Prof. Dr. Zaynabidin Abdiraşidov: “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarında zamana ihtiyaç var
Prof. Dr. Zaynabidin Abdiraşidov: “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarında zamana ihtiyaç var
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zaynabidin Abdiraşidov, QHA’ya İsmail Bey Gaspıralı’nın usûl-i cedîd eğitim hareketini ve “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarını değerlendirdi.
Haber Giriş Tarihi: 30.07.2026 14:42
Haber Güncellenme Tarihi: 30.07.2026 18:49
Kaynak:
Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
Kırım Tatar siyasetçi, düşünür, yazar, eğitimci ve yayıncı İsmail Bey Gaspıralı’nın fikirlerinin Türk aydınları arasında kabul görme sürecini ve Usûl-i Cedîd eğitim hareketini etraflıca ele alan Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zaynabidin Abdiraşidov, Gaspıralı’nın eğitim alanında reformlar gerçekleştirmek üzere çıktığı yolda edindiği deneyimler üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) açıklamalarda bulundu.
“BU USULLERİ MÜSLÜMAN OKULLARINDA UYGULAMAK NEDEN MÜMKÜN OLMASIN?”
Gaspıralı’nın 1870'li yıllardan başlayarak memleketin dışında olduğunu ve önce Rusya’nın Voronej (Voronezh) bölgesi, sonra Moskova, onun ardından da bir dönem Osmanlı Devleti’nde kaldığını ve daha sonrasında ise 3-4 yıl boyunca Avrupa'da yaşadığını kaydeden Prof. Dr. Abdiraşidov, “Tabii ki bu ülkelerde gördüğü eğitim sistemini, kendi eğitim gördüğü sistemlerle karşılaştırdı. Zihninde, ‘Bu usulleri Müslüman okullarında uygulamak neden mümkün olmasın?’ diye düşünmeye başladı.” ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı’nın çoğu kaynakta ilk Usûl-i Cedîd okulunun 1884 yılında Bahçesaray'da açtığının yazıldığı ancak ilk okulu 1883 yılında açtığını dile getirerek, “Bu gayriresmî bir okuldu ama bu okulun amacı, kendi ürettiği yeni metodu uygulamaya koymak için denetimden geçirmekti. Onun için de yanında çalışan Bekir Elekdar isimli bir kişi vardı, onu öğretmen olarak seçti. Neyi nasıl yapılması gerektiğini kendisine anlattı, yazdıklarını ona bu şekilde aktardı.” şeklinde konuştu.
GASPIRALI’NIN TEK ŞARTI, ÖĞRETMENLERİN YENİ EĞİTİM METODUNU YAYMASIYDI
Gaspıralı’nın bu usulü derslerde gördükçe daha da geliştirip eksikliklerini giderdiğini belirten Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı’nın daha sonra 1884 yılında ilk Usûl-i Cedîd okulunu açtığını ve burada kendi geliştirdiği Usûl-i Savtiye yöntemini kullandığını kaydederek “Usûl-i Cedîd, yeni metot demek. Usûl-i Savtiye ise ses usulü demek. Bugünkü modern eğitimin temelini koyan bu ses usulüyle ilkokula giden öğrenciler, aynı şekilde alfabeyi öğrenmeye başladı.” dedi.
Gaspıralı tarafından 1884 yılında resmî bir okul açıldığını ve Kırım Tatar aydının daha sonra gazetelerde “Usul öğrenmek isteyen öğretmenler varsa kendi imkânlarıyla Bahçesaray’a gelebilirler, burada 2 ay benim misafirim olacaklardır.” şeklinde ilan verdiğini hatırlatan Prof. Dr. Abdiraşidov, bu 2 aylık süreç içerisinde söz konusu öğretmenlerin yeme, içme ve diğer yaşam masraflarının Gaspralı'nın cebinden çıktığını fakat Gaspıralı’nın bu kursta eğitim görecek öğretmenlere, kendi ülkelerine geri dönerek en az 3 kişiye bu usulü öğretme şeklinde şart koştuğunu vurguladı.
GASPIRALI’NIN PROJESİ, OSTROUMOV VE NALİVKİN TARAFINDAN KÜSTAHÇA İFADELERLE REDDEDİLDİ
Gaspıralı’nın 1880'li yılların sonlarına doğru Türkistan genel valisine bir mektup gönderdiğini ve mektubunda kendi açtığı bu yeni usul okulunun hedefleri ve elde ettiği sonuçlarla birlikte Bahçesaray’da, Kırım'da, İdil-Volga boylarında nasıl kabul edildiğini anlatmaya çalıştığını dile getiren Prof. Dr. Abdiraşidov,”Gaspıralı, böyle okulları Türkistan'da açmak için bir program sundu. Bu program içerisinde bir okul nasıl olmalı, bir oda nasıl olmalı, öğretmen nerede oturmalı, sıralar nasıl yerleştirilmeli, pencereler nerede olmalı… Bunlarınhepsini çizelgeleriyle Türkistan genel valisine bir proje olarak göndermişti. Türkistan genel valisi de Türkistan'da bulunan o dönemki yetkililer Nikolay Ostroumov ve Vladimir Nalivkin'e bu projeyi sundu.” ifadelerini kullandı.
Ostroumov ve Nalivkin’in Gaspıralı’nın gönderdiği projeyi reddettiğini bildiren Prof. Dr. Abdiraşidov, “Ostroumov, raporunu şu ifadelerle sonlandırmıştı: ‘Rus olmayan birisinin böyle teklifte bulunması kabul edilemezdir.Rus olmayan biri, nasıl Ruslara akıl öğretebilir? Bu hiçbir şekilde kabul edilemez. Biz burada niye varız? Burayı ve eğitim sistemini kendimiz geliştiririz.’ Nalivkin de aynı şekilde rapor hazırlıyor. Böylece Gaspıralı'nın Türkistan genel valisine gönderdiği bu mektup projesi cevapsız kaldı.” şeklinde konuştu.
GASPIRALI’NIN 1893 YILINDA TÜRKİSTAN’A ZİYARETİ, HAYATININ DÖNÜM NOKTASI OLDU
Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı'nın 1893 yılında Türkistan'a seyahat ettiğini ve bu ziyaretinin amaçlarından birisi de gönderdiği mektubun cevabını öğrenmek olduğunu hatırlattı. Gaspıralı’nın kurduğu yeni usûl okullarının Kırım'da kabul gördüğünü dile getiren Özbek Türkü akademisyen, “Tabii ki Rus hükûmeti, orada da (Kırım) vardı. Oradaki hükûmet, ‘Tamam, Müslümanlar kendine göre bir yeni yöntem oluşturmuştur, bu şekilde devam etsinler,’ diye çok da karışmadı fakat Türkistan'a gelince böyle bir sert cevap alındı. Rus olmayan birisinin böyle bir teklifte bulunması kabul edilemez bir durum olarak kabul edilerek sert bir şekilde reddedildi.” değerlendirmesini yaptı.
Taşkent'te 1885 yılında Rus yerli okulları açılmaya başlandı. Gaspıralı’nın daha sonra Rus yönetiminden bazı hususlarda yardım istemesine rağmen hiçbir cevap alamadıktan sonra “Sizin Türkistan'da açtığınız Rus okullarında okutulan metot benim yeni usul okulları için ürettiğim yeni metodun yalnızca bir miktar değiştirilmiş bir hâlidir. Siz bunu benden çaldınız.” şeklinde ifadelerde bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Abdiraşidov, Türkistan yönetiminin Gaspıralı'nın fikirlerini hiçe saymasına rağmen kendisine ait fikirleri, Türkistan'da kendi açtığı okullarda uyguladıklarını belirtti.
“O DÖNEMDE RUS GAZETELER, TÜRKISTAN'I ‘YARI VAHŞİ’ OLARAK TASVİR EDİYORDU”
“O dönemde Rus gazeteleri, Türkistan'ı ‘yarı vahşi’ olarak tasvir ediyordu. ‘Buradaki adamlar çok geride kalmış, her türlü şartlarda yaşamaktalar,’ diye kendi uydurdukları bir imajı göstermeye çalışıyorlardı.” şeklinde konuşan Prof. Dr. Abdiraşidov, Rusya’nın bu şekilde Türkistan'ı işgal etmesini aklamak için “Türkistan'a, bu ‘yarı vahşi’ ahaliye Avrupa medeniyetini götürüyoruz.” tarzı bir siyaset uygulamaya başladığına işaret etti.
Gaspıralı’nın ise Türkistan'a giderken Rusların yaklaşımını “Orta çağlarda dünyaya o kadar meşhur âlim yetiştiren Türkistan, Rusların tasvir ettiği durumda mı? Eğer öyleyse bu durumda, bu alimleri nasıl yetişebildi?” şeklinde sorgulamaya başladığını kaydeden Prof. Dr. Abdiraşidov, “Gaspıralı, Türkistan'a gittiğinde önce Buhara'da kalıyor. Bir hafta Buhara emiriyle görüşmek istemişti ama Buhara emiri yaz dönemi olduğu için yazlık sarayındaydı. Buhara'dan yaklaşık 500-600 kilometre ötedeki Şehrisabz diye bir şehirdeydi.” ifadelerine yer verdi.
“GÖRDÜKLERİM, TÜRKİSTAN HAKKINDA RUS BASININDA OKUDUĞUM HER ŞEYİ PARAMPARÇA ETTİ”
Gaspıralı’nın kendisine görüşme izni gelinceye kadar Semerkant ve Taşkent'te gittiğini kaydeden Özbekistan Türkü akademisyen, “Semerkant ve Taşkent'te gördüklerini, Tercüman gazetesinde yayımladığı yol hatıralarında şöyle tarif ediyor: ‘Ben Türkistan'da öyle bir toplum, öyle aydınlar gördüm ki gördüklerim, bugüne kadar Türkistan hakkında Rus basınında okuduğum her şeyi paramparça etti.Tamamen başka bir âlem gördüm.’” dedi.
Gaspıralı’nın Rus propagandasına karşı zihninde oluşan soru işaretlerine cevaplar bulmak amacıyla Türkistan’a gittiğini kaydeden Prof. Dr. Abdiraşidov, “Tabii ki o, kendi gönderdiği mektubun cevabını almak için Türkistan genel valisine de uğradı ama Genel Vali (Rosenbach), Gaspıralı’yı tabii ki kabul etmedi. Buna karşın kendisine cevap yazan Nikolay Ostroumov'la görüşme imkânı olmuştu.Bunu daha sonra Ostroumov da yazıyor, ‘Gaspıralı Taşkent'e geldiğinde biz görüştük,’ diye. Gaspıralı, o mektubun takdirini öğrenmek istemişti fakat tabii ki orada bir cevap alamadı. Ostroumov, diplomatik dille Gaspıralı'yı geri çevirdi.” şeklinde konuştu.
Gaspıralı’ya Semerkant'ta bir toplantıda “Tamam, siz böyle bir okul açtınız. Madem siz buraya geldiniz, buraya ziyaretinizi bir hatırası olarak bir okul açmamıza yardımcı olun.” şeklinde teklifte bulunulduğunu kaydeden Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı'nın yanında Azerbaycanlı Macit Ganizade’nin de olduğunu belirterek kendisinin, Kırım Tatar aydının ricası üzerine 40 gün Semerkant'da kalarak oradaki bir hocaya yeni usûlü öğrettiğini dile getirdi.
Gaspıralı’nın Taşkent'teyken Nikolay Ostroumov'la görüştüğünde Semerkant'da böyle bir okul açılacağını, orada Macit Ganizade’nin 40 gün kalarak bir hocaya yeni usûl öğreteceğini söylediğini hatırlatan Prof. Dr. Abdiraşidov, “Daha sonrasında ise Gaspıralı, Ostroumov’dan Semerkand'daki ilk yeni usûl okulunun resmen açılmasında yardımcı olmasını rica etmişti. Gaspıralı, tabii ki bunu yıllar sonra yazıyor, ‘Ben Ostroumov'a birkaç defa mektup yazdım ama cevap alamadım,’ diyor. Ostroumov, görüştüklerinde yardım etmeyi kabul etmiş olabilir ama sonradan bu okulun açılmasına hiçbir yardımı dokunmadı ve o Semerkant'taki okul, 3 ay sonra gayriresmî olduğu için hükûmet tarafından kapatıldı.” dedi.
RUS HÜKÛMETİ, TÜRKİSTAN’DAKİ MÜSLÜMAN GENÇLERİN AYDINLANMASINA ENGEL OLDU
Rus hükûmetinin, usûl-i cedîd yöntemi ile Müslümanlar arasında eğitimin kısa bir sürede yaygınlaşacağının farkında olduğunu dile getiren Prof. Dr. Abdiraşidov, “Çünkü Gaspıralı, okuma yazmanın temellerini 40 günde öğretmeyi başarmıştı. Bu okulun kısa bir sürede yeni nesil Müslüman gençlerini yetiştirme imkânı vardı.Ostroumov da bunu çok iyi biliyordu, o yüzden Türkistan'da buna izin vermedi.” ifadelerine yer vererek bu okulların böylece 1900'lü yılların başlarına kadar yarı resmî bir statüde açılıp kapatıldığını ve daha sonrasında ise tekrar canlanmaya başladığını belirtti.
Taşkent'te 1901 yılında bir usûl-i cedîd okulunun açıldığını, 1903'te ise Semerkant'ta açıldığını kaydeden Prof. Dr. Abdiraşidov, bu okulların daha sonraki yıllarda Türkistan bölgesinde daha yaygın bir şekilde açılmaya başladığını dile getirdi.
“GASPIRALI, İLK 1883 YILINDAN BAŞLAYARAK GENEL BİR TÜRK EDEBÎ DİLİ OLUŞTURMAYA ÇALIŞTI”
Türkistan’da 1917 yılına kadar 500'den fazla usûl-i cedîd okulunun açıldığını belirten Prof. Dr Abdiraşidov, Gaspıralı’nın 1883 yılında Bahçesaray’da yayımlamaya başladığı Tercüman gazetesi aracılığıyla yaydığı “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarı üzerine de değerlendirmelerde bulundu.
“İlk olarak 1912 yılının sonbaharında Tercüman gazetesinde bu şiarda çıkmaya başladı ama daha önce yok muydu bu ilke? Tabii ki vardı.Gaspıralı, ilk 1883 yılından başlayarak genel bir Türk edebî dili oluşturmaya çalıştı. Türk halklarının Bahçesaray’dan Altay’a kadar aynı bir dilde yazsın, aynı bir dilde konuşmasını amaçladı. Mesela, bugün haritaya baktığımızda 20’ye yakın Arap ülkesi vardır ama onların konuştuğu dil kendi ülkelerinindi ve ağız olarak birbirinden çok farklıdır. Mesela Faslı biri, bir Iraklıyı hiçbir şekilde anlamaz.Mısırlı biri, Sudan'dakini yarım anlar ama onların yazı dili, edebî dili birdir. O yüzden onlar kendi aralarında bu edebî dil vasıtasıyla çok iyi bir şekilde anlaşabiliyorlar.” değerlendirmesini yapan Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı’nın da aynı dili oluşturmaya çabaladığını belirtti.
Prof. Dr. Abdiraşidov, İkinci Rusya Müslümanları Kongresi’nde 1906 yılında Gaspıralı’nın önerdiği edebî dilin, resmî dil olarak kabul edildiğini kaydederek bu dilin İstanbul Türkçesinin tam bir karşılığı olmadığına dikkat çekti. Tercüman’ın ilk 10 yıllık sayılarında Gaspıralı’nın okuyucularını bu dile alıştırmak için ikili kelimeleri çok kullandığına işaret eden Prof. Dr. Abdiraşidov, “Mesela ‘iyi’ yanında tireyle ‘yahşi’ kelimesini kullanıyordu. Tabii ki bütün Türk şivelerinden ve lehçelerinden kelimelere yer vermişti. Tercüman’ın dili Osmanlı Türkçesinden farklıdır. Esas olarak Osmanlı Türkçesinin kullanıldığını kendisi de söylüyor fakat gazetenin dili farklıydı. İstanbul Türkçesiydi ama Türkçenin farklı lehçelerinden de kelimeleri araya böyle serpiştiriyordu. O şekilde genel bir edebî dilin oluşmasını ve tam kapsayıcılığın olmasını istemişti.” şeklinde konuşarak Kırım Tatar aydının “Dilde, fikirde, işte birlik!” şiarı çerçevesinde en başta dil birliğini hedeflediğini ifade etti.
ÜÇÜNCÜ BÜTÜN RUSYA MÜSLÜMANLARI KONGRESİ BİR KIRILMA NOKTASI OLDU
Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı’nın cedîdçilik felsefesi kapsamında, Müslümanlar Orta Çağ'da nasıl bir terakkiye ulaştıysa bugün de aynı şekilde ilerlemesi gerektiğini düşündüğünü belirterek “O, bir şekilde bütün Türk aydınlarının bir araya gelerek iş birliği yapmasını istedi Bunu başarabildi mi? Tabii ki başarabildi.” dedi.
O dönemde yenilik taraftarı olan kişilerin, Tercüman gazetesini okuyarak meydana çıktığını ve 1906 yılının bu birlik için bir kırılma noktası olduğunun altını çizen Prof. Dr. Abdiraşidov, “1906 yılında düzenlenen Üçüncü Bütün Rusya Müslümanları Kongresi’nde şöyle bir sorun ortaya çıktı: Bu aydınların bir kısmı Müslümanlar yoğun olarak yaşadığı bölgelere, kültürel özerklik başta olmak üzere tam manada özgürlük otonomi, muhtariyet, özerklik verilmesini istediler ama Gaspıralı buna karşı çıktı ve oradaki tartışmalar sonucu olarak o güne kadar yetişmiş olan Müslüman eliti ikiye bölündü.” dedi.
Gaspıralı’nın teklif ettiği ve ikinci kongrede resmî dil olarak kabul edilen edebî dilin de söz konusu talepte bulunan aydınlar tarafından reddedilmeye başladığını kaydeden Özbek Türkü akademisyen, bu aydınların arasında Ayaz İshâkî başta olmak üzere Kazan Tatar gençlerinin bulunduğunu dile getirdi.
“DİL KONUSUNDAKİ DURUMA RAĞMEN İŞ BİRLİĞİ TAM MANASIYLA GELİŞMEKTE"
“1906 ve 1908 yılları arasında Gaspıralı, bu gençler tarafından çok dışlandı. Hatta Gaspıralı, o dönem Rusya Duma'sındaki Müslüman milletvekillerinden, en yakın fikir arkadaşı Azerbaycanlı Ali Merdan Topçubaşev'e yazdığı bir mektupta, ‘Ben bu işlerden hep kovuldum, hiçbir şey yapmak istemiyorum,’ ifadelerini kullanmıştı. Bu gençler tarafından bu denli dışlanmak onurunu kırmıştı.” şeklinde konuşan Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı’nın 1908'den sonra tekrar kendi işlerini yapmaya devam ettiğini belirtti.
Öte yandan Rus Çarı İkinci Nikolay'ın 30 Ekim 1905'te yayımladığı manifestonun bir noktaya kadar sağladığı özgürlükler sayesinde Müslüman gençlerinin meydana çıkarak yeni fikirler ortaya attığını belirten Prof. Dr. Abdiraşidov, buna karşın 1908 yılında söz konusu özgürlüklerin tekrar kısıtlanmaya başladığını dile getirdi. Bazı gençlerin Türkiye başta olmak üzere çeşitli ülkelere canlarını kurtarabilmek adına sığındığını ifade eden Prof. Dr. Abdiraşidov, söz konusu gençler arasında Ayaz İshâkî, Abdürreşit İbrahim, Yusuf Akçura gibi isimlerin bulunduğunu kaydetti.
Ayrıca Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı’nın 1908 yılından sonra, 1906’ya kadar devam ettirdiği işleri daha da geliştirmeye başladığını vurgulayarak 1912 yılına gelindiğinde “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarını tam olarak başardığını ifade etti. Bugün Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) da aynı şiarı takip ettiğini diile getiren Özbek Türkü akademisyen, şimdi Türk dünyasının yeniden birleşmeye çalıştığını belirterek TDT tarafından kurulan Türk Dünyası Ortak Alfabe Komisyonunun 34 harften oluşan ortak Türk alfabesi üzerinde uzlaştığını hatırlattı.
Prof. Dr. Abdiraşidov, son olarak bugün Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan’da uygulanan alfabe siyasetine bakıldığında söz konusu birliğin gerçekte kesin bir karşılık bulmadığını kaydederek şu değerlendirmelerde bulundu:
Alfabe birliği şimdi gündemde fakat bunun yeniden oturması için zamana ihtiyacımız olacaktır. Belki 10, 15 veya 50 yıl sonra bu sonucu elde edebiliriz. Dil konusundaki duruma rağmen iş birliği tam manasıyla gelişmekte. Bunu TDT örneğinde görebiliyoruz. Üye devletler arasındaki ekonomik iş birliği gittikçe büyüyor. Gaspıralı’nın şiarı bugün tam olarak uygulanmaya çalışılsa da bu konuda zamana ihtiyaç vardır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Prof. Dr. Zaynabidin Abdiraşidov: “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarında zamana ihtiyaç var
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zaynabidin Abdiraşidov, QHA’ya İsmail Bey Gaspıralı’nın usûl-i cedîd eğitim hareketini ve “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarını değerlendirdi.
Kırım Tatar siyasetçi, düşünür, yazar, eğitimci ve yayıncı İsmail Bey Gaspıralı’nın fikirlerinin Türk aydınları arasında kabul görme sürecini ve Usûl-i Cedîd eğitim hareketini etraflıca ele alan Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zaynabidin Abdiraşidov, Gaspıralı’nın eğitim alanında reformlar gerçekleştirmek üzere çıktığı yolda edindiği deneyimler üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) açıklamalarda bulundu.
“BU USULLERİ MÜSLÜMAN OKULLARINDA UYGULAMAK NEDEN MÜMKÜN OLMASIN?”
Gaspıralı’nın 1870'li yıllardan başlayarak memleketin dışında olduğunu ve önce Rusya’nın Voronej (Voronezh) bölgesi, sonra Moskova, onun ardından da bir dönem Osmanlı Devleti’nde kaldığını ve daha sonrasında ise 3-4 yıl boyunca Avrupa'da yaşadığını kaydeden Prof. Dr. Abdiraşidov, “Tabii ki bu ülkelerde gördüğü eğitim sistemini, kendi eğitim gördüğü sistemlerle karşılaştırdı. Zihninde, ‘Bu usulleri Müslüman okullarında uygulamak neden mümkün olmasın?’ diye düşünmeye başladı.” ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı’nın çoğu kaynakta ilk Usûl-i Cedîd okulunun 1884 yılında Bahçesaray'da açtığının yazıldığı ancak ilk okulu 1883 yılında açtığını dile getirerek, “Bu gayriresmî bir okuldu ama bu okulun amacı, kendi ürettiği yeni metodu uygulamaya koymak için denetimden geçirmekti. Onun için de yanında çalışan Bekir Elekdar isimli bir kişi vardı, onu öğretmen olarak seçti. Neyi nasıl yapılması gerektiğini kendisine anlattı, yazdıklarını ona bu şekilde aktardı.” şeklinde konuştu.
GASPIRALI’NIN TEK ŞARTI, ÖĞRETMENLERİN YENİ EĞİTİM METODUNU YAYMASIYDI
Gaspıralı’nın bu usulü derslerde gördükçe daha da geliştirip eksikliklerini giderdiğini belirten Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı’nın daha sonra 1884 yılında ilk Usûl-i Cedîd okulunu açtığını ve burada kendi geliştirdiği Usûl-i Savtiye yöntemini kullandığını kaydederek “Usûl-i Cedîd, yeni metot demek. Usûl-i Savtiye ise ses usulü demek. Bugünkü modern eğitimin temelini koyan bu ses usulüyle ilkokula giden öğrenciler, aynı şekilde alfabeyi öğrenmeye başladı.” dedi.
Gaspıralı tarafından 1884 yılında resmî bir okul açıldığını ve Kırım Tatar aydının daha sonra gazetelerde “Usul öğrenmek isteyen öğretmenler varsa kendi imkânlarıyla Bahçesaray’a gelebilirler, burada 2 ay benim misafirim olacaklardır.” şeklinde ilan verdiğini hatırlatan Prof. Dr. Abdiraşidov, bu 2 aylık süreç içerisinde söz konusu öğretmenlerin yeme, içme ve diğer yaşam masraflarının Gaspralı'nın cebinden çıktığını fakat Gaspıralı’nın bu kursta eğitim görecek öğretmenlere, kendi ülkelerine geri dönerek en az 3 kişiye bu usulü öğretme şeklinde şart koştuğunu vurguladı.
GASPIRALI’NIN PROJESİ, OSTROUMOV VE NALİVKİN TARAFINDAN KÜSTAHÇA İFADELERLE REDDEDİLDİ
Gaspıralı’nın 1880'li yılların sonlarına doğru Türkistan genel valisine bir mektup gönderdiğini ve mektubunda kendi açtığı bu yeni usul okulunun hedefleri ve elde ettiği sonuçlarla birlikte Bahçesaray’da, Kırım'da, İdil-Volga boylarında nasıl kabul edildiğini anlatmaya çalıştığını dile getiren Prof. Dr. Abdiraşidov,”Gaspıralı, böyle okulları Türkistan'da açmak için bir program sundu. Bu program içerisinde bir okul nasıl olmalı, bir oda nasıl olmalı, öğretmen nerede oturmalı, sıralar nasıl yerleştirilmeli, pencereler nerede olmalı… Bunların hepsini çizelgeleriyle Türkistan genel valisine bir proje olarak göndermişti. Türkistan genel valisi de Türkistan'da bulunan o dönemki yetkililer Nikolay Ostroumov ve Vladimir Nalivkin'e bu projeyi sundu.” ifadelerini kullandı.
Ostroumov ve Nalivkin’in Gaspıralı’nın gönderdiği projeyi reddettiğini bildiren Prof. Dr. Abdiraşidov, “Ostroumov, raporunu şu ifadelerle sonlandırmıştı: ‘Rus olmayan birisinin böyle teklifte bulunması kabul edilemezdir. Rus olmayan biri, nasıl Ruslara akıl öğretebilir? Bu hiçbir şekilde kabul edilemez. Biz burada niye varız? Burayı ve eğitim sistemini kendimiz geliştiririz.’ Nalivkin de aynı şekilde rapor hazırlıyor. Böylece Gaspıralı'nın Türkistan genel valisine gönderdiği bu mektup projesi cevapsız kaldı.” şeklinde konuştu.
GASPIRALI’NIN 1893 YILINDA TÜRKİSTAN’A ZİYARETİ, HAYATININ DÖNÜM NOKTASI OLDU
Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı'nın 1893 yılında Türkistan'a seyahat ettiğini ve bu ziyaretinin amaçlarından birisi de gönderdiği mektubun cevabını öğrenmek olduğunu hatırlattı. Gaspıralı’nın kurduğu yeni usûl okullarının Kırım'da kabul gördüğünü dile getiren Özbek Türkü akademisyen, “Tabii ki Rus hükûmeti, orada da (Kırım) vardı. Oradaki hükûmet, ‘Tamam, Müslümanlar kendine göre bir yeni yöntem oluşturmuştur, bu şekilde devam etsinler,’ diye çok da karışmadı fakat Türkistan'a gelince böyle bir sert cevap alındı. Rus olmayan birisinin böyle bir teklifte bulunması kabul edilemez bir durum olarak kabul edilerek sert bir şekilde reddedildi.” değerlendirmesini yaptı.
Taşkent'te 1885 yılında Rus yerli okulları açılmaya başlandı. Gaspıralı’nın daha sonra Rus yönetiminden bazı hususlarda yardım istemesine rağmen hiçbir cevap alamadıktan sonra “Sizin Türkistan'da açtığınız Rus okullarında okutulan metot benim yeni usul okulları için ürettiğim yeni metodun yalnızca bir miktar değiştirilmiş bir hâlidir. Siz bunu benden çaldınız.” şeklinde ifadelerde bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Abdiraşidov, Türkistan yönetiminin Gaspıralı'nın fikirlerini hiçe saymasına rağmen kendisine ait fikirleri, Türkistan'da kendi açtığı okullarda uyguladıklarını belirtti.
“O DÖNEMDE RUS GAZETELER, TÜRKISTAN'I ‘YARI VAHŞİ’ OLARAK TASVİR EDİYORDU”
“O dönemde Rus gazeteleri, Türkistan'ı ‘yarı vahşi’ olarak tasvir ediyordu. ‘Buradaki adamlar çok geride kalmış, her türlü şartlarda yaşamaktalar,’ diye kendi uydurdukları bir imajı göstermeye çalışıyorlardı.” şeklinde konuşan Prof. Dr. Abdiraşidov, Rusya’nın bu şekilde Türkistan'ı işgal etmesini aklamak için “Türkistan'a, bu ‘yarı vahşi’ ahaliye Avrupa medeniyetini götürüyoruz.” tarzı bir siyaset uygulamaya başladığına işaret etti.
Gaspıralı’nın ise Türkistan'a giderken Rusların yaklaşımını “Orta çağlarda dünyaya o kadar meşhur âlim yetiştiren Türkistan, Rusların tasvir ettiği durumda mı? Eğer öyleyse bu durumda, bu alimleri nasıl yetişebildi?” şeklinde sorgulamaya başladığını kaydeden Prof. Dr. Abdiraşidov, “Gaspıralı, Türkistan'a gittiğinde önce Buhara'da kalıyor. Bir hafta Buhara emiriyle görüşmek istemişti ama Buhara emiri yaz dönemi olduğu için yazlık sarayındaydı. Buhara'dan yaklaşık 500-600 kilometre ötedeki Şehrisabz diye bir şehirdeydi.” ifadelerine yer verdi.
“GÖRDÜKLERİM, TÜRKİSTAN HAKKINDA RUS BASININDA OKUDUĞUM HER ŞEYİ PARAMPARÇA ETTİ”
Gaspıralı’nın kendisine görüşme izni gelinceye kadar Semerkant ve Taşkent'te gittiğini kaydeden Özbekistan Türkü akademisyen, “Semerkant ve Taşkent'te gördüklerini, Tercüman gazetesinde yayımladığı yol hatıralarında şöyle tarif ediyor: ‘Ben Türkistan'da öyle bir toplum, öyle aydınlar gördüm ki gördüklerim, bugüne kadar Türkistan hakkında Rus basınında okuduğum her şeyi paramparça etti. Tamamen başka bir âlem gördüm.’” dedi.
Gaspıralı’nın Rus propagandasına karşı zihninde oluşan soru işaretlerine cevaplar bulmak amacıyla Türkistan’a gittiğini kaydeden Prof. Dr. Abdiraşidov, “Tabii ki o, kendi gönderdiği mektubun cevabını almak için Türkistan genel valisine de uğradı ama Genel Vali (Rosenbach), Gaspıralı’yı tabii ki kabul etmedi. Buna karşın kendisine cevap yazan Nikolay Ostroumov'la görüşme imkânı olmuştu. Bunu daha sonra Ostroumov da yazıyor, ‘Gaspıralı Taşkent'e geldiğinde biz görüştük,’ diye. Gaspıralı, o mektubun takdirini öğrenmek istemişti fakat tabii ki orada bir cevap alamadı. Ostroumov, diplomatik dille Gaspıralı'yı geri çevirdi.” şeklinde konuştu.
OSTROUMOV, GASPIRALI’NIN YARDIM ÇAĞRISINI CEVAPSIZ BIRAKTI
Gaspıralı’ya Semerkant'ta bir toplantıda “Tamam, siz böyle bir okul açtınız. Madem siz buraya geldiniz, buraya ziyaretinizi bir hatırası olarak bir okul açmamıza yardımcı olun.” şeklinde teklifte bulunulduğunu kaydeden Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı'nın yanında Azerbaycanlı Macit Ganizade’nin de olduğunu belirterek kendisinin, Kırım Tatar aydının ricası üzerine 40 gün Semerkant'da kalarak oradaki bir hocaya yeni usûlü öğrettiğini dile getirdi.
Gaspıralı’nın Taşkent'teyken Nikolay Ostroumov'la görüştüğünde Semerkant'da böyle bir okul açılacağını, orada Macit Ganizade’nin 40 gün kalarak bir hocaya yeni usûl öğreteceğini söylediğini hatırlatan Prof. Dr. Abdiraşidov, “Daha sonrasında ise Gaspıralı, Ostroumov’dan Semerkand'daki ilk yeni usûl okulunun resmen açılmasında yardımcı olmasını rica etmişti. Gaspıralı, tabii ki bunu yıllar sonra yazıyor, ‘Ben Ostroumov'a birkaç defa mektup yazdım ama cevap alamadım,’ diyor. Ostroumov, görüştüklerinde yardım etmeyi kabul etmiş olabilir ama sonradan bu okulun açılmasına hiçbir yardımı dokunmadı ve o Semerkant'taki okul, 3 ay sonra gayriresmî olduğu için hükûmet tarafından kapatıldı.” dedi.
RUS HÜKÛMETİ, TÜRKİSTAN’DAKİ MÜSLÜMAN GENÇLERİN AYDINLANMASINA ENGEL OLDU
Rus hükûmetinin, usûl-i cedîd yöntemi ile Müslümanlar arasında eğitimin kısa bir sürede yaygınlaşacağının farkında olduğunu dile getiren Prof. Dr. Abdiraşidov, “Çünkü Gaspıralı, okuma yazmanın temellerini 40 günde öğretmeyi başarmıştı. Bu okulun kısa bir sürede yeni nesil Müslüman gençlerini yetiştirme imkânı vardı. Ostroumov da bunu çok iyi biliyordu, o yüzden Türkistan'da buna izin vermedi.” ifadelerine yer vererek bu okulların böylece 1900'lü yılların başlarına kadar yarı resmî bir statüde açılıp kapatıldığını ve daha sonrasında ise tekrar canlanmaya başladığını belirtti.
Taşkent'te 1901 yılında bir usûl-i cedîd okulunun açıldığını, 1903'te ise Semerkant'ta açıldığını kaydeden Prof. Dr. Abdiraşidov, bu okulların daha sonraki yıllarda Türkistan bölgesinde daha yaygın bir şekilde açılmaya başladığını dile getirdi.
“GASPIRALI, İLK 1883 YILINDAN BAŞLAYARAK GENEL BİR TÜRK EDEBÎ DİLİ OLUŞTURMAYA ÇALIŞTI”
Türkistan’da 1917 yılına kadar 500'den fazla usûl-i cedîd okulunun açıldığını belirten Prof. Dr Abdiraşidov, Gaspıralı’nın 1883 yılında Bahçesaray’da yayımlamaya başladığı Tercüman gazetesi aracılığıyla yaydığı “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarı üzerine de değerlendirmelerde bulundu.
“İlk olarak 1912 yılının sonbaharında Tercüman gazetesinde bu şiarda çıkmaya başladı ama daha önce yok muydu bu ilke? Tabii ki vardı. Gaspıralı, ilk 1883 yılından başlayarak genel bir Türk edebî dili oluşturmaya çalıştı. Türk halklarının Bahçesaray’dan Altay’a kadar aynı bir dilde yazsın, aynı bir dilde konuşmasını amaçladı. Mesela, bugün haritaya baktığımızda 20’ye yakın Arap ülkesi vardır ama onların konuştuğu dil kendi ülkelerinindi ve ağız olarak birbirinden çok farklıdır. Mesela Faslı biri, bir Iraklıyı hiçbir şekilde anlamaz. Mısırlı biri, Sudan'dakini yarım anlar ama onların yazı dili, edebî dili birdir. O yüzden onlar kendi aralarında bu edebî dil vasıtasıyla çok iyi bir şekilde anlaşabiliyorlar.” değerlendirmesini yapan Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı’nın da aynı dili oluşturmaya çabaladığını belirtti.
Prof. Dr. Abdiraşidov, İkinci Rusya Müslümanları Kongresi’nde 1906 yılında Gaspıralı’nın önerdiği edebî dilin, resmî dil olarak kabul edildiğini kaydederek bu dilin İstanbul Türkçesinin tam bir karşılığı olmadığına dikkat çekti. Tercüman’ın ilk 10 yıllık sayılarında Gaspıralı’nın okuyucularını bu dile alıştırmak için ikili kelimeleri çok kullandığına işaret eden Prof. Dr. Abdiraşidov, “Mesela ‘iyi’ yanında tireyle ‘yahşi’ kelimesini kullanıyordu. Tabii ki bütün Türk şivelerinden ve lehçelerinden kelimelere yer vermişti. Tercüman’ın dili Osmanlı Türkçesinden farklıdır. Esas olarak Osmanlı Türkçesinin kullanıldığını kendisi de söylüyor fakat gazetenin dili farklıydı. İstanbul Türkçesiydi ama Türkçenin farklı lehçelerinden de kelimeleri araya böyle serpiştiriyordu. O şekilde genel bir edebî dilin oluşmasını ve tam kapsayıcılığın olmasını istemişti.” şeklinde konuşarak Kırım Tatar aydının “Dilde, fikirde, işte birlik!” şiarı çerçevesinde en başta dil birliğini hedeflediğini ifade etti.
ÜÇÜNCÜ BÜTÜN RUSYA MÜSLÜMANLARI KONGRESİ BİR KIRILMA NOKTASI OLDU
Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı’nın cedîdçilik felsefesi kapsamında, Müslümanlar Orta Çağ'da nasıl bir terakkiye ulaştıysa bugün de aynı şekilde ilerlemesi gerektiğini düşündüğünü belirterek “O, bir şekilde bütün Türk aydınlarının bir araya gelerek iş birliği yapmasını istedi Bunu başarabildi mi? Tabii ki başarabildi.” dedi.
O dönemde yenilik taraftarı olan kişilerin, Tercüman gazetesini okuyarak meydana çıktığını ve 1906 yılının bu birlik için bir kırılma noktası olduğunun altını çizen Prof. Dr. Abdiraşidov, “1906 yılında düzenlenen Üçüncü Bütün Rusya Müslümanları Kongresi’nde şöyle bir sorun ortaya çıktı: Bu aydınların bir kısmı Müslümanlar yoğun olarak yaşadığı bölgelere, kültürel özerklik başta olmak üzere tam manada özgürlük otonomi, muhtariyet, özerklik verilmesini istediler ama Gaspıralı buna karşı çıktı ve oradaki tartışmalar sonucu olarak o güne kadar yetişmiş olan Müslüman eliti ikiye bölündü.” dedi.
Gaspıralı’nın teklif ettiği ve ikinci kongrede resmî dil olarak kabul edilen edebî dilin de söz konusu talepte bulunan aydınlar tarafından reddedilmeye başladığını kaydeden Özbek Türkü akademisyen, bu aydınların arasında Ayaz İshâkî başta olmak üzere Kazan Tatar gençlerinin bulunduğunu dile getirdi.
“DİL KONUSUNDAKİ DURUMA RAĞMEN İŞ BİRLİĞİ TAM MANASIYLA GELİŞMEKTE"
“1906 ve 1908 yılları arasında Gaspıralı, bu gençler tarafından çok dışlandı. Hatta Gaspıralı, o dönem Rusya Duma'sındaki Müslüman milletvekillerinden, en yakın fikir arkadaşı Azerbaycanlı Ali Merdan Topçubaşev'e yazdığı bir mektupta, ‘Ben bu işlerden hep kovuldum, hiçbir şey yapmak istemiyorum,’ ifadelerini kullanmıştı. Bu gençler tarafından bu denli dışlanmak onurunu kırmıştı.” şeklinde konuşan Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı’nın 1908'den sonra tekrar kendi işlerini yapmaya devam ettiğini belirtti.
Öte yandan Rus Çarı İkinci Nikolay'ın 30 Ekim 1905'te yayımladığı manifestonun bir noktaya kadar sağladığı özgürlükler sayesinde Müslüman gençlerinin meydana çıkarak yeni fikirler ortaya attığını belirten Prof. Dr. Abdiraşidov, buna karşın 1908 yılında söz konusu özgürlüklerin tekrar kısıtlanmaya başladığını dile getirdi. Bazı gençlerin Türkiye başta olmak üzere çeşitli ülkelere canlarını kurtarabilmek adına sığındığını ifade eden Prof. Dr. Abdiraşidov, söz konusu gençler arasında Ayaz İshâkî, Abdürreşit İbrahim, Yusuf Akçura gibi isimlerin bulunduğunu kaydetti.
Ayrıca Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı’nın 1908 yılından sonra, 1906’ya kadar devam ettirdiği işleri daha da geliştirmeye başladığını vurgulayarak 1912 yılına gelindiğinde “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarını tam olarak başardığını ifade etti. Bugün Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) da aynı şiarı takip ettiğini diile getiren Özbek Türkü akademisyen, şimdi Türk dünyasının yeniden birleşmeye çalıştığını belirterek TDT tarafından kurulan Türk Dünyası Ortak Alfabe Komisyonunun 34 harften oluşan ortak Türk alfabesi üzerinde uzlaştığını hatırlattı.
Prof. Dr. Abdiraşidov, son olarak bugün Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan’da uygulanan alfabe siyasetine bakıldığında söz konusu birliğin gerçekte kesin bir karşılık bulmadığını kaydederek şu değerlendirmelerde bulundu:
Son Haberler