Ukraynalı dil bilimci Dr. Drıga: Kırım Tatarlarının öz vatanlarında dillerini özgürce yaşatacağı adil bir gelecek hedefliyoruz
Ukraynalı dil bilimci Dr. Drıga: Kırım Tatarlarının öz vatanlarında dillerini özgürce yaşatacağı adil bir gelecek hedefliyoruz
Ukrayna Millî Bilimler Akademisi Öğretim Üyesi Dr. İrına Drıga, Kırım Tatarca başta olmak üzere tehlike altındaki Türk dilleri üzerine yaptığı çalışmalar hakkında QHA’ya konuştu.
Haber Giriş Tarihi: 28.09.2026 12:20
Haber Güncellenme Tarihi: 29.09.2026 17:41
Kaynak:
Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
Ukrayna’daki akademik hayatı boyunca Türk dilleri üzerine çalışan, tehlikedeki Türk dillerinin alan tespitleri, dokümantasyonu ile revitalizasyonuna yönelik tedbirler ve uygulamalı etkinlikler düzenleyen, bu tür etkinliklere katılan ve Kırım Tatar halkına destek olmak için blimsel projeler yürüten Ukrayna Millî Bilimler Akademisi Anahantel Krımskıy (Krymskyi) Doğubilim Araştırma Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. İrına Drıga (Iryna Dryga), Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu.
“TÜRKÇE OLMADAN GÜNEY SLAV DİLLERİNE TAM ANLAMIYLA NÜFUZ ETMEK MÜMKÜN OLMAYACAKTI”
Türk dilleri ve lehçeleri üzerine çalışmalarına Türkiye Türkçesi ile başladığını belirten Dr. Drıga, “İlk bakışta bu, tesadüfi bir seçim gibi görünse de hayatta hiçbir şeyin rastlantısal olmadığını, bunun Allah'ın bir takdiri olduğunu biliriz.” dedi. Asıl uzmanlık alanının, Ukraince ile karşılaştırmalı olarak Balkanlar'daki Slav dilleri olduğunu ve önce Bulgarca, ardından da Sırpça üzerine yoğunlaştığını kaydeden Dr. Drıga, Balkan Yarımadası’nın yüzyıllar boyunca Osmanlı Devleti’nin egemenliği altında kalmış olması sebebiyle, ilk hocalarının yabancı dil olarak Türkçeyi de öğrenmesi yönündeki tavsiyesini memnuniyetle kabul ettiğini dile getirerek “Zira Türkçe olmadan bu Güney Slav dillerine tam anlamıyla nüfuz etmek mümkün olmayacaktı.” şeklinde konuştu.
Ancak çok daha sonra, ebeveynlerinin neredeyse unutulmuş çocukluk yılları üzerinden kendi ailesinin de Türk dil ve kültür ortamına ne denli kök salmış olduğunu fark ettiğini dile getiren Dr. Drıga, şu ifadelere yer verdi:
Babamın Türkiye'den getirdiğim baklavada çocukluğunun 'katlama'sını tanıması, rahmetli büyükannemin kaynattığı 'pekmez' (bekmez) ve komşu ağızlarda rastlanmayan, benim için çok tanıdık olan ve sonradan aslında birer Türkçe ödünçleme (Türkizm) olduğunu anladığım, Ukraincenin Donetsk yöresel ağzına ait diyalektik unsurlar bunun en somut nişaneleriydi.
Dr. Drıga'nın babası 18. yüzyılın sonlarında Rus İmparatoriçesi 2. Katerina tarafından Kırım’dan sürülerek Ukrayna'nın Donetsk bölgesine yerleştirilen Urumların yoğun olarak yaşadığı Azakönü'nde (Priazovye) büyümüştü. Türkçe konuşan Ortodoks bir topluluk olan Urumların yaşadığı bölgeye yaptıkları ziyaretleri hatırlayan Dr. Drıga, “Çocukluğumuzda, orayı her ziyaret ettiğimizde bu eşsiz kültürel atmosferi âdeta içime çekerek büyüdük fakat tüm bunların derinlemesine farkına varışım, ancak her iki uzmanlık alanımı da tamamlayıp Türkiye Türkçesinin Rumeli ağızları üzerine doktora tezimi yazmaya başladığımda gerçekleşti.” dedi. Bununla birlikte Dr. Drıga, bilimsel yolculuğu Balkan ülkelerinden geçse de orada derlediği ve tezinde incelediği ağız özelliklerinin, her defasında Ukrayna topraklarındaki yerel Türk lehçeleriyle çarpıcı bir biçimde yankılandığına dikkat çekti.
“UKRAYNA OLARAK KIRIM TATARLARININ HAKLARINI, BAĞIMSIZLIK MÜCADELEMİZİN AYRILMAZ PARÇASI OLARAK GÖRMEKTEYİZ”
Öte yandan “Ukrayna devleti ve halkı olarak Kırım’ı her şeyden önce Kırım Tatar halkımızın tarihî vatanı olarak kabul etmekte ve onların haklarının korunmasını, bağımsızlık mücadelemizin ayrılmaz bir parçası olarak görmekteyiz” ifadelerini kullanan Dr. Drıga, işgal altındaki Kırım’da Kırım Tatar Millî Meclisinin (KTMM) yasaklandığını, Kırım Tatarcanın ve Kırım Tatar kültürünün yok olma tehdidiyle karşı karşıya bırakıldığını ve yüzlerce insanın sırf işgale karşı çıkıp demokrasiyi savunduğu için alıkonulduğunu hatırlattı.
Bu zorlu süreçte Ukrayna’nın, Kırım Tatarlarının haklarını savunmayı ve kültürel miraslarını yaşatmayı temel bir görev olarak üstlendiğini dile getiren Dr. Drıga, şu değerlendirmelerde bulundu:
Bizim tehlikedeki Türk dillerinin tespiti, belgelenmesi ve canlandırılmasına yönelik yürüttüğümüz akademik ve uygulamalı çalışmalar, devletimizin bu samimi ve kararlı desteğinin somut bir yansımasıdır. Nihai hedefimiz, Kırım Tatarlarının kendi öz vatanlarında dillerini ve kültürlerini, hiçbir korku duymadan özgürce yaşatabilecekleri adil bir gelecektir.
KIRIM TATARCANIN GÜYA “PRESTİJSİZ VE GELECEKSİZ” OLDUĞU ALGISI, SİSTEMATİK OLARAK İNŞA EDİLDİ
Kırım Tatarca başta olmak üzere Ukrayna’da tehlike altında olan Türk lehçelerinin genç nesille birlikte kullanımının azalması üzerine konuşan Dr. Drıga, kaynakların genç nesil arasındaki dil kaybının sosyolinguistik nedenlerine doğrudan değinmediğini belirterek Kırım Tatarca ve Kırım Tatar kültürünün de bugün karşı karşıya kaldığı birtakım tehditlerin olduğuna dikkat çekti.
Kırım Tatarca gibi tehlike altındaki dillerin kullanımının azalmasının derin tarihsel ve sosyolinguistik nedenleri olduğunu kaydeden Dr. Drıga, “Yüzyıllar süren Rus egemenliği boyunca sistemli olarak inşa edilen 'ana dilin prestijsizliği ve geleceksizliği' algısı, Rusçayı tek ilerleme yolu olarak empoze etmiştir. Bu durum, dilin kuşaklararası doğal aktarımını, aile içi gelenekleri ve günlük yaşam ritüellerini kesintiye uğratmıştır. Özellikle karma evliliklerde, iletişim dilinin Rusçaya kayması ve ailede, dilin birincil aktarıcısı konumundaki annelerin dil yetkinliğinin zayıflaması bu süreci hızlandırmıştır.” ifadelerini kullandı.
Dr. Drıga, dilin sosyal alanının daralarak sadece dar bir çevreye sıkışması ve modern gençliğin ihtiyaç duyduğu dijital, kültürel ve eğitsel altyapıdan yoksun kalmasının da yeni nesillerin ana dilden uzaklaşmasının en somut nedenleri olduğunu vurguladı. Buna ek olarak Dr. Drıga, 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nın yol açtığı feci demografik kayıplara işaret ederek hayatta kalabilmenin yegane ön koşulu olarak dilsel asimilasyonun dayatılmasının ve gurbetteki uzun varoluş mücadelesinin bu kopuşu derinleştiren en ağır tarihsel travma olduğunun altını çizdi.
ANA DİL EĞİTİMİ MÜMKÜN OLSA DAHİ ÖĞRETMEN YETİŞTİRME SİSTEMİ, RUS FİLOLOJİSİ KALIPLARINA GÖRE ŞEKİLLENDİRİLDİ
Öte yandan, Kırım’ın 2014 yılında Rusya tarafından işgal edilmesi sonrasında yaşanan jeopolitik değişimler ve bölgedeki sivil destek mekanizmalarının kaybının, dilsel ekosistemi yeni ve derin bir kırılmayla karşı karşıya bıraktığını beyan eden Dr. Drıga, eğitim olanaklarının kısıtlandığına, entelektüel kadroların baskı altına alındığına ve Kırım’da demografik hareketlilik ile zorunlu göçlerin yaşandığına işaret ederek bu unsurların, Kırım Tatarcanın canlılığını koruyan doğal sosyal alanları daha da daralttığını kaydederek şu ifadelere yer verdi:
Dolayısıyla bugün Kırım Tatarca, hem tarihsel asimilasyonun tortularıyla hem de 2014 sonrası ortaya çıkan güncel idari, yapısal ve fiziki engellerle aynı anda mücadele etmek zorundadır. Nitekim, tarihî vatana geri dönüşün ardından ana dilin kurumsal düzeyde eğitimi mümkün kılınmış olsa dahi, Kırım Tatarca öğretmen yetiştirme sisteminin Rus filolojisi kalıplarına göre şekillendirilmesi, özgün ve millî bir eğitim metodolojisinin fiilen yitirilmesine yol açmıştır. Bu bağlamda, Türkiye ve Azerbaycan gibi Türk devletlerinde yetiştirilmiş Kırım Tatar uzmanlar çok kıymetlidir.
DR. DRIGA, TÜRK LEHÇELERİNİN DİLBİLİMSEL VERİ KOLEKSİYONUNU OLUŞTURAN EKİPTE YER ALDI
Sayıca küçük Türk topluluklarının dillerinin belgelenmesi amacıyla, 2006-2007 yıllarında Güney Kore Seul Üniversitesi ve Kore Üniversitesi ile ortaklaşa olarak Kırım, Azak bölgesi (Priazovye) ve Litvanya’da alan araştırmaları (ekspedisyonlar) yürüten Dr. Drıga, bu araştırmalar bünyesinde öncelikle Korecenin geçmişinin, kökeninin ve bu dillerle olan akrabalık derecesinin netleştirilmesinin amaçlandığını ifade etti.
Dr. Drıga, söz konusu araştırmaların Türk dillerini de barındıran Altay dil ailesine mensup tüm dillerden elde edilecek geniş dilbilimsel veriler ışığında yürütüldüğünü ve bu doğrultuda Kore hükûmetinin, bütün bu diller üzerinde nitelikli, güncel, doğrulanmış ve dijitalleştirilmiş saha verilerini hazır bulundurmayı da amaçladığına işaret etti.
Dr. Drıga ayrıca, bu çerçevede tüm Türk, Moğol ve Tunguz-Mançu dillerinin konuşurlarından saha kayıtları alınmasının hedeflendiği kapsamlı bir programın oluşturulduğunu dile getirerek şu ifadeleri kullandı:
Doğal olarak yok olma tehlikesi altındaki dillerin belgelenmesine öncelik verildi ki Ukrayna ölçeğinde, bu kapsama girenlerin tamamı Türk dilleriydi. Böylelikle, başta saygıdeğer Profesör Yong-Song Li olmak üzere Koreli Türkolog ve dilbilimciler sayesinde; Gagavuzca, Kırım Tatarca, Karayca, Urumca ve Kırımçakçaya ait eşsiz bir dilbilimsel veri koleksiyonu oluşturmayı başardık.
Bununla birlikte Dr. Drıga, Ukrayna’daki son Kırımçakça konuşuru olan David Rebi’nin yanı sıra, Karaycanın Kırım ağzının son temsilcileri ve bugün dahi son derece nadir rastlanan Urumcanın Oğuz ve Kıpçak diyalektlerinin konuşurlarının bu kapsamda kaynak kişiler olduğunun altını çizerek “Ukraynalı araştırmacıların şu anda bu bölgelere erişiminin imkânsız olduğu göz önüne alındığında elde ettiğimiz bu veriler, paha biçilmez birer arşiv niteliğindedir.” ifadelerini kullandı.
DİLBİLİMSEL ARŞİVLER, DİLLERİN CANLANDIRILMASINDA KRİTİK ROL OYNUYOR
Bu materyallerin; dillerin canlı sesletimini, yani fonetik ve fonolojisini sunmakla kalmayıp doğa olayları, günlük yaşam, sosyo-politik gerçeklikler gibi tematik alanlara göre sınıflandırılmış, ulaşılabilen en geniş söz varlığını (leksikolojiyi) içerdiğini belirten Dr. Drıga, “Aynı zamanda basit ve birleşik cümlelerin çeşitli alt türlerinin sözdizimsel (sentaktik) yapısını ve bu Türk halklarını diğer topluluklardan ayıran kendilerine özgü etnokültürel terminolojiyi gözler önüne seriyor.” ifadelerini kullandı.
Bu belgeleme çalışmalarına dayanarak birçok makale ile “Tehlikedeki Türk Dilleri” başlıklı bir derlemenin yayımlandığını, Latin alfabesi temel alınarak çocuklar için Kırım Tatarca ve Urumca dillerinde modern ve iletişimsel yöntemlere dayalı ders kitaplarının kaleme alındığını belirten Dr. Drıga, “Eğer bugün, elimizde bu söz varlığı verileri bulunmasaydı böylesine kapsamlı bir çalışmanın gerçekleştirilmesi kesinlikle mümkün olamazdı.” dedi.
Bunun yanı sıra dilbilimsel arşivlerin tek seferlik ve nihai bulgular sunan durağan yapılar olmadığını, tam aksine yıllar, hatta on yıllar boyunca işlevini sürdürdüğünü kaydeden Dr. Drıga, söz konusu arşivlerin, dillerin canlandırılmasına (revitalizasyonuna) yönelik çok çeşitli akademik araştırmalar ile eğitim materyallerinin hazırlanmasında tükenmez birer kaynak teşkil ettiğini vurguladı.
“SÖZ KONUSU TÜRK DİLLERİNİN SON DERECE BELİRGİN BİR DİYALEKT VE AĞIZ ÇEŞİTLİLİĞİ SERGİLEDİĞİNİ DE SAPTADIK”
Ayrıca aynı dil ailesine mensup bu yakın akraba dillerden elde edilen verilerin hem bu dil sistemlerinin yapısal bütünlüğünü hem de coğrafi yakınlığın (areal birlikteliğin) doğurduğu ortak söz varlığı gerçekliklerini tescillediğini kaydeden Dr. Drıga, son olarak şu değerlendirmelerde bulundu:
Eş zamanlı olarak söz konusu Türk dillerinin bu dil ailesinin farklı alt gruplarını temsil etmesi hasebiyle, son derece belirgin bir diyalekt ve ağız çeşitliliği sergilediğini de saptadık. Bu dillerin tarihsel gelişimi, dil dışı (ekstralinguistik) etkenler sebebiyle birbirinden farklı ve zaman zaman kesintili, sıçramalı bir seyir izlemiştir. Buna karşın, dillerin yazılı edebi standartlarının şekillenmesi ve en önemlisi dinî metinleri oluşturma geleneği, kanaatimizce küresel entelektüel zümrelerle aktif olarak bütünleşmiş bir düzlemde seyretmiştir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ukraynalı dil bilimci Dr. Drıga: Kırım Tatarlarının öz vatanlarında dillerini özgürce yaşatacağı adil bir gelecek hedefliyoruz
Ukrayna Millî Bilimler Akademisi Öğretim Üyesi Dr. İrına Drıga, Kırım Tatarca başta olmak üzere tehlike altındaki Türk dilleri üzerine yaptığı çalışmalar hakkında QHA’ya konuştu.
Ukrayna’daki akademik hayatı boyunca Türk dilleri üzerine çalışan, tehlikedeki Türk dillerinin alan tespitleri, dokümantasyonu ile revitalizasyonuna yönelik tedbirler ve uygulamalı etkinlikler düzenleyen, bu tür etkinliklere katılan ve Kırım Tatar halkına destek olmak için blimsel projeler yürüten Ukrayna Millî Bilimler Akademisi Anahantel Krımskıy (Krymskyi) Doğubilim Araştırma Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. İrına Drıga (Iryna Dryga), Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu.
“TÜRKÇE OLMADAN GÜNEY SLAV DİLLERİNE TAM ANLAMIYLA NÜFUZ ETMEK MÜMKÜN OLMAYACAKTI”
Türk dilleri ve lehçeleri üzerine çalışmalarına Türkiye Türkçesi ile başladığını belirten Dr. Drıga, “İlk bakışta bu, tesadüfi bir seçim gibi görünse de hayatta hiçbir şeyin rastlantısal olmadığını, bunun Allah'ın bir takdiri olduğunu biliriz.” dedi. Asıl uzmanlık alanının, Ukraince ile karşılaştırmalı olarak Balkanlar'daki Slav dilleri olduğunu ve önce Bulgarca, ardından da Sırpça üzerine yoğunlaştığını kaydeden Dr. Drıga, Balkan Yarımadası’nın yüzyıllar boyunca Osmanlı Devleti’nin egemenliği altında kalmış olması sebebiyle, ilk hocalarının yabancı dil olarak Türkçeyi de öğrenmesi yönündeki tavsiyesini memnuniyetle kabul ettiğini dile getirerek “Zira Türkçe olmadan bu Güney Slav dillerine tam anlamıyla nüfuz etmek mümkün olmayacaktı.” şeklinde konuştu.
Ancak çok daha sonra, ebeveynlerinin neredeyse unutulmuş çocukluk yılları üzerinden kendi ailesinin de Türk dil ve kültür ortamına ne denli kök salmış olduğunu fark ettiğini dile getiren Dr. Drıga, şu ifadelere yer verdi:
Dr. Drıga'nın babası 18. yüzyılın sonlarında Rus İmparatoriçesi 2. Katerina tarafından Kırım’dan sürülerek Ukrayna'nın Donetsk bölgesine yerleştirilen Urumların yoğun olarak yaşadığı Azakönü'nde (Priazovye) büyümüştü. Türkçe konuşan Ortodoks bir topluluk olan Urumların yaşadığı bölgeye yaptıkları ziyaretleri hatırlayan Dr. Drıga, “Çocukluğumuzda, orayı her ziyaret ettiğimizde bu eşsiz kültürel atmosferi âdeta içime çekerek büyüdük fakat tüm bunların derinlemesine farkına varışım, ancak her iki uzmanlık alanımı da tamamlayıp Türkiye Türkçesinin Rumeli ağızları üzerine doktora tezimi yazmaya başladığımda gerçekleşti.” dedi. Bununla birlikte Dr. Drıga, bilimsel yolculuğu Balkan ülkelerinden geçse de orada derlediği ve tezinde incelediği ağız özelliklerinin, her defasında Ukrayna topraklarındaki yerel Türk lehçeleriyle çarpıcı bir biçimde yankılandığına dikkat çekti.
“UKRAYNA OLARAK KIRIM TATARLARININ HAKLARINI, BAĞIMSIZLIK MÜCADELEMİZİN AYRILMAZ PARÇASI OLARAK GÖRMEKTEYİZ”
Öte yandan “Ukrayna devleti ve halkı olarak Kırım’ı her şeyden önce Kırım Tatar halkımızın tarihî vatanı olarak kabul etmekte ve onların haklarının korunmasını, bağımsızlık mücadelemizin ayrılmaz bir parçası olarak görmekteyiz” ifadelerini kullanan Dr. Drıga, işgal altındaki Kırım’da Kırım Tatar Millî Meclisinin (KTMM) yasaklandığını, Kırım Tatarcanın ve Kırım Tatar kültürünün yok olma tehdidiyle karşı karşıya bırakıldığını ve yüzlerce insanın sırf işgale karşı çıkıp demokrasiyi savunduğu için alıkonulduğunu hatırlattı.
Bu zorlu süreçte Ukrayna’nın, Kırım Tatarlarının haklarını savunmayı ve kültürel miraslarını yaşatmayı temel bir görev olarak üstlendiğini dile getiren Dr. Drıga, şu değerlendirmelerde bulundu:
KIRIM TATARCANIN GÜYA “PRESTİJSİZ VE GELECEKSİZ” OLDUĞU ALGISI, SİSTEMATİK OLARAK İNŞA EDİLDİ
Kırım Tatarca başta olmak üzere Ukrayna’da tehlike altında olan Türk lehçelerinin genç nesille birlikte kullanımının azalması üzerine konuşan Dr. Drıga, kaynakların genç nesil arasındaki dil kaybının sosyolinguistik nedenlerine doğrudan değinmediğini belirterek Kırım Tatarca ve Kırım Tatar kültürünün de bugün karşı karşıya kaldığı birtakım tehditlerin olduğuna dikkat çekti.
Kırım Tatarca gibi tehlike altındaki dillerin kullanımının azalmasının derin tarihsel ve sosyolinguistik nedenleri olduğunu kaydeden Dr. Drıga, “Yüzyıllar süren Rus egemenliği boyunca sistemli olarak inşa edilen 'ana dilin prestijsizliği ve geleceksizliği' algısı, Rusçayı tek ilerleme yolu olarak empoze etmiştir. Bu durum, dilin kuşaklararası doğal aktarımını, aile içi gelenekleri ve günlük yaşam ritüellerini kesintiye uğratmıştır. Özellikle karma evliliklerde, iletişim dilinin Rusçaya kayması ve ailede, dilin birincil aktarıcısı konumundaki annelerin dil yetkinliğinin zayıflaması bu süreci hızlandırmıştır.” ifadelerini kullandı.
Dr. Drıga, dilin sosyal alanının daralarak sadece dar bir çevreye sıkışması ve modern gençliğin ihtiyaç duyduğu dijital, kültürel ve eğitsel altyapıdan yoksun kalmasının da yeni nesillerin ana dilden uzaklaşmasının en somut nedenleri olduğunu vurguladı. Buna ek olarak Dr. Drıga, 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nın yol açtığı feci demografik kayıplara işaret ederek hayatta kalabilmenin yegane ön koşulu olarak dilsel asimilasyonun dayatılmasının ve gurbetteki uzun varoluş mücadelesinin bu kopuşu derinleştiren en ağır tarihsel travma olduğunun altını çizdi.
ANA DİL EĞİTİMİ MÜMKÜN OLSA DAHİ ÖĞRETMEN YETİŞTİRME SİSTEMİ, RUS FİLOLOJİSİ KALIPLARINA GÖRE ŞEKİLLENDİRİLDİ
Öte yandan, Kırım’ın 2014 yılında Rusya tarafından işgal edilmesi sonrasında yaşanan jeopolitik değişimler ve bölgedeki sivil destek mekanizmalarının kaybının, dilsel ekosistemi yeni ve derin bir kırılmayla karşı karşıya bıraktığını beyan eden Dr. Drıga, eğitim olanaklarının kısıtlandığına, entelektüel kadroların baskı altına alındığına ve Kırım’da demografik hareketlilik ile zorunlu göçlerin yaşandığına işaret ederek bu unsurların, Kırım Tatarcanın canlılığını koruyan doğal sosyal alanları daha da daralttığını kaydederek şu ifadelere yer verdi:
DR. DRIGA, TÜRK LEHÇELERİNİN DİLBİLİMSEL VERİ KOLEKSİYONUNU OLUŞTURAN EKİPTE YER ALDI
Sayıca küçük Türk topluluklarının dillerinin belgelenmesi amacıyla, 2006-2007 yıllarında Güney Kore Seul Üniversitesi ve Kore Üniversitesi ile ortaklaşa olarak Kırım, Azak bölgesi (Priazovye) ve Litvanya’da alan araştırmaları (ekspedisyonlar) yürüten Dr. Drıga, bu araştırmalar bünyesinde öncelikle Korecenin geçmişinin, kökeninin ve bu dillerle olan akrabalık derecesinin netleştirilmesinin amaçlandığını ifade etti.
Dr. Drıga, söz konusu araştırmaların Türk dillerini de barındıran Altay dil ailesine mensup tüm dillerden elde edilecek geniş dilbilimsel veriler ışığında yürütüldüğünü ve bu doğrultuda Kore hükûmetinin, bütün bu diller üzerinde nitelikli, güncel, doğrulanmış ve dijitalleştirilmiş saha verilerini hazır bulundurmayı da amaçladığına işaret etti.
Dr. Drıga ayrıca, bu çerçevede tüm Türk, Moğol ve Tunguz-Mançu dillerinin konuşurlarından saha kayıtları alınmasının hedeflendiği kapsamlı bir programın oluşturulduğunu dile getirerek şu ifadeleri kullandı:
Bununla birlikte Dr. Drıga, Ukrayna’daki son Kırımçakça konuşuru olan David Rebi’nin yanı sıra, Karaycanın Kırım ağzının son temsilcileri ve bugün dahi son derece nadir rastlanan Urumcanın Oğuz ve Kıpçak diyalektlerinin konuşurlarının bu kapsamda kaynak kişiler olduğunun altını çizerek “Ukraynalı araştırmacıların şu anda bu bölgelere erişiminin imkânsız olduğu göz önüne alındığında elde ettiğimiz bu veriler, paha biçilmez birer arşiv niteliğindedir.” ifadelerini kullandı.
DİLBİLİMSEL ARŞİVLER, DİLLERİN CANLANDIRILMASINDA KRİTİK ROL OYNUYOR
Bu materyallerin; dillerin canlı sesletimini, yani fonetik ve fonolojisini sunmakla kalmayıp doğa olayları, günlük yaşam, sosyo-politik gerçeklikler gibi tematik alanlara göre sınıflandırılmış, ulaşılabilen en geniş söz varlığını (leksikolojiyi) içerdiğini belirten Dr. Drıga, “Aynı zamanda basit ve birleşik cümlelerin çeşitli alt türlerinin sözdizimsel (sentaktik) yapısını ve bu Türk halklarını diğer topluluklardan ayıran kendilerine özgü etnokültürel terminolojiyi gözler önüne seriyor.” ifadelerini kullandı.
Bu belgeleme çalışmalarına dayanarak birçok makale ile “Tehlikedeki Türk Dilleri” başlıklı bir derlemenin yayımlandığını, Latin alfabesi temel alınarak çocuklar için Kırım Tatarca ve Urumca dillerinde modern ve iletişimsel yöntemlere dayalı ders kitaplarının kaleme alındığını belirten Dr. Drıga, “Eğer bugün, elimizde bu söz varlığı verileri bulunmasaydı böylesine kapsamlı bir çalışmanın gerçekleştirilmesi kesinlikle mümkün olamazdı.” dedi.
Bunun yanı sıra dilbilimsel arşivlerin tek seferlik ve nihai bulgular sunan durağan yapılar olmadığını, tam aksine yıllar, hatta on yıllar boyunca işlevini sürdürdüğünü kaydeden Dr. Drıga, söz konusu arşivlerin, dillerin canlandırılmasına (revitalizasyonuna) yönelik çok çeşitli akademik araştırmalar ile eğitim materyallerinin hazırlanmasında tükenmez birer kaynak teşkil ettiğini vurguladı.
“SÖZ KONUSU TÜRK DİLLERİNİN SON DERECE BELİRGİN BİR DİYALEKT VE AĞIZ ÇEŞİTLİLİĞİ SERGİLEDİĞİNİ DE SAPTADIK”
Ayrıca aynı dil ailesine mensup bu yakın akraba dillerden elde edilen verilerin hem bu dil sistemlerinin yapısal bütünlüğünü hem de coğrafi yakınlığın (areal birlikteliğin) doğurduğu ortak söz varlığı gerçekliklerini tescillediğini kaydeden Dr. Drıga, son olarak şu değerlendirmelerde bulundu:
Son Haberler