçiyordu. Kadınlar onlara doğru koşuyor, lanet ediyor ve geri dönmelerini söylüyordu.” şeklinde konuştu. Ancak kısa süre sonra Ukrayna askerî birliklerinin ele geçirildiği haberlerinin geldiğini ve Kırım’ın tamamen işgalcilerin kontrolüne geçtiğini belirtti. Celâl, yaşananları “Hiçbir şey yapamayacağımızı anlamak bizi adeta felç etti. Bu tam anlamıyla bir çaresizlikti.” sözleriyle özetledi. BASKILAR VE MEDYA KISITLAMALARI Leviza Celâl, işgalin ardından baskıların hızla arttığını ve Kırım Tatar televizyon kanalı ATR’nin kapatıldığını vurgulayarak, “Bu sadece bir medya kuruluşuna değil; gerçeği duyma hakkımıza, ana dilimizi konuşma özgürlüğümüze ve kimliğimizi koruma irademize vurulan bir darbeydi.” dedi. İşgalin ilk kurbanı Reşat Ametov’u anımsatan Celâl, “Akmescit’in ana meydanında tek başına protesto yaptı. Silahsızdı, saldırgan değildi. Bir hafta sonra işkence izleriyle ölü bulundu. Karşı çıkmak bile öldürülmek için yeterliydi.” ifadelerini kullandı. Celâl, genç aktivistlerin kaybolmaya başladığını, bunlar arasında DQTK Yönetim Kurulu ve Bahçesaray Kırım Tatar Bölge Meclisi Üyesi Ervin İbragimov’un da bulunduğunu ve bazılarının hâlâ bulunamadığını aktardı. Kırım Tatarlarına yönelik kitlesel baskıların sistemli şekilde yürütüldüğünü vurgulayan Celâl, bu uygulamanın amacının toplumu korkutmak ve karşı çıkanlara cezalandırılacakları mesajını vermek olduğunu söyledi. ÇOCUKLAR VE MİLLİ EĞİTİM Çocuklar üzerindeki baskılara dikkat çeken Celâl, “Daha önce Kırım Tatar sınıflarının bulunduğu okullarda dil dersleri büyük ölçüde kaldırıldı. Haftada yalnızca yarım saat dil ve yarım saat edebiyat dersi veriliyor. Bu dersler sadece birer ders değildi; dilimizin ve kimliğimizin aktarımıydı.” ifadelerini kullandı. Ayrıca Celâl, bazı öğretmenlerin Tatarca konuşan çocuklara karşı nefret dolu sözler sarf ettiğini, okullarda Rusça dışında dil konuşulmaması gerektiğinin söylendiğini ve hatta İngilizce yazılı kıyafetlerin yasaklandığını aktardı. Bu durumun çocukların psikolojisini olumsuz etkilediğini ve Kırım Tatarca bilgisinin ciddi şekilde azaldığını belirtti. NARİMAN CELAL'İN TUTUKLANMASI Celâl, kendisi ve eşi Nariman Celâl'in işgale karşı mücadeleden vazgeçmediğini söyledi. Kırım Tatar Millî Meclisinin (KTMM) faaliyetlerinin yasaklandığını, Nariman Celâl’in Kırım’da kalan tek başkan yardımcısı olduğunu ve gazetecilik tecrübesiyle halkın yaşadıklarını anlattığını aktardı. Nariman Celâl’ın tutuklanmasıyla birlikte üç yıl süren mahkeme ve cezaevi sürecinin başladığını belirten Celâl, bu zorlu dönemde yardım ve destek sağlayan herkese dayanışmaları için teşekkür etti. GÖÇ VE DEMOGRAFİK DEĞİŞİM Celâl, işgalin başladığı günden bu yana 12 yıl geçtiğini ve Kırım Tatarlarının çoğunun tek tarihî vatanları olduğu için Kırım’da kaldığını söyleyen Celâl, şöyle devam etti: Kırım Tatarlarının çoğu işgali kabul ettiği için değil, tek tarihî vatanımız orası olduğu için Kırım’da kalıyor. Ondan vazgeçmek bizim için ihanet olur. Rus propagandası bunu rıza gibi göstermeye çalışıyor ama gerçek bu değil. "İşgalin en ciddi sonuçlarından biri demografik değişim oldu." diyen Celâl, "Baskılar, tutuklamalar ve özellikle savaş sonrası zorunlu askerlik nedeniyle birçok insan Kırım’dan ayrılmak zorunda kaldı. On binlerce Kırım Tatarı ayrıldı, yüz binlerce Rus getirildi. Bu bilinçli bir nüfus değişimidir. Benzer bir politika 1944 Sürgünü'nden sonra da uygulanmıştı." ifadelerini kullandı. KADINLAR VE AİLELERİN DAYANIŞMASI Zor dönemde yükün büyük ölçüde kadınların omuzlarına düştüğünü belirten Celâl, mahkemelerde birbirlerine destek olduklarını, ev ziyaretleri yaptıklarını ve bu dayanışma ruhunun herkese güç verdiğini söyledi. Celal, çocukların babalarıyla doğrudan görüşme imkânlarının kısıtlı olduğunu ve mektuplarla iletişim kurduklarını anlatarak,. “Evde her zaman babalarının neden hapiste olduğunu anlattım. Onların Kırım ve Kırım Tatar halkının geleceği için mücadele ettiği için cezalandırıldığını söyledim. Çocukların babalarından utanmalarını değil, onunla gurur duymalarını istedim.” dedi. Nariman Celâl'in tutuklandığında en küçük kızları Nihal’in 11 aylık olduğunu belirten Celâl, üç yıl boyunca babasını yalnızca fotoğraflardan ve videolardan tanıdığını, yüz yüze ilk karşılaşmalarının çok duygusal geçtiğini aktardı. KORKU ORTAMI Celâl, işgalin başlamasından sonra insanların kendi evlerinde bile temkinli davrandığını, komşular arasında kime güvenileceğinin bilinmediğini, bazı tanıdık kişilerin dahi ihbar edebildiğini belirtti. Ukrayna’yı destekleyen, Ukraynaca konuşan veya işgale karşı fikir beyan eden kişilerin hedef hâline geldiğini söyleyerek, bu nedenle birçok insanın sessiz kalmayı tercih ettiğini ve açıkça eleştirel konuşmanın neredeyse imkânsız hâle geldiğini vurguladı.

12 yıllık yara: Kırım'ın işgalinin bilinmeyen perde arkası Haber

12 yıllık yara: Kırım'ın işgalinin bilinmeyen perde arkası

Lina Tımoşına-Anife Bilal / QHA Ankara Ukrayna Parlamentosu tarafından resmen kabul edilen tarihe göre, 20 Şubat 2014, Kırım’ın Rusya Federasyonu tarafından işgal edilmeye başlandığı kara gün olarak kayıtlara geçti. Tam 12 yıl önce bugün, dünyanın gözü Kıyiv’deki Onur Devrimi ve Euromaydan olaylarına kilitlenmişken, Moskova yönetimi yarımadayı ele geçirecek askerî operasyonun düğmesine çoktan basmıştı. Kırım Haber Ajansına (QHA) konuşan, o günlerin tanıkları olan Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov ve emekli deniz albayı, “Strateji 21” Küreselcilik Merkezi güvenlik programları yöneticisi Pavlo Lakiyçuk, Kırım’da Rus işgalinin nasıl başladığını ve Ukrayna’nın o dönemdeki stratejik hatalarını gün yüzüne çıkardı. KIRIM’A YÖNELİK DEVLET POLİTİKASININ YOKLUĞU İşgalin zeminini hazırlayan en önemli etkenlerden biri, Kıyiv’in Kırım’a yönelik net bir devlet politikasının olmamasıydı. KTMM Başkanı Refat Çubarov, Ukrayna’nın bağımsızlık yıllarında yaptığı sistematik hatalara dikkat çekerek, “Şubat 1991’de Kırım Özerk Cumhuriyeti’nin statüsü belirlenirken Moskova’nın baskısına boyun eğildi. Ukraynalı siyasetçiler, vatanlarına dönen Kırım Tatar halkının haklarını iade etmekten ısrarla kaçındılar. Bu stratejik körlük, bölgedeki Rus etkisini besledi.” ifadelerini kullandı. Çubarov’a göre, 2014’e kadar demokratik güçlerin yerli halkın haklarını tesis etme çabaları, parlamento ve hükûmet içindeki Moskova yanlısı gruplar tarafından sistemli bir şekilde sabote edildi. Bu durum, Kırım’ı Ukrayna’nın en savunmasız bölgesi haline getirdi. KRİZ SIRASINDA KURUMSAL HAREKETSİZLİK 2014 yılının başlarında Kırım'ın, halihazırda kemikleşmiş Ukrayna karşıtı yönetimiyle ülkenin en savunmasız bölgesi haline geldiğini belirten Çubarov, “Abartısız söylemek gerekirse, Şubat-Mart 2014’te Anayasa ve yasalar uyarınca Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü korumakla görevli olan hiçbir devlet kurumu görevini yerine getirmedi.” dedi. KARADENİZ FİLOSU: İŞGALİN “TRUVA ATI” Rusya’nın Kırım’daki askeri varlığı, özellikle Karadeniz Filosu, işgalin hem lojistik hem de ideolojik üssü oldu. Filo, binlerce Rus askerinin Ukrayna topraklarında sürekli varlığını, stratejik limanların ve altyapının kontrolünü, elektronik harp ve istihbarat unsurlarının konuşlandırılmasını “yasal” bir kılıf altında mümkün kıldı. Çubarov, filonun etkisini şu sözlerle açıkladı: Akyar (Sivastopol), filo sayesinde 'Rus Dünyası' ideolojisinin merkezi haline geldi. Emekli Rus subayları yerel yönetimlere sızdı, filo gazeteleri ve televizyonları aracılığıyla Ukrayna kimliğini yok sayan bir propaganda yürütüldü. Filo, daha sonra ‘Kırım Özsavunması’nın temelini oluşturacak radikal grupları ve paramiliter yapıları doğrudan ya da dolaylı destekledi. “MADALYALAR VE GİZLİ SEVKİYATLAR: OPERASYON ÖNCEDEN PLANLANDI” Emekli Deniz Albayı Pavlo Lakiyçuk, Rusya’nın işgal planının önceden hazırlandığını, işgalci askerlere verilen madalyalarla kanıtlıyor. Madalyaların arkasında işgal tarihi olarak "20.02.2014 - 18.03.2014" yazdığını hatırlatan Lakiyçuk, “Bu madalyalar önceden hazırlanmıştı, sipariş daha 2013 Aralık ayında verilmişti. Dolayısıyla bu tarihin (20 Şubat 2014), Rus operasyonunun planlanan başlangıç tarihi olduğunu söylemek mümkündür. Ancak Ruslar, Kırım'ın işgali operasyonu sırasında Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinden bir direniş bekliyorlardı; fakat bu direniş gerçekleşmedi. Maalesef işgal, onlar için mümkün olan en iyi senaryoya göre ilerledi.” şeklinde konuştu. Operasyonun ilk işaretlerini askerî üslerden değil, tatil beldelerinden aldıklarını belirten Lakiyçuk, “17 Şubat’ta Yalta’daki Karadeniz Filosu sanatoryumuna çok sayıda 'özel şahıs' gelmeye başladı. Bunlar paramiliter Çeçen gruplar ve Kazaklardı. Harekete geçmeden önce buralarda toplandılar.” dedi. HAVA SAHASI VE DENİZ YOLUYLA SIZMA Askeri uzman Lakiyçuk, 17-18 Şubat tarihlerinde yaşanan bir havacılık skandalını da anlattı. Rusya’nın Anapa şehrinden kalkan bir askerî nakliye uçağı, iniş izni olan Kırım’daki Kaça hava üssü yerine teknik arıza bahanesiyle zorunlu olarak Gvardeyskoye (Sarabuz) hava üssüne indi. Ukraynalı sınır muhafızları yarım saat sonra havaalanına vardığında uçak boşaltılmıştı. Lakiyçuk, “Sonradan anlaşıldı ki bu uçakla Rus özel kuvvetleri (Spetsnaz) Kırım’a sızdırılmıştı.” diye aktardı. 19 Şubat’ta ise büyük çıkarma gemilerinin Akyar Körfezi’ne girmeye başladığını, bildirim esaslı kontrol uygulandığı için gemilerin denetlenmediğini belirten Lakiyçuk, “Gemiler tam kapasite yüklü olduğu belliydi ama 'yolcu ve yük yok' beyanıyla kontrol edilmeden limana yanaştılar. Daha sonra bu gemilerle, en eğitimli birliklerden biri olan Pskovlu paraşütçülerin getirildiği anlaşıldı.” dedi. Lakiyçuk'un ifadesine göre, o günlerde havada bir gerginlik hissedilse de henüz olağanüstü bir durum yaşanmıyordu. Ancak 22 Şubat’ta Rus birlikleri Hersones Burnu’ndaki Kozak Körfezi’nden konvoylar hâlinde hareket etti. Bu birlik, bugün de Ukrayna’ya karşı savaşan 810. Deniz Piyade Tugayı’ydı. Lakiyçuk o gün yaşananları şu şekilde aktardı: Zırhlı Personel Taşıyıcı konvoyları harekete geçince neler olduğunu sormaya başladık. Akyar Şehir İdaresinden yapılan açıklamada; Karadeniz Filosu yetkililerinin, Ukrayna'daki istikrarsız durum nedeniyle deniz piyadelerinin yüksek savaş hazırlığı durumuna geçirildiğini bildirdikleri söylendi. Konvoyların, ‘Ukraynalı aşırıkçıların ve milliyetçilerin’ olası provokasyonlarına karşı nöbet noktalarını güçlendirmek amacıyla Karadeniz Filosu birliklerine doğru ilerlediği iddia edildi. Maalesef, Akyar yönetimi o sırada fiilen zaten düşman safında hareket ediyordu. Lakiyçuk ayrıca, kısa süre sonra Kerç feribot hattı üzerinden askerî araç ve birlik sevkiyatının hızlandığını, kimlik işareti taşımayan askerlerin sahada görünmeye başladığını belirterek, “Bunların Rus askerî olduğu Kıyiv’de de, Moskova’da da biliniyordu ama herkes sessiz kaldı.” dedi. Sonraki kritik gelişmeler Akmescit’te (Simferopol), Kırım Parlamentosu ve Bakanlar Kurulu çevresinde yaşandı; çünkü Akyar yönetimi çoktan işgalcilerin tarafına geçmişti. “KIRIM’IN İŞGALİ DÜNYANIN ÇARESİZLİĞİ VE RUSYA’NIN KÜSTAHLIĞININ SONUCUDUR” KTMM Başkanı Çubarov, Kırım’ın işgalini Ukrayna devletinin o dönemdeki zafiyeti ile Rusya’nın pervasızlığının birleşimi olarak tanımlayarak şu ifadelere yer verdi: Rusya’nın Kırım’ı işgali, uluslararası hukukun tüm normlarının ihlali, Ukrayna devletinin kırılganlığı, Rus saldırganlığının küstahlığı ve uluslararası toplumun çaresizliğinin bir sonucudur. Ayrıca olayların uluslararası boyutuna dikkat çeken Refat Çubarov, Soğuk Savaş sonrası Avrupa'da oluşan "büyük güçler arası savaşın imkansızlığı" algısının Rusya'nın önünü açtığına dikkat çekerek, uluslararası toplumun bu süreçteki etkisizliğini şu sözlerle özetlledi: Sonradan uygulanan yaptırımlara ve diplomatik baskılara rağmen, Rus birliklerinin istilası ve Kırım'ın işgali aşamasında ne uluslararası toplum ne de dünyanın önde gelen devletleri hızlı ve sert caydırıcı önlemler almadı. Bu sessizlik ve tepkisizlik, olayların gidişatını doğrudan etkiledi.

Kırım’da işgalcilerce kaçırılan Karay Türkü Mangubi aylar sonra ortaya çıktı! Haber

Kırım’da işgalcilerce kaçırılan Karay Türkü Mangubi aylar sonra ortaya çıktı!

Rus işgali altındaki Kırım’da 2024 yılının kasım ayında kimliği belirsiz maskeli kişilerce kaçırılan Karay Türkü Saha Mangubi’nin akıbeti aylar sonra belli oldu. Yakınları tarafından uzun süredir aranan Mangubi’nin, aylarca "incommunicado" (dış dünyayla tamamen bağlantısı kesilmiş) şekilde tutulduğu ve hakkında “devlete ihanet” suçlamasıyla dava açıldığı öğrenildi. Kırım'daki hak ihlallerini takip ederek kamuyona duyuran "Mahkeme: Kırım Bölümü" ve İRADE insan hakları girişimleri tarafından paylaşılan bilgilere göre, Akmescit’teki Kremlin kontrolündeki sözde Kievskiy Bölge Mahkemesi, Mangubi hakkında tutuklama kararı verdi. Ancak bu karar, sözde mahkemenin resmî sayfalarında veya sosyal medya hesaplarında hiçbir şekilde yayımlanmadı. Hak savunucuları, bunun işgal altındaki Kırım’da ilk resmî olarak tutuklanan Karay Türkü siyasi tutsak vakası olduğuna dikkat çekti. Mangubi’nin iki çocuk annesi olduğu belirtildi. MASKELİ KİŞİLER TARAFINDAN KAÇIRILDI Saha Mangubi, 2 Kasım 2024’te işe gitmek üzere evden çıktıktan sonra ortadan kaybolmuştu. Ailesi, kadının kamuflajlı ve maskeli kişiler tarafından kaçırıldığını açıklamış ancak işgalciler soruşturma açmayı reddederek aileyi Rusya Federal Güvenlik Servisine (FSB) yönlendirmişti. FSB ise uzun süre Mangubi’nin gözaltında olduğuna dair bilgiyi inkâr etmişti. Anne ve komşuların anlatımına göre, beş silahlı ve maskeli kişi Mangubi’nin evine zorla girerek saatler süren bir arama yaptı, ardından kadını hiçbir belge göstermeden alıp götürdü. Ailenin aylarca süren başvurularına rağmen yetkililer kaybolma başvurularını kabul etmedi. Daha sonra Mangubi ile bir süre aynı hücrede kalan bir kadının ifadesiyle, onun Akmescit’teki 2 No’lu tutukevinde tutulduğu öğrenildi. Ancak suçlamanın içeriği uzun süre gizli kaldı. İŞGALCİLERCE KAÇIRILAN EN AZ 20 KİŞİNİN AKIBETİ BELLİ DEĞİL İnsan hakları savunucuları, en az 20 Kırımlının daha zorla kaybedildikten sonra hâlâ “incommunicado” durumda tutulduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre, zorla kaybetmeler ve kişilerin tamamen tecrit edilmesi uluslararası hukuk açısından savaş suçu niteliği taşıyor.Hak savunucuları, bu suçların faillerinin ve sorumlularının er ya da geç uluslararası yargı önünde hesap vereceğini vurguluyor.

Kırım'da su krizi: Halk bir yudum suya muhtaç! Haber

Kırım'da su krizi: Halk bir yudum suya muhtaç!

Rus işgali altındaki Kırım’ın en büyük merkezleri olan Akmescit (Simferopol), Kerç ve Kefe (Feodisiya) 2 Ocak sabahı itibarıyla güne susuz uyandı. Kremlin kontrolündeki sözde "Kırım Suyolları" (Voda Krıma) kurumu, arıza ve onarım çalışmalarını bahane ederek geniş çaplı kısıtlamalara gittiğini duyurdu. Ancak bu "acil durumlar", yıllardır süregelen bakımsızlığın ve Rusya’nın yarımadayı sadece askerî bir üs olarak görmesinin kaçınılmaz bir sonucu olarak değerlendiriliyor. Kerç’te kentin pek çok bölgesinde su akışı tamamen dururken, işgal yönetimi suyun ancak akşam saatlerinde verilebileceğini iddia ederek halkı bir kez daha belirsizliğe itti. Kefe’de ise kısıtlamalar kentin büyük bir bölümünü felç etmiş durumda. Ukrayna vatandaşlarının temel yaşam kaynaklarını silah olarak kullanan işgalci rejim, her geçen gün derinleşen altyapı çöküşünün sorumluluğunu üstlenmek yerine geçici çözümlerle halkı oyalamaya devam ediyor. MUSLUKLARDAN SU DEĞİL ZEHİR AKIYOR Su kesintilerinin yanı sıra, yarımada sakinleri musluklardan akan suyun niteliği konusunda da büyük bir sağlık tehdidiyle karşı karşıya. Özellikle Kerç halkı, sosyal medya üzerinden yaptıkları paylaşımlarda musluklardan akan "sarı ve pis kokulu" sıvıya isyan etti. Standartların çok altında olan bu görüntüye rağmen, Rus işgalciler utanmazca suyun "içilebilir" olduğunu savunuyor. Bu durum, Kremlin’in işgal altındaki topraklarda yaşayan halkın sağlığını ne denli hiçe saydığını ve bölgedeki çevresel/teknik felaketi gizlemek için yalan siyasetine nasıl sarıldığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Kırım halkı, bir yanda su bulamazken diğer yanda zehirli su içmeye zorlanarak Rusya’nın "modernleştirme" masalının bedelini ağır bir şekilde ödüyor.

Rusya, Kırım'da yürüttüğü tatbikatı baskı ve fişleme aracı olarak da kullanıyor Haber

Rusya, Kırım'da yürüttüğü tatbikatı baskı ve fişleme aracı olarak da kullanıyor

Ukrayna Millî Direniş Merkezi sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, işgal altındaki Kırım’ın Akmescit (Simferopol) kentinde 13 Aralık’ta gerçekleştirilen “Bars-Kırım” adlı tatbikatlara ilişkin değerlendirmesinde, söz konusu faaliyetlerin güvenlik gerekçesi altında cezai uygulamalara dönüştürüldüğünü açıkladı. Merkez açıklamada, tatbikatlar sırasında sivillere yönelik filtrasyon uygulamalarının hayata geçirildiği belirtildi. Buna göre, vatandaşların kimlik belgeleri, cep telefonları, iletişim listeleri, sosyal medya abonelikleri ve Ukrayna ana karasıyla olan bağlantılarının kontrol edildiği ifade edildi. Açıklamada ayrıca, bu sözde tatbikatların herhangi bir hukuki prosedür veya gerekçe sunulmadan veri toplama ve “güvenilmez kişiler” listeleri oluşturma amacıyla kullanıldığı vurgulandı. “KORKUTMA POLİTİKASI” DEĞERLENDİRMESİ Merkezin analistleri, bu uygulamaların sistematik bir korkutma politikası olduğuna dikkat çekerek, işgalcilerin tatbikat ile baskı arasındaki sınırı bilinçli şekilde ortadan kaldırdığını ve toplumun tam denetimin normal olduğu algısına alıştırılmaya çalışıldığını belirtti. “ÖZEL HAYAT ORTADAN KALKIYOR” Merkez, “güvenlik” söylemi altında yürütülen bu faaliyetlerle işgal yönetiminin gücünü sergilediğini ve geçici olarak işgal altında olan topraklarda özel hayatın fiilen ortadan kaldırıldığına dair açık bir mesaj verildiğini kaydetti.

Rus işgalindeki Kırım’da çocuklar askerî törenlere dahil ediliyor Haber

Rus işgalindeki Kırım’da çocuklar askerî törenlere dahil ediliyor

Rusya tarafından 2014 yılından bu yana işgal altında tutulan Kırım’ın Akmescit (Simferopol) kentinde, 11 okulda “kadet sınıflarında” (askerî okullarda eğitim gören öğrenci) eğitim gören çocuklar için “kadet balosu” adı altında bir etkinlik düzenlendi. Organizasyonun, Rusya’nın işgal yönetimine bağlı güvenlik kurumlarının himayesinde gerçekleştirildiği bildirildi. RUS GÜVENLİK KURUMLARININ HİMAYESİNDE İşgal yönetiminin sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, etkinliğin “gençliğin vatanseverlik eğitimi” amacıyla düzenlendiği ve Akmescit'teki 11 genel eğitim kurumundan kadet sınıflarını bir araya getirdiği belirtildi. Açıklamaya göre kadet sınıfları, Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), FSB Sınır Birimleri, Rusya İçişleri Bakanlığı, Acil Durumlar Bakanlığı (MÇS), Ulusal Muhafızlar Servisi (Rosgvardiya) , Federal İcra Memurları Servisi ile çeşitli veteran ve eğitim kuruluşlarının himayesinde faaliyet gösteriyor. Program kapsamında Rusya tarihi, askerî ihtişam ve “vatan hizmeti” temalı dans ve vokal gösterileri sahnelendi. “ÇOCUKLAR PROPAGANDA SİSTEMİNE DAHİL EDİLİYOR” Kırım Tatar Kaynak Merkezi, daha önce sosyal medya üzerinden yaptığı değerlendirmelerde, işgal altındaki Kırım’da uygulanan “kadetlik” sisteminin çocukların fiilen Rusya’nın militarize yapıları içine dahil edilmesi anlamına geldiğini vurgulamıştı. Merkezin açıklamasında, “Çocuklar erken yaştan itibaren militarize yapılara entegre edilmekte ve devlete mutlak sadakat aşılamayı amaçlayan bir propaganda sisteminin parçası haline getirilmektedir. Bu uygulamalar, geçici olarak işgal edilen yarımadada gençlerin sistematik biçimde militarize edilmesinin bir başka örneğidir.” ifadelerine yer verilmişti. BM’DEN RUSYA’YA ÇAĞRI Öte yandan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları İzleme Misyonu, 1 Haziran-30 Kasım 2025 dönemini kapsayan raporunda, Rusya’ya işgal altındaki topraklarda yürütülen propaganda ve "askerî vatanseverlik" faaliyetlerine son verme çağrısında bulundu. Raporda, “Okullar ve yaz kamplarında her türlü askerî vatansever eğitim ve propagandaya son verilmeli, eğitim sürecinin çocuk haklarına saygılı olması ve çocukların işgalci devlete sadakate zorlanmaması sağlanmalıdır.” denildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.