Dr. Bayram Guliyev, Türk dünyasındaki alfabe değişiklikleri üzerine QHA’ya konuştu
Dr. Bayram Guliyev, Türk dünyasındaki alfabe değişiklikleri üzerine QHA’ya konuştu
Karabağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Bayram Guliyev, Türk dünyasında yıllar içerisinde uygulanan alfabe değişiklikleri hakkında Kırım Haber Ajansına (QHA) açıklamalarda bulundu.
Haber Giriş Tarihi: 28.07.2026 09:22
Haber Güncellenme Tarihi: 28.07.2026 10:47
Kaynak:
Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
Karabağ Üniversitesi Beşeri ve Sosyal Bilimler Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Bayram Guliyev, Azerbaycan başta olmak üzere Türk dünyasındaki alfabe değişiklikleri, bu değişikliklerin Türkçeye olan etkileri ve bu değişiklikler sonucu yaşanan adaptasyon sorunları ile tarihî metinlere erişim konularında Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu.
Azerbaycan’da alfabeye reformu fikrinin ilk olarak 1870’li yıllardan sonra Mirze Feteli Ahundzade (Mirzə Fətəli Axundzadə)tarafından ortaya atıldığını ifade eden Dr. Guliyev, Ahundzade’nin öncelikle Arap alfabesinin düzenlenmesi şeklinde bu sürecin gerçekleştirilmesi kanaatinde olduğunu belirtti.
Ahundzade’nin daha sonra Osmanlı Devleti’ne gittiğini fakat alfabe değişikliğine dair fikirlerinin Çarlık Rusyası tarafından kabul görmediği gibi Osmanlı entelektüel çevreleri tarafından da kabul görmediğini beyan eden Dr. Guliyev, Ahundzade’nin daha sonra ise Kiril veya Latin alfabesi temelli bir Türk alfabesini oluşturmak üzere birtakım faaliyetlere giriştiğini ve bu faaliyetlere ait taslağın Azerbaycan arşivlerinde bulunduğunu kaydetti.
“Netice itibarıyla, 1926 yılına kadar bu süreç askıya alınmıştır. Azerbaycan, İslam’ın kabulünden 1929 yılına kadar yalnızca Arap alfabesini kullanmıştır.” değerlendirmesini yapan Azerbaycanlı tarihçi, 1 Ocak 1929 tarihinde Azerbaycan’da Latin alfabesine tamamen geçildiğini ve bu alfabenin 1932 yılında kısmî değişikliklere uğradığını belirtti. Bununla birlikte 1939 yılında Azerbaycan ve diğer Türk cumhuriyetlerinin Kiril alfabesine geçmek zorunda kaldığını kaydeden Dr. Guliyev, 1 Ocak 1941 tarihinde ise Azerbaycan’da Kiril alfabesinin kullanımına resmen geçildiğini hatırlattı.
II. MEŞRUTİYET'TEN SONRA OSMANLI DEVLETİ'NDE DE ALFABE DEĞİŞİKLİĞİ TARTIŞMALARI HARARETLENDİ
Alfabe değişikliğine ilişkin benzer tartışmaların ayrıca 1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet’ten sonra Osmanlı Devleti’nde de arttığını belirten Guliyev, “Bizde ünlü sesler daha çoktur. Mesela Arapçadaki ‘kef’ (ك) ve ‘lam’ (ل) harflerinin birleşimi, bizim dilde ‘gel’, ‘göl’, ‘gül’ gibi birkaç şekilde okunabilir. Bu da dilde ister istemez zorluklar yaşanmasına sebep olmuştur.” dedi.
Arap alfabesi temelli yeni bir Türk alfabesi oluşturmanın başarılı bir karar olmayıp kabul de görmediğini belirten Dr. Guliyev, “Latin alfabeleri bile bizim dilimiz için yeterli değildi. Latin alfabelerinde bizim kullandığımız açık ‘e’ (ǝ), ‘ü’ ve ‘ö’ harflerine çok az hâllerde, Almanca gibi dillerde rast geliniyordu. O yüzden özel bir alfabeye ihtiyaç vardı. Bunun için ise en uygun alfabe Latin alfabesiydi ki bu alfabe de Azerbaycan’ın şimdi kullandığı alfabeye en uygun olanıdır.” dedi.
NAZAL “N”, TÜRKLERİN EN ÇOK KULLANDIĞI HARF OLARAK BİLİNİYOR
Azerbaycan’da hâlihazırda kullanılan alfabenin, 26 Şubat - 6 Mart 1926 tarihlerinde Bakü’de tertip edilen I. Türkoloji Kurultayı’nda kabul edilen alfabeye birçok açıdan benzediğini kaydeden Dr. Guliyev, Kurultay’da kabul edilen alfabenin siyasi nedenlerden ötürü birkaç defa değişikliğe uğratıldığına da dikkat çekti. “Şimdi kullandığımız alfabe, Türk harflerinin kullanımına tamamen uygun olsa da sadece bir harf için yetersiz kalıyor. Bizim ‘sağır nun’ (ڭ) dediğimiz, İngilizlerin ise ‘eng’ sesine karşılık gelen harf (nazal ‘n’ harfi), Türklerin aslında en çok kullandığı harf olarak bilinmektedir. Şimdi de Azerbaycan Türkçesinin batı lehçelerinde kullanılmaktadır.” şeklinde konuşan Dr. Guliyev, öte yandan söz konusu sesin yakın zamanda Özbekistan’da kabul edilen alfabe reformunda Özbek alfabesinden çıkarılması karşısında duyduğu üzüntüyü ifade etti.
“ZİHNİYET, BİLİMİ İSTEMİYORSA O ZAMAN ALFABENİN DE BİR ÖNEMİ YOKTUR”
Türklerin binlerce yıldır Arap alfabesini kullandığını ve bu yılların büyük bir kısmında Arapçanın bilim dili olarak kullanıldığını ifade eden Dr. Guliyev, Türkiye, Azerbaycan ve Osmanlı Türkçesi ile Safeviler tarafından kullanılan Türkçede Arapça ve Farsça kelimelerin yer aldığının altını çizdi.Türkçe iletişimin bu nedenle Arap alfabesiyle gerçekleştirilmesinin bilim ve teknolojide ilerlemenin önünde herhangi bir engel teşkil etmeyeceğini kaydeden Dr. Guliyev, “Zihniyet, bilimi istemiyorsa o zaman alfabenin de bir önemi yoktur. Zaten bilimi isteyen, bilime belirli bir kaynak ayıran herhangi bir yönetim şekli için alfabenin herhangi bir şekilde engel teşkil edeceğini düşünmüyorum.” şeklinde konuştu.
Dilin “yek cins” olmasının imkânsız olduğunu ifade eden Dr. Guliyev, Türkçede Arap alfabesinden başka bir alfabe kullanılsa bile İslam dininin etkisiyle Türkçeye yabancı unsurların karışmasının olağan bir durum olduğunu belirtti.
Bununla beraber dilin gelişimi için alfabenin gerekli unsurlardan biri olsa da bu sürecin ayrılmaz bir parçası olmadığını beyan eden Dr. Guliyev, dilin tıp ve teknoloji gibi alanlarda kullanıldığı ve terminolojinin Türkçe olduğu takdirde gelişeceğini kaydetti.
Osmanlı Devleti’nde ve Türkiye Cumhuriyeti’nde (1928 yılına kadar) Arap alfabesinin kullanıldığını hatırlatan Azerbaycanlı tarihçi, Bakü Türkoloji Kurultayı sonucu Türkiye, Azerbaycan ve Türkistan’daki Türk cumhuriyetlerinde Latin alfabesine geçilmesi kararı alındığını ve 1930’lu yıllarda Azerbaycan, Türkistan’daki Türk cumhuriyetleri ve Rusya’ya bağlı özerk Türk cumhuriyetlerinin alfabelerinin birkaç defa değişikliğe uğradığını dile getirdi.
STALİN, ALFABEYİ TÜRK DÜNYASINI PARÇALAMAK İÇİN BİR SİLAH OLARAK KULLANDI
Azerbaycan, Türkistan’daki Türk cumhuriyetleri ve Rusya’ya bağlı özerk Türk cumhuriyetlerinde daha sonra Kiril alfabesine geçilmesi sonucu başlıca 1940’lı yıllar olmak üzere adaptasyon probleminin yaşandığına ve bu sürecin psikolojik açıdan zorlayıcı olduğuna işaret eden Dr. Guliyev, “Bunlar daha başlangıçtı. Sovyetler’de sonradan alınacak kararlar daha çok karışıklığa sebep olacaktı. Sovyetlerin bu kararları almasının amacı ise işgal ettikleri bölgelerin Türkiye ile bağlantısını koparmaktı.” dedi.
Azerbaycan, Türkistan’daki Türk cumhuriyetleri ve Rusya’ya bağlı özerk Türk cumhuriyetlerinde birçok kişinin ilkokulu Arap, ortaokulu Latin, üniversiteyi ise Kiril alfabesi ile okumak zorunda kaldığını hatırlatan Dr. Guliyev, bu durumun Türk dünyasında iletişim temelinde bir parçalanmaya davetiye çıkardığını kaydetti.
Bununla birlikte Azerbaycanlı tarihçi, şu değerlendirmelerde bulundu:
Türkiye de Latin alfabesine geçmiş olduğu için İstanbul’da çıkmış bir gazetenin Bakü’de veya Taşkent’te, Bakü’de çıkan bir gazetenin ise İstanbul’da okunması imkânsızdı. Bu da yetmedi; Stalin, Azerbaycan’da ve Türkistan’daki Türk cumhuriyetlerinin her birinde farklı alfabe planı çizdi. Bu da Bakü’de çıkan bir derginin veya gazetenin Taşkent’te ve Astana’da okunmasını engelledi. Tataristan, Başkurdistan, Çuvaşistan gibi özerk Türk cumhuriyetlerinde de farklı alfabeler kullanıldığı için ve yalnızca Rusça konuşulduğu zaman ortak bir dilden ve alfabeden istifade edildiği için bu durum, Türk dünyasının bir kez daha sert bir şekilde parçalanmasına neden oldu. Bu da Stalin’in Türk dünyasını parçalamak için uygulamaya koyduğu bir plandı.
“BİZDE ‘E’ VE ‘Ə’, ORHUN YAZITLARI’NDAN BU YANA FARKLILIK GÖSTERMEKTEDİR”
Öte yandan Azerbaycan’da 1990’lı yıllarda tekrar Latin alfabesine geçildiğini ve bu alfabede “sağır nun” harfi hariç bütün Türk lehçelerinde mevcut seslerin bulunduğunu dile getiren Dr. Guliyev, söz konusu alfabenin “mükemmele yakın” olduğunu ve verilen bu kararın yerinde olduğunu belirtti.
Alfabenin kabulünden itibaren yaklaşık 30 yılın geçtiğini, dolayısıyla artık bir adaptasyon sorununun mevcut olmadığını kaydeden Dr. Guliyev, “Örneğin Türkiye Türkçesinde açık ve kapalı ‘e’ konusunda zorluk yaşanıyor fakat bizde açık ve kapalı ‘e’ harfi farklı şekillerde gösteriliyor. Bizde ‘e’ ve ‘ǝ’, Orhun Yazıtları’ndan bu yana farklılık göstermektedir. O açıdan, söz konusu alfabenin kabulü, doğru bir karardır.” değerlendirmesini yaptı.
“ALFABE DEĞİŞİKLİKLERİNİ ESKİ METİNLERİN OKUNMASI İÇİN BİR ENGEL OLARAK DÜŞÜNEMEYİZ”
Azerbaycanlı tarihçi, öte yandan alfabe değişiklikleriyle tarihî metinlere erişim ve okuryazarlık oranlarının yanı sıra Türkiye ile Azerbaycan Türklerinin hem birbirleriyle hem de Türk dünyasının geri kalanıyla iletişim kurabilmeleri hususunda ise şu ifadelere yer verdi:
Bu durum, bilimle uğraşmak isteyen bir insan için bir engel değildir. Bu alfabeler kolaylıkla öğrenilebilir. Yazma eserlere gelince zaten yazma eserlerin kendilerine has mütahassısları vardır. Bu uzmanlar, metinleri bizim ‘təshih’ (tashih) dediğimiz şekline yani okuyabileceğimiz hâline getiriyorlar. Daha sonra ise gerekirse transfoneliterasyon veya transliterasyonunu gerçekleştiriyorlar. Türkiye’de Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı var; bu kurum, Osmanlı Türkçesinde yazılmış neredeyse bütün eserleri Latin alfabesine çevirdi. Aynı şeyi biz de yapabiliriz fakat o zaman ne kadar insan söz konusu eserleri okuyacak? Ne kadar insan buna ilgi gösterecek? Ben bunun alfabe ile çok az bağlantısı olduğunu düşünüyorum. Biz alfabe değişikliklerini, zorluklar yaratmış olsa bile eski metinlerin okunması için bir engel olarak düşünemeyiz. Hâlihazırda genel Türk alfabesi, Latin alfabesidir. Biz bugün Türkçeyi başka bir alfabe ile ifade edemeyiz. Orhun alfabesi bile, çok eski bir alfabe olup bin 500 yıllık bir geçmişi vardır, Türk harflerini ve seslerini ifade etmede yetersiz kalmaktadır.
DR. BAYRAM GULİYEV, SON OLARAK ORTAK TÜRK ALFABESİNİ DEĞERLENDİRDİ
Ayrıca ortak Türk alfabesinin bütün Türk dünyası içerisinde en kısa zamanda uygulamaya konulması gerektiğini ve böyle bir alfabenin akademik açıdan bir sorun teşkil etmeyeceğini vurgulayan Dr. Guliyev, buna dair yapılacak herhangi bir tartışmanın da vakit kaybı olacağını ifade etti. Bununla birlikte Türkiye, Azerbaycan, Türkistan’daki Türk cumhuriyetleri ve Rusya’ya bağlı özerk Türk cumhuriyetlerinde farklı alfabelerin kabul edilmesi sebebiyle bir kopmanın meydana geldiğini kaydetti. Azerbaycanlı tarihçi, son olarak “Farklılık, zihnimize o kadar çok işlenmiş ki biz, bu nedenle bir olamıyoruz.” şeklinde konuştu.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Dr. Bayram Guliyev, Türk dünyasındaki alfabe değişiklikleri üzerine QHA’ya konuştu
Karabağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Bayram Guliyev, Türk dünyasında yıllar içerisinde uygulanan alfabe değişiklikleri hakkında Kırım Haber Ajansına (QHA) açıklamalarda bulundu.
Karabağ Üniversitesi Beşeri ve Sosyal Bilimler Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Bayram Guliyev, Azerbaycan başta olmak üzere Türk dünyasındaki alfabe değişiklikleri, bu değişikliklerin Türkçeye olan etkileri ve bu değişiklikler sonucu yaşanan adaptasyon sorunları ile tarihî metinlere erişim konularında Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu.
AHUNDZADE, AZERBAYCAN’DA ALFABE REFORMUNA İLİŞKİN TARTIŞMALARIN FİTİLİNİ ATEŞLEDİ
Azerbaycan’da alfabeye reformu fikrinin ilk olarak 1870’li yıllardan sonra Mirze Feteli Ahundzade (Mirzə Fətəli Axundzadə) tarafından ortaya atıldığını ifade eden Dr. Guliyev, Ahundzade’nin öncelikle Arap alfabesinin düzenlenmesi şeklinde bu sürecin gerçekleştirilmesi kanaatinde olduğunu belirtti.
Ahundzade’nin daha sonra Osmanlı Devleti’ne gittiğini fakat alfabe değişikliğine dair fikirlerinin Çarlık Rusyası tarafından kabul görmediği gibi Osmanlı entelektüel çevreleri tarafından da kabul görmediğini beyan eden Dr. Guliyev, Ahundzade’nin daha sonra ise Kiril veya Latin alfabesi temelli bir Türk alfabesini oluşturmak üzere birtakım faaliyetlere giriştiğini ve bu faaliyetlere ait taslağın Azerbaycan arşivlerinde bulunduğunu kaydetti.
“Netice itibarıyla, 1926 yılına kadar bu süreç askıya alınmıştır. Azerbaycan, İslam’ın kabulünden 1929 yılına kadar yalnızca Arap alfabesini kullanmıştır.” değerlendirmesini yapan Azerbaycanlı tarihçi, 1 Ocak 1929 tarihinde Azerbaycan’da Latin alfabesine tamamen geçildiğini ve bu alfabenin 1932 yılında kısmî değişikliklere uğradığını belirtti. Bununla birlikte 1939 yılında Azerbaycan ve diğer Türk cumhuriyetlerinin Kiril alfabesine geçmek zorunda kaldığını kaydeden Dr. Guliyev, 1 Ocak 1941 tarihinde ise Azerbaycan’da Kiril alfabesinin kullanımına resmen geçildiğini hatırlattı.
II. MEŞRUTİYET'TEN SONRA OSMANLI DEVLETİ'NDE DE ALFABE DEĞİŞİKLİĞİ TARTIŞMALARI HARARETLENDİ
Alfabe değişikliğine ilişkin benzer tartışmaların ayrıca 1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet’ten sonra Osmanlı Devleti’nde de arttığını belirten Guliyev, “Bizde ünlü sesler daha çoktur. Mesela Arapçadaki ‘kef’ (ك) ve ‘lam’ (ل) harflerinin birleşimi, bizim dilde ‘gel’, ‘göl’, ‘gül’ gibi birkaç şekilde okunabilir. Bu da dilde ister istemez zorluklar yaşanmasına sebep olmuştur.” dedi.
Arap alfabesi temelli yeni bir Türk alfabesi oluşturmanın başarılı bir karar olmayıp kabul de görmediğini belirten Dr. Guliyev, “Latin alfabeleri bile bizim dilimiz için yeterli değildi. Latin alfabelerinde bizim kullandığımız açık ‘e’ (ǝ), ‘ü’ ve ‘ö’ harflerine çok az hâllerde, Almanca gibi dillerde rast geliniyordu. O yüzden özel bir alfabeye ihtiyaç vardı. Bunun için ise en uygun alfabe Latin alfabesiydi ki bu alfabe de Azerbaycan’ın şimdi kullandığı alfabeye en uygun olanıdır.” dedi.
NAZAL “N”, TÜRKLERİN EN ÇOK KULLANDIĞI HARF OLARAK BİLİNİYOR
Azerbaycan’da hâlihazırda kullanılan alfabenin, 26 Şubat - 6 Mart 1926 tarihlerinde Bakü’de tertip edilen I. Türkoloji Kurultayı’nda kabul edilen alfabeye birçok açıdan benzediğini kaydeden Dr. Guliyev, Kurultay’da kabul edilen alfabenin siyasi nedenlerden ötürü birkaç defa değişikliğe uğratıldığına da dikkat çekti. “Şimdi kullandığımız alfabe, Türk harflerinin kullanımına tamamen uygun olsa da sadece bir harf için yetersiz kalıyor. Bizim ‘sağır nun’ (ڭ) dediğimiz, İngilizlerin ise ‘eng’ sesine karşılık gelen harf (nazal ‘n’ harfi), Türklerin aslında en çok kullandığı harf olarak bilinmektedir. Şimdi de Azerbaycan Türkçesinin batı lehçelerinde kullanılmaktadır.” şeklinde konuşan Dr. Guliyev, öte yandan söz konusu sesin yakın zamanda Özbekistan’da kabul edilen alfabe reformunda Özbek alfabesinden çıkarılması karşısında duyduğu üzüntüyü ifade etti.
“ZİHNİYET, BİLİMİ İSTEMİYORSA O ZAMAN ALFABENİN DE BİR ÖNEMİ YOKTUR”
Türklerin binlerce yıldır Arap alfabesini kullandığını ve bu yılların büyük bir kısmında Arapçanın bilim dili olarak kullanıldığını ifade eden Dr. Guliyev, Türkiye, Azerbaycan ve Osmanlı Türkçesi ile Safeviler tarafından kullanılan Türkçede Arapça ve Farsça kelimelerin yer aldığının altını çizdi. Türkçe iletişimin bu nedenle Arap alfabesiyle gerçekleştirilmesinin bilim ve teknolojide ilerlemenin önünde herhangi bir engel teşkil etmeyeceğini kaydeden Dr. Guliyev, “Zihniyet, bilimi istemiyorsa o zaman alfabenin de bir önemi yoktur. Zaten bilimi isteyen, bilime belirli bir kaynak ayıran herhangi bir yönetim şekli için alfabenin herhangi bir şekilde engel teşkil edeceğini düşünmüyorum.” şeklinde konuştu.
Dilin “yek cins” olmasının imkânsız olduğunu ifade eden Dr. Guliyev, Türkçede Arap alfabesinden başka bir alfabe kullanılsa bile İslam dininin etkisiyle Türkçeye yabancı unsurların karışmasının olağan bir durum olduğunu belirtti.
Bununla beraber dilin gelişimi için alfabenin gerekli unsurlardan biri olsa da bu sürecin ayrılmaz bir parçası olmadığını beyan eden Dr. Guliyev, dilin tıp ve teknoloji gibi alanlarda kullanıldığı ve terminolojinin Türkçe olduğu takdirde gelişeceğini kaydetti.
Osmanlı Devleti’nde ve Türkiye Cumhuriyeti’nde (1928 yılına kadar) Arap alfabesinin kullanıldığını hatırlatan Azerbaycanlı tarihçi, Bakü Türkoloji Kurultayı sonucu Türkiye, Azerbaycan ve Türkistan’daki Türk cumhuriyetlerinde Latin alfabesine geçilmesi kararı alındığını ve 1930’lu yıllarda Azerbaycan, Türkistan’daki Türk cumhuriyetleri ve Rusya’ya bağlı özerk Türk cumhuriyetlerinin alfabelerinin birkaç defa değişikliğe uğradığını dile getirdi.
STALİN, ALFABEYİ TÜRK DÜNYASINI PARÇALAMAK İÇİN BİR SİLAH OLARAK KULLANDI
Azerbaycan, Türkistan’daki Türk cumhuriyetleri ve Rusya’ya bağlı özerk Türk cumhuriyetlerinde daha sonra Kiril alfabesine geçilmesi sonucu başlıca 1940’lı yıllar olmak üzere adaptasyon probleminin yaşandığına ve bu sürecin psikolojik açıdan zorlayıcı olduğuna işaret eden Dr. Guliyev, “Bunlar daha başlangıçtı. Sovyetler’de sonradan alınacak kararlar daha çok karışıklığa sebep olacaktı. Sovyetlerin bu kararları almasının amacı ise işgal ettikleri bölgelerin Türkiye ile bağlantısını koparmaktı.” dedi.
Azerbaycan, Türkistan’daki Türk cumhuriyetleri ve Rusya’ya bağlı özerk Türk cumhuriyetlerinde birçok kişinin ilkokulu Arap, ortaokulu Latin, üniversiteyi ise Kiril alfabesi ile okumak zorunda kaldığını hatırlatan Dr. Guliyev, bu durumun Türk dünyasında iletişim temelinde bir parçalanmaya davetiye çıkardığını kaydetti.
Bununla birlikte Azerbaycanlı tarihçi, şu değerlendirmelerde bulundu:
“BİZDE ‘E’ VE ‘Ə’, ORHUN YAZITLARI’NDAN BU YANA FARKLILIK GÖSTERMEKTEDİR”
Öte yandan Azerbaycan’da 1990’lı yıllarda tekrar Latin alfabesine geçildiğini ve bu alfabede “sağır nun” harfi hariç bütün Türk lehçelerinde mevcut seslerin bulunduğunu dile getiren Dr. Guliyev, söz konusu alfabenin “mükemmele yakın” olduğunu ve verilen bu kararın yerinde olduğunu belirtti.
Alfabenin kabulünden itibaren yaklaşık 30 yılın geçtiğini, dolayısıyla artık bir adaptasyon sorununun mevcut olmadığını kaydeden Dr. Guliyev, “Örneğin Türkiye Türkçesinde açık ve kapalı ‘e’ konusunda zorluk yaşanıyor fakat bizde açık ve kapalı ‘e’ harfi farklı şekillerde gösteriliyor. Bizde ‘e’ ve ‘ǝ’, Orhun Yazıtları’ndan bu yana farklılık göstermektedir. O açıdan, söz konusu alfabenin kabulü, doğru bir karardır.” değerlendirmesini yaptı.
“ALFABE DEĞİŞİKLİKLERİNİ ESKİ METİNLERİN OKUNMASI İÇİN BİR ENGEL OLARAK DÜŞÜNEMEYİZ”
Azerbaycanlı tarihçi, öte yandan alfabe değişiklikleriyle tarihî metinlere erişim ve okuryazarlık oranlarının yanı sıra Türkiye ile Azerbaycan Türklerinin hem birbirleriyle hem de Türk dünyasının geri kalanıyla iletişim kurabilmeleri hususunda ise şu ifadelere yer verdi:
DR. BAYRAM GULİYEV, SON OLARAK ORTAK TÜRK ALFABESİNİ DEĞERLENDİRDİ
Ayrıca ortak Türk alfabesinin bütün Türk dünyası içerisinde en kısa zamanda uygulamaya konulması gerektiğini ve böyle bir alfabenin akademik açıdan bir sorun teşkil etmeyeceğini vurgulayan Dr. Guliyev, buna dair yapılacak herhangi bir tartışmanın da vakit kaybı olacağını ifade etti. Bununla birlikte Türkiye, Azerbaycan, Türkistan’daki Türk cumhuriyetleri ve Rusya’ya bağlı özerk Türk cumhuriyetlerinde farklı alfabelerin kabul edilmesi sebebiyle bir kopmanın meydana geldiğini kaydetti. Azerbaycanlı tarihçi, son olarak “Farklılık, zihnimize o kadar çok işlenmiş ki biz, bu nedenle bir olamıyoruz.” şeklinde konuştu.
Son Haberler