Putin köşeye sıkışırsa: Kırım Tatarları iki ateş arasında kalabilir
Yazının Giriş Tarihi: 12.07.2026 13:01
Yazının Güncellenme Tarihi: 12.07.2026 13:07
Savaşların en tehlikeli zamanı, taraflardan birinin güçlü olduğu dönem olmayabilir. Asıl tehlike, kaybetmeye başladığını düşünen fakat yenilgiyi kabul edemeyen bir liderin köşeye sıkıştığı anda ortaya çıkar.
Ukrayna-Rusya Savaşı’nın bugün geldiği aşama biraz da böyle okunmalıdır.
Ukrayna, Rusya’nın askerî tesislerine, enerji altyapısına ve petrol rafinerilerine ulaşabildiğini göstermektedir. Rusya’nın bazı bölgelerinde yaşanan yakıt sıkıntısı, savaşın ekonomik maliyetinin giderek daha fazla hissedilmesi ve Ukrayna’nın hava savunmasında güçlenmesi, Kremlin üzerindeki baskıyı artırmaktadır.
Başkan Volodımır Zelenskıy da Ukrayna’nın bugün hem savaş alanında hem de gökyüzünde daha güçlü olduğunu, Putin’in balistik füzeler dışında belirgin bir üstünlüğünün kalmadığını savunmaktadır.
Fakat Ukrayna’nın güçlenmesi, savaşın sona yaklaştığı anlamına gelmeyebilir.
Tam tersine, Putin’in üstünlüğünü kaybettiğini anlaması onu müzakere masasına değil, daha sert ve daha tehlikeli kararlara yöneltebilir.
Putin’in sorunu yalnızca Rusya değildir
Putin açısından Ukrayna’daki savaş artık sıradan bir dış politika meselesi değildir. Savaşın sonucu onun siyasi geleceği, tarihsel mirası ve muhtemelen kişisel güvenliğiyle birleşmiştir.
Bu nedenle Kremlin’de sorulan temel soru giderek “Rusya için en iyi çözüm nedir?” olmaktan çıkmaktadır. Asıl soru şuna dönüşmektedir:
Putin’in iktidarda kalmasını hangi karar sağlar?
Putin, mevcut anayasal düzen içinde 2036 yılına kadar görevde kalabilecek durumdadır. Kendini geçici bir devlet başkanı olarak değil, Rusya’yı yeniden büyük güç hâline getiren tarihsel bir lider ve 21. Yüzyıl Çarı olarak görmektedir.
Donbas’ın tamamını ele geçirmeden ve Ukrayna’yı Batı’dan koparmadan yapılacak bir ateşkes, onun gözünde uzlaşma değil yenilgi olabilir.
Bu yüzden ekonomik zorlukların, askerî kayıpların veya Rusya içindeki hoşnutsuzluğun Putin’i mutlaka barışa zorlayacağı varsayımı doğru değildir. Otoriter rejimlerde baskı arttığında liderler bazen geri çekilmez; daha fazla merkezileşir, daha fazla düşman üretir ve daha fazla şiddete başvurur.
Rus tarihi bunun örnekleriyle doludur.
1905’te Japonya karşısındaki yenilgi devrimci hareketleri güçlendirmiş, Birinci Dünya Savaşı’nın yorgunluğu 1917 devrimlerine giden yolu açmıştır. Fakat her kriz rejim değişikliği üretmemiştir.
Kırım Savaşı’ndaki yenilgi Çarlık’ı ortadan kaldırmamış; rejim reformlarla ve baskıyla varlığını sürdürmüştür. 1905 Devrimi'nde II. Nikolay’ı hemen devirmemiş, Çarlık yaklaşık on iki yıl daha ayakta kalmıştır. Stalin dönemindeki büyük kıtlıklar, askerî felaketler ve milyonlarca insanın ölümü, iktidarın yumuşamasını değil, devlet terörünün güçlenmesini doğurmuştur.
Dolayısıyla Zelenskiy’in “Rusya yorulduğunda değişim gelir” sözü tarihsel açıdan doğrudur. Ancak gelecek değişimin demokratik ve barışçı olacağının garantisi yoktur.
Rusya’daki yorgunluk Putin’i devirebilir. Fakat Putin’i daha da saldırgan hâle getirebilir.
En tehlikeli ihtimal: Taktik nükleer silah
Putin’in köşeye sıkışması hâlinde gündeme gelebilecek en tehlikeli ihtimal, taktik nükleer silah kullanımıdır.
Stratejik nükleer silahlar, büyük şehirleri, devlet merkezlerini ve rakibin nükleer kapasitesini yok etmeyi amaçlayan uzun menzilli ve yüksek tahrip gücüne sahip silahlardır. Bunların kullanılması, Rusya ile NATO arasında karşılıklı nükleer imhaya kadar uzanabilecek küresel bir savaş anlamına gelir.
Taktik nükleer silahlar ise daha kısa menzilli ve daha düşük patlama gücüne sahip, belirli askerî birliklere, hava üslerine, limanlara veya lojistik merkezlere karşı kullanılmak üzere tasarlanmış silahlardır.
Fakat “taktik” kelimesi kimseyi yanıltmamalıdır.
Düşük güçlü bir nükleer silah bile on binlerce insanı öldürebilir, geniş bölgeleri radyasyonla kirletebilir ve 1945’ten beri var olan nükleer silah kullanmama tabusunu ortadan kaldırabilir.
Putin, seyrek nüfuslu bir bölgede veya önemli bir askerî hedefe karşı sınırlı bir nükleer saldırının NATO’yu doğrudan savaşa sokmadan Ukrayna’yı ve Batı kamuoyunu korkutabileceğini düşünebilir.
Ama nükleer silah bir kez kullanıldığında tırmanmanın nerede duracağını kimse bilemez.
NATO’nun konvansiyonel karşılık vermesi, Rusya’nın ikinci bir saldırıya yönelmesi veya komuta merkezlerindeki yanlış hesaplar, insanlığın daha önce karşılaşmadığı bir felaketi doğurabilir.
Rusya’nın çökmesi çözüm müdür?
Burada başka bir tehlikeli yanılgıya da dikkat çekmek gerekir: Putin’in zayıflaması, Rusya’nın kontrolsüz biçimde parçalanmasıyla aynı şey değildir.
Rus oligark Andrey Melnichenko’nun Economist dergisindeki “Kırılmış bir Rusya dünya için neden kötüdür?” başlıklı yazısında dikkat çektiği gibi, aşağılanmış, tamamen Çin’e bağımlı, dış dünyaya kapanmış veya parçalanmış bir Rusya daha güvenli olmayabilir. Özellikle nükleer silahların ve askerî komuta zincirinin kontrolünün zayıflaması küresel ölçekte büyük riskler yaratabilir.
Melnichenko’nun haklı olduğu nokta, dünyanın “öngörülebilir bir Rusya” ile geleceği belirsiz bir Rusya arasında seçim yapmak zorunda kalabileceğidir. Nükleer caydırıcılık yalnızca silahların varlığına değil, rasyonel karar alma mekanizmalarına ve açık iletişim kanallarına da bağlıdır.
Ancak bundan Rusya’nın Ukrayna üzerindeki nüfuz alanının korunması gerektiği sonucu çıkarılamaz.
Rusya’nın uluslararası sınırları içinde istikrarlı kalması başka şeydir; Ukrayna’yı parçalayarak, Kırım’ı işgal altında tutarak ve Kırım Tatarlarının haklarını bastırarak “istikrar” sağlaması başka şeydir.
Rusya parçalanmamalıdır. Fakat Rusya’nın parçalanmasını önlemek adına Ukrayna parçalanamaz.
Michael Rubin’in “hainler” sözü
Michael Rubin’in 8 Temmuz 2026’da yayımlanan “Kırım Ruslarının sınır dışı edilmesine hazırlanın” başlıklı yazısı, savaş sonrası Kırım tartışmalarının ne kadar tehlikeli bir yöne gidebileceğini göstermektedir.
Rubin, Sovyetler Birliği dağıldığında Rusya’nın da içinde bulunduğu eski Sovyet cumhuriyetlerinin mevcut sınırları kabul ettiğini ve Moskova’nın Kırım üzerindeki iddiasının hukuki geçerliliğinin bulunmadığını savunmaktadır. Ayrıca 2014 sonrasında Rusya’dan Kırım’a çok sayıda kişinin yerleştirildiğine dikkat çekilmektedir.
Bunlar tartışılmaz gerçekliklerdir.
İşgalci bir devletin kendi nüfusunu işgal ettiği topraklara aktarması, Kırım’ın demografik yapısını değiştirmek ve Ruslaştırmak amacıyla yapılıyorsa uluslararası hukuk açısından ciddi bir sorundur.
Fakat Rubin’in yazısında kullandığı dil kaygı verici.
Rubin, yalnızca 2014 sonrasında Kırım’a yerleşen Rusya vatandaşlarının değil, işgal sırasında Kırım’da kalmış ve yaşayabilmek için Rus belgeleri almak zorunda kalmış bazı Ukrayna vatandaşlarının da yarımadadan ayrılabileceğini söylemektedir. Yazısını ise Kırım’ın “Ukrayna vatandaşı hainlerden arınmış” olması gerektiği düşüncesiyle bitirmektedir.
İşte bu ifade Kırım Tatarları açısından ciddi bir alarmdır.
İşgal altında kalmak hainlik değildir
Kırım’da kalan herkes Rusya’yı seçmiş değildir.
İnsanlar çalışabilmek, sağlık hizmeti alabilmek, çocuklarını okula gönderebilmek, evlerini kaybetmemek ve gündelik hayatlarını sürdürebilmek için Rus pasaportu almak zorunda kalmışlardır.
Özellikle Kırım Tatarlarının anavatanlarını terk etmemesi işgali kabul ettikleri anlamına gelmez.
Kırım Tatarları 1944’te topluca sürgün edilmiş, Kırım’a dönebilmek için onlarca yıl mücadele etmiştir. Bir Kırım Tatarının 2014’ten sonra yeni bir sürgünü kabul etmeyerek evinde kalması, Rusya’ya sadakat değil, vatanını terk etmeme iradesidir.
Elbette gerçek savaş suçluları, işkenceciler, ihbarcılar ve işgal yönetiminin baskı mekanizmasına bilinçli biçimde katılanlar yargılanmalıdır.
Ancak bir doktoru, öğretmeni, belediye çalışanını, esnafı veya ailesini geçindirmek zorunda kalan sıradan vatandaşı otomatik biçimde “hain” ilan etmek hukuka aykırıdır.
Suç bireyseldir. Kimlik, etnik köken veya zorla alınmış bir pasaport suçun delili olamaz.
Kırım Tatarları iki ateş arasında kalabilir
Kırım Tatarlarının bugün karşı karşıya bulunduğu ilk tehlike Rusya’dır.
Savaş Rusya açısından kötüleşirse, Kırım Tatarları “Ukrayna’ya yardım eden iç düşmanlar” olarak hedef alınabilir. Kırım’daki bir askerî saldırının veya patlamanın ardından sosyal medyada yayılacak bir söylenti bile Kırım Tatarlarına yönelik toplumsal şiddeti tetikleyebilir.
Rus milliyetçisi gruplar, savaştan dönen radikalleşmiş askerler veya paramiliter yapılar Kırım Tatar evlerini, camilerini ve işletmelerini hedef alabilir.
Rus tarihindeki Yahudi pogromları, ekonomik krizlerin, savaş yenilgilerinin ve siyasi öfkenin nasıl savunmasız azınlıklara yöneltilebildiğini göstermektedir.
“Pogrom” kelimesinin Rusçadan dünya siyaset literatürüne geçmesi tesadüf değildir. Kırım Tatarları, Kırım'da 21. yüzyıl pogromuna günümüzde maruz kalabilir.
Fakat Kırım Tatarlarını bekleyen ikinci tehlike de küçümsenmemelidir.
Kırım’ın Ukrayna tarafından kurtarılmasının ardından bazı çevreler, işgal altında kalanları ve Rus belgelerini taşımak zorunda olanları topluca “işbirlikçi” veya “hain” olarak görebilir.
Böylece Kırım Tatarları bugün Rusya tarafından Ukrayna’ya sadık oldukları için, yarın ise bazı Ukraynalı çevreler tarafından işgal altında kaldıkları için suçlanabilir.
Bu iki yaklaşım da haksızdır.
Kırım kurtarılmalı, fakat insanlardan “temizlenmemelidir”
Kırım’ın geleceği bugünden düşünülmelidir.
2014 sonrasında Rusya’dan getirilen yerleşimciler, işgalden önce Kırım’da yaşayan etnik Rus Ukrayna vatandaşları ve işgal altında kalmak zorunda kalan Kırım Tatarları aynı hukuki kategoriye konulmamalıdır.
Gerçek suçlular bağımsız mahkemelerde yargılanmalı, işgal şartlarında yalnızca yaşamını sürdüren siviller korunmalıdır.
Mülkiyet sorunları bağımsız komisyonlar tarafından incelenmeli, Kırım Tatarlarının yerli halk statüsü ve tarihsel hakları yeni düzenin merkezinde yer almalıdır.
Türkiye de şimdiden harekete geçmelidir.
Dışişleri Bakanlığı, Türk Kızılayı, AFAD, ilgili kamu kurumları ve Kırım Tatar kuruluşları hem Rusya kaynaklı olası bir toplumsal şiddet dalgasına hem de savaş sonrası toplu suçlama ve göç ihtimaline karşı bir kriz planı hazırlamalıdır.
Ukrayna yönetiminden, Kırım’ın kurtuluşu sonrasında Rus pasaportu taşımış Kırım Tatarlarının topluca şüpheli sayılmayacağına dair açık güvence istenmelidir.
Rusya’ya da Kırım Tatarlarına yönelik herhangi bir toplumsal saldırının ağır siyasi sonuçlar doğuracağı bildirilmelidir.
En tehlikeli dönem başlamamış olabilir
Ukrayna güçlenmektedir. Rusya’nın dokunulmaz olmadığı görülmüştür.
Fakat bu, Putin’in barışa yaklaştığı anlamına gelmeyebilir.
Putin’in kendi iktidarını tehdit altında hissetmesi, savaşın daha tehlikeli bir aşamasını başlatabilir: daha yoğun füze saldırıları, sabotajlar, yeni seferberlikler, Kırım’daki baskının artması ve hatta taktik nükleer silah kullanımı.
Rusya’daki iç kriz büyürken Kırım Tatarları günah keçisi hâline getirilebilir. Kırım kurtarıldığında ise bu kez işgal altında yaşadıkları için hainlikle suçlanabilirler.
Kırım Tatarları ne Rus emperyalizminin intikamına ne de Ukrayna’nn zafer sonrasında yaşayabileceği öfkeye kurban edilmelidir.
Kırım Ruslaştırmadan kurtarılmalıdır; fakat insanlardan “temizlenmemelidir”.
İşgal altında hayatta kalmak hainlik değildir.
Kırım’da kalmak Rusya’yı seçmek değildir.
Ve Kırım’ın özgürlüğü, ancak Kırım Tatarlarının güvenli, onurlu ve hak sahibi olduğu bir düzen kurulursa gerçek özgürlük olacaktır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Prof. Dr. Sezai Özçelik
Putin köşeye sıkışırsa: Kırım Tatarları iki ateş arasında kalabilir
Savaşların en tehlikeli zamanı, taraflardan birinin güçlü olduğu dönem olmayabilir. Asıl tehlike, kaybetmeye başladığını düşünen fakat yenilgiyi kabul edemeyen bir liderin köşeye sıkıştığı anda ortaya çıkar.
Ukrayna-Rusya Savaşı’nın bugün geldiği aşama biraz da böyle okunmalıdır.
Ukrayna, Rusya’nın askerî tesislerine, enerji altyapısına ve petrol rafinerilerine ulaşabildiğini göstermektedir. Rusya’nın bazı bölgelerinde yaşanan yakıt sıkıntısı, savaşın ekonomik maliyetinin giderek daha fazla hissedilmesi ve Ukrayna’nın hava savunmasında güçlenmesi, Kremlin üzerindeki baskıyı artırmaktadır.
Başkan Volodımır Zelenskıy da Ukrayna’nın bugün hem savaş alanında hem de gökyüzünde daha güçlü olduğunu, Putin’in balistik füzeler dışında belirgin bir üstünlüğünün kalmadığını savunmaktadır.
Fakat Ukrayna’nın güçlenmesi, savaşın sona yaklaştığı anlamına gelmeyebilir.
Tam tersine, Putin’in üstünlüğünü kaybettiğini anlaması onu müzakere masasına değil, daha sert ve daha tehlikeli kararlara yöneltebilir.
Putin’in sorunu yalnızca Rusya değildir
Putin açısından Ukrayna’daki savaş artık sıradan bir dış politika meselesi değildir. Savaşın sonucu onun siyasi geleceği, tarihsel mirası ve muhtemelen kişisel güvenliğiyle birleşmiştir.
Bu nedenle Kremlin’de sorulan temel soru giderek “Rusya için en iyi çözüm nedir?” olmaktan çıkmaktadır. Asıl soru şuna dönüşmektedir:
Putin’in iktidarda kalmasını hangi karar sağlar?
Putin, mevcut anayasal düzen içinde 2036 yılına kadar görevde kalabilecek durumdadır. Kendini geçici bir devlet başkanı olarak değil, Rusya’yı yeniden büyük güç hâline getiren tarihsel bir lider ve 21. Yüzyıl Çarı olarak görmektedir.
Donbas’ın tamamını ele geçirmeden ve Ukrayna’yı Batı’dan koparmadan yapılacak bir ateşkes, onun gözünde uzlaşma değil yenilgi olabilir.
Bu yüzden ekonomik zorlukların, askerî kayıpların veya Rusya içindeki hoşnutsuzluğun Putin’i mutlaka barışa zorlayacağı varsayımı doğru değildir. Otoriter rejimlerde baskı arttığında liderler bazen geri çekilmez; daha fazla merkezileşir, daha fazla düşman üretir ve daha fazla şiddete başvurur.
Rus tarihi bunun örnekleriyle doludur.
1905’te Japonya karşısındaki yenilgi devrimci hareketleri güçlendirmiş, Birinci Dünya Savaşı’nın yorgunluğu 1917 devrimlerine giden yolu açmıştır. Fakat her kriz rejim değişikliği üretmemiştir.
Kırım Savaşı’ndaki yenilgi Çarlık’ı ortadan kaldırmamış; rejim reformlarla ve baskıyla varlığını sürdürmüştür. 1905 Devrimi'nde II. Nikolay’ı hemen devirmemiş, Çarlık yaklaşık on iki yıl daha ayakta kalmıştır. Stalin dönemindeki büyük kıtlıklar, askerî felaketler ve milyonlarca insanın ölümü, iktidarın yumuşamasını değil, devlet terörünün güçlenmesini doğurmuştur.
Dolayısıyla Zelenskiy’in “Rusya yorulduğunda değişim gelir” sözü tarihsel açıdan doğrudur. Ancak gelecek değişimin demokratik ve barışçı olacağının garantisi yoktur.
Rusya’daki yorgunluk Putin’i devirebilir. Fakat Putin’i daha da saldırgan hâle getirebilir.
En tehlikeli ihtimal: Taktik nükleer silah
Putin’in köşeye sıkışması hâlinde gündeme gelebilecek en tehlikeli ihtimal, taktik nükleer silah kullanımıdır.
Stratejik nükleer silahlar, büyük şehirleri, devlet merkezlerini ve rakibin nükleer kapasitesini yok etmeyi amaçlayan uzun menzilli ve yüksek tahrip gücüne sahip silahlardır. Bunların kullanılması, Rusya ile NATO arasında karşılıklı nükleer imhaya kadar uzanabilecek küresel bir savaş anlamına gelir.
Taktik nükleer silahlar ise daha kısa menzilli ve daha düşük patlama gücüne sahip, belirli askerî birliklere, hava üslerine, limanlara veya lojistik merkezlere karşı kullanılmak üzere tasarlanmış silahlardır.
Fakat “taktik” kelimesi kimseyi yanıltmamalıdır.
Düşük güçlü bir nükleer silah bile on binlerce insanı öldürebilir, geniş bölgeleri radyasyonla kirletebilir ve 1945’ten beri var olan nükleer silah kullanmama tabusunu ortadan kaldırabilir.
Putin, seyrek nüfuslu bir bölgede veya önemli bir askerî hedefe karşı sınırlı bir nükleer saldırının NATO’yu doğrudan savaşa sokmadan Ukrayna’yı ve Batı kamuoyunu korkutabileceğini düşünebilir.
Ama nükleer silah bir kez kullanıldığında tırmanmanın nerede duracağını kimse bilemez.
NATO’nun konvansiyonel karşılık vermesi, Rusya’nın ikinci bir saldırıya yönelmesi veya komuta merkezlerindeki yanlış hesaplar, insanlığın daha önce karşılaşmadığı bir felaketi doğurabilir.
Rusya’nın çökmesi çözüm müdür?
Burada başka bir tehlikeli yanılgıya da dikkat çekmek gerekir: Putin’in zayıflaması, Rusya’nın kontrolsüz biçimde parçalanmasıyla aynı şey değildir.
Rus oligark Andrey Melnichenko’nun Economist dergisindeki “Kırılmış bir Rusya dünya için neden kötüdür?” başlıklı yazısında dikkat çektiği gibi, aşağılanmış, tamamen Çin’e bağımlı, dış dünyaya kapanmış veya parçalanmış bir Rusya daha güvenli olmayabilir. Özellikle nükleer silahların ve askerî komuta zincirinin kontrolünün zayıflaması küresel ölçekte büyük riskler yaratabilir.
Melnichenko’nun haklı olduğu nokta, dünyanın “öngörülebilir bir Rusya” ile geleceği belirsiz bir Rusya arasında seçim yapmak zorunda kalabileceğidir. Nükleer caydırıcılık yalnızca silahların varlığına değil, rasyonel karar alma mekanizmalarına ve açık iletişim kanallarına da bağlıdır.
Ancak bundan Rusya’nın Ukrayna üzerindeki nüfuz alanının korunması gerektiği sonucu çıkarılamaz.
Rusya’nın uluslararası sınırları içinde istikrarlı kalması başka şeydir; Ukrayna’yı parçalayarak, Kırım’ı işgal altında tutarak ve Kırım Tatarlarının haklarını bastırarak “istikrar” sağlaması başka şeydir.
Rusya parçalanmamalıdır. Fakat Rusya’nın parçalanmasını önlemek adına Ukrayna parçalanamaz.
Michael Rubin’in “hainler” sözü
Michael Rubin’in 8 Temmuz 2026’da yayımlanan “Kırım Ruslarının sınır dışı edilmesine hazırlanın” başlıklı yazısı, savaş sonrası Kırım tartışmalarının ne kadar tehlikeli bir yöne gidebileceğini göstermektedir.
Rubin, Sovyetler Birliği dağıldığında Rusya’nın da içinde bulunduğu eski Sovyet cumhuriyetlerinin mevcut sınırları kabul ettiğini ve Moskova’nın Kırım üzerindeki iddiasının hukuki geçerliliğinin bulunmadığını savunmaktadır. Ayrıca 2014 sonrasında Rusya’dan Kırım’a çok sayıda kişinin yerleştirildiğine dikkat çekilmektedir.
Bunlar tartışılmaz gerçekliklerdir.
İşgalci bir devletin kendi nüfusunu işgal ettiği topraklara aktarması, Kırım’ın demografik yapısını değiştirmek ve Ruslaştırmak amacıyla yapılıyorsa uluslararası hukuk açısından ciddi bir sorundur.
Fakat Rubin’in yazısında kullandığı dil kaygı verici.
Rubin, yalnızca 2014 sonrasında Kırım’a yerleşen Rusya vatandaşlarının değil, işgal sırasında Kırım’da kalmış ve yaşayabilmek için Rus belgeleri almak zorunda kalmış bazı Ukrayna vatandaşlarının da yarımadadan ayrılabileceğini söylemektedir. Yazısını ise Kırım’ın “Ukrayna vatandaşı hainlerden arınmış” olması gerektiği düşüncesiyle bitirmektedir.
İşte bu ifade Kırım Tatarları açısından ciddi bir alarmdır.
İşgal altında kalmak hainlik değildir
Kırım’da kalan herkes Rusya’yı seçmiş değildir.
İnsanlar çalışabilmek, sağlık hizmeti alabilmek, çocuklarını okula gönderebilmek, evlerini kaybetmemek ve gündelik hayatlarını sürdürebilmek için Rus pasaportu almak zorunda kalmışlardır.
Özellikle Kırım Tatarlarının anavatanlarını terk etmemesi işgali kabul ettikleri anlamına gelmez.
Kırım Tatarları 1944’te topluca sürgün edilmiş, Kırım’a dönebilmek için onlarca yıl mücadele etmiştir. Bir Kırım Tatarının 2014’ten sonra yeni bir sürgünü kabul etmeyerek evinde kalması, Rusya’ya sadakat değil, vatanını terk etmeme iradesidir.
Elbette gerçek savaş suçluları, işkenceciler, ihbarcılar ve işgal yönetiminin baskı mekanizmasına bilinçli biçimde katılanlar yargılanmalıdır.
Ancak bir doktoru, öğretmeni, belediye çalışanını, esnafı veya ailesini geçindirmek zorunda kalan sıradan vatandaşı otomatik biçimde “hain” ilan etmek hukuka aykırıdır.
Suç bireyseldir. Kimlik, etnik köken veya zorla alınmış bir pasaport suçun delili olamaz.
Kırım Tatarları iki ateş arasında kalabilir
Kırım Tatarlarının bugün karşı karşıya bulunduğu ilk tehlike Rusya’dır.
Savaş Rusya açısından kötüleşirse, Kırım Tatarları “Ukrayna’ya yardım eden iç düşmanlar” olarak hedef alınabilir. Kırım’daki bir askerî saldırının veya patlamanın ardından sosyal medyada yayılacak bir söylenti bile Kırım Tatarlarına yönelik toplumsal şiddeti tetikleyebilir.
Rus milliyetçisi gruplar, savaştan dönen radikalleşmiş askerler veya paramiliter yapılar Kırım Tatar evlerini, camilerini ve işletmelerini hedef alabilir.
Rus tarihindeki Yahudi pogromları, ekonomik krizlerin, savaş yenilgilerinin ve siyasi öfkenin nasıl savunmasız azınlıklara yöneltilebildiğini göstermektedir.
“Pogrom” kelimesinin Rusçadan dünya siyaset literatürüne geçmesi tesadüf değildir. Kırım Tatarları, Kırım'da 21. yüzyıl pogromuna günümüzde maruz kalabilir.
Fakat Kırım Tatarlarını bekleyen ikinci tehlike de küçümsenmemelidir.
Kırım’ın Ukrayna tarafından kurtarılmasının ardından bazı çevreler, işgal altında kalanları ve Rus belgelerini taşımak zorunda olanları topluca “işbirlikçi” veya “hain” olarak görebilir.
Böylece Kırım Tatarları bugün Rusya tarafından Ukrayna’ya sadık oldukları için, yarın ise bazı Ukraynalı çevreler tarafından işgal altında kaldıkları için suçlanabilir.
Bu iki yaklaşım da haksızdır.
Kırım kurtarılmalı, fakat insanlardan “temizlenmemelidir”
Kırım’ın geleceği bugünden düşünülmelidir.
2014 sonrasında Rusya’dan getirilen yerleşimciler, işgalden önce Kırım’da yaşayan etnik Rus Ukrayna vatandaşları ve işgal altında kalmak zorunda kalan Kırım Tatarları aynı hukuki kategoriye konulmamalıdır.
Gerçek suçlular bağımsız mahkemelerde yargılanmalı, işgal şartlarında yalnızca yaşamını sürdüren siviller korunmalıdır.
Mülkiyet sorunları bağımsız komisyonlar tarafından incelenmeli, Kırım Tatarlarının yerli halk statüsü ve tarihsel hakları yeni düzenin merkezinde yer almalıdır.
Türkiye de şimdiden harekete geçmelidir.
Dışişleri Bakanlığı, Türk Kızılayı, AFAD, ilgili kamu kurumları ve Kırım Tatar kuruluşları hem Rusya kaynaklı olası bir toplumsal şiddet dalgasına hem de savaş sonrası toplu suçlama ve göç ihtimaline karşı bir kriz planı hazırlamalıdır.
Ukrayna yönetiminden, Kırım’ın kurtuluşu sonrasında Rus pasaportu taşımış Kırım Tatarlarının topluca şüpheli sayılmayacağına dair açık güvence istenmelidir.
Rusya’ya da Kırım Tatarlarına yönelik herhangi bir toplumsal saldırının ağır siyasi sonuçlar doğuracağı bildirilmelidir.
En tehlikeli dönem başlamamış olabilir
Ukrayna güçlenmektedir. Rusya’nın dokunulmaz olmadığı görülmüştür.
Fakat bu, Putin’in barışa yaklaştığı anlamına gelmeyebilir.
Putin’in kendi iktidarını tehdit altında hissetmesi, savaşın daha tehlikeli bir aşamasını başlatabilir: daha yoğun füze saldırıları, sabotajlar, yeni seferberlikler, Kırım’daki baskının artması ve hatta taktik nükleer silah kullanımı.
Rusya’daki iç kriz büyürken Kırım Tatarları günah keçisi hâline getirilebilir. Kırım kurtarıldığında ise bu kez işgal altında yaşadıkları için hainlikle suçlanabilirler.
Kırım Tatarları ne Rus emperyalizminin intikamına ne de Ukrayna’nn zafer sonrasında yaşayabileceği öfkeye kurban edilmelidir.
Kırım Ruslaştırmadan kurtarılmalıdır; fakat insanlardan “temizlenmemelidir”.
İşgal altında hayatta kalmak hainlik değildir.
Kırım’da kalmak Rusya’yı seçmek değildir.
Ve Kırım’ın özgürlüğü, ancak Kırım Tatarlarının güvenli, onurlu ve hak sahibi olduğu bir düzen kurulursa gerçek özgürlük olacaktır.