SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Ankara'da bahar coşkusu: Türk kültürü şenlikle taçlandı!

“Baharın Gelişi ve Türk Kültür Şenliği’, 9 Nisan 2026 tarihinde Ankara Olgunlaşma Enstitüsünde düzenlendi. Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığının destekleri Yunus Emre Enstitüsü, Ankara Olgunlaşma Enstitüsü ve UNESCO Türkiye Millî Komisyonu iş birliğinde gerçekleştirilen etkinlikte baharın gelişi kutlanırken, Türk kültürünün zengin mirası yaşatıldı.

Haber Giriş Tarihi: 09.04.2026 17:06
Haber Güncellenme Tarihi: 09.04.2026 17:52
Kaynak: Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
Ankara'da bahar coşkusu: Türk kültürü şenlikle taçlandı!

Fatma Nur Sarıcaoğlu

QHA Ankara

Baharın Gelişi ve Türk Kültür Şenliği”, 9 Nisan 2026 tarihinde Ankara Olgunlaşma Enstitüsünde düzenlendi. Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı, Yunus Emre Enstitüsü (YEE) ile Ankara Olgunlaşma Enstitüsü ve UNESCO Türkiye Millî Komisyonu iş birliğinde gerçekleşen etkinlikte, baharın gelişini ve Türk kültürünün zengin mirası kutlandı.

Programın açılış konuşmalarını gerçekleştiren Ankara Olgunlaşma Enstitüsü Müdürü Ahsen Hıdıroğlu, baharın Türk kültüründe yeniden doğuşun, umudun ve bereketin simgesi olduğunu belirtti ve doğanın canlanışıyla birlikte insanın da yenilendiğini, birlik ve beraberlik içinde güç bulduğunu vurguladı. Hıdıroğlu, “Bahar, Türk kültüründe yeniden doğuşun, umudu ve belediyenin simgesidir. Doğanın canlanışıyla birlikte, insanın da birlik ve beraberlik içinde güç bulmasını ifade eder. Asırlardır yaşatılan bu köklü gelenekler toplumumuzu bir arada tutan en kıymetli değerler arasında yer almaktadır. Bugün burada düzenlediğimiz bu anlamlı şenlik yalnızca bir etkinlik olmanın ötesinde kültürel mirasımızı yaşatma, paylaşma ve gelecek nesillere aktarma irademizin güçlü bir göstergesidir.” dedi.

Hıdıroğlu, geleneksel çocuk oyunlarından el sanatlarına ve sosyal uygulamalara kadar pek çok unsurun bu zengin kültürün bir parçasını yansıttığını söyledi.

Program kapsamında gerçekleştirilecek etkinliklere de değinen Hıdıroğlu, baharın ve yeniden doğuşun simgesi olan ateş etrafında yapılacak açılışla programın başlayacağını belirterek katılımcılara “hoş geldiniz” dedi.

ALİY’DEN NEVRUZ’UN BİRLEŞTİRİCİ GÜCÜNE VURGU

Yunus Emre Enstitüsü (YEE) Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Aliy konuşmasında, baharın gelişiyle doğanın yeniden canlandığını belirterek, bu anlamlı dönemde katılımcılarla bir araya gelmekten memnuniyet duyduklarını ifade etti. Nevruz’un yalnızca bir takvim başlangıcı değil, aynı zamanda insanlığın ortak hafızasında yer eden önemli bir değer olduğuna dikkat çeken Aliy, bu özel günün doğanın yeniden doğuşunu simgelerken umut, bereket ve yenilenme duygularını da beraberinde getirdiğini vurguladı.

Nevruz’un, toprağın yeşermesi kadar insanın iç dünyasında da bir uyanışı temsil ettiğini dile getiren Aliy, asırlardır farklı coğrafyalarda, farklı dillerde ancak benzer duygularla kutlanan bu kültürel mirasın insanları ortak değerler etrafında buluşturduğunu söyledi. Aliy, “Anadolu'da yaşatılan gelenekleriyle Orta Asya'dan Balkanlara uzanan geniş bir coğrafyada karşılık bulan bu kadim gün, paylaşmanın, dayanışmanın ve birlikte yaşama iradesinin güçlü bir ifadesidir. Bu nedenle Nevruz, sadece baharın değil, aynı zamanda barışın, kardeşliğin, müşterek bir geleceğe doyulan inancın da sembolidir.” dedi.

Program kapsamında Anadolu’nun Nevruz’a ilişkin zengin geleneklerini, kültürel hafızasını ve mutfak mirasını tanıtmaktan mutluluk duyduklarını belirten Aliy, sunulan her bir unsurun geçmişten bugüne taşınan yaşayan bir kültürün izlerini yansıttığını ifade etti.

Kültürün birleştirici gücüne inandıklarını vurgulayan Aliy, farklılıkları zenginlik olarak gören bir anlayışla ortak değerler etrafında buluşma imkânlarını artırmayı hedeflediklerini belirtti. Nevruz’un taşıdığı uyanış, yenilenme ve bereket ruhunun dünyada daha fazla barışa, anlayışa ve dostluğa vesile olmasını temenni eden Aliy, programın hayırlara vesile olmasını dileyerek katılımcılara teşekkür etti.

DOĞANIN YENİDEN CANLANDIĞI GÜN

UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz, etkinliğin büyük bir özenle hazırlandığını belirterek emeği geçenlere teşekkür etti. Yapılan hazırlıkların arkasında binlerce yıllık köklü bir tarih ve kültür birikimi bulunduğunu vurgulayan Oğuz, Nevruz’un yalnızca bir gün değil, derin anlamlar taşıyan kadim bir miras olduğunu ifade etti.

Nevruz’un köklü geçmişine dikkat çeken Oğuz, bu özel günün Türkçede “yeni gün” anlamına geldiğini ifade ederek, bu kavramın eski bir dönemin sona erip yeni bir başlangıcın doğuşunu simgelediğini söyledi. Geleneksel takvim anlayışının doğayla uyumlu bir yapıya sahip olduğunu dile getiren Oğuz, Türklerin ve geniş bir coğrafyada yaşayan akraba toplulukların kuzey yarımkürede bulunmaları nedeniyle mevsimsel döngülerin yaşam kültürünü doğrudan etkilediğini belirtti. Bu bağlamda Oğuz Nevruz’un, doğanın yeniden canlandığı, kışın sona erdiği ve hayatın yeniden başladığı bir dönüm noktası olduğunu kaydetti.

Nevruz’un yalnızca bir mevsim değişikliğini değil, aynı zamanda kültürel ve mitolojik zenginliği de içinde barındırdığını ifade eden Oğuz, Türk mitolojisinde önemli yer tutan Ergenekon Destanı’nın bu günle ilişkilendirildiğini hatırlattı. Bunun yanı sıra Oğuz, farklı anlatılarda Nevruz’un Hz. Nuh’un gemisinin karaya oturduğu gün, Hz. Ali ile Hz. Fatıma’nın evlendiği gün ya da Hz. Muhammed’in doğumuyla ilişkilendirildiğine inanıldığını aktardı. Bu çeşitliliğin, Nevruz’un farklı toplumlar tarafından kendi kültürel kodlarıyla yorumlanan ortak bir değer olduğunu ortaya koyduğunu söyledi.

NEVRUZ’UN UNESCO SÜRECİ

Nevruz’un Türkler başta olmak üzere geniş bir coğrafyada kutlandığını belirten Oğuz, bu ortak kültürel mirasın farklı toplumlar arasında güçlü bağlar kurduğunu söyledi. UNESCO’nun somut olmayan kültürel mirasın korunmasına yönelik çalışmalarına değinen Oğuz, 2003 yılında kabul edilen Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi ve Türkiye’nin 2006 yılında taraf olmasıyla birlikte kültürel miras unsurlarının uluslararası düzeyde kayıt altına alınmaya başlandığını hatırlattı.

Nevruz’un UNESCO sürecine de değinen Oğuz, 2009 yılında Türkiye’nin de aralarında bulunduğu yedi ülkenin ortak dosyasıyla Nevruz’un UNESCO tarafından kabul edildiğini, 2010 yılında ise Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 21 Mart’ın “Uluslararası Nevruz Günü” ilan edildiğini belirtti. Sürecin ilerleyen yıllarda genişlediğini ifade eden Oğuz, 2016 yılında yeni ülkelerin katılımıyla bu kültürel mirasın daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını, 2024 itibarıyla ise Nevruz’u kutlayan ülke sayısının arttığını kaydetti.

UNESCO’nun yaklaşımının kültürel miras üzerinde sahiplik iddiası oluşturmak değil, ortak değerleri tanımak ve korumak olduğunu vurgulayan Oğuz, “senindir, benimdir” anlayışı yerine “sende de var, bende de var” yaklaşımının benimsendiğini ifade etti. Oğuz bu anlayışın barışçıl, kapsayıcı ve kültürlerin sınır tanımayan doğasına uygun olduğunu dile getirdi.

Nevruz’un ideolojik tartışmaların ötesinde, toplum tarafından yaşatılan bir gelenek olduğuna dikkat çeken Oğuz, bu mirasın kuşaktan kuşağa aktarılmasının önemine işaret etti. Kutlamaların yemek, müzik, eğlence ve şenliklerle zenginleştiğini belirten Oğuz, Nevruz’un bir bayram ve şölen niteliği taşıdığını söyledi.

“ANLATILAR ÇOKTUR, RİTÜEL TEKTİR”

Farklı toplumların Nevruz’a dair farklı anlatılar geliştirdiğini belirten Oğuz, Ergenekon Destanı’ndan Pers mitolojisine, İslam kültüründeki anlatılardan çeşitli inançlara kadar pek çok farklı yorumun bugünü anlamlandırdığını ifade etti. Bu çeşitliliğin bir zenginlik olduğunu vurgulayan Oğuz, önemli olanın bu ortak günü birlikte kutlamak olduğunu dile getirdi ve şu ifadeleri kullandı:

Toplumda, biraz önce de ifade edildiği gibi; yemeklerle, kutlamalarla, eğlencelerle, şenliklerle, müzikle Nevruz bir şölendir, bir bayramdır, kıra çıkıştır. Çünkü kıştan yaza geçiştir. Dolayısıyla bugün Nevruz’u kutlayan ülke sayısını 30–40’a çıkarabilirsek ve 2010 yılında Birleşmiş Milletler’in (BM) Nevruz’u insanlığın ortak günü olarak kabul etmesi doğrultusunda ilerlersek, Nevruz tıpkı Sevgililer Günü ya da yılbaşı gibi tüm dünyada kutlanabilir. Böylece hem insanlığın ortak mirası hâline gelir hem de sürdürülebilir kalkınma ve turizme katkı sağlayan bir unsur olur. Bu açıdan bakmamız gerekir. Dolayısıyla anlatılardan hangisinin doğru olduğunu tartışmak uygun değildir. Hepsi bir inançtır, hepsi doğrudur; her biri bir geçmişi ve kutlama ritüelinin nedenini açıklar. Önemli olan şudur: 21 Mart’ta Nevruz’u kutlayan toplumlar olarak bir araya gelmek ya da kendi coğrafyamızda bu geleneği yaşatmaktır. Nevruz’unuz kutlu olsun, ritüeliniz bereketli olsun; anlatılarınız, hikâyeleriniz zengin olsun. Hiç kimsenin buna itirazı olmamalıdır. Çünkü mitolojik anlatılar çoktur, ritüel tektir; ritüeliniz kutlu olsun.

Açılış konuşmalarından sonra UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Başkanı Oğuz ve YEE Başkanı Aliy kök boyalarla boyanmış Nevruz yumurtalarını tokuşturdu.

Aynı zamanda katılımcılar, mâni küpünden çektikleri mânileri okudu.

Program kapsamında katılımcılara çimlendirilmiş buğdayın kökünden elde edilen nişastalı su ile şeker eklemeden yapılan sümelek tatlısı ve yiyecekler ikram edildi.

m

Aynı zamanda katılımcılar, halat çekme, ip atlama, peçiç, topaç, mangala ve aşık oyunu gibi Türk dünyasından geleneksel çocuk oyunları oynama fırsatı buldu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.