Dünya yeni ve tehlikeli bir “nükleer yarış” dönemine giriyor: Yaklaşımlar değişiyor!
Dünya yeni ve tehlikeli bir “nükleer yarış” dönemine giriyor: Yaklaşımlar değişiyor!
Dünyanın nükleer caydırıcılık sistemi, onlarca yıllık silah kontrolü anlaşmalarının ardından yeni ve daha öngörülemez bir döneme giriyor. ABD ile Rusya’nın stratejik silahları sınırlandıran yürürlükte bir anlaşmadan yoksun kalması, Çin ve Kuzey Kore’nin nükleer kapasitesini artırması ve ABD’nin güvenlik garantilerine yönelik endişeler, Güney Kore ile Japonya’da nükleer silah geliştirme seçeneğinin yeniden tartışılmasına yol açıyor.
Haber Giriş Tarihi: 17.08.2026 11:54
Haber Güncellenme Tarihi: 17.08.2026 11:57
Kaynak:
Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
On yıllardır yürürlükte olan silahların kontrolüne ilişkin anlaşmaların ardından dünya, nükleer caydırıcılık sisteminin giderek daha öngörülemez hale geldiği yeni bir döneme giriyor. Özellikle Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya karşı başlattığı topyekûn savaşın ardından, dünya genelinde nükleer savaş riskinin arttığı görülüyor.
"The Washington Post" gazetesinin değerlendirmesine göre, Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) güvenlik garantilerine ilişkin artan endişeler, Güney Kore ve Japonya'yı kendi nükleer silahlarını geliştirme seçeneğini açıkça değerlendirmeye itiyor. Çin ve Kuzey Kore'nin artan baskısı da küresel caydırıcılık dengesini değiştirebilecek bir gelişme olarak öne çıkıyor.
“KIYAMET SAATİ” TARİHİNİN EN TEHLİKELİ NOKTASINDA
Nükleer savaş riskine ilişkin sembolik gösterge olan Kıyamet Saati’nin gece yarısına 85 saniye kalayı göstermesi, mevcut tablonun ciddiyetini ortaya koyuyor. Bu seviye, saatin tarihindeki en kritik nokta olarak kayda geçti.
Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya karşı başlattığı topyekûn savaşın ardından küresel nükleer riskler daha da arttı. ABD’nin güvenlik garantilerine ilişkin artan soru işaretleri ise Güney Kore ve Japonya’da kendi nükleer silahlarını geliştirme seçeneğinin daha açık biçimde tartışılmasına neden oluyor.
Bunun yanında, gazetedeki analizde, 40 yıl önce ABD Başkanı Ronald Reagan ile Sovyet lideri Mihail Gorbaçov'un nükleer silahların tamamen ortadan kaldırılması konusunda anlaşmaya yaklaşmasının ardından oluşan fırsat penceresinin uzun süredir kapandığı belirtildi. Buna rağmen, kademeli adımların nükleer riskleri azaltabileceği ve Kıyamet Saati'nin yeniden geriye çevrilebileceği değerlendirildi.
ABD VE RUSYA YENİ BİR SİLAH KONTROLÜ ANLAŞMASINDAN YOKSUN
ABD ve Rusya, dünya genelindeki nükleer cephaneliğin yaklaşık yüzde 86'sını elinde bulunduruyor. Ancak iki ülke, 1972'den bu yana ilk kez stratejik silahları sınırlandıran yürürlükte bir anlaşma olmadan karşı karşıya bulunuyor. 2010'da imzalanan ve 2021'de uzatılan Yeni START Anlaşması'nın süresi şubatta sona erdi. ABD Başkanı Donald Trump ise yeni bir anlaşma yapılması yönünde niyetini açıklamıştı.
Analize göre, iki ülke arasındaki eski ikili kontrol sistemi artık çok kutuplu nükleer ortamı yönetmekte yetersiz kalıyor.
ÇİN VE KUZEY KORE'NİN NÜKLEER KAPASİTELERİ BÜYÜYOR
Ayrıca haberde, yaklaşık 600 nükleer savaş başlığına sahip olduğu belirtilen Çin, nükleer kapasitesini hızla artırıyor. Pekin ise ABD ve Rusya ile bu konuda müzakere yürütmeye yanaşmıyor.
Kuzey Kore'nin ise 50'den fazla nükleer savaş başlığına sahip olduğu ve yeni silahlar üretmek için gerekli malzemeyi bulundurduğu ifade ediliyor. Bu gelişmeler, Güney Kore ve Japonya'da ABD'nin nükleer şemsiyesine olan güven konusunda yeni tartışmaları beraberinde getiriyor.
GÜNEY KORE VE JAPONYA İÇİN NÜKLEER SEÇENEK GÜNDEMDE
“Nükleer iyimserlik” olarak adlandırılan yaklaşımın destekçileri, Güney Kore ve Japonya'nın kendi nükleer kapasitesini geliştirmesinin Çin ve Kuzey Kore karşısında yeni bir denge oluşturabileceğini savunuyor. Bu görüşe göre nükleer caydırıcılık geçmişte büyük ölçekli savaşların önlenmesine katkı sağladı.
Ancak karşıt görüşte olanlar, nükleer silaha sahip ülke sayısının artmasının yanlış hesaplama, hata ve kontrolsüz tırmanma riskini yükselteceği konusunda uyarıyor.
KARAR VERME SÜRESİ GİDEREK KISALIYOR
Analizde özellikle balistik füzelerin hedeflerine ulaşma süresinin nükleer caydırıcılık açısından ciddi bir risk oluşturduğu vurgulanıyor. Kuzey Kore veya Çin'den fırlatılacak bir balistik füzenin Vaşington'a yaklaşık 30 dakikada ulaşabileceği, Seul veya Tokyo'nun ise 15 dakikadan daha kısa sürede hedef alınabileceği belirtiliyor. Bu kısa süreler, liderlerin kriz anlarında doğru karar vermesi için sahip olduğu zamanı ciddi şekilde azaltıyor.
Öte yandan, Nükleer yarış tartışmaları Avrupa'ya da uzanıyor. Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Avrupa'nın nükleer caydırıcılığı konusunda gizli görüşmeler yürüttüğü bildirilmişti.
Ayrıca ABD, Çin'in Lop Nur poligonunda meydana gelen şüpheli bir patlamaya ilişkin yeni bilgiler yayımlamış ve olayın olası bir nükleer denemeyle bağlantılı olabileceğini değerlendirmişti.
Batılı kaynaklara göre Rusya'nın nükleer kapasitesini Belarus üzerinden Avrupa Birliği sınırlarına daha yakın bölgelere taşıdığı da iddia ediliyor. Tüm bu gelişmeler, onlarca yıldır nükleer silahların yayılmasını sınırlamaya yönelik oluşturulan sistemin giderek daha kırılgan hale geldiğine ilişkin endişeleri artırıyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Dünya yeni ve tehlikeli bir “nükleer yarış” dönemine giriyor: Yaklaşımlar değişiyor!
Dünyanın nükleer caydırıcılık sistemi, onlarca yıllık silah kontrolü anlaşmalarının ardından yeni ve daha öngörülemez bir döneme giriyor. ABD ile Rusya’nın stratejik silahları sınırlandıran yürürlükte bir anlaşmadan yoksun kalması, Çin ve Kuzey Kore’nin nükleer kapasitesini artırması ve ABD’nin güvenlik garantilerine yönelik endişeler, Güney Kore ile Japonya’da nükleer silah geliştirme seçeneğinin yeniden tartışılmasına yol açıyor.
On yıllardır yürürlükte olan silahların kontrolüne ilişkin anlaşmaların ardından dünya, nükleer caydırıcılık sisteminin giderek daha öngörülemez hale geldiği yeni bir döneme giriyor. Özellikle Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya karşı başlattığı topyekûn savaşın ardından, dünya genelinde nükleer savaş riskinin arttığı görülüyor.
"The Washington Post" gazetesinin değerlendirmesine göre, Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) güvenlik garantilerine ilişkin artan endişeler, Güney Kore ve Japonya'yı kendi nükleer silahlarını geliştirme seçeneğini açıkça değerlendirmeye itiyor. Çin ve Kuzey Kore'nin artan baskısı da küresel caydırıcılık dengesini değiştirebilecek bir gelişme olarak öne çıkıyor.
“KIYAMET SAATİ” TARİHİNİN EN TEHLİKELİ NOKTASINDA
Nükleer savaş riskine ilişkin sembolik gösterge olan Kıyamet Saati’nin gece yarısına 85 saniye kalayı göstermesi, mevcut tablonun ciddiyetini ortaya koyuyor. Bu seviye, saatin tarihindeki en kritik nokta olarak kayda geçti.
Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya karşı başlattığı topyekûn savaşın ardından küresel nükleer riskler daha da arttı. ABD’nin güvenlik garantilerine ilişkin artan soru işaretleri ise Güney Kore ve Japonya’da kendi nükleer silahlarını geliştirme seçeneğinin daha açık biçimde tartışılmasına neden oluyor.
Bunun yanında, gazetedeki analizde, 40 yıl önce ABD Başkanı Ronald Reagan ile Sovyet lideri Mihail Gorbaçov'un nükleer silahların tamamen ortadan kaldırılması konusunda anlaşmaya yaklaşmasının ardından oluşan fırsat penceresinin uzun süredir kapandığı belirtildi. Buna rağmen, kademeli adımların nükleer riskleri azaltabileceği ve Kıyamet Saati'nin yeniden geriye çevrilebileceği değerlendirildi.
ABD VE RUSYA YENİ BİR SİLAH KONTROLÜ ANLAŞMASINDAN YOKSUN
ABD ve Rusya, dünya genelindeki nükleer cephaneliğin yaklaşık yüzde 86'sını elinde bulunduruyor. Ancak iki ülke, 1972'den bu yana ilk kez stratejik silahları sınırlandıran yürürlükte bir anlaşma olmadan karşı karşıya bulunuyor. 2010'da imzalanan ve 2021'de uzatılan Yeni START Anlaşması'nın süresi şubatta sona erdi. ABD Başkanı Donald Trump ise yeni bir anlaşma yapılması yönünde niyetini açıklamıştı.
Analize göre, iki ülke arasındaki eski ikili kontrol sistemi artık çok kutuplu nükleer ortamı yönetmekte yetersiz kalıyor.
ÇİN VE KUZEY KORE'NİN NÜKLEER KAPASİTELERİ BÜYÜYOR
Ayrıca haberde, yaklaşık 600 nükleer savaş başlığına sahip olduğu belirtilen Çin, nükleer kapasitesini hızla artırıyor. Pekin ise ABD ve Rusya ile bu konuda müzakere yürütmeye yanaşmıyor.
Kuzey Kore'nin ise 50'den fazla nükleer savaş başlığına sahip olduğu ve yeni silahlar üretmek için gerekli malzemeyi bulundurduğu ifade ediliyor. Bu gelişmeler, Güney Kore ve Japonya'da ABD'nin nükleer şemsiyesine olan güven konusunda yeni tartışmaları beraberinde getiriyor.
GÜNEY KORE VE JAPONYA İÇİN NÜKLEER SEÇENEK GÜNDEMDE
“Nükleer iyimserlik” olarak adlandırılan yaklaşımın destekçileri, Güney Kore ve Japonya'nın kendi nükleer kapasitesini geliştirmesinin Çin ve Kuzey Kore karşısında yeni bir denge oluşturabileceğini savunuyor. Bu görüşe göre nükleer caydırıcılık geçmişte büyük ölçekli savaşların önlenmesine katkı sağladı.
Ancak karşıt görüşte olanlar, nükleer silaha sahip ülke sayısının artmasının yanlış hesaplama, hata ve kontrolsüz tırmanma riskini yükselteceği konusunda uyarıyor.
KARAR VERME SÜRESİ GİDEREK KISALIYOR
Analizde özellikle balistik füzelerin hedeflerine ulaşma süresinin nükleer caydırıcılık açısından ciddi bir risk oluşturduğu vurgulanıyor. Kuzey Kore veya Çin'den fırlatılacak bir balistik füzenin Vaşington'a yaklaşık 30 dakikada ulaşabileceği, Seul veya Tokyo'nun ise 15 dakikadan daha kısa sürede hedef alınabileceği belirtiliyor. Bu kısa süreler, liderlerin kriz anlarında doğru karar vermesi için sahip olduğu zamanı ciddi şekilde azaltıyor.
Öte yandan, Nükleer yarış tartışmaları Avrupa'ya da uzanıyor. Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Avrupa'nın nükleer caydırıcılığı konusunda gizli görüşmeler yürüttüğü bildirilmişti.
Ayrıca ABD, Çin'in Lop Nur poligonunda meydana gelen şüpheli bir patlamaya ilişkin yeni bilgiler yayımlamış ve olayın olası bir nükleer denemeyle bağlantılı olabileceğini değerlendirmişti.
Batılı kaynaklara göre Rusya'nın nükleer kapasitesini Belarus üzerinden Avrupa Birliği sınırlarına daha yakın bölgelere taşıdığı da iddia ediliyor. Tüm bu gelişmeler, onlarca yıldır nükleer silahların yayılmasını sınırlamaya yönelik oluşturulan sistemin giderek daha kırılgan hale geldiğine ilişkin endişeleri artırıyor.
Son Haberler