Ukrayna’nın 35 yıllık bağımsızlık yürüyüşü ve Kırım Tatarlarının kader ortaklığı
Yazının Giriş Tarihi: 24.08.2026 12:43
Yazının Güncellenme Tarihi: 24.08.2026 13:00
Tarihin akışını değiştiren kırılma noktaları, genellikle alelacele tutulmuş notların ve cesur kararların üzerinde yükselir. Bundan tam 35 yıl önce, 24 Ağustos 1991 tarihinde Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Radasında kabul edilen Ukrayna’nın Bağımsızlık Bildirgesi de tam olarak böyle bir tarihî andı. Moskova’daki başarısız komünist darbe girişiminin ardından, Ukraynalı siyasetçiler bürokratik tartışmalarla vakit kaybetmeyip sıradan bir defter sayfasına alelacele kaleme aldıkları bildirgeyle bağımsızlığı oyladılar. Parlamentodaki gözyaşları ve kucaklaşmalar, yeni bir devrin meşalesini yakıyordu. 1 Aralık 1991’deki referandumda Ukrayna halkının yüzde 90’ından fazlası özgürlüğü seçerken, Kırım’da sandığa gidenlerin yüzde 54’ü, Akyar'da (Sivastopol) ise yüzde 57’si bu bağımsız geleceğe "evet" demişti. İşte o gün atılan imzalar, sadece Ukraynalıların değil, sürgünden ata topraklarına henüz dönmeye çalışan Kırım Tatar Türklerinin de kaderini baştan yazacak 35 yıllık çetin bir yolculuğun başlangıcıydı.
Bağımsız Ukrayna’nın ilk yirmi yılında Kırım Tatarları ile Kıyiv yönetimi arasındaki ilişkiler, ne yazık ki pürüzsüz ve sorunsuz bir seyir izlemedi. 1944 Sürgünü'nün derin yaralarını sarmak için Özbekistan ve Türkistan’ın bozkırlarından ata topraklarına dönen yüz binlerce Kırım Tatarı, Kırım Özerk Cumhuriyeti’nin yerel yönetimine çöreklenmiş Rus yanlısı bürokrasi ve şovenist yapılarla karşı karşıya kaldı. Kıyiv’deki merkezi hükûmetler ise uzun yıllar boyunca Kırım’daki Rus ayrılıkçılığını ve Karadeniz Filosu tehdidini dengelemek adına Kırım Tatarlarını bir "istikrar unsuru" olarak gördü; ancak onların yerli halk (indigenous people) statüsünü tanımakta, toprağa erişim haklarını güvenceye almakta ve siyasi temsil haklarını yasallaştırmakta çekingen davrandı. İlişkiler zaman zaman inişli çıkışlı, adeta engelli bir koşu gibi sürdü. Kırım Tatarlarının meşru organı olan Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) ve efsanevi lider Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Kıyiv’in bu temkinli veya mesafeli tutumuna rağmen her zaman Ukrayna’nın toprak bütünlüğünden ve demokratik ilkelerden yana tavır koydu.
"Kırım Tatarları, Kıyiv ile ilişkilerin en dalgalı olduğu dönemlerde dahi Rus şovenizminin tuzağına düşmemiş; hakiki özgürlük ve adaletin ancak bağımsız, demokratik ve hukuk kurallarına saygılı bir Ukrayna çatısı altında mümkün olacağını öngörmüştür."
2014 yılı, bu ilişkinin ve tarihin akışının geri dönülemez biçimde değiştiği büyük kırılma noktası oldu. Rusya’nın Kırım’ı yasadışı işgali ve ardından gelen korsan referandum, Kıyiv’in yıllardır göz ardı ettiği acı bir gerçeği gün yüzüne çıkardı: Kırım’da Ukrayna devletine, onun bayrağına ve bağımsızlığına sonuna kadar sadık kalan yegâne organize güç Kırım Tatarlarıydı. İşgalin ilk gününden itibaren silahsız gösterilerle Rus tanklarına direnen Kırım Tatarları, Kremlin’in kukla rejiminin birinci hedefi hâline geldi. Ancak bu trajik işgal, aynı zamanda Ukrayna siyasal aklı ve kamuoyu için devasa bir zihinsel dönüşümü tetikledi. Ukrayna devleti, Kırım Tatarlarının sadece Kırım’ın bir azınlığı değil, Ukrayna’nın kadim ve yerli halkı olduğunu nihayet idrak etti. Kırım Tatar Millî Meclisi resmi olarak tanındı, Kırım Tatarlarının Haklarına Dair Kanun kabul edildi ve Kırım Türklerinin dili, kültürü ile özerklik hakları devlet güvencesine alınma yoluna girildi. 2022 yılında Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı topyekûn işgal ve vahşi saldırganlık ise bu iki halk arasındaki kader ortaklığını sarsılmaz bir çelik halatla birbirine bağladı. Bugün Ukraynalılar ve Kırım Tatarları, aynı mevzide aynı düşmana karşı omuz omuza savaşmaktadır. Bugün cephede kan döken Ukrayna askerleri ile işgal altındaki Bahçesaray’da, Akmescit’te Rus zindanlarına direnen Kırım Tatar ve Ukrain aktivistler aynı nihai zafere inanmaktadır. Günümüz verilerine göre, Rusya tarafından işgal altında usulsüzce hapsedilen ve tutsak tutulan toplam 221 siyasi mahkûmun 133’ü Kırım Tatarı, 88’i ise Ukraynalı soydaşlarımızdır. Bu rakamlar, işgalci Rus rejiminin adada yürüttüğü sistemli baskının ve iki halkın ödediği ortak bedelin en somut kanıtıdır.
İşgalci Rus yönetiminin uzun süre esir tuttuğu Kırım Tatar Millî Meclisi Başkan Yardımcısı Nariman Celâl, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın diplomatik girişimleri ve kararlı duruşu sayesinde özgürlüğüne kavuşmuştur. Nariman Celâl’in serbest kaldıktan sonra Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi olarak atanması, hem Türkiye-Ukrayna ilişkileri açısından hem de Kırım Tatarlarının Ukrayna devlet yönetimindeki stratejik konumu açısından simgesel ve tarihsel bir zirvedir. Bugün Ankara’da Ukrayna’nın Bağımsızlık Günü kutlanırken, temsil makamında bir Kırım Tatar diplomatın bulunması, 35 yıllık bağımsızlık yolculuğunun vardığı müstesna bir noktayı göstermektedir. Öte yandan Emir Üsein Kuku ve daha nice soydaşımız ise hâlen Rus zindanlarında direnmeye devam etmektedir.
Ukrayna’nın bu 35. Bağımsızlık Günü’nde, Kıyiv’de düzenlenen Birinci Kırım Açık Hava Etkinliği (First Crimean Open-Air) gibi kültür ve dayanışma adımları, iki halkın kültürel ve ruhsal entegrasyonunun ne denli derinleştiğini göstermektedir. Artık Kırım Tatarlarının mücadelesi Ukrayna halkının öz mücadelesi; Ukrayna’nın bağımsızlığı da Kırım Tatarlarının ata topraklarında hür yaşama teminatıdır.
Bu bağımsızlık gününün hemen arifesinde, şahsım adına da son derece anlamlı ve unutulmaz bir sembolik tesadüf yaşandı. Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi (TMOK) tarafından 1989’dan bu yana düzenlenen Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı’nın 38.’si, dün (23 Ağustos Pazar günü) 64 ülkeden 2 bin 500 yüzücünün katılımıyla İstanbul Boğazı’nda gerçekleştirildi. Tam bir yıl önce değerli dostum Nariman Celâl’in elinden aldığım Kırım Tatar Diaspora Kimliği ile başvurumu yaparak, bu uluslararası organizasyonda kulaçlarımı Ukrayna adına attım. Bir Kırım Tatar diaspora üyesi olarak, tarihte belki de ilk kez uluslararası bir spor müsabakasında Ukrayna’yı temsil etmek; Asya’dan Avrupa’ya uzanan o mavi kulvarda hem Kırım Tatarlarının varlığını hem de Ukrayna’nın sarsılmaz bağımsızlık iradesini dalgalandırmak benim için tarif edilemez bir gurur vesilesi oldu.
Sonuç olarak, Ukrayna’nın 35 yıllık bağımsızlık serüveni bize net bir hakikati öğretmiştir: Kırımsız bir Ukrayna bağımsızlığı eksiktir; Ukraynasız bir Kırım ise işgal ve imha tehdidine mahkûmdur. Kırım’ın Rus boyunduruğundan kurtarılması, sadece bir toprak parçasının geri alınması değil, uluslararası hukukun, adaletin ve 1991 ruhunun nihai zaferi olacaktır. İstanbul Boğazı’nın sularından Kırım’ın ve tüm Ukrayna’nın semalarına uzanan bu inançla; işgal altındaki Kırım’da gizlice Ukrayna bayrağını yaşatan, Rus zindanlarında direnen tüm cesur yüreklere selam olsun. Ukrayna’nın bağımsızlığı ve Kırım’ın özgürlüğü ayrılmaz bir bütündür; bu dayanışma galip gelecektir!
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Prof. Dr. Sezai Özçelik
Ukrayna’nın 35 yıllık bağımsızlık yürüyüşü ve Kırım Tatarlarının kader ortaklığı
Tarihin akışını değiştiren kırılma noktaları, genellikle alelacele tutulmuş notların ve cesur kararların üzerinde yükselir. Bundan tam 35 yıl önce, 24 Ağustos 1991 tarihinde Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Radasında kabul edilen Ukrayna’nın Bağımsızlık Bildirgesi de tam olarak böyle bir tarihî andı. Moskova’daki başarısız komünist darbe girişiminin ardından, Ukraynalı siyasetçiler bürokratik tartışmalarla vakit kaybetmeyip sıradan bir defter sayfasına alelacele kaleme aldıkları bildirgeyle bağımsızlığı oyladılar. Parlamentodaki gözyaşları ve kucaklaşmalar, yeni bir devrin meşalesini yakıyordu. 1 Aralık 1991’deki referandumda Ukrayna halkının yüzde 90’ından fazlası özgürlüğü seçerken, Kırım’da sandığa gidenlerin yüzde 54’ü, Akyar'da (Sivastopol) ise yüzde 57’si bu bağımsız geleceğe "evet" demişti. İşte o gün atılan imzalar, sadece Ukraynalıların değil, sürgünden ata topraklarına henüz dönmeye çalışan Kırım Tatar Türklerinin de kaderini baştan yazacak 35 yıllık çetin bir yolculuğun başlangıcıydı.
Bağımsız Ukrayna’nın ilk yirmi yılında Kırım Tatarları ile Kıyiv yönetimi arasındaki ilişkiler, ne yazık ki pürüzsüz ve sorunsuz bir seyir izlemedi. 1944 Sürgünü'nün derin yaralarını sarmak için Özbekistan ve Türkistan’ın bozkırlarından ata topraklarına dönen yüz binlerce Kırım Tatarı, Kırım Özerk Cumhuriyeti’nin yerel yönetimine çöreklenmiş Rus yanlısı bürokrasi ve şovenist yapılarla karşı karşıya kaldı. Kıyiv’deki merkezi hükûmetler ise uzun yıllar boyunca Kırım’daki Rus ayrılıkçılığını ve Karadeniz Filosu tehdidini dengelemek adına Kırım Tatarlarını bir "istikrar unsuru" olarak gördü; ancak onların yerli halk (indigenous people) statüsünü tanımakta, toprağa erişim haklarını güvenceye almakta ve siyasi temsil haklarını yasallaştırmakta çekingen davrandı. İlişkiler zaman zaman inişli çıkışlı, adeta engelli bir koşu gibi sürdü. Kırım Tatarlarının meşru organı olan Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) ve efsanevi lider Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Kıyiv’in bu temkinli veya mesafeli tutumuna rağmen her zaman Ukrayna’nın toprak bütünlüğünden ve demokratik ilkelerden yana tavır koydu.
"Kırım Tatarları, Kıyiv ile ilişkilerin en dalgalı olduğu dönemlerde dahi Rus şovenizminin tuzağına düşmemiş; hakiki özgürlük ve adaletin ancak bağımsız, demokratik ve hukuk kurallarına saygılı bir Ukrayna çatısı altında mümkün olacağını öngörmüştür."
2014 yılı, bu ilişkinin ve tarihin akışının geri dönülemez biçimde değiştiği büyük kırılma noktası oldu. Rusya’nın Kırım’ı yasadışı işgali ve ardından gelen korsan referandum, Kıyiv’in yıllardır göz ardı ettiği acı bir gerçeği gün yüzüne çıkardı: Kırım’da Ukrayna devletine, onun bayrağına ve bağımsızlığına sonuna kadar sadık kalan yegâne organize güç Kırım Tatarlarıydı. İşgalin ilk gününden itibaren silahsız gösterilerle Rus tanklarına direnen Kırım Tatarları, Kremlin’in kukla rejiminin birinci hedefi hâline geldi. Ancak bu trajik işgal, aynı zamanda Ukrayna siyasal aklı ve kamuoyu için devasa bir zihinsel dönüşümü tetikledi. Ukrayna devleti, Kırım Tatarlarının sadece Kırım’ın bir azınlığı değil, Ukrayna’nın kadim ve yerli halkı olduğunu nihayet idrak etti. Kırım Tatar Millî Meclisi resmi olarak tanındı, Kırım Tatarlarının Haklarına Dair Kanun kabul edildi ve Kırım Türklerinin dili, kültürü ile özerklik hakları devlet güvencesine alınma yoluna girildi. 2022 yılında Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı topyekûn işgal ve vahşi saldırganlık ise bu iki halk arasındaki kader ortaklığını sarsılmaz bir çelik halatla birbirine bağladı. Bugün Ukraynalılar ve Kırım Tatarları, aynı mevzide aynı düşmana karşı omuz omuza savaşmaktadır. Bugün cephede kan döken Ukrayna askerleri ile işgal altındaki Bahçesaray’da, Akmescit’te Rus zindanlarına direnen Kırım Tatar ve Ukrain aktivistler aynı nihai zafere inanmaktadır. Günümüz verilerine göre, Rusya tarafından işgal altında usulsüzce hapsedilen ve tutsak tutulan toplam 221 siyasi mahkûmun 133’ü Kırım Tatarı, 88’i ise Ukraynalı soydaşlarımızdır. Bu rakamlar, işgalci Rus rejiminin adada yürüttüğü sistemli baskının ve iki halkın ödediği ortak bedelin en somut kanıtıdır.
İşgalci Rus yönetiminin uzun süre esir tuttuğu Kırım Tatar Millî Meclisi Başkan Yardımcısı Nariman Celâl, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın diplomatik girişimleri ve kararlı duruşu sayesinde özgürlüğüne kavuşmuştur. Nariman Celâl’in serbest kaldıktan sonra Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi olarak atanması, hem Türkiye-Ukrayna ilişkileri açısından hem de Kırım Tatarlarının Ukrayna devlet yönetimindeki stratejik konumu açısından simgesel ve tarihsel bir zirvedir. Bugün Ankara’da Ukrayna’nın Bağımsızlık Günü kutlanırken, temsil makamında bir Kırım Tatar diplomatın bulunması, 35 yıllık bağımsızlık yolculuğunun vardığı müstesna bir noktayı göstermektedir. Öte yandan Emir Üsein Kuku ve daha nice soydaşımız ise hâlen Rus zindanlarında direnmeye devam etmektedir.
Ukrayna’nın bu 35. Bağımsızlık Günü’nde, Kıyiv’de düzenlenen Birinci Kırım Açık Hava Etkinliği (First Crimean Open-Air) gibi kültür ve dayanışma adımları, iki halkın kültürel ve ruhsal entegrasyonunun ne denli derinleştiğini göstermektedir. Artık Kırım Tatarlarının mücadelesi Ukrayna halkının öz mücadelesi; Ukrayna’nın bağımsızlığı da Kırım Tatarlarının ata topraklarında hür yaşama teminatıdır.
Bu bağımsızlık gününün hemen arifesinde, şahsım adına da son derece anlamlı ve unutulmaz bir sembolik tesadüf yaşandı. Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi (TMOK) tarafından 1989’dan bu yana düzenlenen Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı’nın 38.’si, dün (23 Ağustos Pazar günü) 64 ülkeden 2 bin 500 yüzücünün katılımıyla İstanbul Boğazı’nda gerçekleştirildi. Tam bir yıl önce değerli dostum Nariman Celâl’in elinden aldığım Kırım Tatar Diaspora Kimliği ile başvurumu yaparak, bu uluslararası organizasyonda kulaçlarımı Ukrayna adına attım. Bir Kırım Tatar diaspora üyesi olarak, tarihte belki de ilk kez uluslararası bir spor müsabakasında Ukrayna’yı temsil etmek; Asya’dan Avrupa’ya uzanan o mavi kulvarda hem Kırım Tatarlarının varlığını hem de Ukrayna’nın sarsılmaz bağımsızlık iradesini dalgalandırmak benim için tarif edilemez bir gurur vesilesi oldu.
Sonuç olarak, Ukrayna’nın 35 yıllık bağımsızlık serüveni bize net bir hakikati öğretmiştir: Kırımsız bir Ukrayna bağımsızlığı eksiktir; Ukraynasız bir Kırım ise işgal ve imha tehdidine mahkûmdur. Kırım’ın Rus boyunduruğundan kurtarılması, sadece bir toprak parçasının geri alınması değil, uluslararası hukukun, adaletin ve 1991 ruhunun nihai zaferi olacaktır. İstanbul Boğazı’nın sularından Kırım’ın ve tüm Ukrayna’nın semalarına uzanan bu inançla; işgal altındaki Kırım’da gizlice Ukrayna bayrağını yaşatan, Rus zindanlarında direnen tüm cesur yüreklere selam olsun. Ukrayna’nın bağımsızlığı ve Kırım’ın özgürlüğü ayrılmaz bir bütündür; bu dayanışma galip gelecektir!