Kırımlı hak savunucusu: Kırım’da baskılar giderek daha ciddi boyutlara ulaşıyor!
Kırımlı hak savunucusu: Kırım’da baskılar giderek daha ciddi boyutlara ulaşıyor!
Kırımlı bir insan hakları savunucusu, QHA'ya verdiği özel röportajda işgal altındaki Kırım’da Kırım Tatarlarına yönelik baskıların giderek arttığını, milli sınıfların kapatıldığını, Kırım Müftülüğünün siyasi tutsaklara ve ailelerine destek vermediğini, cezaevlerindeki siyasi tutsakların ise ölüme terk edildiğini anlattı.
Haber Giriş Tarihi: 13.05.2026 15:01
Haber Güncellenme Tarihi: 13.05.2026 16:15
Kaynak:
Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
Rus işgali altındaki Kırım’da Kırım Tatar halkına yönelik baskı politikaları her geçen yıl daha da ağırlaşıyor. Güvenlik gerekçesiyle ismini gizli tutan Kırımlı bir insan hakları savunucusu, Kırım Haber Ajansına (QHA) yaptığı açıklamada; siyasi tutsakları savunan avukatların sistematik baskıya uğradığını, eğitim sisteminin militarize edildiğini, kadın siyasi tutsak sayısının son yıllarda keskin şekilde arttığını ve Kırım Tatar kimliğinin hedef alındığını anlattı.
2014 yılında başlayan Rus işgalinin ardından Kırım’daki toplumsal yapının köklü biçimde değiştiğini belirten hak savunucusu, özellikle 2022’de başlayan topyekûn işgal girişimi sonrasında baskıların yeni bir aşamaya geçtiğini vurguladı.
“KIRIM’DA ARTIK SADECE SİYAH VE BEYAZ VAR”
Yarımadada korku, kutuplaşma ve baskının günlük hayatın parçası haline geldiğini söyleyen aktivist, geçmişte farklı görüşlere sahip insanların daha hoşgörülü ilişkiler kurabildiğini ancak bugün toplumun keskin biçimde ayrıştırıldığını ifade etti.
“Artık ara tonlar kalmadı. İnsanlar ya tamamen destekleyen ya da tamamen karşı olan taraflara itiliyor. Bu da toplum içinde ciddi bir gerilim oluşturuyor.” diyen insan hakları savunucusu, Rus devletine farklı düşünen kişilerin yalnızca siyasi değil; etnik ve dini kimlik temelinde de hedef haline getirildiğini kaydetti.
“KIRIM TATAR TOPLUMU DAYANIŞMASINI KORUYOR”
Kırım Tatar toplumunun tüm baskılara rağmen büyük ölçüde birlik içinde kaldığını belirten kaynak, farklı görüşlere sahip küçük gruplar bulunsa da toplumun genelinin dayanışmayı sürdürdüğünü söyledi.
İnsanların birbirlerine maddi ve manevi destek verdiğini ifade eden insan hakları savunucusu, “Bazıları bunu açık şekilde yapamıyor ancak gizli biçimde destek sürüyor. Toplumun parçalandığını söylemek mümkün değil.” ifadelerini kullandı.
“EĞİTİM SİSTEMİ PROPAGANDA VE MİLİTARİZASYON ARACINA DÖNÜŞTÜ”
İşgal sonrasında eğitim sisteminin büyük ölçüde propaganda temelli yeniden şekillendirildiğini vurgulayan kaynak, okullarda Rus ideolojik içerikli derslerin yaygınlaştırıldığını belirtti.
“Önemli konular üzerine sohbetler” adı altında propaganda dersleri verildiğini aktaran hak savunucusu, okullarda kamuflaj ağları örüldüğünü, “Zarnitsa” adlı askerî yarışmalar düzenlendiğini ve “Kırım Baharı” gibi işgal yanlısı etkinliklerin gönüllü-zorunlu şekilde öğrencilere dayatıldığını ifade etti.
Marş ezberletme törenlerinin de eğitim sisteminin parçası haline geldiğini belirten aktivist, Ukraynaca eğitimin neredeyse tamamen ortadan kaldırıldığını söyledi.
Ayrıca Kırım Tatarca eğitimin de ciddi şekilde geriletildiğini aktaran savunucu, ailelere bu dilin “geleceği olmayan bir dil” olarak gösterildiğini ifade etti.
"Millî sınıfların açılmasından vazgeçirilmeye çalışılıyor. Bunun yerine haftada yalnızca bir saatlik Kırım Tatarca dersi öneriliyor ve bu dili öğrenmek için kesinlikle yeterli değil." diyen kaynak, mevcut millî sınıfların ise sıkı ideolojik denetim altında tutulduğunu kaydetti.
Kırım Tatar çocuklarının okul ortamında sürekli kontrol altında tutulduğunu söyleyen hak savunucusu, millî sembollerin bile cezalandırma nedeni haline geldiğini belirterek, “Bir çocuk kendi vatanının bayrağını yani Tarak Tamga’yı çizdiğinde aileler sorumlu tutulabiliyor. İdari cezalar, tehditler ve kolluk kuvvetlerine bildirme riskiyle karşı karşıya kalıyorlar.” dedi.
Bu nedenle birçok ebeveynin çocuklarını korumak amacıyla düşüncelerini açıkça ifade etmekten kaçındığını belirten savunucu, propaganda ortamında büyüyen çocukların doğru ile yanlışı ayırt etmekte zorlandığını söyledi. Gençlerin ise kültürel etkinlikler aracılığıyla kimliklerini korumaya çalıştığını kaydeden aktivist, dans kursları, konferanslar ve kültürel buluşmaların önemli rol oynadığını ifade etti.
Bunun yanında, “Kırım” gazetesinin alternatif bilgi kaynağı olarak faaliyet gösterdiğini ancak defalarca baskıya uğradığını aktaran kaynak, bazı gençlerin Kırım Tatar dilini yaygınlaştırmak için kurslar açtığını ancak bu kursların çoğunlukla ücretli olması nedeniyle katılımın sınırlı kaldığını söyledi.
“CEZAEVLERİNDE SAĞLIK SİSTEMİ ÇÖKMÜŞ DURUMDA”
Siyasi tutsakların gözaltına alındıkları andan itibaren sağlık durumlarının hızla kötüleştiğini belirten hak savunucusu, cezaevlerindeki yaşam koşullarının insanlık dışı olduğunu söyledi.
Temiz hava eksikliği, hijyen sorunları, yetersiz beslenme ve tıbbi bakım eksikliğinin ciddi sağlık krizlerine yol açtığını kaydeden kaynak, diş tedavisinin çoğu zaman yalnızca diş çekimiyle sınırlı kaldığını ifade etti. Tüberküloz gibi hastalıkların cezaevlerinde yaygınlaştığını ancak gerekli tedavilerin yapılmadığını aktaran savunucu, ağır hastaların dahi tahliye edilmediğini belirtti.
Kırım Tatar siyasi tutsaklardan Tofik Abdulgaziyev’in ciddi sağlık sorunlarına rağmen serbest bırakılmadığını söyleyen aktivist, “Hayatta kalamayacağını düşündüğü için tedaviyi reddetmiş durumda.” dedi.
Yaşar Şeyhametov’un yürüyemediğini ancak kendisine tekerlekli sandalye verilmediğini kaydeden savunucu, kanser hastası Lenur Halilov’un da gerekli tedaviden mahrum bırakıldığını ifade etti. Kadın siyasi tutsaklardan İrina Daniloviç’in ise gerekli tıbbi yardım sağlanmadığı için neredeyse tamamen işitme kaybı yaşadığını söyledi.
İŞKENCE VE PSİKOLOJİK BASKILAR
Kırım Tatar siyasi tutsaklara yönelik işkence vakalarının da kaydedildiğini belirten hak savunucusu, uygulamaların henüz kitlesel boyuta ulaşmadığını ancak münferit işkence olaylarının yaşandığını söyledi.
Bazı cezaevlerinde tutukluların darbedildiğini aktaran kaynak, siyasi tutsakların sürekli psikolojik baskıya maruz bırakıldığını ifade etti.
“RUS HUKUK SİSTEMİ SUÇSUZLUĞU DEĞİL SUÇLULUĞU ESAS ALIYOR”
İşgal altındaki Kırım’da adil yargılamadan söz etmenin mümkün olmadığını belirten savunucu, Rusya Federasyonu hukuk sisteminin temel prensiplerinin fiilen uygulanmadığını kaydetti.
Masumiyet karinesinin yok sayıldığını ifade eden hak savunucusu, “Kişi suçsuz olduğunu kanıtlayana kadar suçlu kabul ediliyor.” dedi.
Bir kişi hakkında ceza davası açıldığında davanın düşürülmesinin neredeyse imkânsız hale geldiğini vurgulayan kaynak, Rusya’daki beraat oranlarının yüzde birin altında olmasının da bunu açıkça gösterdiğini söyledi.
Savunma avukatlarının ortaya koyduğu usulsüzlüklerin mahkemeler tarafından dikkate alınmadığını ifade eden aktivist, operasyonel arama faaliyetlerinde prosedür ihlalleri yapılmasına rağmen elde edilen delillerin geçerli sayıldığını kaydetti.
Savunma tarafından sunulan belgelerin ise büyük ölçüde görmezden gelindiğini dile getiren savunucu, “Bir kişi sistemin içine girdiyse, genellikle sistem tarafından ezilip yok ediliyor.” ifadelerini kullandı.
“SİYASİ TUTSAKLARA DESTEK YERİNE SUÇUNU KABUL ETMESİ TAVSİYE EDİLİYOR”
Kırım’daki sözde müftülük yönetiminin ve organizasyonun başında bulunan Emirali Ablayev'in siyasi tutsaklara ya da ailelerine destek vermediğini ifade eden hak savunucusu, dini kurumların toplumun temel sorunlarından uzaklaştığını söyledi.
Kremlin yanlısı yapı tarafından siyasi tutsaklara yönelik tek yaklaşımın “suçunu kabul et, cezan hafiflesin” tavsiyesi olduğunu belirten kaynak, bunun yardım değil zarar verici bir tutum olduğunu ifade etti.
Tutukluların dini ibadet koşulları, helal gıdaya erişim ve dini yayınlara ulaşım gibi konularda yapılan başvuruların yanıtsız bırakıldığını kaydeden savunucu, bazı durumlarda başörtüsü kullanımına ilişkin tartışmalı fetvalar verildiğini aktardı.
Kırım’daki merkezi camilerin artık toplumun sorunlarının konuşulduğu dayanışma merkezleri olmaktan uzaklaştığını savunan insan hakları savunucusu, dini yapıların daha çok sembolik etkinlikler ve resmi organizasyonlar için kullanıldığını söyledi.
Kaynak, merkezi camide düzenlenen bir etkinlikte farklı dinlerden davetlilere genç kızlar tarafından hizmet verilirken yaşlı insanların oturacak yer bulamamasının toplumda tepki topladığını belirtti.
Yaşlı insanlar için gölgelik ya da oturma alanı hazırlanmadığını kaydeden savunucu, bunun mevcut yönetimin toplumun gerçek sorunlarına yaklaşımını açık biçimde ortaya koyduğunu ifade etti.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Kırımlı hak savunucusu: Kırım’da baskılar giderek daha ciddi boyutlara ulaşıyor!
Kırımlı bir insan hakları savunucusu, QHA'ya verdiği özel röportajda işgal altındaki Kırım’da Kırım Tatarlarına yönelik baskıların giderek arttığını, milli sınıfların kapatıldığını, Kırım Müftülüğünün siyasi tutsaklara ve ailelerine destek vermediğini, cezaevlerindeki siyasi tutsakların ise ölüme terk edildiğini anlattı.
Rus işgali altındaki Kırım’da Kırım Tatar halkına yönelik baskı politikaları her geçen yıl daha da ağırlaşıyor. Güvenlik gerekçesiyle ismini gizli tutan Kırımlı bir insan hakları savunucusu, Kırım Haber Ajansına (QHA) yaptığı açıklamada; siyasi tutsakları savunan avukatların sistematik baskıya uğradığını, eğitim sisteminin militarize edildiğini, kadın siyasi tutsak sayısının son yıllarda keskin şekilde arttığını ve Kırım Tatar kimliğinin hedef alındığını anlattı.
2014 yılında başlayan Rus işgalinin ardından Kırım’daki toplumsal yapının köklü biçimde değiştiğini belirten hak savunucusu, özellikle 2022’de başlayan topyekûn işgal girişimi sonrasında baskıların yeni bir aşamaya geçtiğini vurguladı.
“KIRIM’DA ARTIK SADECE SİYAH VE BEYAZ VAR”
Yarımadada korku, kutuplaşma ve baskının günlük hayatın parçası haline geldiğini söyleyen aktivist, geçmişte farklı görüşlere sahip insanların daha hoşgörülü ilişkiler kurabildiğini ancak bugün toplumun keskin biçimde ayrıştırıldığını ifade etti.
“Artık ara tonlar kalmadı. İnsanlar ya tamamen destekleyen ya da tamamen karşı olan taraflara itiliyor. Bu da toplum içinde ciddi bir gerilim oluşturuyor.” diyen insan hakları savunucusu, Rus devletine farklı düşünen kişilerin yalnızca siyasi değil; etnik ve dini kimlik temelinde de hedef haline getirildiğini kaydetti.
“KIRIM TATAR TOPLUMU DAYANIŞMASINI KORUYOR”
Kırım Tatar toplumunun tüm baskılara rağmen büyük ölçüde birlik içinde kaldığını belirten kaynak, farklı görüşlere sahip küçük gruplar bulunsa da toplumun genelinin dayanışmayı sürdürdüğünü söyledi.
İnsanların birbirlerine maddi ve manevi destek verdiğini ifade eden insan hakları savunucusu, “Bazıları bunu açık şekilde yapamıyor ancak gizli biçimde destek sürüyor. Toplumun parçalandığını söylemek mümkün değil.” ifadelerini kullandı.
“EĞİTİM SİSTEMİ PROPAGANDA VE MİLİTARİZASYON ARACINA DÖNÜŞTÜ”
İşgal sonrasında eğitim sisteminin büyük ölçüde propaganda temelli yeniden şekillendirildiğini vurgulayan kaynak, okullarda Rus ideolojik içerikli derslerin yaygınlaştırıldığını belirtti.
“Önemli konular üzerine sohbetler” adı altında propaganda dersleri verildiğini aktaran hak savunucusu, okullarda kamuflaj ağları örüldüğünü, “Zarnitsa” adlı askerî yarışmalar düzenlendiğini ve “Kırım Baharı” gibi işgal yanlısı etkinliklerin gönüllü-zorunlu şekilde öğrencilere dayatıldığını ifade etti.
Marş ezberletme törenlerinin de eğitim sisteminin parçası haline geldiğini belirten aktivist, Ukraynaca eğitimin neredeyse tamamen ortadan kaldırıldığını söyledi.
Ayrıca Kırım Tatarca eğitimin de ciddi şekilde geriletildiğini aktaran savunucu, ailelere bu dilin “geleceği olmayan bir dil” olarak gösterildiğini ifade etti.
"Millî sınıfların açılmasından vazgeçirilmeye çalışılıyor. Bunun yerine haftada yalnızca bir saatlik Kırım Tatarca dersi öneriliyor ve bu dili öğrenmek için kesinlikle yeterli değil." diyen kaynak, mevcut millî sınıfların ise sıkı ideolojik denetim altında tutulduğunu kaydetti.
“ÇOCUKLAR MİLLÎ SEMBOLLER NEDENİYLE BASKI GÖRÜYOR”
Kırım Tatar çocuklarının okul ortamında sürekli kontrol altında tutulduğunu söyleyen hak savunucusu, millî sembollerin bile cezalandırma nedeni haline geldiğini belirterek, “Bir çocuk kendi vatanının bayrağını yani Tarak Tamga’yı çizdiğinde aileler sorumlu tutulabiliyor. İdari cezalar, tehditler ve kolluk kuvvetlerine bildirme riskiyle karşı karşıya kalıyorlar.” dedi.
Bu nedenle birçok ebeveynin çocuklarını korumak amacıyla düşüncelerini açıkça ifade etmekten kaçındığını belirten savunucu, propaganda ortamında büyüyen çocukların doğru ile yanlışı ayırt etmekte zorlandığını söyledi. Gençlerin ise kültürel etkinlikler aracılığıyla kimliklerini korumaya çalıştığını kaydeden aktivist, dans kursları, konferanslar ve kültürel buluşmaların önemli rol oynadığını ifade etti.
Bunun yanında, “Kırım” gazetesinin alternatif bilgi kaynağı olarak faaliyet gösterdiğini ancak defalarca baskıya uğradığını aktaran kaynak, bazı gençlerin Kırım Tatar dilini yaygınlaştırmak için kurslar açtığını ancak bu kursların çoğunlukla ücretli olması nedeniyle katılımın sınırlı kaldığını söyledi.
“CEZAEVLERİNDE SAĞLIK SİSTEMİ ÇÖKMÜŞ DURUMDA”
Siyasi tutsakların gözaltına alındıkları andan itibaren sağlık durumlarının hızla kötüleştiğini belirten hak savunucusu, cezaevlerindeki yaşam koşullarının insanlık dışı olduğunu söyledi.
Temiz hava eksikliği, hijyen sorunları, yetersiz beslenme ve tıbbi bakım eksikliğinin ciddi sağlık krizlerine yol açtığını kaydeden kaynak, diş tedavisinin çoğu zaman yalnızca diş çekimiyle sınırlı kaldığını ifade etti. Tüberküloz gibi hastalıkların cezaevlerinde yaygınlaştığını ancak gerekli tedavilerin yapılmadığını aktaran savunucu, ağır hastaların dahi tahliye edilmediğini belirtti.
Kırım Tatar siyasi tutsaklardan Tofik Abdulgaziyev’in ciddi sağlık sorunlarına rağmen serbest bırakılmadığını söyleyen aktivist, “Hayatta kalamayacağını düşündüğü için tedaviyi reddetmiş durumda.” dedi.
Yaşar Şeyhametov’un yürüyemediğini ancak kendisine tekerlekli sandalye verilmediğini kaydeden savunucu, kanser hastası Lenur Halilov’un da gerekli tedaviden mahrum bırakıldığını ifade etti. Kadın siyasi tutsaklardan İrina Daniloviç’in ise gerekli tıbbi yardım sağlanmadığı için neredeyse tamamen işitme kaybı yaşadığını söyledi.
İŞKENCE VE PSİKOLOJİK BASKILAR
Kırım Tatar siyasi tutsaklara yönelik işkence vakalarının da kaydedildiğini belirten hak savunucusu, uygulamaların henüz kitlesel boyuta ulaşmadığını ancak münferit işkence olaylarının yaşandığını söyledi.
Bazı cezaevlerinde tutukluların darbedildiğini aktaran kaynak, siyasi tutsakların sürekli psikolojik baskıya maruz bırakıldığını ifade etti.
“RUS HUKUK SİSTEMİ SUÇSUZLUĞU DEĞİL SUÇLULUĞU ESAS ALIYOR”
İşgal altındaki Kırım’da adil yargılamadan söz etmenin mümkün olmadığını belirten savunucu, Rusya Federasyonu hukuk sisteminin temel prensiplerinin fiilen uygulanmadığını kaydetti.
Masumiyet karinesinin yok sayıldığını ifade eden hak savunucusu, “Kişi suçsuz olduğunu kanıtlayana kadar suçlu kabul ediliyor.” dedi.
Bir kişi hakkında ceza davası açıldığında davanın düşürülmesinin neredeyse imkânsız hale geldiğini vurgulayan kaynak, Rusya’daki beraat oranlarının yüzde birin altında olmasının da bunu açıkça gösterdiğini söyledi.
Savunma avukatlarının ortaya koyduğu usulsüzlüklerin mahkemeler tarafından dikkate alınmadığını ifade eden aktivist, operasyonel arama faaliyetlerinde prosedür ihlalleri yapılmasına rağmen elde edilen delillerin geçerli sayıldığını kaydetti.
Savunma tarafından sunulan belgelerin ise büyük ölçüde görmezden gelindiğini dile getiren savunucu, “Bir kişi sistemin içine girdiyse, genellikle sistem tarafından ezilip yok ediliyor.” ifadelerini kullandı.
“SİYASİ TUTSAKLARA DESTEK YERİNE SUÇUNU KABUL ETMESİ TAVSİYE EDİLİYOR”
Kırım’daki sözde müftülük yönetiminin ve organizasyonun başında bulunan Emirali Ablayev'in siyasi tutsaklara ya da ailelerine destek vermediğini ifade eden hak savunucusu, dini kurumların toplumun temel sorunlarından uzaklaştığını söyledi.
Kremlin yanlısı yapı tarafından siyasi tutsaklara yönelik tek yaklaşımın “suçunu kabul et, cezan hafiflesin” tavsiyesi olduğunu belirten kaynak, bunun yardım değil zarar verici bir tutum olduğunu ifade etti.
Tutukluların dini ibadet koşulları, helal gıdaya erişim ve dini yayınlara ulaşım gibi konularda yapılan başvuruların yanıtsız bırakıldığını kaydeden savunucu, bazı durumlarda başörtüsü kullanımına ilişkin tartışmalı fetvalar verildiğini aktardı.
“CAMİLER DAYANIŞMA MERKEZİ OLMAKTAN UZAKLAŞTIRILDI”
Kırım’daki merkezi camilerin artık toplumun sorunlarının konuşulduğu dayanışma merkezleri olmaktan uzaklaştığını savunan insan hakları savunucusu, dini yapıların daha çok sembolik etkinlikler ve resmi organizasyonlar için kullanıldığını söyledi.
Kaynak, merkezi camide düzenlenen bir etkinlikte farklı dinlerden davetlilere genç kızlar tarafından hizmet verilirken yaşlı insanların oturacak yer bulamamasının toplumda tepki topladığını belirtti.
Yaşlı insanlar için gölgelik ya da oturma alanı hazırlanmadığını kaydeden savunucu, bunun mevcut yönetimin toplumun gerçek sorunlarına yaklaşımını açık biçimde ortaya koyduğunu ifade etti.
Son Haberler