Araştırmacı yazar Gündoğdu: Kırım Tatarları ile Ahıska Türkleri ortak Türk kültürünün birçok unsurunu yaşatmaya devam ediyor
Araştırmacı yazar Gündoğdu: Kırım Tatarları ile Ahıska Türkleri ortak Türk kültürünün birçok unsurunu yaşatmaya devam ediyor
Halk bilimi, yerel tarih, sürgün edebiyatı, biyografi ve şehir arşivciliği alanında kaleme aldığı çok sayıda eser ve akademik çalışmayla tanınan araştırmacı-yazar Şevket Kaan Gündoğdu, QHA'nın sorularını yanıtladı. 1944 yılında ana vatanlarından sürgün edilen Ahıska Türkleri ve Kırım Tatar Türklerinin ortak tarihî hafızasından şehir arşivlerinin önemine kadar geniş bir yelpazede değerlendirmelerde bulunan Gündoğdu, yerel tarih çalışmalarının Türk dünyasının genel tarih anlatısını tamamlayan en kritik unsur olduğunu vurguladı.
Haber Giriş Tarihi: 06.08.2026 17:38
Haber Güncellenme Tarihi: 06.08.2026 17:44
Kaynak:
Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
Halk bilimi, yerel tarih, şehir arşivciliği, sürgün edebiyatı, bibliyografya, biyografi ve basın tarihi alanlarında uzun yıllardır çalışmalar yürüten araştırmacı-yazar Şevket Kaan Gündoğdu, Kırım Haber Ajansına (QHA) verdiği röportajda Ahıska Türklerinin kültürel mirasının korunması, yerel tarih araştırmalarının önemi ve Türk dünyasının ortak hafızasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Bursa'da doğan, Ardahan'ın Posof ilçesine mensup Ahıska kökenli bir aileden gelen Gündoğdu, Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden mezun olduktan sonra yüksek lisansını Ardahan Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı'nda tamamladı. Bugüne kadar çok sayıda kitap, makale ve bilimsel çalışmaya imza atan Gündoğdu, halen Balıkesir Millet Kütüphanesinde kütüphaneci olarak görev yapıyor.
"BİR TOPLUMUN KİMLİĞİNİ YAŞATAN EN ÖNEMLİ UNSURLARDAN BİRİ, SAHİP OLDUĞU BİRİKİMİN DOĞRU BİÇİMDE KAYIT ALTINA ALINMASIDIR"
Halk bilimi, yerel tarih ve Türk kültürü üzerine yönelmesinin kökenlerinin çocukluk yıllarıma dayandığını belirten Gündoğdu, "Ailemden dinlediğim hayat hikâyeleri, köylerde anlatılan hâtıralar, büyüklerimizin kullandığı kelimeler, gelenekler ve eski fotoğraflar bende erken yaşlardan itibaren merak duygusu oluşturdu." dedi. Zamanla bu ilginin daha fazla araştırmaya, belge toplamaya ve kayıt altına almaya dönüştüğünü söyleyen yazar, "Üniversite yıllarında akademik yöntemlerle tanışmam ise bu ilgiyi daha sistemli bir çalışmaya dönüştürdü. Bugün yaptığım araştırmaların temel amacı; geçmişten bugüne ulaşan kültür birikimini, yazılı kaynaklarla destekleyerek gelecek nesillere aktarmaktır. Çünkü bir toplumun kimliğini yaşatan en önemli unsurlardan biri, sahip olduğu kültürün ve tarihî birikimin doğru biçimde kayıt altına alınmasıdır." ifadelerini kullandı.
"AHISKA TÜRKLERİ ÜZERİNE GERÇEKLEŞTİRİLEN HER BİLİMSEL ÇALIŞMA, TÜRK DÜNYASININ DAHA İYİ ANLAŞILMASINA KATKI SUNACAKTIR"
Ahıska Türklerinin yaklaşık üç bin yıllık Türk yurdu olan Ahıska ve çevresinde yaşamış, köklü bir tarihî geçmişe sahip bir topluluk olduğunu anımsatan Gündoğdu, "Ancak 1944 yılında Sovyet yönetimi tarafından ana vatanlarından sürgün edilmiş, bu tarihten sonra farklı ülke ve bölgelere dağılmak zorunda kalmışlardır. Bu sebeple araştırmacıların öncelikli görevi; Ahıska Türklerinin dili, sözlü anlatıları, gelenek ve görenekleri, halk edebiyatı ürünleri, hayat biçimi ve yazılı kaynaklarını bilimsel yöntemlerle tespit etmek, karşılaştırmak ve kayıt altına almaktır. Bu çalışmaların bireysel gayretlerin ötesine taşınarak üniversiteler, araştırma merkezleri ve sivil toplum kuruluşlarının ortak projeleriyle desteklenmesi büyük önem taşımaktadır." değerlendirmesinde bulundu.
Akademisyenlerin görevinin mevcut bilgileri tekrarlamak değil, yeni belge ve kaynaklara ulaşarak literatüre özgün katkılar sunmak olduğuna işaret eden yazar, "Özellikle saha araştırmaları, ileri yaştaki kuşaklarla yapılacak sözlü tarih görüşmeleri ile aile arşivlerinde bulunan mektup, fotoğraf, belge ve defterlerin incelenmesi, gelecekte gerçekleştirilecek çalışmalar için önemli bir kaynak oluşturacaktır. Bunun yanında elde edilen verilerin kitap, makale, tez, belgesel ve dijital yayınlar aracılığıyla kamuoyuna ve bilim dünyasına ulaştırılması da akademik sorumluluğun ayrılmaz bir parçasıdır." diye konuştu.
Ahıska Türkleri üzerine yapılacak araştırmaların tarih anlatısıyla sınırlı kalmaması; dil, edebiyat, halk bilimi, müzik, eğitim, göç, sosyoloji ve antropoloji gibi farklı disiplinlerin katkısıyla ele alınması gerektiği görüşünü paylaşan Gündoğdu, "Disiplinler arası çalışmalar, konunun daha kapsamlı değerlendirilmesine ve daha sağlam bilimsel sonuçlara ulaşılmasına imkân sağlayacaktır. Kanaatimce Ahıska Türkleri üzerine gerçekleştirilen her bilimsel çalışma, Türk tarihinin ve Türk dünyasının daha iyi anlaşılmasına katkı sunacaktır. Araştırmacılar arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi, kaynakların erişilebilir hâle getirilmesi ve genç bilim insanlarının bu alana yönlendirilmesi, gelecekte ortaya konulacak çalışmaların niteliğini artıracak en önemli unsurlar arasında yer almaktadır." dedi.
"YEREL TARİH ÇALIŞMALARI, GENEL TARİH LİTERATÜRÜNDE EKSİK KALAN KONULARIN AYDINLATILMASINA KATKI SAĞLAMAKTA"
Çalışmalarında özellikle Posof, Ardahan ve Kafkasların yerel tarihi ile halk kültürüne yoğunlaşması bağlamında yerel tarih araştırmalarının Türk dünyasının ortak tarihini anlamamıza nasıl bir katkı sağladığı yönündeki soruyu ise yazar şu şekilde yanıtladı:
Yerel tarih araştırmaları, büyük tarih anlatılarının temelini oluşturan en önemli çalışma alanlarından biridir. Çünkü bir milletin tarihini doğru biçimde değerlendirebilmek için şehirlerin, ilçelerin, köylerin ve bölgelerin geçmişini ayrıntılı olarak ortaya koymak gerekir. Bu bakımdan Posof, Ardahan ve Kafkaslar üzerine yapılan araştırmalar, bölgesel bir incelemenin ötesinde Türk tarihinin farklı dönemlerine ışık tutan önemli veriler sunmaktadır. Kafkaslar, tarih boyunca Türk topluluklarının yerleştiği, farklı Türk devletlerinin hâkimiyet kurduğu ve çeşitli siyasî gelişmelere sahne olmuş stratejik bir coğrafyadır. Bu sebeple bölgede gerçekleştirilen arşiv çalışmaları, saha araştırmaları ve sözlü tarih derlemeleri; nüfus hareketleri, yer adları, sosyal yapı, gelenekler, dil özellikleri ve idarî teşkilatlanma gibi birçok konuda yeni bilgiler ortaya çıkarmaktadır. Elde edilen bu veriler, Türk dünyasının tarihî gelişimini daha geniş bir perspektifle değerlendirmeye imkân vermektedir.
Yerel tarih çalışmaları aynı zamanda genel tarih literatüründe eksik kalan veya yeterince ele alınmayan konuların aydınlatılmasına katkı sağlamaktadır. Arşiv belgeleri, süreli yayınlar, aile arşivleri, mezar taşları, kitabeler ve sözlü kaynaklardan elde edilen bilgiler karşılaştırmalı olarak değerlendirildiğinde, daha önce bilinmeyen birçok ayrıntı gün yüzüne çıkabilmektedir. Böylece tarih yazımı daha sağlam kaynaklara dayandırılmakta ve bölgesel veriler, Türk dünyasının ortak tarihini tamamlayan önemli unsurlar hâline gelmektedir.
Kanaatimce Türk dünyasının ortak tarihini doğru anlayabilmenin yolu, yerelden başlayarak bütüne ulaşan bir araştırma anlayışını benimsemekten geçmektedir. Her şehir, her ilçe ve her köy, Türk tarihinin farklı dönemlerine ait izler taşımaktadır. Bu izlerin bilimsel yöntemlerle incelenmesi ve literatüre kazandırılması, hem tarih araştırmalarının derinleşmesine hem de Türk dünyası üzerine yapılacak yeni çalışmalara güçlü bir zemin hazırlayacaktır.
"ŞEHİR ARŞİVLERİ; BİR ŞEHRİN TARİHİNİ, SOSYAL YAPISINI, EĞİTİM HAYATINI, BASIN FAALİYETLERİNİ, MİMARİSİNİ, GÜNDELİK HAYATINI VE İNSAN HİKÂYELERİNİ BİR ARAYA GETİREN ARAŞTIRMA MERKEZLERİDİR"
Türkiye'de son yıllarda şehir arşivciliği alanında önemli gelişmeler yaşandığını düşündüğünü belirten yazar, "Özellikle belediyeler, üniversiteler ve gönüllü araştırmacılar tarafından yürütülen çalışmalar, şehir tarihine ilişkin belge ve materyallerin korunması açısından önemli katkılar sağlamaktadır. Bu alanda gerçekleştirilen örnek uygulamalar, başka şehirler için de yol gösterici niteliktedir. Ahmet Piriştina İzmir Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM), Bursa Araştırmaları Merkezi, Balıkesir Kent Arşivi, Alanya Belediyesi Kent Arşivi, Bornova Kent Arşivi ve Müzesi, Sivas Hâfıza Merkezi, Gaziantep Kent Arşivi ve Araştırma Merkezi, Çorum Belediyesi Kent Arşivi, Bolu Kent Arşivi, Tire Kent Arşivi ve Erzurum Şehir Arşivi bu anlayışın başarılı örnekleri arasında gösterilebilir." dedi.
Bunun yanında herhangi bir kurumsal destek olmaksızın uzun yıllar boyunca şehirlerine ait belge, fotoğraf, gazete, efemera ve çeşitli dokümanları toplayarak önemli arşivler oluşturan araştırmacıların da bulunduğuna işaret eden Gündoğdu, "Rize'de Recep Koyuncu'nun kurduğu Rize İhtisas Kütüphanesi, Erzurum'da Naci Elmalı ve Alparslan Kotan'ın çalışmaları, Bodrum'da Cezmi Çoban'ın oluşturduğu arşiv, Konya'da merhum Hasan Çopur'un gayretleri, Artvin'de Şahver Karasüleymanoğlu'nun çalışmaları ve kuruluşuna öncülük ettiğim Mustafa Âdil Özder Yusufeli Kültür ve Tarih Araştırmaları Merkezi, bireysel girişimlerin şehir tarihine ne kadar önemli katkılar sağlayabileceğini göstermektedir." şeklinde konuştu.
"Bana göre şehir arşivleri; resmî belgelerin depolandığı kurumlar olmanın ötesinde, bir şehrin tarihini, sosyal yapısını, eğitim hayatını, basın faaliyetlerini, mimarisini, gündelik hayatını ve insan hikâyelerini bir araya getiren araştırma merkezleridir." diye konuşan Şevket Kaan Gündoğdu, şöyle devam etti:
Bu sebeple arşivlerde kitaplar, süreli yayınlar, fotoğraflar, kartpostallar, haritalar, mektuplar, afişler, broşürler, ses kayıtları ve sözlü tarih çalışmaları bir bütün olarak değerlendirilmelidir.
Gelecek dönemde yapılması gereken en önemli çalışmaların başında, her il ve ilçede şehir arşivlerinin kurulması gelmektedir. Bunun yanında ailelerin elinde bulunan belge ve fotoğrafların dijital ortama aktarılması, yerel basının sistemli biçimde korunması, araştırmacılar arasında ortak veri tabanlarının oluşturulması ve arşiv malzemelerinin bilimsel kataloglarla araştırmacıların kullanımına sunulması büyük önem taşımaktadır. Üniversiteler, belediyeler, kütüphaneler, müzeler ve sivil toplum kuruluşları arasında kurulacak iş birlikleri sayesinde daha güçlü ve sürdürülebilir şehir arşivleri oluşturulabilir.
Ben de uzun yıllardır Ardahan üzerine kitaplar, gazeteler, dergiler, fotoğraflar, kartpostallar ve efemera toplayarak Ardahan Şehir Arşivi'nin oluşturulması amacıyla çalışmalar yürütüyorum. İnanıyorum ki her şehir kendi arşivini oluşturabildiği ölçüde tarih araştırmaları daha sağlam kaynaklara dayanacak, yerel çalışmalar zenginleşecek ve bu birikim Türk tarih yazıcılığına önemli katkılar sunacaktır.
"KIRIM TATARLARI İLE AHISKA TÜRKLERİNİN ORTAK TÜRK KÜLTÜRÜNÜN BİRÇOK UNSURUNU YAŞATMAYA DEVAM ETTİKLERİ GÖRÜLMEKTEDİR"
Kırım Tatarları ile Ahıska Türklerinin tarihî süreç içerisinde Türk dünyasının benzer acıları yaşamış iki önemli topluluğu olduğuna dikkati çeken yazar, "Her iki toplum da yüzyıllar boyunca kendi yurtlarında varlığını sürdürmüş; ancak 20. yüzyılda uygulanan sürgün ve soykırım politikaları sebebiyle ana yurtlarından uzaklaştırılmıştır. Kırım Tatarları 18 Mayıs 1944'te, Ahıska Türkleri ise 14 Kasım 1944'te Sovyet yönetimi tarafından toplu sürgüne tabi tutulmuştur. Bu süreç, iki toplumun sosyal yapısını, aile düzenini, eğitim hayatını ve demografik yapısını derinden etkilemiştir. Bununla birlikte her iki topluluk, yaşadıkları bütün zorluklara rağmen Türkçelerini, geleneklerini, inançlarını, aile yapısını ve toplumsal değerlerini korumayı başarmıştır." ifadelerini kullandı.
"Kırım Tatarları ile Ahıska Türklerinin halk edebiyatı ürünleri, mutfak kültürü, düğün gelenekleri, sözlü anlatıları ve günlük hayat pratikleri incelendiğinde ortak Türk kültürünün birçok unsurunu yaşatmaya devam ettikleri görülmektedir." değerlendirmesinde bulunan Şevket Kaan Gündoğdu, "Kanaatimce iki topluluk arasındaki bağların güçlendirilmesi için öncelikle ortak bilimsel çalışmaların artırılması gerekmektedir. Üniversiteler, araştırma merkezleri ve sivil toplum kuruluşları iş birliğiyle sempozyumlar, çalıştaylar, panel ve konferanslar düzenlenmeli, ortak yayın projeleri hazırlanmalıdır. Bunun yanında iki toplumun tarihine ilişkin arşiv belgeleri, süreli yayınlar, aile arşivleri ve sözlü tarih kayıtları karşılaştırmalı olarak değerlendirilmeli, ortak bibliyografyalar hazırlanmalı ve araştırmacılar arasında bilgi paylaşımı teşvik edilmelidir. Ayrıca genç nesillerin birbirlerini daha yakından tanıyabilmeleri amacıyla öğrenci değişim programları, yaz okulları, kültür ve sanat etkinlikleri ile ortak araştırma projeleri desteklenmelidir. Dijital arşivler, belgeseller, internet tabanlı yayınlar ve çok dilli akademik çalışmalar da bu sürece önemli katkılar sağlayacaktır." diye konuştu.
"ARAŞTIRMALARIMDA TEMEL AMACIM GELECEK ARAŞTIRMACILAR İÇİN GÜVENİLİR KAYNAKLAR ORTAYA KOYMAK"
Yazar, ilerleyen dönemde üzerinde çalışmayı planladığı yeni projeler veya okuyucularını bekleyen yeni kitaplar hususunda ise şu şekilde konuştu:
Araştırma hayatım boyunca halk bilimi, bibliyografya, basın tarihi, biyografi ve yerel tarih alanlarında çalışmalar yürütmeye gayret ettim. Bundan sonraki dönemde de özellikle Ahıska, Ardahan, Kars, Erzurum ve çevresine yönelik araştırmalarıma devam etmeyi planlıyorum. Bu coğrafyalar, Türk tarihinin farklı dönemlerine ait önemli izler taşıdığı için üzerinde yapılacak her yeni çalışma, bölgenin tarihî ve sosyal yapısının daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Önümüzdeki süreçte Ahıska Türklerinin tarihi, sözlü anlatıları, edebiyatı ve sosyal hayatı üzerine yeni araştırmalar hazırlamayı hedefliyorum. Bunun yanında Ardahan, Kars ve Erzurum çevresinin yerel tarihi, basın geçmişi, yetiştirdiği şahsiyetler ve bibliyografik kaynakları üzerine çalışmalarımı sürdürmek istiyorum.
Özellikle daha önce dağınık hâlde bulunan kitap, gazete, dergi, fotoğraf ve arşiv belgelerini bir araya getirerek araştırmacıların kullanımına sunacak projeler üzerinde de çalışıyorum. Hâlihazırda görev yaptığım Balıkesir üzerine de yeni araştırmalar planlıyorum. Şehrin tarihî, kültürel ve sosyal yapısını farklı yönleriyle ele alan çalışmalar hazırlamak, Balıkesir'in geçmişine ait kaynakları derlemek ve bu alandaki araştırmalara katkı sağlamak öncelikli hedeflerim arasında yer alıyor. Bunun yanında geçmiş yıllarda olduğu gibi kitap, makale ve editörlük çalışmalarına devam edeceğim.
Araştırmalarımda temel amacım; farklı bölgelerin tarihini, insan hikâyelerini, yazılı kaynaklarını ve kültür birikimini bilimsel yöntemlerle inceleyerek gelecek araştırmacılar için güvenilir kaynaklar ortaya koymaktır.
"HER ARAŞTIRMA, DAHA ÖNCE BİLİNMEYEN BİR AYRINTIYI ORTAYA ÇIKARMA VE YENİ BİR BİLGİYE ULAŞMA İMKÂNI SUNUYOR"
Şevket Kaan Gündoğdu, "Bugüne kadar çok sayıda kitap, makale ve bilimsel çalışma yayımladınız. Geriye dönüp baktığınızda sizi en çok heyecanlandıran veya manevi anlamda en kıymetli bulduğunuz çalışmanız hangisidir? Bunun özel bir sebebi var mı?" sorusunu ise şöyle yanıtladı:
Bugüne kadar hazırladığım her çalışma, araştırma sürecinin farklı bir aşamasını ve ayrı bir heyecanını temsil ediyor. Bu sebeple eserlerim arasında bir ayrım yapmak benim için kolay değil. Her kitabın, her makalenin ve her araştırmanın ortaya çıkışında farklı bir emek, farklı bir keşif süreci ve farklı insan hikâyeleri bulunmaktadır. Bazen eski bir fotoğrafın izini sürmek, bazen yıllar önce yayımlanmış bir gazete nüshasına ulaşmak, bazen de bir köyde yaşlı bir insanın anlattığı geçmişe ait bir bilgiyi kayıt altına almak büyük bir heyecan oluşturuyor. Çünkü her araştırma, daha önce bilinmeyen bir ayrıntıyı ortaya çıkarma ve yeni bir bilgiye ulaşma imkânı sunuyor.
Özellikle Posof, Ardahan ve çevresi üzerine yaptığım çalışmalar benim için ayrı bir anlam taşıyor. Kendimi ait hissettiğim coğrafyanın tarihini, insanlarını, geleneklerini, yetiştirdiği şahsiyetleri ve yazılı kaynaklarını araştırmak, kişisel bir ilginin ötesinde bilimsel bir sorumluluk olarak gördüğüm bir alan oldu. Bunun yanında Ahıska Türkleri, Kafkaslar, Kars ve Erzurum çevresi üzerine yürüttüğüm çalışmalar da kültürümüzün farklı unsurlarını anlamaya yönelik önemli katkılar sundu. Ancak benim için en kıymetli olan, ortaya çıkan eserden ziyade araştırma sürecinin kendisidir. Bir belgenin bulunması, kaybolmaya yüz tutmuş bir bilginin gün yüzüne çıkarılması veya bir insan hikâyesinin yazılı hâle getirilmesi her defasında aynı heyecanı yaşatıyor. Bu sebeple geriye dönüp baktığımda, her çalışmamı ayrı bir değer taşıyan ve bana yeni şeyler öğreten bir süreç olarak değerlendiriyorum. Araştırmacılıkta en önemli motivasyonlardan biri, geçmişten gelen bilgileri doğru yöntemlerle inceleyerek gelecek çalışmalar için sağlam kaynaklar oluşturmaktır. Bundan sonra hazırlayacağım eserlerde de aynı merak, heyecan ve araştırma azmiyle çalışmaya devam etmeyi hedefliyorum.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Araştırmacı yazar Gündoğdu: Kırım Tatarları ile Ahıska Türkleri ortak Türk kültürünün birçok unsurunu yaşatmaya devam ediyor
Halk bilimi, yerel tarih, sürgün edebiyatı, biyografi ve şehir arşivciliği alanında kaleme aldığı çok sayıda eser ve akademik çalışmayla tanınan araştırmacı-yazar Şevket Kaan Gündoğdu, QHA'nın sorularını yanıtladı. 1944 yılında ana vatanlarından sürgün edilen Ahıska Türkleri ve Kırım Tatar Türklerinin ortak tarihî hafızasından şehir arşivlerinin önemine kadar geniş bir yelpazede değerlendirmelerde bulunan Gündoğdu, yerel tarih çalışmalarının Türk dünyasının genel tarih anlatısını tamamlayan en kritik unsur olduğunu vurguladı.
Halk bilimi, yerel tarih, şehir arşivciliği, sürgün edebiyatı, bibliyografya, biyografi ve basın tarihi alanlarında uzun yıllardır çalışmalar yürüten araştırmacı-yazar Şevket Kaan Gündoğdu, Kırım Haber Ajansına (QHA) verdiği röportajda Ahıska Türklerinin kültürel mirasının korunması, yerel tarih araştırmalarının önemi ve Türk dünyasının ortak hafızasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Bursa'da doğan, Ardahan'ın Posof ilçesine mensup Ahıska kökenli bir aileden gelen Gündoğdu, Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden mezun olduktan sonra yüksek lisansını Ardahan Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı'nda tamamladı. Bugüne kadar çok sayıda kitap, makale ve bilimsel çalışmaya imza atan Gündoğdu, halen Balıkesir Millet Kütüphanesinde kütüphaneci olarak görev yapıyor.
"BİR TOPLUMUN KİMLİĞİNİ YAŞATAN EN ÖNEMLİ UNSURLARDAN BİRİ, SAHİP OLDUĞU BİRİKİMİN DOĞRU BİÇİMDE KAYIT ALTINA ALINMASIDIR"
Halk bilimi, yerel tarih ve Türk kültürü üzerine yönelmesinin kökenlerinin çocukluk yıllarıma dayandığını belirten Gündoğdu, "Ailemden dinlediğim hayat hikâyeleri, köylerde anlatılan hâtıralar, büyüklerimizin kullandığı kelimeler, gelenekler ve eski fotoğraflar bende erken yaşlardan itibaren merak duygusu oluşturdu." dedi. Zamanla bu ilginin daha fazla araştırmaya, belge toplamaya ve kayıt altına almaya dönüştüğünü söyleyen yazar, "Üniversite yıllarında akademik yöntemlerle tanışmam ise bu ilgiyi daha sistemli bir çalışmaya dönüştürdü. Bugün yaptığım araştırmaların temel amacı; geçmişten bugüne ulaşan kültür birikimini, yazılı kaynaklarla destekleyerek gelecek nesillere aktarmaktır. Çünkü bir toplumun kimliğini yaşatan en önemli unsurlardan biri, sahip olduğu kültürün ve tarihî birikimin doğru biçimde kayıt altına alınmasıdır." ifadelerini kullandı.
"AHISKA TÜRKLERİ ÜZERİNE GERÇEKLEŞTİRİLEN HER BİLİMSEL ÇALIŞMA, TÜRK DÜNYASININ DAHA İYİ ANLAŞILMASINA KATKI SUNACAKTIR"
Ahıska Türklerinin yaklaşık üç bin yıllık Türk yurdu olan Ahıska ve çevresinde yaşamış, köklü bir tarihî geçmişe sahip bir topluluk olduğunu anımsatan Gündoğdu, "Ancak 1944 yılında Sovyet yönetimi tarafından ana vatanlarından sürgün edilmiş, bu tarihten sonra farklı ülke ve bölgelere dağılmak zorunda kalmışlardır. Bu sebeple araştırmacıların öncelikli görevi; Ahıska Türklerinin dili, sözlü anlatıları, gelenek ve görenekleri, halk edebiyatı ürünleri, hayat biçimi ve yazılı kaynaklarını bilimsel yöntemlerle tespit etmek, karşılaştırmak ve kayıt altına almaktır. Bu çalışmaların bireysel gayretlerin ötesine taşınarak üniversiteler, araştırma merkezleri ve sivil toplum kuruluşlarının ortak projeleriyle desteklenmesi büyük önem taşımaktadır." değerlendirmesinde bulundu.
Akademisyenlerin görevinin mevcut bilgileri tekrarlamak değil, yeni belge ve kaynaklara ulaşarak literatüre özgün katkılar sunmak olduğuna işaret eden yazar, "Özellikle saha araştırmaları, ileri yaştaki kuşaklarla yapılacak sözlü tarih görüşmeleri ile aile arşivlerinde bulunan mektup, fotoğraf, belge ve defterlerin incelenmesi, gelecekte gerçekleştirilecek çalışmalar için önemli bir kaynak oluşturacaktır. Bunun yanında elde edilen verilerin kitap, makale, tez, belgesel ve dijital yayınlar aracılığıyla kamuoyuna ve bilim dünyasına ulaştırılması da akademik sorumluluğun ayrılmaz bir parçasıdır." diye konuştu.
Ahıska Türkleri üzerine yapılacak araştırmaların tarih anlatısıyla sınırlı kalmaması; dil, edebiyat, halk bilimi, müzik, eğitim, göç, sosyoloji ve antropoloji gibi farklı disiplinlerin katkısıyla ele alınması gerektiği görüşünü paylaşan Gündoğdu, "Disiplinler arası çalışmalar, konunun daha kapsamlı değerlendirilmesine ve daha sağlam bilimsel sonuçlara ulaşılmasına imkân sağlayacaktır. Kanaatimce Ahıska Türkleri üzerine gerçekleştirilen her bilimsel çalışma, Türk tarihinin ve Türk dünyasının daha iyi anlaşılmasına katkı sunacaktır. Araştırmacılar arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi, kaynakların erişilebilir hâle getirilmesi ve genç bilim insanlarının bu alana yönlendirilmesi, gelecekte ortaya konulacak çalışmaların niteliğini artıracak en önemli unsurlar arasında yer almaktadır." dedi.
"YEREL TARİH ÇALIŞMALARI, GENEL TARİH LİTERATÜRÜNDE EKSİK KALAN KONULARIN AYDINLATILMASINA KATKI SAĞLAMAKTA"
Çalışmalarında özellikle Posof, Ardahan ve Kafkasların yerel tarihi ile halk kültürüne yoğunlaşması bağlamında yerel tarih araştırmalarının Türk dünyasının ortak tarihini anlamamıza nasıl bir katkı sağladığı yönündeki soruyu ise yazar şu şekilde yanıtladı:
"ŞEHİR ARŞİVLERİ; BİR ŞEHRİN TARİHİNİ, SOSYAL YAPISINI, EĞİTİM HAYATINI, BASIN FAALİYETLERİNİ, MİMARİSİNİ, GÜNDELİK HAYATINI VE İNSAN HİKÂYELERİNİ BİR ARAYA GETİREN ARAŞTIRMA MERKEZLERİDİR"
Türkiye'de son yıllarda şehir arşivciliği alanında önemli gelişmeler yaşandığını düşündüğünü belirten yazar, "Özellikle belediyeler, üniversiteler ve gönüllü araştırmacılar tarafından yürütülen çalışmalar, şehir tarihine ilişkin belge ve materyallerin korunması açısından önemli katkılar sağlamaktadır. Bu alanda gerçekleştirilen örnek uygulamalar, başka şehirler için de yol gösterici niteliktedir. Ahmet Piriştina İzmir Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM), Bursa Araştırmaları Merkezi, Balıkesir Kent Arşivi, Alanya Belediyesi Kent Arşivi, Bornova Kent Arşivi ve Müzesi, Sivas Hâfıza Merkezi, Gaziantep Kent Arşivi ve Araştırma Merkezi, Çorum Belediyesi Kent Arşivi, Bolu Kent Arşivi, Tire Kent Arşivi ve Erzurum Şehir Arşivi bu anlayışın başarılı örnekleri arasında gösterilebilir." dedi.
Bunun yanında herhangi bir kurumsal destek olmaksızın uzun yıllar boyunca şehirlerine ait belge, fotoğraf, gazete, efemera ve çeşitli dokümanları toplayarak önemli arşivler oluşturan araştırmacıların da bulunduğuna işaret eden Gündoğdu, "Rize'de Recep Koyuncu'nun kurduğu Rize İhtisas Kütüphanesi, Erzurum'da Naci Elmalı ve Alparslan Kotan'ın çalışmaları, Bodrum'da Cezmi Çoban'ın oluşturduğu arşiv, Konya'da merhum Hasan Çopur'un gayretleri, Artvin'de Şahver Karasüleymanoğlu'nun çalışmaları ve kuruluşuna öncülük ettiğim Mustafa Âdil Özder Yusufeli Kültür ve Tarih Araştırmaları Merkezi, bireysel girişimlerin şehir tarihine ne kadar önemli katkılar sağlayabileceğini göstermektedir." şeklinde konuştu.
"Bana göre şehir arşivleri; resmî belgelerin depolandığı kurumlar olmanın ötesinde, bir şehrin tarihini, sosyal yapısını, eğitim hayatını, basın faaliyetlerini, mimarisini, gündelik hayatını ve insan hikâyelerini bir araya getiren araştırma merkezleridir." diye konuşan Şevket Kaan Gündoğdu, şöyle devam etti:
"KIRIM TATARLARI İLE AHISKA TÜRKLERİNİN ORTAK TÜRK KÜLTÜRÜNÜN BİRÇOK UNSURUNU YAŞATMAYA DEVAM ETTİKLERİ GÖRÜLMEKTEDİR"
Kırım Tatarları ile Ahıska Türklerinin tarihî süreç içerisinde Türk dünyasının benzer acıları yaşamış iki önemli topluluğu olduğuna dikkati çeken yazar, "Her iki toplum da yüzyıllar boyunca kendi yurtlarında varlığını sürdürmüş; ancak 20. yüzyılda uygulanan sürgün ve soykırım politikaları sebebiyle ana yurtlarından uzaklaştırılmıştır. Kırım Tatarları 18 Mayıs 1944'te, Ahıska Türkleri ise 14 Kasım 1944'te Sovyet yönetimi tarafından toplu sürgüne tabi tutulmuştur. Bu süreç, iki toplumun sosyal yapısını, aile düzenini, eğitim hayatını ve demografik yapısını derinden etkilemiştir. Bununla birlikte her iki topluluk, yaşadıkları bütün zorluklara rağmen Türkçelerini, geleneklerini, inançlarını, aile yapısını ve toplumsal değerlerini korumayı başarmıştır." ifadelerini kullandı.
"Kırım Tatarları ile Ahıska Türklerinin halk edebiyatı ürünleri, mutfak kültürü, düğün gelenekleri, sözlü anlatıları ve günlük hayat pratikleri incelendiğinde ortak Türk kültürünün birçok unsurunu yaşatmaya devam ettikleri görülmektedir." değerlendirmesinde bulunan Şevket Kaan Gündoğdu, "Kanaatimce iki topluluk arasındaki bağların güçlendirilmesi için öncelikle ortak bilimsel çalışmaların artırılması gerekmektedir. Üniversiteler, araştırma merkezleri ve sivil toplum kuruluşları iş birliğiyle sempozyumlar, çalıştaylar, panel ve konferanslar düzenlenmeli, ortak yayın projeleri hazırlanmalıdır. Bunun yanında iki toplumun tarihine ilişkin arşiv belgeleri, süreli yayınlar, aile arşivleri ve sözlü tarih kayıtları karşılaştırmalı olarak değerlendirilmeli, ortak bibliyografyalar hazırlanmalı ve araştırmacılar arasında bilgi paylaşımı teşvik edilmelidir. Ayrıca genç nesillerin birbirlerini daha yakından tanıyabilmeleri amacıyla öğrenci değişim programları, yaz okulları, kültür ve sanat etkinlikleri ile ortak araştırma projeleri desteklenmelidir. Dijital arşivler, belgeseller, internet tabanlı yayınlar ve çok dilli akademik çalışmalar da bu sürece önemli katkılar sağlayacaktır." diye konuştu.
"ARAŞTIRMALARIMDA TEMEL AMACIM GELECEK ARAŞTIRMACILAR İÇİN GÜVENİLİR KAYNAKLAR ORTAYA KOYMAK"
Yazar, ilerleyen dönemde üzerinde çalışmayı planladığı yeni projeler veya okuyucularını bekleyen yeni kitaplar hususunda ise şu şekilde konuştu:
"HER ARAŞTIRMA, DAHA ÖNCE BİLİNMEYEN BİR AYRINTIYI ORTAYA ÇIKARMA VE YENİ BİR BİLGİYE ULAŞMA İMKÂNI SUNUYOR"
Şevket Kaan Gündoğdu, "Bugüne kadar çok sayıda kitap, makale ve bilimsel çalışma yayımladınız. Geriye dönüp baktığınızda sizi en çok heyecanlandıran veya manevi anlamda en kıymetli bulduğunuz çalışmanız hangisidir? Bunun özel bir sebebi var mı?" sorusunu ise şöyle yanıtladı:
Son Haberler