SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Arkeoloji

QHA - Kırım Haber Ajansı - Arkeoloji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Arkeoloji haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Ankara'daki Külhöyük kazılarında 66 milyon yıllık fosil keşfedildi Haber

Ankara'daki Külhöyük kazılarında 66 milyon yıllık fosil keşfedildi

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Ankara'nın Gölbaşı ilçesindeki Külhöyük kazılarında, 66 milyon yıl önce Tetis Denizi kıyısında yaşamış Gastropoda (karındanbacaklılar) fosilinin keşfedildiğini bildirdi. Ersoy, resmî sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Ankara'daki Külhöyük'te dikkat çekici bir keşif daha yapıldığını belirtti. Geçen günlerde 4 bin yıllık Hitit kabında Sevgi Çiçeği'nin bilinen en eski tohum kalıntılarına Külhöyük'te ulaşıldığını ve bu kez Külhöyük'te Ankara'nın milyonlarca yıl öncesine uzanan doğal tarihine ışık tutulduğunu aktaran Ersoy, şunları kaydetti: Gölbaşı Oyaca'daki kazılarımızda, 66 milyon yıl önce Tetis Denizi kıyısında yaşamış Gastropoda fosili keşfedildi. Fosilin, Orta Anadolu'yu kapsayan Tetis Denizi'nin son evrelerine ait olduğu düşünülüyor. 5 bin yıllık Hatti ve Hitit kenti Külhöyük'te bulunan fosilin, binlerce yıl önce Külhöyük sakinleri tarafından yerleşime taşınmış olabileceği değerlendirmesi ise keşfi daha da dikkat çekici kılıyor. Cumhurbaşkanlığı Kararlı Kazı statüsünde, Bakanlığımız ve Ankara Üniversitesi adına Doç. Dr. Derya Yılmaz Tekin başkanlığında yürüttüğümüz çalışmalarla Külhöyük'ün geçmişini yeni bulgularla aydınlatmaya devam edeceğiz. MİLYONLARCA YIL ÖNCESİNDEN BİR İZ Külhöyük kazı alanında bulunan Gastropoda fosilinin, 66 milyon yıl önce Tetis Denizi kıyısında yaşamış karından bacaklı bir salyangoza ait olduğu belirtiliyor. Fosilin, yaklaşık 250 milyon yıl önce oluşmaya başlayan ve Orta Anadolu'yu da kapsayan Tetis Denizi'nin son evrelerine ait olduğu düşünülüyor. FOSİL KÜLHÖYÜK'E BİNLERCE YIL ÖNCE TAŞINMIŞ OLABİLİR 5 bin yıllık Hatti ve Hitit kenti Külhöyük'te ortaya çıkarılan fosilin, binlerce yıl önce yerleşim sakinleri tarafından buraya taşınmış olabileceği değerlendiriliyor. Bu ihtimal, milyonlarca yıllık doğal bir oluşumun çok daha sonraki dönemlerde Külhöyük sakinlerinin yaşam alanına nasıl ulaştığına ilişkin yeni bir araştırma başlığı ortaya koyuyor. Külhöyük'teki arkeolojik kazılar, 2021'den itibaren Cumhurbaşkanlığı Kararlı Kazı statüsünde, Ankara Üniversitesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı adına Doç. Dr. Derya Yılmaz Tekin başkanlığında yürütülüyor. Ankara'nın arkeolojik geçmişine ilişkin önemli bulguların ortaya çıkarıldığı Külhöyük, bu kez insanlık tarihinin çok daha öncesine uzanan bir iz taşıyor.

Azerbaycanlı arkeolog baba ve kızı, Karabağ’ın kültürel mirası üzerine QHA’ya konuştu Haber

Azerbaycanlı arkeolog baba ve kızı, Karabağ’ın kültürel mirası üzerine QHA’ya konuştu

Azerbaycan’ın en önemli arkeologlarından, Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi Beşeri Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hidayet Caferov ile hem kızı hem de meslektaşı olan Azerbaycan Millî Bilimler Akademisi Arkeoloji ve Antropoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Diana Caferova, Karabağ’da gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda elde edilen ve tarihi Geç Tunç Çağı ve Erken Demir Çağı’na kadar uzanan buluntular ile Azerbaycan’ın Birinci Karabağ Savaşı’ndan 2020 yılında kadar Rusya destekli Ermeni işgalciler tarafından tahrip ve tahrif edilen kültürel mirası üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. “KARABAĞ, EN KADİM DEVİRLERDEN BİRİ OLAN TARİHÎ AZERBAYCAN’IN AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR” Doç. Dr. Diana Caferova, “Karabağ, en kadim devirlerden biri olan tarihî Azerbaycan’ın ayrılmaz bir parçasıdır. Buna karşı herhangi bir fikir elbette ki öne sürülemez.” şeklinde konuşarak kadim Azerbaycan ile ayrılmaz parçası Karabağ’da toplumsal, iktisadi ve siyasi alanlarda tarih boyunca meydana gelen değişiklikler bağlamında silahların ortaya çıkması, kökeni, türleri ve gelişimi üzerine araştırmaların yapıldığını belirtti. Aynı konu üzerine Türkiye’de Kültür Ajans tarafından İngilizce olarak yayımlanan “Antik Karabağ Kabilelerinde Kullanılan Silahlar ve Askerî İlişkiler” (The Weapons and Military Affairs of the Ancient Karabakh Tribes) isimli kitabında da söz konusu silahlardan bahsettiğini dile getiren Doç. Dr. Caferova, “Silahların ortaya çıkışı, avcılık malzemelerinden başlıyor ve bu silahların geliştirilmesi ihtiyacı hissediliyor. MÖ 2500’lü yıllarda Geç Tunç Çağı ile Demir Çağı arasında bir geçiş dönemi yaşanıyor ve Erken Demir Çağı’nda da bu eşyalar, yeni silah takımlarının ayrılmaz bir parçası hâline geliyor. Yani avcılık malzemeleri sonradan silahlara dönüşüyor.” ifadelerini kullandı. METALURJİ VE METAL İŞLEMEDEKİ GELİŞMELER SAYESİNDE YENİ SANAYİ ALANLARI OLUŞTU Toplumun gelişmesi, demirin elde edilmesi, tabiata ilişkin daha çok bilgi elde edilmesi ve Azerbaycan’da bol olan ve tarihi antik çağlara dayanan madenlerin keşfedilmesi ile metalurji ile metal işlemenin ortaya çıktığını kaydeden Doç. Dr. Caferova, metarlurji ile metal işlemenin kullanılan eşyalar ile birlikte yaşam tarzlarında da değişiklikler yarattığını belirterek yeni sanayi alanlarının oluşmasını da sağladığını beyan etti. Buna karşın o dönemde silahların kullanımı, metal işleme ve metalurjide yaşanan ilerleme ile istenilen toplumsal ve ekonomik seviyeye ulaşılamadığını dile getiren Doç. Dr. Caferova, Karabağ’daki antik kabilelerin baskınlardan korunmak için yaşam alanlarının etrafında duvarlar ördüğünü kaydederek askerî bir iş birliğinin varlığından söz edilebileceğini ifade etti. EKONOMİK GELİŞMELER, YERLİ KABİLELERİN YAŞAMINI KÖKÜNDEN DEĞİŞTİRDİ “Bütün Karabağ bölgesi de dâhil olmakla birlikte Azerbaycan abidelerinde hem Erken hem de Orta Tunç Çağı’na ait çeşit çeşit silahlar defalarca kez bulunmuştu fakat bu bir sonuçtu. Onun öncesindeki gelişmeler, elbette ekonomik hayatta yani tarım, hayvancılık, zanaat ve sanayinin gelişimi, artık Son Tunç Çağı’nda yerli kabilelerin yaşamının her alanında köklü değişikliklere yol açmıştı.” değerlendirmelerini yapan Doç. Dr. Caferova, bununla birlikte metalurji alanında üretici güçlerin gelişmesinin aşırı üretime neden olduğunu kaydetti. Kadim tarihte toplamacılığın tarıma, avcılığın ise hayvancılığa çevrildiğini, sonrasında ise bu alanların birbirinden ayrıldığını beyan eden Doç. Dr. Caferova, ardından zanaatkârlığın geldiğini ve onun da farklı kollara ayrıldığını belirtti. TOPLUMSAL DEĞİŞİKLİKLERE İŞARET EDEN BULGULAR EN ÇOK KARABAĞ’DA YER ALIYOR Azerbaycanlı arkeolog, Son Tunç Çağı’nda toplulukların birleşmesi ve toplumun üretimde gitgide daha fazla rol almasının bireyselleşmeyi de artırdığını kaydederek ekonomik, toplumsal ve siyasi yapıda yaşanan değişimlere işaret etti. Bununla beraber Doç. Dr. Caferova, şu ifadelere yer verdi: Erken Tunç Çağı’nda başlayan, sonra ise Orta Tunç Çağı’nda iş gücü, yerleşim yeri ve toplum temelinde oluşan farklar Geç Tunç Çağı’nda zirveye ulaştı. Mesela defin merasimleri değişti, daha ihtişamlı bir şekilde gerçekleştirildi, bu merasimler için daha çok servet harcandı. Bu da zengin ve yoksul kesimlerin meydana geldiğini ve kölelerin olduğunu gösterir. Bu Azerbaycan’ın her yerinde, Mingeçevir’de (Mingəçevir), Gence Çayı (Gəncəçay) bölgesinde, Nahçıvan’da, Hoşbulak (Xoşbulaq) nekropollerinde yani toplu yerleşim bölgelerinde ve kurgan mezarlarında görülebilir fakat bu bulgulara Hocalı, Ahmahi (Axmaxi), Dovşanlı, Karabulak (Qarabulaq), Beyimsarov (Bəyimsarov), Sarıçoban ve Borsunlu abideleri dâhil olmak üzere en çok Karabağ’da rastlıyoruz. Öte yandan Karabağ’ın Borsunlu bölgesinde 1980’li yıllarda gerçekleştirilen arkeolojik kazılara çocukken kız kardeşiyle birlikte götürüldüğünü dile getiren Doç. Dr. Caferova, “O zaman elbette ki henüz Ermeni işgali başlamamıştı. Borsunlu Kurganı, hatta labirent şeklindeki Hocalı Nekropolü de babamın yürüttüğü kazılarda bulunmuştu.” dedi. KARABAĞ’DAKİ KURGANLAR DOĞU TÜRKİSTAN, MISIR VE GÜNEY AMERİKA’DAKİ PİRAMİTLERLE BENZERLİK TAŞIYOR Prof. Dr. Hidayet Caferov ise Azerbaycan’ın kadim dönemlerinde toplumsal, ekonomik ve siyasi hayat ile askerî yapılanmaya dair elde edilen bilgilerin ortaya çıkarılmasının arkeolojik araştırmalara bağlı olduğunu vurgulayarak “Azerbaycan’da bu araştırmalar uzun bir süre önce başladı ve neredeyse 150 yıldır devam ediyor. Bu araştırmalar 19. yüzyılda başladı, en çarpıcı araştırmalar ise 1970 ve 1980’li yıllar ile birlikte 21. yüzyılda gerçekleştirildi.” şeklinde konuştu. Karabağ’daki kurgan mezarların Doğu Türkistan, Mısır ve Güney Amerika’daki piramitlerle benzerlik taşıdığını belirten Prof. Dr. Ceferov, bu kurgan mezarların meydana gelişinin toplumsal yapıyla ilişkili olduğunu ifade etti. Azerbaycan’daki kabile reislerinin siyasi, askerî ve dinî hâkimiyete sahip olduğunu dile getiren Prof. Dr. Caferov, “Nasıl ki Mısır Firavunları kendileri için piramit ve piramit altında labirentler olacak şekilde mezar inşa edilmesi talimatı veriyordu, Azerbaycan’daki kabile resileri ve kabile dâhil birkaç topluluğun reisleri de kendileri için kabir abideleri yapılması talimatı veriyordu.” dedi. Çapı 150 ila 250 metre, bazen de 400 metreye ulaşan, yüksekliği ise yaklaşık 15, 20 ve 35 metre olan kurganların yalnızca bir iki günde inşa edilemeyeceğine dikkat çeken Azerbaycanlı arkeolog, bu kurganların inşası, mimarisi, defin merasimleri, kabirlerin üstünün örtülmesi ve yükseltilmesi aşamalarının hepsinin iş gücü gerektirdiğini kaydetti. “İşçiler gönüllü olarak ancak 5 veya 10 gün çalışabilirdi. Onları çalışmaya mecbur kılan, kabile reisinin dâhil olduğu silahlı kuvvetler veya kolluk kuvvetleri gibi yapılar olmalıydı.” değerlendirmesini yaptı. Prof. Dr. Caferov, ayrıca Borsunlu Nekropolü’ndeki kurgan altındaki kabrin kapladığı alanın 256 metrekare, kabrin uzunluğunun 32 metre, derinliğinin ise 4 metre olduğunu, Sarıçoban Kurganı’nın ise dünyanın dört bir yanını gösterir şekilde haça benzer, dörtgen bir şekilde sahip olduğunu da belirtti. “BU ABİDELER, ERMENİLER TARAFINDAN KENDİLERİNİN KÜLTÜREL MİRASI GİBİ GÖSTERİLDİ” Doç. Dr. Diana Caferova ise Azerbaycan’da yapılan arkeolojik kazılar sonucunda bölgenin, insanlığın ortaya çıktığı ilk devirlerden Geç Orta Çağ’a kadar olan devri kapsayan abideleri kapsadığını kaydetti. Azerbaycan’da söz konusu devirde meydana gelen kültürlerin en erkeninin Paleolitik döneme ait Kuruçay (Quruçay) kültürü olduğunu belirten Doç. Dr. Caferova, ardından Neolitik döneme ait Şomutepe (Şomutəpə) kültürü, Neolitik ve Eneolitik dönem ve Tunç Çağı’na ait Kür-Araz, Üzerliktepe (Üzərliktəpə) ile son olarak Hocalı-Gedebey (Xocalı- Qədəbəy) kültürlerinin geldiğini dile getirdi. Azerbaycanlı arkeolog, Karabağ ve Doğu Zengezur’daki abidelerin 1992’den 2020’ye kadar süren Ermeni işgalinde saldırılara maruz kaldığını hatırlatarak “Onların arasında tabii ki arkeolojik abideler de vardı. İşgal altında olan arazilerde kadim dönemlerin abideleri daha çok tahrif edildi. Bu abideler, Ermeniler tarafından kendi kültürel mirasları gibi gösterildi. Orta Çağlarda ise bu artık İslam devri abideleriydi ve tahrif edilmeleri çok kolay değildi. Ermeniler onları mahvetti.” şeklinde konuştu. RUSYA DESTEKLİ ERMENİ İŞGALCİLER, CAMİLERİ AHIR OLARAK KULLANDI! Ağdam’ın işgalden kurtarılmasından sonra ilk defa 2022 yılında kente gittiğini belirten Doç. Dr. Caferova, her yıl babasıyla kazılar için Ağdam’a gittiğini ve ekiplerinin Üzerliktepe’de çalıştığını kaydederek “En son Ağdam’dayken çocuktum. 1990 yılından sonra ise bizim oraya ayağımız değmemişti. Ben bir insan olarak dehşete düşmüştüm çünkü o Ağdam’da, çiçeklerin açtığı, benim çocukluk hatıralarımda kalan o güzel Ağdam’da taş üstünde taş kalmamıştı. Bu sadece üzücü bir hadise değil, insanın aklının alamayacağı bir iş. Ben bu durumu yalnızca Hiroşima ve Nagasaki’de olanlarla karşılaştırabiliyorum. Taş üstünde taş kalmamıştı.” ifadelerini kullandı. Üzerliktepe’de mayınları temizleyen ekiple bir arada bulunduklarını beyan eden Doç. Dr. Caferova, “Onlar önde ve arkada mayınları temizliyordu, biz de işimizi yapıyorduk. Bizi niye orada bıraktılar? Çünkü bu tepede Ermenilerin top mermileri kalmıştı, o yüzden orada mayın yoktu. Ağdam’da ise her taraf mayındı, o güne kadar o mayınlar temizlenmemişti ve uzun müddet de temizlenmeyecek. Mayınlar yüzünden boş yer kalmamıştı. Böyle bir vahşetti.” şeklinde konuşarak kentte bulunan 67 camiden 63’ünün Ermeniler tarafından tamamen yıkıldığını, diğerlerinin ise kullanılamaz hâle getirilip inek ve domuzların tutulduğu bir ahır olarak kullanıldığını ve kentin işgalden azat olunmasından 2 yıl sonra bile söz konusu camilerde o ağır kokunun kaldığını vurguladı. ESERLERİ TAHRİF EDEN ERMENİ İŞGALCİLER, YASA DIŞI ARKEOLOJİK KAZILAR YÜRÜTTÜ Rusya destekli Ermeni işgalciler tarafından 1996’da Zengilan ilçesinin Ahkend (Axkənd) şehri yakınlarında Demir Çağı’na ait, 2010 yılında ise Laçın ilçesinin Sonasar şehrinde Antik Çağ’a ait anır mezarların yağmalandığına dikkat çeken Doç. Dr. Caferova, “Kanunsuz bir şekilde ele geçirilen arazilerdeki kültürel miras varlıkları amansızca tahrip ediliyordu. Hatta Ermeniler arasında, ele geçirilen ganimetin paylaşılması üzerine çekişmeler yaşanıyordu. Ermeniler, işgal döneminde Şuşa ve Ağdam ilçesindeki Şahbulak (Şahbulaq) şehri, antik Aguen (Aquen) şehri ile Demir Çağı’na ait Ehmedli (Əhmədli) ve Papravend (Papravənd) kurganlarında uluslararası hukuka aykırı olarak arkeolojik kazılar yürütmüşlerdi.” dedi. Ermeni ordusunun Rusya ve İran’ın müdahalesiyle 20. yüzyılın sonlarında Azerbaycan’ın ezeli topraklarını, Karabağ’ın dağlık kısmını ve Doğu Zengezur’u işgal ettiklerini ve bu bölgelerde yaşayan Azerbaycanlılara soykırım uyguladıklarını hatırlatan ve 1992 yılında bir gecede en az 600 canın katliama kurban gittiği Hocalı Katliamı’na dikkat çeken Doç. Dr. Caferova, “Bu insanlığa sığan bir olay değil. Bunun ardından insanları katlederek onları öz, ezelî topraklarından kovdular. Sonrasında ise kültürel miras varlıklarını hedef alarak onları da tahrip ettiler.” dedi. Azerbaycan’ın medeniyet merkezlerinden olan Şuşa’da 235 abide, 250 kadim bina ve 870 metre uzunluğunda restore edilmiş kale duvarlarının olduğunu kaydeden Doç. Dr. Caferova, işgal edilen ilçelerdeki 20’den fazla müzenin on binlerce eserinin çalındığını, yüzlerce tarihî mimarlık abidesinin tahribe uğradığını veya Ermeni mührü vurularak tahrif edildiğini vurguladı. YASA DIŞI ARKEOLOJİK KAZILAR, SÖZDE “TİGRANAKERT” İÇİN YÜRÜTÜLÜYORDU Doç. Dr. Caferova, Ermeni işgali sırasında vandal saldırılarına maruz kalan abideler arasında Kuruçay kültürünün temelini oluşturan Azıh (Azıx) mağarasının da bulunduğunu kaydederek Ermenilerin Azıh mağarasında 2001, Ağdam ilçesindeki Şahbulak Antik ve Orta Çağ kentinde 2005, Şuşa, Zengilan, Laçın ve Kelbecer’de ise 2004 ile 2005 yıllarında sözde “Tigranakert” kentini araştırmak için yasa dışı arkeolojik kazılar yaptığını dile getirdi. Öte yandan Ermenilerin Karabağ’da 16 yıl boyunca aralıksız olarak yasa dışı kazılar gerçekleştirdiğini ve bu süre boyunca Azerbaycan’a ait tarihî eserleri talan ettiğini belirten Doç. Dr. Caferova, “Ermenistan, bölgeyi fiziki olarak işgal ettikten sonra manevi teröre geçti. Nihayet 2020 yılında 44 Günlük Vatan Muharebesi ve 2023 yılında bir günlük anti-terör operasyonu neticesinde Karabağ’ın ve Doğu Zengezur’un işgaline son verildi ve topraklarımızın yanında abidelerimiz de esaretten kurtarıldı.” dedi. “KÜREKÇAY ANTLAŞMASI'NA GÖRE ORADA HİÇBİR ERMENİ ADI GEÇMİYORDU” Ayrıca Karabağ’da gerçekleştirilen mayın temizliğinin ardından Azerbaycanlı arkeologların bölgede kazılar yürüttüğünü ve söz konusu kazılarda kendisinin de yer aldığını beyan eden Doç. Dr. Ceferova, “Biz öz toprağımıza, öz medeniyetimize kavuştuk, onu yeniden kurduk. Azerbaycan’da henüz keşfedilmemiş o kadar güzel abideler var ki. Arkeologlar aynı zamanda Karabağ’daki mimarlık abidelerinin, özellikle de Alban Hristiyan abidelerinin de kazılarına dâhil oluyor. Örneğin Ağdam’da 2 sene önce buna dair çok büyük bir proje bitti.” ifadelerine yer verdi. Prof. Dr. Caferov ise son olarak şu değerlendirmelerde bulundu: Karabağ Hanlığı Rusya'nın topraklarına katılırken 14 Mayıs 1805 tarihli Kürekçay Antlaşması'na göre orada hiçbir Ermeni adı geçmiyordu. Yani Karabağ’daki Ermeni halkı, Rusya'nın topraklarına bağımsız bir birim olarak dâhil olmadı. Orada yaşayan birkaç Ermeni ailesi de Karabağ'ın diğer halkları gibi Rusya'nın topraklarına dâhil oldu ve antlaşmayı da Karabağ Hanı İbrahim Halil Han imzaladı. Ağdam’da daha eski dönemlere, 12. ve 13. yüzyıllara ait Müslüman mezarlarının varlığı da ortaya çıkarılmıştı. (Ermeniler) Mezarların kenarında domuz beslemek için binalar yapmışlardı. Bütün bu alanlar temizlendi ve burada İtalyan mimarların yönetiminde ve yardımıyla restorasyon çalışmaları yürütüldü. Artık burası bir anıt kompleksi olarak faaliyet gösteriyor ve turistlerin de ilgisini çekiyor. Karabağ'da, özellikle de kültürel abidelerimizin yeniden restore edilerek hizmete sunulması adına büyük bir imar çalışması yürütülüyor.

Türk dünyası arkeolojik mirası için ortak dijital veri tabanı kuruyor Haber

Türk dünyası arkeolojik mirası için ortak dijital veri tabanı kuruyor

Türk devletleri, arkeolojik mirasa ilişkin bilimsel bilgilerin paylaşılması amacıyla ortak bir dijital alan ve arkeolojik eserlerin yer alacağı kapsamlı bir veri tabanı oluşturmayı planlıyor Türk Akademisi Başkanı Prof. Dr. Şahin Mustafayev, Büyük Hun-Türk Kurultayı'na da ev sahipliği yapan Macaristan’ın Bugaç köyünde düzenlenen Türk Dünyası Arkeoloji Araştırma Enstitüleri ve Merkezleri Birliği (ARICA) Üçüncü Olağan Toplantısı'nda, dijital portal ve elektronik araştırma veri tabanının oluşturulması için çalışmalar yürütüldüğünü açıkladı. Platformun arkeoloji kuruluşları, bilim insanları ve akademik merkezler arasında sürekli iş birliği sağlayan bir merkez olması hedefleniyor. Veri tabanında ortak arkeolojik projeler ve araştırmaların yanı sıra bilimsel yayınlar, konferanslar, hibeler, eğitim programları, araştırmacılar ve ilgili kurumlara ilişkin bilgilerin de yer alması planlanıyor. ELEKTRONİK ATLAS OLUŞTURULACAK Proje kapsamında ayrıca Türk dünyasındaki arkeolojik alanların yer alacağı elektronik bir atlas oluşturulması öngörülüyor. Atlasta arkeolojik alanların koordinatları ve tarihleriyle birlikte bilimsel tanımları, fotoğrafları, planları, araştırma sonuçları ve yayınlarına ilişkin bilgilerin bir araya getirilmesi hedefleniyor. Toplantıda Türk devletleri arasındaki ortak arkeolojik projeler ve tarihî mirasın korunması da ele alındı. Büyük İpek Yolu kentleri, erken Türk dönemine ait arkeolojik alanlar, anıt kompleksleri, eski sulama sistemleri, Türk dünyasında göçebe kültürünün mirası ve Orta Çağ üretim merkezleri olası ortak çalışma alanları arasında gösterildi. ARICA, Türk Akademisinin girişimiyle 2023 yılında Semerkant'ta kurulmuştu.

Türkistan’da bin 500 yıllık antik kent gün yüzüne çıkıyor: Han sarayı aranıyor Haber

Türkistan’da bin 500 yıllık antik kent gün yüzüne çıkıyor: Han sarayı aranıyor

Kazakistan’ın Türkistan bölgesinde arkeologlar, yaklaşık bin 500 yıllık olduğu değerlendirilen bir antik yerleşim alanını araştırıyor. 24KZ’nin haberine göre, Birlik köyü yakınlarında yürütülen kazılarda eski bir yerleşime ait konut kalıntıları, çanak çömlek parçaları, demir aletler ve geleneksel bir ısıtma ocağı bulundu. Araştırmacılar ayrıca yerleşim alanındaki bir Orta Çağ kentinin temel bölümleri olan şehristanı (surlarla çevrili büyük iç şehir), kaleyi ve rabatı (tüccar ve zanaatkarların yaşadığı dış şehir) tespit etti. ANTİK YERLEŞİM İHA VE GIS TEKNOLOJİLERİYLE ARAŞTIRILIYOR Arkeologlar, yerleşim alanının yapısını daha ayrıntılı incelemek ve kazı yapılacak bölgeleri belirlemek için insansız hava araçları (İHA) ve coğrafi bilgi sistemi (GIS) teknolojilerinden yararlandı. Bu teknolojiler sayesinde arazide insan gözüyle fark edilmesi güç olan küçük yapısal farklılıklar tespit edilerek araştırma alanları belirlendi. Yerleşim, arkeologlar tarafından 1962 yılından bu yana biliniyor. Arkeolog Nikolai Podushkin, daha önce bölgede kısmi araştırmalar gerçekleştirmiş ve yerleşimi 8 ile 12. yüzyıllar arasına tarihlendirmişti. Ancak son kazılar, bölgenin çok daha eski dönemlerde de yerleşim alanı olarak kullanıldığını ortaya koydu. YERLEŞİMİN GEÇMİŞİ KANGJU DÖNEMİNE UZANIYOR El-Farabi Kazak Millî Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dosbol Baigunakov, araştırmaların yerleşimin geçmişinin antik Kangju dönemine kadar uzandığını gösterdiğini belirtti. Baigunakov, “Araştırmalarımız, şehrin antik Kangju döneminde zaten yerleşim yeri olduğunu gösteriyor. Şehir, Karahanlılar döneminde hızla gelişti ve Altın Orda döneminde de büyümeye devam etti.” dedi. Kazı alanlarından birinde konut kalıntıları, çömlekler ve demir aletlerin yanı sıra evleri ısıtmak için kullanılan geleneksel bir odun kömürü ocağı olan “sandali” ortaya çıkarıldı. Yerleşimin başka bir bölümünde ise yaklaşık 1 metre kalınlığındaki savunma duvarının ve bir kale kulesinin kalıntıları bulundu. HAN SARAYI İHTİMALİ ARAŞTIRILIYOR Kazı çalışmalarında önemli bir soru ise henüz yanıtlanmış değil. Araştırmacılar, bölgede geçmişte bir han sarayının bulunmuş olabileceğini değerlendiriyor ancak sarayın yeri henüz kesin olarak belirlenemedi. Kazılarda ortaya çıkarılan eserler, kesin yaşlarının ve kökenlerinin belirlenmesi amacıyla laboratuvar incelemesine gönderilecek. Arkeologların gelecek yıl da yerleşim alanındaki çalışmalarını sürdürmesi planlanıyor. Karatau’nun güneyinin, Kazakistan’ın en az araştırılmış arkeolojik alanlarından biri olduğu belirtiliyor. Şimdiye kadar bölgedeki kapsamlı kazı çalışmalarının büyük bölümü Otrar ve Türkistan çevresinde gerçekleştirildi.

Şuşa ve Hankendi’de yeni arkeolojik keşifler heyecan yarattı: Orta Çağ yerleşimi bulundu Haber

Şuşa ve Hankendi’de yeni arkeolojik keşifler heyecan yarattı: Orta Çağ yerleşimi bulundu

Azerbaycan’ın Rusya destekli Ermeni işgalcilerden kurtarılan Şuşa ve Hankendi kentlerinde yapılan yeni arkeolojik keşifler, heyecan yarattı. Azerbaycan Millî İlimler Akademisi (AMEA) Arkeoloji ve Antropoloji Enstitüsü Arkeolojik Saha Çalışmalarını İzleme ve Değerlendirme Birimi Başkanı Tevekkül Aliyev, Azerbaycan merkezli APA Haber Ajansına verdiği demeçte temmuz ayında Şuşa ve Hankendi’de gerçekleştirilen arkeolojik çalışmalar sırasında ortaya çıkarılan yeni bulgular hakkında değerlendirmelerde bulundu. ŞUŞA’NIN KUZEYDOĞU KESİMİNDE ORTA ÇAĞ YERLEŞİMİ BULUNDU Çalışmalar sırasında Şuşa'da tarihi 19. yüzyılın başlarına dayanan, dörtgen ve sekizgen biçimli iki mezarın bulunduğunu kaydeden Aliyev, bu mezarların ve çevrelerindeki kabirlerin 1820 ve 1830'lu yıllara ait olduğunu dile getirdi. Bu mezarların restore edilerek kısa süre içinde ziyarete açılacağı belirtildi. Şuşa'da gerçekleştirilen keşif çalışmaları sırasında elde edilen en çarpıcı bulgulardan biri ise kentin kuzeydoğu kesiminde, Hacı Kulular'ın mülkü ve ikiz kulelerin aşağısında geniş bir alanı kaplayan bir Orta Çağ yerleşiminin bulunması oldu. AZERBAYCAN’IN TARİHÎ MİRASINA IŞIK TUTACAK BULGULAR Söz konusu yerleşime yakın zamanda özel bir arkeolojik keşif ekibinin gönderilmesinin planlandığını kaydeden Aliyev, “Şuşa çevresinde de birçok anıt tespit edildi. Örneğin, Şuşakend yönünden bakıldığında Gargar Nehri üzerinde tek kemerli bir taş köprü bulundu. Daşaltı köyünde ise köye su sağlayan hattın bir bölümü ortaya çıkarıldı.” dedi. Öte yandan hâlihazırda Şuşa Şehri Devlet Koruma Alanı İdaresi (Şuşa Şəhəri Dövlət Qoruğu İdarəsi) arazisinde kapsamlı imar ve inşaat çalışmalarının yürütüldüğünü belirten Aliyev, “Ayrıca geçen ay gerçekleştirilen keşif gezisi sırasında Hankendi şehri ve çevresinde, özellikle Kerkicahan köyü istikametinde araştırmalar yapıldığını ve birkaç antik kurganın yerlerinin tespit edildiğini belirtmek isterim. Şu anda Ağdam'ın Şahbulak köyünde keşif çalışmaları yürütüyoruz.” ifadelerini kullandı. Arkeolojik kazıların yaz aylarında gerçekleştirildiğini dile getiren Aliyev, 2026 yazında Şuşa ve Hankendi'nin yanı sıra Füzuli ilçesindeki Yeditepe (Yedditəpə) kurganlarında, Zengilan'daki Orta Çağ kenti Şerifan'ın yerleşim alanında ve Azıh ile Tağlar mağaralarında da kazı çalışmaları yürütüldüğünü belirtti.

Özbekistan’da 3 bin yıllık keşif: Türk tarihinde yeni bir sayfa açılıyor Haber

Özbekistan’da 3 bin yıllık keşif: Türk tarihinde yeni bir sayfa açılıyor

Özbekistan’ın güneyindeki Surhonderya bölgesinde bulunan Bandıhan II sit alanında Türk tarihinde ve arkeoloji biliminde çığır açan ve bütün Türk dünyasıyla arkeoloji camiasını heyecanlandıran bir keşif yapıldı. Özbek ve Çinli arkeologların ortak çalışması neticesinde bulunan 3 bin yıllık antik kentin M.Ö. 10. yüzyılda inşa edildiği ve M.Ö. 8. yüzyıla kadar faal olduğu tespit edildi. KAZI, TÜRK TARİHİNDE DEVRİM NİTELİĞİNDE BİR GELİŞME OLDU Arkeolojik kazılarda antik kentin tasarımı, inşası, işlevi ve Demir Çağı’nda kullanımına ilişkin dikkat çekici bulgular elde edildi. İlk kez 1969 yılında keşfedilen sit alanında ortak kazı çalışmaları, Çin’in “Northwest” Üniversitesi ile Özbekistan’ın Termez Devlet Üniversitesi ve Termez Arkeoloji Müzesinin iş birliğiyle 2023 yılında başladı. Toplam yüzölçümünün yaklaşık 10 bin metrekare olduğu tahmin edilen sit alanının ise yalnızca 300 metrekaresinin bugüne kadar keşfedildiği belirtildi. ÇİN’İN TÜRKİSTAN’DA “TARİHSEL BAĞ” ARAYIŞI ŞÜPHE UYANDIRIYOR Kazı çalışmalarının beraberinde Özbekistan ve Çin’in eğitim ve kültürel etkileşimde de iş birliği içerisinde olacağı gündeme taşındı. “Global Times” haber sitesinin 26 Mart 2026 tarihinde gündeme taşıdığı habere göre; Çin’in “Northwest” Üniversitesi ile gerçekleştirilen iş birliği kapsamında, 22 Mart 2026 tarihinde Termez Üniversitesinde İpek Yolu arkeolojisine ilişkin iki hafta sürmesi planlanan bir eğitim programı başladı. Uzmanlar, keşfedilen antik kentin Türkistan coğrafyasının tarihî gelişimine, kültürel bağlarına ve ticaret yollarına ışık tutacağını ifade etse de yürütülen kazıların ve Çin’in Özbekistan’daki arkeoloji eğitimi ve çalışmalarına bu denli dâhil olması, Çin’in bölgedeki tarihsel nüfuzunu bilimsel verilerle destekleme çabası olma ihtimali dikkat çekiyor.

Hatay’da 7 bin yıllık insan ayak izleri keşfedildi! Haber

Hatay’da 7 bin yıllık insan ayak izleri keşfedildi!

Hatay’ın Reyhanlı ilçesindeki Karahüyük Tell Kurdu Höyük kazılarında, M.Ö. 5200’e ait olduğu belirlenen Ubeyd Dönemi tabakalarında 5 insan ayağı izi bulundu. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, 30 Eylül 2025 tarihinde yaptığı açıklamada Anadolu'da 7 bin yıl önce atılan adımların yeniden gün yüzüne çıkarıldığını belirtti. Bakan Ersoy, “Hatay, Reyhanlı Karahüyük’teki Tell Kurdu Höyük kazılarında çok ender rastlanan bir keşfe imza attık. M.Ö. 5200’e, Ubeyd Dönemi’ne tarihlenen tabakalarda 5 insan ayak izi tespit edildi.” dedi. BİNLERCE YIL ÖNCESİNİN TANIKLARI Ayrıca yağmurla ıslanmış çamurun üzerinde yürüyen insanlara ait bu izlerin, binlerce yıl öncesinden ulaşan "eşsiz bir tanıklık" sunduğuna vurgu yaptı. Ersoy açıklamasında, “Geleceğe Miras Projemiz ile 60 yılda yapılanı 4 yılda başarma kararlılığıyla geçmişin izlerini geleceğe taşımaya, Türkiye’nin tarihî mirasını korumaya, keşfetmeye ve dünyaya tanıtmaya devam ediyoruz.” ifadelerine yer verdi. ???? Anadolu'da 7 bin yıl önce atılan adımlar yeniden gün yüzünde! ???? ???? Hatay, Reyhanlı Karahüyük’teki Tell Kurdu Höyük kazılarında çok ender rastlanan bir keşfe imza attık. ⏳ MÖ 5200’e, Ubeyd Dönemi’ne tarihlenen tabakalarda 5 insan ayak izi tespit edildi. ???? Yağmurla… pic.twitter.com/xNZm13LJRL — Mehmet Nuri Ersoy (@MehmetNuriErsoy) September 30, 2025 İZLER DOĞRUDAN GÖZLEMLENEBİLİYOR Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, 21 Ağustos 2025'te 8564 açmasında yapılan çalışmalarda gün ışığına çıkarılan ayak izlerinin, yoğun yağmura veya suya maruz kalmış çamurlu dolgu tabakasında yürüyen bireylere ait olduğu belirlendi. Anadolu arkeolojisinde nadir rastlanan buluntular arasında kabul edilen bu keşif, dönemin sosyal ve kültürel yaşamına dair önemli ipuçları sunuyor.

Türk tarihinin izleri ortaya çıkıyor: Van'da Selçuklu Mezarlığı Haber

Türk tarihinin izleri ortaya çıkıyor: Van'da Selçuklu Mezarlığı

Türkiye'deki ikinci en büyük Türk-İslam mezarlıklarından biri olan ve 1335`te inşa edilen Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi'nin annesi olan Halime Hatun'a ait Halime Hatun Kümbeti`nin de bulunduğu Gevaş Selçuklu Mezarlığı'nda, 2022 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığının izniyle başlatılan kazı ve restorasyon çalışması devam ediyor. 100 MEZAR TAŞI RESTORE EDİLDİ, 45 YENİ MEZAR BULUNDU Van'ın Gevaş ilçesinde bulunan Selçuklu Mezarlığı'nda,100 mezar taşı restore edilirken aynı zamanda 45 yeni mezar taşı da gün yüzüne çıkarıldı. Mezarlıkta yürütülen çalışmalara bilimsel danışmanlık yapan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ercan Çalış, 25 kişilik ekibiyle yaptığı çalışmalar hakkında TRT Haber'e konuştu.  "TOPRAKTAN ADETA TARİH FIŞKIRIYOR" Çalış, mezarlıkta mezar taşlarının restore edildiğini ve de kitabe ve süslemelerin çözümlendiğini belirtti. Çalış, kazılarla ilgili "Çalışmamız Van Valisi Ozan Balcı`nın girişimleriyle, Kültür ve Turizm Bakanlığının 'Geleceğe Miras Projesi'ne dahil edildi. Şu ana kadar 100 mezar taşını ayağa kaldırdık. Blokaj çalışmaları yapıldı. Kırılan, eğrilen, düşen taşlar restore edildi. Diğer önemli bir husus da pafta numaraları bulunmayan 45 mezarı gün yüzüne çıkardık. Bunlar toprak altındaydı. Topraktan adeta tarih fışkırıyor. Selçuklulardan bu zamana toprak altında gömülü halde kalan taşlar, uzman ekiplerimizce çıkarıldı. Kitabe ve süslemeleri akademisyenlerimizce çözümlendi." açıklamasında bulundu. "MEZAR TAŞLARI ANADOLU'NUN BİR MÜSLÜMAN TÜRK YURDU OLDUĞUNU BELGELİYOR" Çalışmalar esnasında Saltuklu Meliki İzzettin Saltuk'un oğluna, yani Halime Hatun'un kardeşine ait mezarı bulduklarını kaydeden Çalış, mezarlıktaki kitabelerin çözümlenmesiyle daha çok bilgiye ulaşıldığını kaydetti. Çalış son olarak "Mezar taşları Anadolu'nun bir Müslüman Türk yurdu olduğunu belgelemesi noktasında önem arz ediyor. Sayın Valimiz başta olmak üzere destek olan herkese teşekkür ederim." ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.