Yazar İsmail Bilgin: Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nı unutturmamak, sadece Kırım Tatarlarının gayretine dayanmamalı
Yazar İsmail Bilgin: Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nı unutturmamak, sadece Kırım Tatarlarının gayretine dayanmamalı
“Ölüm Katarı” romanında Sovyet diktatörü Josef Stalin’in zulmüne uğrayan Kırım Tatarlarının sürgün ve soykırım hikâyesini anlatan yazar İsmail Bilgin, QHA’ya yaptığı açıklamada, 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’ndan hareketle Kırım Tatarlarının toplumsal hafızasını ve yaşananların günümüze yansımalarını değerlendirdi.
Haber Giriş Tarihi: 26.09.2026 11:54
Haber Güncellenme Tarihi: 26.09.2026 12:37
Kaynak:
Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
Kırım Tatarlarının 18 Mayıs 1944’te vatanlarından sürgün edilmelerini, uğradıkları soykırımı ve yaşadıkları büyük acıları “Ölüm Katarı” romanında okuyucuya en yalın hâliyle anlatan yazar İsmail Bilgin, kitabı ve Kırım Tatarlarının toplumsal hafızası üzerinde derin etkileri olan sürgün ile soykırım başta olmak üzere Türk dünyasını sarsan tarihî gerçekliklerin dünya kamuoyuna duyurulması üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu.
“ZULÜM ASLA PAYİDAR OLMAZ VE OLMAMIŞTIR DA…”
Kırım Tatarlarının tarihî acılarını paylaştığını dile getiren Yazar Bilgin, "Kırım’da, vatanlarında kırım kırım kırılarak ve diktatör Stalin tarafından soykırıma uğrayarak can verenlere rahmet ediliyorum. On beş dakikalık bir izin süresince yanlarına alabildikleri eşyayla yaklaşık 40 gün hayvan ve yağ taşınan, vagonlarda en kötü şartlarda sürgün edilenlerin bir gün mutlaka yurtlarına kavuşmasını da yürekten diliyorum. Zulüm asla payidar olmaz ve olmamıştır da…" ifadelerine yer verdi.
Bununla birlikte yazar Bilgin, Sovyet ordusunda zorla hizmet etmenin ve sevdiklerini kaybetmenin acısını yaşayan romanının baş kahramanı Bayadin’in, 2. Dünya Savaşı çıkmadan önce ailesinin reisi konumunda olduğunu ve kolhozda çalışırken savaş çıkınca Sovyetler ordusunca askere alındığını belirtti.
Yürekli ve dayanıklı biri olan Bayadin’in cephede en ön saflarda çarpıştığını ve büyük yararlılıklar gösterdiğini, hatta savaş bitiminde de Sovyet diktatörü Stalin’in elinden takdirname dahi aldığını kaydeden Yazar Bilgin. “Kendisi her ne kadar Sovyet ordusunda istemese de hayatta kalmak ve köyüne dönmek için gayret eder. Almanlara karşı savaşmaktadır. Bir yandan da kardeşi Mundin’i düşünür çünkü kardeşi daha atılgan ve daha acelecidir; Almanlarla birlikte olunursa, onların yardımı sağlanırsa ve silah elde edilirse Kırım’ın bağımsızlığı için savaşılabilir, diye düşünmektedir.” şeklinde konuştu.
Mundin’in Almanlara katıldığını belirten yazar Bilgin, “O da Sovyetlere karşı savaşıdır. İki kardeş cephede karşılaşacaklar mıdır? Bu sorunun cevabını okur, kitaptan takip etmelidir. Bu kadar ip ucu verelim.” dedi.
“ALMANLAR DA SOVYETLER GİBİ SÖMÜRGECİDİR”
Yazar Bilgin, Bayadin’in savaşmak zorunda olduğunu bildiğini ve hayatta kalması gerektiğini dile getirerek çok sevdiği annesine, kız kardeşlerine ve sevdalandığı Ayben’e kavuşmak istediğini belirtti. Bayadin’in orduda binlerce Kırımlı savaştığı için Stalin’in kendilerine daha iyi davranacağını yanılgısında olduğunu ve sık sık geri dönüşlerle cephede yaşadıklarını hatırladığını belirten yazar Bilgin, romanının ana karakterinin acı gerçekle karşılaştığını ve sürgüne tanık olduğunu kaydetti. Takdirnamesi ve yararlılıkları göz ardı edilmiş ve dikkate alınmayan roman kahramanının büyük bir öfkeye kapıldığını ve fırsatını bulduğu zaman sürgün esnasında ve sonrasında Sovyetlere karşı koymayı planladığını dile getiren yazar Bilgin, şu değerlendirmelerde bulundu:
Bayadin karakterini oluştururken pek çok yürek burkan hikâyeyi araştırdığım esnada, özellikle cephede yaşananları göz önüne aldım. Hatta iki kardeşin kitapta olduğu gibi birbirine karşı cephede Sovyetler ve Almanlar yanında savaştığını da öğrenmiştim. İşin en ilginç yanlarından biri de Almanların Kırım halkına, Sovyetlere karşı savaşırlarsa bağımsız bir Kırım için kendilerine yardım edileceği sözüdür. Bu durum, romanda Mundin karakteri ile temsil edilir ama Almanlar da Sovyetler gibi sömürgecidir. Kırım da tam bir hâkimiyet kurmak isterler, onlar da zulüm yaparlar.
Bir yazar olarak Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı'nın Kırım Tatar Kimliği üzerinde yarattığı etki ile Kırım Tatarlarının direnişi ve hayatta kalma mücadelesi üzerine konuşan Bilgin, Kırım yarımadasının yüzyıllar boyunca Kırımlıların vatanı olduğunu ve Kırım Tatarları başta olmak üzere yarımada halkının kendilerine özgü bir kültür meydana getirdiğini belirtti.
Bu kültürün yüzyıllar boyunca mayalandığını kaydeden yazar Bilgin; evler, bahçeler, hanlar, hamamlar, köprüler, sözlü ve yazılı ve edebiyat eserleri, gelenek ve görenekler, yaşam tarzları ve diğer unsurların oluştuğunu ifade ederek, “Sizler, bir gecede kökünden bir ağacı söker gibi bu vatanınızdan 15 dakika içinde koparılıyorsunuz. Elbette bu sürgünle o tarihî geçmiş de yok edilmek istenmiştir.” dedi.
Bununla beraber, 1800 yılından bugüne dek Kırım’ın kısa bir dönem hariç daima kargaşa ve kavgaya konu olduğunu beyan eden yazar Bilgin, bu durumun “Ey Güzel Kırım” türküsünde en belirgin hâliyle anlatıldığına işaret etti.
“'SİZ ALMANLARLA İŞ BİRLİĞİ YAPTINIZ’ BAHANESİ ARDINA SIĞINILMIŞTIR”
Yazar Bilgin, Kırım Tatarlarının Sovyetler tarafından köksüz, tarihsiz ve geçmişi olmayan bir millet hâline dönüştürülmesinin hedeflendiğini ve üstelik bu sürgünün gereksiz yere yapıldığını ifade ederek, “’Siz Almanlara yardım ettiniz ve onlarla iş birliği yaptınız’ bahanesi ardına sığınılmıştır.” dedi.
Kırımlıların sürgün edildikleri yerde kendi kimliklerini korumak için çok gayret ettiğini ve gittikleri her yerde çeşitli kültürel ve sosyolojik baskılara rağmen vatan Kırım’a bir gün dönecekleri ümidini daima sıcak tutarak benliklerini korumayı başardıklarını belirten yazar Bilgin, “Günümüzde Sovyetlerle Ukrayna arasındaki savaşın en önemli sebeplerinden biri de bana göre Kırım’ın stratejik bir konumda olmasıdır çünkü Kırım’ı kontrol eden Karadeniz’i de kontrol eder.” şeklinde konuştu.
“(KIRIMOĞLU) HÂLEN DE BU ÖZGÜRLÜK DAVASININ YILMAZ BEKÇİSİ VE SAVUNUCUSUDUR”
Ukrayna-Rusya Savaşı’ndan önce ve özellikle de Sovyerler’in son döneminde hayata geçirilen Glasnost politikasından sonra pek çok Kırım Tatarının yurduna geri döndüğünü kaydeden yazar Bilgin, Kırım Tatarlarının var olmak, yurtlarına ve vatanlarına sahip çıkmak için dünya kamuoyunun desteği olmadan verdiği mücadeleyi vurguladı.
Öte yandan Kırım Tatar halkının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun bu hususta büyük gayretleri olduğunun altını çizen yazar Bilgin, şu değerlendirmelerde bulundu:
(Kırımoğlu) Hâlen de bu özgürlük davasının yılmaz bekçisi ve savunucusudur. 2000 yılında kendisi İstanbul Beşiktaş Kültür Merkezinde konuşmuş, ben de o konuşmayı takip etmiştim. Savaştan önce yoğun bir Kırım gündemi vardı ama son savaş, sanki bu gündemi törpüledi. Ancak Türkiye’deki pek çok Kırım Tatar derneği, davalarını aktif olarak sürdürmektedir. Ben şuna inanıyorum ki Kırım Tatar Türkleri, bir gün mutlaka tam bağımsız olacaktır.
“SADECE SÜRGÜN VE SOYKIRIM DÖNEMİ HADİSELERİ, SOVYET ZULMÜNÜN KOPUK KOPUK ANLAŞILMASINA SEBEP OLACAKTIR”
Soykırım ve sürgünün Kırım Tatarları hafızasında büyük ve olumsuz şekilde yer etmesine karşın bir millete yapılan her acı olay, zulüm ve soykırımın o millet fertlerinin hafızasını sıfırlayamadığına ve tam aksine, geçmişin hatırlanıp tazelenmesine sebep olduğuna işaret eden yazar Bilgin, “...çünkü bu olumsuz ortamda en önemli ümit, kim olduğunuzu, tarihinizi hatırlamak, geçmişe dönmek, öfkenizi ve hırsınızı bilemektir. Kendinizi, aslınızı bulmaktır ve her türlü zorlamayla yapılan kimliksizlikleştirme dönüşümünü reddetmektir. Bu da aslında bütün Türk dünyasında görülen en önemli özelliklerdendir.” değerlendirmesini yaptı.
Bunun yanı sıra yeni neslin Sovyetlerin zulmü ve gerçekleştirdiği soykırım hakkında bilgisinin olduğunu fakat bu bilginin en geniş çerçevede yorumlanması ve sorgulanması gerektiğini, bunun da tarihî gelişim seyri içinde devamlı bir kronolojik sıra içinde yapılmasının icap edeceğini ifade eden yazar Bilgin, “Sadece sürgün ve soykırım dönemi hadiseleri kopuk kopuk anlaşılmasına sebep olacaktır. İlk önce Sovyetlerin sonra da Rusların tarihî emelleri ve sömürgeciliği, Kırım’ın ne denli önemli yer tuttuğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Ayrıca NATO’nun bir yolla Karadeniz’e çıkmak istemesi de göz önüne alınırsa Kırım coğrafyasının önemi bir kez daha anlaşılır.” dedi.
“BU ACI OLAYLARA SEBEP OLANLARIN YARGILANMASINI, ÖZÜR DİLEMESİNİ SAĞLAYAMIYORUZ”
Kırım Tatarlarının tarihindeki en acı olay olan Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı hakkında ise “Bizler, Türk dünyası milletleri, devletleri olarak kendimize yapılan soykırımları, sürgünleri, vahşetleri, baskınları gündeme getiremiyoruz. Acı olayları unutmuyoruz ama bu acı olaylara sebep olanların yargılanmasını, özür dilemesini sağlayamıyoruz.” şeklinde konuşan yazar Bilgin, Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nın yanı sıra Tripoliçe Katliamı, 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi, Balkan Harbi, Ahıska Türkleri Sürgünü, Rusların Azerbaycan’da işledikleri zulümleri ve Ermenilerin gerçekleştirdiği vahşetler başta olmak üzere, Türklerin yaşadığı birçok acı olayın dünya kamuoyuna mal edilemediğine vurgu yaptı.
Öte yandan Türk dünyasının acısını içinde yaşayıp unutmak istediğine ve yarınlara hep ümitle baktığını kaydeden yazar Bilgin, buna karşın tarihî süreç içinde, bu olaylardan ders çıkarıp ortak bir strateji ve dayanışma ile birlikte yaşanılan ortak acının anlatılacağı imkânların etraflıca kullanılamadığını dile getirerek “Ermeniler, zorunlu sebeplerden dolayı yer değiştirildiler ama bunu bütün dünyaya taraflı bir şekilde abartarak yayabildiler.” dedi.
18 Mayıs 1944 hakkında istenen sayıda olmasa da kitapların yazıldığını, filmlerin çekildiğini ve tiyatro oyunlarının yazıldığını beyan eden yazar Bilgin, buna karşın sürgün ve soykırımın gündeme taşınması adına insanları sarsacak ve silkeleyecek bir etkinin yaratılamadığına dikkat çekti.
KIRIM’IN ARABAT KÖYÜ AHALİSİ, SOVYETLER TARAFINDAN GEMİDE ÖLÜME TERK EDİLMİŞTİ
Kırım’da 19 Temmuz 1944 tarihinde sürgün edilmesi planlanırken unutulan küçük bir balıkçı kasabası olan ve 150 kişiden müteşekkil olan Arabat’ın sakinlerinin Karadeniz’de bir gemiye doldurularak batırılması ile ilgili hiçbir kitap, hikâye, sinema filmi veya dizinin bulunmadığının altını çizen yazar Bilgin, “Bu olay bile ciltlerce kitap olurdu. ABD yenildiği Vietnam ile yüzlerce film yaptı.” dedi.
Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı üzerine Türk dünyası başta olmak üzere dünya kamuoyunda bir bilinç oluşturulması adına fikirlerini paylaşan yazar Bilgin, “Bu sadece Kırım Tatarlarının gayretine dayanmamalı.” dedi.
Ayrıca yazar Bilgin, bütün Türk dünyasının bu hedef doğrultusunda ortak bir gayret ve gündemle dünya kamuoyuna söz konusu durumu anlatabilmesi ve her türlü milletler arası platformda Kırım millî davasını dile getirmesi gerektiğini vurgulayarak, sürgün ve soykırımın özellikle her türlü görsel basın ve sosyal medya platformunun kullanılarak belgeler ve sağlam delillerle anlatılmasının öneminin altını çizdi.
Son olarak söz konusu sürecin zorluklarına işaret eden fakat ısrarcı ve takipçi olunduğu takdirde sonuç alınabileceğini belirten yazar Bilgin, özellikle Rusya’nın Ukrayna’yı topyekûn işgal girişimi sebebiyle prestij kaybına uğramasının da bu noktada kolaylaştırıcı bir etken olduğunu kaydederek şu ifadelere yer verdi:
Bana bu fırsatı verdiğiniz için, Kırım Tatar Türklerinin davasına küçük bir katkı yapmaya gayret eden biri olarak size teşekkür ediyorum. Yürekten inanıyorum ki er ya da geç Kırım, tam bağımsız bir devlet olacaktır; yeter ki ümidimizi ve gayretimizi kaybetmeyelim. Gecenin en koyu karanlığı, gün doğumunun yakın olduğuna işaret eder.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Yazar İsmail Bilgin: Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nı unutturmamak, sadece Kırım Tatarlarının gayretine dayanmamalı
“Ölüm Katarı” romanında Sovyet diktatörü Josef Stalin’in zulmüne uğrayan Kırım Tatarlarının sürgün ve soykırım hikâyesini anlatan yazar İsmail Bilgin, QHA’ya yaptığı açıklamada, 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’ndan hareketle Kırım Tatarlarının toplumsal hafızasını ve yaşananların günümüze yansımalarını değerlendirdi.
Kırım Tatarlarının 18 Mayıs 1944’te vatanlarından sürgün edilmelerini, uğradıkları soykırımı ve yaşadıkları büyük acıları “Ölüm Katarı” romanında okuyucuya en yalın hâliyle anlatan yazar İsmail Bilgin, kitabı ve Kırım Tatarlarının toplumsal hafızası üzerinde derin etkileri olan sürgün ile soykırım başta olmak üzere Türk dünyasını sarsan tarihî gerçekliklerin dünya kamuoyuna duyurulması üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu.
“ZULÜM ASLA PAYİDAR OLMAZ VE OLMAMIŞTIR DA…”
Kırım Tatarlarının tarihî acılarını paylaştığını dile getiren Yazar Bilgin, "Kırım’da, vatanlarında kırım kırım kırılarak ve diktatör Stalin tarafından soykırıma uğrayarak can verenlere rahmet ediliyorum. On beş dakikalık bir izin süresince yanlarına alabildikleri eşyayla yaklaşık 40 gün hayvan ve yağ taşınan, vagonlarda en kötü şartlarda sürgün edilenlerin bir gün mutlaka yurtlarına kavuşmasını da yürekten diliyorum. Zulüm asla payidar olmaz ve olmamıştır da…" ifadelerine yer verdi.
Bununla birlikte yazar Bilgin, Sovyet ordusunda zorla hizmet etmenin ve sevdiklerini kaybetmenin acısını yaşayan romanının baş kahramanı Bayadin’in, 2. Dünya Savaşı çıkmadan önce ailesinin reisi konumunda olduğunu ve kolhozda çalışırken savaş çıkınca Sovyetler ordusunca askere alındığını belirtti.
Yürekli ve dayanıklı biri olan Bayadin’in cephede en ön saflarda çarpıştığını ve büyük yararlılıklar gösterdiğini, hatta savaş bitiminde de Sovyet diktatörü Stalin’in elinden takdirname dahi aldığını kaydeden Yazar Bilgin. “Kendisi her ne kadar Sovyet ordusunda istemese de hayatta kalmak ve köyüne dönmek için gayret eder. Almanlara karşı savaşmaktadır. Bir yandan da kardeşi Mundin’i düşünür çünkü kardeşi daha atılgan ve daha acelecidir; Almanlarla birlikte olunursa, onların yardımı sağlanırsa ve silah elde edilirse Kırım’ın bağımsızlığı için savaşılabilir, diye düşünmektedir.” şeklinde konuştu.
Mundin’in Almanlara katıldığını belirten yazar Bilgin, “O da Sovyetlere karşı savaşıdır. İki kardeş cephede karşılaşacaklar mıdır? Bu sorunun cevabını okur, kitaptan takip etmelidir. Bu kadar ip ucu verelim.” dedi.
“ALMANLAR DA SOVYETLER GİBİ SÖMÜRGECİDİR”
Yazar Bilgin, Bayadin’in savaşmak zorunda olduğunu bildiğini ve hayatta kalması gerektiğini dile getirerek çok sevdiği annesine, kız kardeşlerine ve sevdalandığı Ayben’e kavuşmak istediğini belirtti. Bayadin’in orduda binlerce Kırımlı savaştığı için Stalin’in kendilerine daha iyi davranacağını yanılgısında olduğunu ve sık sık geri dönüşlerle cephede yaşadıklarını hatırladığını belirten yazar Bilgin, romanının ana karakterinin acı gerçekle karşılaştığını ve sürgüne tanık olduğunu kaydetti. Takdirnamesi ve yararlılıkları göz ardı edilmiş ve dikkate alınmayan roman kahramanının büyük bir öfkeye kapıldığını ve fırsatını bulduğu zaman sürgün esnasında ve sonrasında Sovyetlere karşı koymayı planladığını dile getiren yazar Bilgin, şu değerlendirmelerde bulundu:
Bir yazar olarak Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı'nın Kırım Tatar Kimliği üzerinde yarattığı etki ile Kırım Tatarlarının direnişi ve hayatta kalma mücadelesi üzerine konuşan Bilgin, Kırım yarımadasının yüzyıllar boyunca Kırımlıların vatanı olduğunu ve Kırım Tatarları başta olmak üzere yarımada halkının kendilerine özgü bir kültür meydana getirdiğini belirtti.
Bu kültürün yüzyıllar boyunca mayalandığını kaydeden yazar Bilgin; evler, bahçeler, hanlar, hamamlar, köprüler, sözlü ve yazılı ve edebiyat eserleri, gelenek ve görenekler, yaşam tarzları ve diğer unsurların oluştuğunu ifade ederek, “Sizler, bir gecede kökünden bir ağacı söker gibi bu vatanınızdan 15 dakika içinde koparılıyorsunuz. Elbette bu sürgünle o tarihî geçmiş de yok edilmek istenmiştir.” dedi.
Bununla beraber, 1800 yılından bugüne dek Kırım’ın kısa bir dönem hariç daima kargaşa ve kavgaya konu olduğunu beyan eden yazar Bilgin, bu durumun “Ey Güzel Kırım” türküsünde en belirgin hâliyle anlatıldığına işaret etti.
“'SİZ ALMANLARLA İŞ BİRLİĞİ YAPTINIZ’ BAHANESİ ARDINA SIĞINILMIŞTIR”
Yazar Bilgin, Kırım Tatarlarının Sovyetler tarafından köksüz, tarihsiz ve geçmişi olmayan bir millet hâline dönüştürülmesinin hedeflendiğini ve üstelik bu sürgünün gereksiz yere yapıldığını ifade ederek, “’Siz Almanlara yardım ettiniz ve onlarla iş birliği yaptınız’ bahanesi ardına sığınılmıştır.” dedi.
Kırımlıların sürgün edildikleri yerde kendi kimliklerini korumak için çok gayret ettiğini ve gittikleri her yerde çeşitli kültürel ve sosyolojik baskılara rağmen vatan Kırım’a bir gün dönecekleri ümidini daima sıcak tutarak benliklerini korumayı başardıklarını belirten yazar Bilgin, “Günümüzde Sovyetlerle Ukrayna arasındaki savaşın en önemli sebeplerinden biri de bana göre Kırım’ın stratejik bir konumda olmasıdır çünkü Kırım’ı kontrol eden Karadeniz’i de kontrol eder.” şeklinde konuştu.
“(KIRIMOĞLU) HÂLEN DE BU ÖZGÜRLÜK DAVASININ YILMAZ BEKÇİSİ VE SAVUNUCUSUDUR”
Ukrayna-Rusya Savaşı’ndan önce ve özellikle de Sovyerler’in son döneminde hayata geçirilen Glasnost politikasından sonra pek çok Kırım Tatarının yurduna geri döndüğünü kaydeden yazar Bilgin, Kırım Tatarlarının var olmak, yurtlarına ve vatanlarına sahip çıkmak için dünya kamuoyunun desteği olmadan verdiği mücadeleyi vurguladı.
Öte yandan Kırım Tatar halkının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun bu hususta büyük gayretleri olduğunun altını çizen yazar Bilgin, şu değerlendirmelerde bulundu:
“SADECE SÜRGÜN VE SOYKIRIM DÖNEMİ HADİSELERİ, SOVYET ZULMÜNÜN KOPUK KOPUK ANLAŞILMASINA SEBEP OLACAKTIR”
Soykırım ve sürgünün Kırım Tatarları hafızasında büyük ve olumsuz şekilde yer etmesine karşın bir millete yapılan her acı olay, zulüm ve soykırımın o millet fertlerinin hafızasını sıfırlayamadığına ve tam aksine, geçmişin hatırlanıp tazelenmesine sebep olduğuna işaret eden yazar Bilgin, “...çünkü bu olumsuz ortamda en önemli ümit, kim olduğunuzu, tarihinizi hatırlamak, geçmişe dönmek, öfkenizi ve hırsınızı bilemektir. Kendinizi, aslınızı bulmaktır ve her türlü zorlamayla yapılan kimliksizlikleştirme dönüşümünü reddetmektir. Bu da aslında bütün Türk dünyasında görülen en önemli özelliklerdendir.” değerlendirmesini yaptı.
Bunun yanı sıra yeni neslin Sovyetlerin zulmü ve gerçekleştirdiği soykırım hakkında bilgisinin olduğunu fakat bu bilginin en geniş çerçevede yorumlanması ve sorgulanması gerektiğini, bunun da tarihî gelişim seyri içinde devamlı bir kronolojik sıra içinde yapılmasının icap edeceğini ifade eden yazar Bilgin, “Sadece sürgün ve soykırım dönemi hadiseleri kopuk kopuk anlaşılmasına sebep olacaktır. İlk önce Sovyetlerin sonra da Rusların tarihî emelleri ve sömürgeciliği, Kırım’ın ne denli önemli yer tuttuğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Ayrıca NATO’nun bir yolla Karadeniz’e çıkmak istemesi de göz önüne alınırsa Kırım coğrafyasının önemi bir kez daha anlaşılır.” dedi.
“BU ACI OLAYLARA SEBEP OLANLARIN YARGILANMASINI, ÖZÜR DİLEMESİNİ SAĞLAYAMIYORUZ”
Kırım Tatarlarının tarihindeki en acı olay olan Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı hakkında ise “Bizler, Türk dünyası milletleri, devletleri olarak kendimize yapılan soykırımları, sürgünleri, vahşetleri, baskınları gündeme getiremiyoruz. Acı olayları unutmuyoruz ama bu acı olaylara sebep olanların yargılanmasını, özür dilemesini sağlayamıyoruz.” şeklinde konuşan yazar Bilgin, Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nın yanı sıra Tripoliçe Katliamı, 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi, Balkan Harbi, Ahıska Türkleri Sürgünü, Rusların Azerbaycan’da işledikleri zulümleri ve Ermenilerin gerçekleştirdiği vahşetler başta olmak üzere, Türklerin yaşadığı birçok acı olayın dünya kamuoyuna mal edilemediğine vurgu yaptı.
Öte yandan Türk dünyasının acısını içinde yaşayıp unutmak istediğine ve yarınlara hep ümitle baktığını kaydeden yazar Bilgin, buna karşın tarihî süreç içinde, bu olaylardan ders çıkarıp ortak bir strateji ve dayanışma ile birlikte yaşanılan ortak acının anlatılacağı imkânların etraflıca kullanılamadığını dile getirerek “Ermeniler, zorunlu sebeplerden dolayı yer değiştirildiler ama bunu bütün dünyaya taraflı bir şekilde abartarak yayabildiler.” dedi.
18 Mayıs 1944 hakkında istenen sayıda olmasa da kitapların yazıldığını, filmlerin çekildiğini ve tiyatro oyunlarının yazıldığını beyan eden yazar Bilgin, buna karşın sürgün ve soykırımın gündeme taşınması adına insanları sarsacak ve silkeleyecek bir etkinin yaratılamadığına dikkat çekti.
KIRIM’IN ARABAT KÖYÜ AHALİSİ, SOVYETLER TARAFINDAN GEMİDE ÖLÜME TERK EDİLMİŞTİ
Kırım’da 19 Temmuz 1944 tarihinde sürgün edilmesi planlanırken unutulan küçük bir balıkçı kasabası olan ve 150 kişiden müteşekkil olan Arabat’ın sakinlerinin Karadeniz’de bir gemiye doldurularak batırılması ile ilgili hiçbir kitap, hikâye, sinema filmi veya dizinin bulunmadığının altını çizen yazar Bilgin, “Bu olay bile ciltlerce kitap olurdu. ABD yenildiği Vietnam ile yüzlerce film yaptı.” dedi.
Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı üzerine Türk dünyası başta olmak üzere dünya kamuoyunda bir bilinç oluşturulması adına fikirlerini paylaşan yazar Bilgin, “Bu sadece Kırım Tatarlarının gayretine dayanmamalı.” dedi.
Ayrıca yazar Bilgin, bütün Türk dünyasının bu hedef doğrultusunda ortak bir gayret ve gündemle dünya kamuoyuna söz konusu durumu anlatabilmesi ve her türlü milletler arası platformda Kırım millî davasını dile getirmesi gerektiğini vurgulayarak, sürgün ve soykırımın özellikle her türlü görsel basın ve sosyal medya platformunun kullanılarak belgeler ve sağlam delillerle anlatılmasının öneminin altını çizdi.
Son olarak söz konusu sürecin zorluklarına işaret eden fakat ısrarcı ve takipçi olunduğu takdirde sonuç alınabileceğini belirten yazar Bilgin, özellikle Rusya’nın Ukrayna’yı topyekûn işgal girişimi sebebiyle prestij kaybına uğramasının da bu noktada kolaylaştırıcı bir etken olduğunu kaydederek şu ifadelere yer verdi:
Son Haberler