Prof. Dr. Ekrem Arıkoğlu: “Ortak alfabe, Türk dünyasının birbirini daha kolay anlamasını sağlayacak”
Prof. Dr. Ekrem Arıkoğlu: “Ortak alfabe, Türk dünyasının birbirini daha kolay anlamasını sağlayacak”
Prof. Dr. Ekrem Arıkoğlu, QHA'ya yaptığı değerlendirmede Ortak Türk Alfabesi'nin Türk dünyasında yazılı iletişimi kolaylaştıracağını belirterek alfabe birliğinin dil birliği anlamına gelmediğini söyledi. Arıkoğlu, “Fikirde birlik olmak için iş birliği yapmanız gerekiyor.” dedi.
Haber Giriş Tarihi: 10.10.2026 23:43
Haber Güncellenme Tarihi: 11.10.2026 10:26
Kaynak:
Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
Fatma Nur Sarıcaoğlu
QHA/Ankara
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ekrem Arıkoğlu, Kırım Haber Ajansına (QHA) yaptığı değerlendirmede, Türk dünyasında ortak alfabe çalışmalarının önemini, Türk lehçelerinin tarihsel gelişimini ve Türkiye Türkçesinin ortak iletişim dili olma potansiyelini anlattı.
Arıkoğlu, önde gelen Türkolog Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun’un öğrencisi olduğunu ve hocasının emekli olmasının ardından onun odasında çalışmanın kendisi için gurur verici olduğunu söyledi.
Türk dünyasının farklı bölgelerinde akademik çalışmalar yürüttüğünü belirten Arıkoğlu, asıl çalışma alanının Güney Sibirya Türk lehçeleri olan Tuva ve Hakas Türkçeleri olduğunu ifade etti. Daha sonraki yıllarda Kırgızistan’daki Manas Üniversitesinde altı-yedi yıl görev yaptığını aktaran Arıkoğlu, bu süreçte Kazakistan, Doğu Türkistan ve Özbekistan’ı da ziyaret etme imkânı bulduğunu kaydetti.
Farklı Türk lehçeleri üzerine yürüttüğü sözlük çalışmalarında ortak alfabe kullandıklarını belirten Arıkoğlu, Tuva Türkçesi-Türkçe ve Hakas Türkçesi-Türkçe sözlüklerinin ardından Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesindeki (KTMÜ)i çalışma arkadaşlarıyla 75 bin kelimelik Kırgızca-Türkçe sözlük hazırladıklarını anlattı.
Arıkoğlu, son beş yılda üzerinde çalıştıkları Kazakça-Türkçe sözlüğün ise 150 bin madde başı içerdiğini belirterek bu eserde de bugün kabul edilen 34 harfli Ortak Türk Alfabesi’ni kullandıklarını ifade etti.Arıkoğlu, 34 harfli Ortak Türk Alfabesi’nin 1992 yılında Türk dünyasından bilim insanlarının katılımıyla hazırlanan çalışmalara dayandığını belirtti. Arıkoğlu, Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun’un da bu süreçte önemli rol oynadığını ifade etti.
“ALFABE DEĞİŞİNCE DİL DEĞİŞMEZ”
Alfabe ile dilin birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Arıkoğlu, Türklerin tarih boyunca farklı alfabeler kullandığını ancak bu değişikliklerin Türkçenin varlığını ortadan kaldırmadığını belirtti. Arıkoğlu, “Alfabe değiştirilince dilimiz ortak olmayacak tabii ki. Başka bir deyişle alfabeyle dili birbirinden ayırt etmemek lazım. Biz Köktürkler zamanında Köktürk alfabesini kullanırken Türkçe yazıyorduk. Sonra Arap alfabesini kabul edince de Arap harfleriyle yazıyorduk ama dilimiz Türkçeydi. Kiril alfabesini kabul edenler de Kiril harfleriyle Türkçe yazıp okudular.” ifadelerini kullandı.
Ortak alfabenin farklı Türk lehçelerinde kullanılan kelimelerin daha kolay tanınmasını sağlayacağını belirten Arıkoğlu, özellikle Kiril alfabesini bilmeyen kişilerin bu alfabeyle yazılmış metinleri okumakta zorlanabileceğini ifade etti. Latin alfabesinin ortak kullanılmasıyla Türk topluluklarının birbirlerinin yazılı metinlerine erişiminin kolaylaşabileceğini kaydetti. Arıkoğlu, alfabe çalışmalarında Türk dillerinin ses özelliklerinin dikkate alınması gerektiğini belirterek her bölgesel söyleyiş için ayrı bir harf oluşturmanın alfabe sistemini gereksiz yere karmaşıklaştırabileceğini söyledi. Ortak alfabenin mümkün olduğunca Türk dillerinin tarihsel yapısını ve ortak özelliklerini yansıtması gerektiğini dile getirdi.
TÜRK LEHÇELERİ ARASINDAKİ TARİHSEL BAĞLAR
Türk lehçelerinin geniş coğrafyalara yayılmaları ve farklı medeniyetlerle etkileşim kurmaları sonucunda zaman içinde farklılaştığını belirten Arıkoğlu, bu değişimlerin ortak tarihsel bağları ortadan kaldırmadığını ifade etti. Köktürk yazıtları ve Karahanlı Türkçesinin Türk dillerinin tarihsel gelişimini anlamak açısından önemli olduğunu belirten Arıkoğlu, Kaşgarlı Mahmud'un farklı Türk topluluklarından derlediği dil malzemesinin bu çeşitliliği ortaya koyduğunu söyledi.
Arıkoğlu, Oğuz Türkçesi ile Doğu Türkçesinin tarih boyunca edebî ilişkilerini sürdürdüğünü belirterek Ali Şir Nevai'nin eserlerinin Anadolu'daki şairler üzerinde de etkili olduğunu hatırlattı. Farklı coğrafyalarda yaşayan Türk şairlerinin birbirlerinin şiirlerine nazireler yazabildiğini ifade eden Arıkoğlu, bunun geçmişte de Türk toplulukları arasında edebî iletişim bulunduğunu gösterdiğini kaydetti.
Arıkoğlu, ortak alfabenin Türk lehçelerini tek bir dile dönüştürmeyeceğini ancak kelimelerin tanınmasını kolaylaştıracağını vurguladı. Kiril alfabesini bilmeyen bir kişinin Kazakçayı yazılı olarak anlamakta zorlanabileceğini belirten Arıkoğlu, Latin alfabesinin ortak kullanılmasıyla birçok kelimenin daha kolay tanınabileceğini ifade etti.
“ORTAK KELİMELERİ BENZER SESLERLE YAZMALIYIZ”
Ortak alfabenin öneminin yalnızca harflerin birleştirilmesinden ibaret olmadığını belirten Arıkoğlu, Türk lehçelerinde benzer kelimelerin mümkün olduğunca benzer seslerle yazılmasının da gerekli olduğunu kaydetti. Arıkoğlu, özellikle Sovyetler Birliği döneminde farklı Türk toplulukları için oluşturulan yazı sistemlerinin lehçeler arasındaki benzerliklerin fark edilmesini zorlaştırdığını söyledi. Özbek Türkçesini örnek gösteren Arıkoğlu, yazı dilinin belirli ağız özellikleri temelinde şekillenmesinin ortak kelimelerin farklı görünmesine yol açabildiğini dile getirdi.
Arıkoğlu, “Alfabe değişince dillerimiz değişmeyecek ama aynı alfabeyi yazınca kelimeler birbirine daha tanıdık olacak.” ifadelerini kullandı.
“34 HARFİN DIŞINA ÇIKARSAK ORTAKLIK BOZULABİLİR”
34 harfli Ortak Türk Alfabesi’nin belirli bir sistem içinde tutulmasının önemine işaret eden Arıkoğlu, ortak alfabenin dışına çıkılarak her lehçeye özgü sesler için yeni yazım biçimleri oluşturulmasının ortaklığı zayıflatabileceğini belirtti. Arıkoğlu, Türk lehçelerinin tarihî yapısına mümkün olduğunca bağlı kalınarak ortak kelimelerin benzer biçimlerde yazılmasının hedeflenmesi gerektiğini ifade etti. Özbekistan ve Türkmenistan’da Latin alfabesine geçiş süreçlerinde ortak alfabe yaklaşımının yeterince gözetilmediğini belirten Arıkoğlu, bunun yazılı dilde beklenen benzerliklerin oluşmasını zorlaştırdığını söyledi.
Alfabe değişikliklerinin toplumların yazı dili alışkanlıklarını ve eğitim süreçlerini etkilediğini vurgulayan Arıkoğlu, bir dilin yapısına uygun alfabe oluşturulduktan sonra bunun istikrarlı biçimde kullanılması gerektiğini dile getirdi. Arıkoğlu, alfabenin sık sık değiştirilmesinin toplumda kafa karışıklığına yol açabileceğini ve yazı dilinin gelişimini olumsuz etkileyebileceğini belirterek, ortak alfabenin Türk dünyasında kalıcı ve anlaşılabilir bir yazılı iletişim zemini oluşturması için tutarlı biçimde uygulanmasının önemini vurguladı.
“ÇİN’E KADAR TABELALARI OKUYABİLİRSİNİZ”
Ortak alfabenin yalnızca akademik çalışmalarda değil, günlük yaşamda da kolaylık sağlayabileceğini ifade eden Arıkoğlu, farklı Türk topluluklarının yaşadığı coğrafyalarda tabelaların ve kelimelerin tanınmasının ortak yazım sistemiyle kolaylaşabileceğini söyledi. Arıkoğlu, “Aynı alfabeyi kullanmak demek, ilk görüşte o kelimeyi tanımak anlamına geldiği için kolaylık sağlıyor. Buradan çıkıyorsunuz Çin’e kadar tabelaları okuyabiliyorsunuz.” dedi.
Bununla birlikte ortak alfabenin bütün Türk lehçelerini tek bir dile dönüştürmeyeceğini vurgulayan Arıkoğlu, her lehçenin kendi yazı dili, edebiyatı ve tarihsel gelişimi bulunduğunu hatırlattı.
“BÜTÜN TÜRK LEHÇELERİ KARIŞTIRILARAK ORTAK BİR TÜRK DİLİ YARATILAMAZ”
Türk topluluklarının birbirlerinin sık kullanılan kelimelerini öğrenerek iletişimlerini güçlendirebileceğini belirten Arıkoğlu, Azerbaycan Türkçesindeki “açar” ile Türkiye Türkçesindeki “anahtar”, Türkiye Türkçesindeki “bulmak” ile bazı Türk lehçelerindeki “tapmak” kelimelerini örnek gösterdi. Kazak Türkçesinde kullanılan “samolet” kelimesi yerine “uçak” kelimesinin tercih edilebilmesi gibi karşılıklı kelime alışverişlerinin de mümkün olduğunu dile getirdi.
Öte yandan farklı Türk lehçelerinin bir araya getirilerek yapay bir ortak dil oluşturulmasının mümkün olmadığını belirten Arıkoğlu, ortak alfabe ile ortak iletişim dilinin birbirinden farklı kavramlar olduğunun altını çizdi
“TÜRK DÜNYASINDA FİKİR BİRLİĞİ İÇİN İŞ BİRLİĞİ YAPMALIYIZ”
Türkiye Türkçesinin Türk dünyasındaki yaygınlığının son yıllarda arttığını belirterek bu gelişmede kültürel etkileşim, ulaşım ve ekonomik ilişkilerin rol oynadığını söyledi.
Kırgızistan’daki gözlemlerini paylaşan Arıkoğlu, 2012 yılında ülkede toplumun yaklaşık yüzde bir veya ikisinin Türkiye Türkçesiyle anlaşabildiğini, 2021 yılında gerçekleştirdiği ziyarette ise toplumun neredeyse yarısının Türkiye Türkçesini farklı düzeylerde anlayabildiğini ifade etti. Arıkoğlu, bu değişimde Türk dizilerinin ve Türkiye ile kurulan ilişkilerin etkili olduğunu kaydetti.
Türk dünyasında ortak alfabenin önemine değinen Arıkoğlu, alfabe birliğinin tek başına yeterli olmadığını, asıl belirleyici unsurun topluluklar arasındaki iş birliği olduğunu vurguladı. Türkiye’nin Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan’la geliştirdiği ilişkilerin dil ve kültür alanındaki yakınlaşmayı da desteklediğini belirten Arıkoğlu, ortak ekonomik çıkarların ve çalışmaların toplumları birbirine yaklaştırdığını dile getirdi.
Arıkoğlu, “Ortak çıkarlarınız için ortak çalışınca kültürünüzle de yakınlaşmalısınız. Bunun için alfabe de bir araç, araçlardan bir tanesi. İş daha önemli bence. Fikirde birlik olmak için iş birliği yapmanız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Dünya genelinde ekonomik ve teknolojik ilişkilerin toplumlar arasındaki etkileşimi hızlandırdığını belirten Arıkoğlu, Türk dünyasında da ortak çalışmaların dil ve kültür alanındaki bağları güçlendirebileceğini söyledi.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Prof. Dr. Ekrem Arıkoğlu: “Ortak alfabe, Türk dünyasının birbirini daha kolay anlamasını sağlayacak”
Prof. Dr. Ekrem Arıkoğlu, QHA'ya yaptığı değerlendirmede Ortak Türk Alfabesi'nin Türk dünyasında yazılı iletişimi kolaylaştıracağını belirterek alfabe birliğinin dil birliği anlamına gelmediğini söyledi. Arıkoğlu, “Fikirde birlik olmak için iş birliği yapmanız gerekiyor.” dedi.
Fatma Nur Sarıcaoğlu
QHA/Ankara
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ekrem Arıkoğlu, Kırım Haber Ajansına (QHA) yaptığı değerlendirmede, Türk dünyasında ortak alfabe çalışmalarının önemini, Türk lehçelerinin tarihsel gelişimini ve Türkiye Türkçesinin ortak iletişim dili olma potansiyelini anlattı.
Arıkoğlu, önde gelen Türkolog Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun’un öğrencisi olduğunu ve hocasının emekli olmasının ardından onun odasında çalışmanın kendisi için gurur verici olduğunu söyledi.
Türk dünyasının farklı bölgelerinde akademik çalışmalar yürüttüğünü belirten Arıkoğlu, asıl çalışma alanının Güney Sibirya Türk lehçeleri olan Tuva ve Hakas Türkçeleri olduğunu ifade etti. Daha sonraki yıllarda Kırgızistan’daki Manas Üniversitesinde altı-yedi yıl görev yaptığını aktaran Arıkoğlu, bu süreçte Kazakistan, Doğu Türkistan ve Özbekistan’ı da ziyaret etme imkânı bulduğunu kaydetti.
Farklı Türk lehçeleri üzerine yürüttüğü sözlük çalışmalarında ortak alfabe kullandıklarını belirten Arıkoğlu, Tuva Türkçesi-Türkçe ve Hakas Türkçesi-Türkçe sözlüklerinin ardından Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesindeki (KTMÜ)i çalışma arkadaşlarıyla 75 bin kelimelik Kırgızca-Türkçe sözlük hazırladıklarını anlattı.
Arıkoğlu, son beş yılda üzerinde çalıştıkları Kazakça-Türkçe sözlüğün ise 150 bin madde başı içerdiğini belirterek bu eserde de bugün kabul edilen 34 harfli Ortak Türk Alfabesi’ni kullandıklarını ifade etti. Arıkoğlu, 34 harfli Ortak Türk Alfabesi’nin 1992 yılında Türk dünyasından bilim insanlarının katılımıyla hazırlanan çalışmalara dayandığını belirtti. Arıkoğlu, Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun’un da bu süreçte önemli rol oynadığını ifade etti.
“ALFABE DEĞİŞİNCE DİL DEĞİŞMEZ”
Alfabe ile dilin birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Arıkoğlu, Türklerin tarih boyunca farklı alfabeler kullandığını ancak bu değişikliklerin Türkçenin varlığını ortadan kaldırmadığını belirtti. Arıkoğlu, “Alfabe değiştirilince dilimiz ortak olmayacak tabii ki. Başka bir deyişle alfabeyle dili birbirinden ayırt etmemek lazım. Biz Köktürkler zamanında Köktürk alfabesini kullanırken Türkçe yazıyorduk. Sonra Arap alfabesini kabul edince de Arap harfleriyle yazıyorduk ama dilimiz Türkçeydi. Kiril alfabesini kabul edenler de Kiril harfleriyle Türkçe yazıp okudular.” ifadelerini kullandı.
Ortak alfabenin farklı Türk lehçelerinde kullanılan kelimelerin daha kolay tanınmasını sağlayacağını belirten Arıkoğlu, özellikle Kiril alfabesini bilmeyen kişilerin bu alfabeyle yazılmış metinleri okumakta zorlanabileceğini ifade etti. Latin alfabesinin ortak kullanılmasıyla Türk topluluklarının birbirlerinin yazılı metinlerine erişiminin kolaylaşabileceğini kaydetti. Arıkoğlu, alfabe çalışmalarında Türk dillerinin ses özelliklerinin dikkate alınması gerektiğini belirterek her bölgesel söyleyiş için ayrı bir harf oluşturmanın alfabe sistemini gereksiz yere karmaşıklaştırabileceğini söyledi. Ortak alfabenin mümkün olduğunca Türk dillerinin tarihsel yapısını ve ortak özelliklerini yansıtması gerektiğini dile getirdi.
TÜRK LEHÇELERİ ARASINDAKİ TARİHSEL BAĞLAR
Türk lehçelerinin geniş coğrafyalara yayılmaları ve farklı medeniyetlerle etkileşim kurmaları sonucunda zaman içinde farklılaştığını belirten Arıkoğlu, bu değişimlerin ortak tarihsel bağları ortadan kaldırmadığını ifade etti. Köktürk yazıtları ve Karahanlı Türkçesinin Türk dillerinin tarihsel gelişimini anlamak açısından önemli olduğunu belirten Arıkoğlu, Kaşgarlı Mahmud'un farklı Türk topluluklarından derlediği dil malzemesinin bu çeşitliliği ortaya koyduğunu söyledi.
Arıkoğlu, Oğuz Türkçesi ile Doğu Türkçesinin tarih boyunca edebî ilişkilerini sürdürdüğünü belirterek Ali Şir Nevai'nin eserlerinin Anadolu'daki şairler üzerinde de etkili olduğunu hatırlattı. Farklı coğrafyalarda yaşayan Türk şairlerinin birbirlerinin şiirlerine nazireler yazabildiğini ifade eden Arıkoğlu, bunun geçmişte de Türk toplulukları arasında edebî iletişim bulunduğunu gösterdiğini kaydetti.
Arıkoğlu, ortak alfabenin Türk lehçelerini tek bir dile dönüştürmeyeceğini ancak kelimelerin tanınmasını kolaylaştıracağını vurguladı. Kiril alfabesini bilmeyen bir kişinin Kazakçayı yazılı olarak anlamakta zorlanabileceğini belirten Arıkoğlu, Latin alfabesinin ortak kullanılmasıyla birçok kelimenin daha kolay tanınabileceğini ifade etti.
“ORTAK KELİMELERİ BENZER SESLERLE YAZMALIYIZ”
Ortak alfabenin öneminin yalnızca harflerin birleştirilmesinden ibaret olmadığını belirten Arıkoğlu, Türk lehçelerinde benzer kelimelerin mümkün olduğunca benzer seslerle yazılmasının da gerekli olduğunu kaydetti. Arıkoğlu, özellikle Sovyetler Birliği döneminde farklı Türk toplulukları için oluşturulan yazı sistemlerinin lehçeler arasındaki benzerliklerin fark edilmesini zorlaştırdığını söyledi. Özbek Türkçesini örnek gösteren Arıkoğlu, yazı dilinin belirli ağız özellikleri temelinde şekillenmesinin ortak kelimelerin farklı görünmesine yol açabildiğini dile getirdi.
Arıkoğlu, “Alfabe değişince dillerimiz değişmeyecek ama aynı alfabeyi yazınca kelimeler birbirine daha tanıdık olacak.” ifadelerini kullandı.
“34 HARFİN DIŞINA ÇIKARSAK ORTAKLIK BOZULABİLİR”
34 harfli Ortak Türk Alfabesi’nin belirli bir sistem içinde tutulmasının önemine işaret eden Arıkoğlu, ortak alfabenin dışına çıkılarak her lehçeye özgü sesler için yeni yazım biçimleri oluşturulmasının ortaklığı zayıflatabileceğini belirtti. Arıkoğlu, Türk lehçelerinin tarihî yapısına mümkün olduğunca bağlı kalınarak ortak kelimelerin benzer biçimlerde yazılmasının hedeflenmesi gerektiğini ifade etti. Özbekistan ve Türkmenistan’da Latin alfabesine geçiş süreçlerinde ortak alfabe yaklaşımının yeterince gözetilmediğini belirten Arıkoğlu, bunun yazılı dilde beklenen benzerliklerin oluşmasını zorlaştırdığını söyledi.
Alfabe değişikliklerinin toplumların yazı dili alışkanlıklarını ve eğitim süreçlerini etkilediğini vurgulayan Arıkoğlu, bir dilin yapısına uygun alfabe oluşturulduktan sonra bunun istikrarlı biçimde kullanılması gerektiğini dile getirdi. Arıkoğlu, alfabenin sık sık değiştirilmesinin toplumda kafa karışıklığına yol açabileceğini ve yazı dilinin gelişimini olumsuz etkileyebileceğini belirterek, ortak alfabenin Türk dünyasında kalıcı ve anlaşılabilir bir yazılı iletişim zemini oluşturması için tutarlı biçimde uygulanmasının önemini vurguladı.
“ÇİN’E KADAR TABELALARI OKUYABİLİRSİNİZ”
Ortak alfabenin yalnızca akademik çalışmalarda değil, günlük yaşamda da kolaylık sağlayabileceğini ifade eden Arıkoğlu, farklı Türk topluluklarının yaşadığı coğrafyalarda tabelaların ve kelimelerin tanınmasının ortak yazım sistemiyle kolaylaşabileceğini söyledi. Arıkoğlu, “Aynı alfabeyi kullanmak demek, ilk görüşte o kelimeyi tanımak anlamına geldiği için kolaylık sağlıyor. Buradan çıkıyorsunuz Çin’e kadar tabelaları okuyabiliyorsunuz.” dedi.
Bununla birlikte ortak alfabenin bütün Türk lehçelerini tek bir dile dönüştürmeyeceğini vurgulayan Arıkoğlu, her lehçenin kendi yazı dili, edebiyatı ve tarihsel gelişimi bulunduğunu hatırlattı.
“BÜTÜN TÜRK LEHÇELERİ KARIŞTIRILARAK ORTAK BİR TÜRK DİLİ YARATILAMAZ”
Türk topluluklarının birbirlerinin sık kullanılan kelimelerini öğrenerek iletişimlerini güçlendirebileceğini belirten Arıkoğlu, Azerbaycan Türkçesindeki “açar” ile Türkiye Türkçesindeki “anahtar”, Türkiye Türkçesindeki “bulmak” ile bazı Türk lehçelerindeki “tapmak” kelimelerini örnek gösterdi. Kazak Türkçesinde kullanılan “samolet” kelimesi yerine “uçak” kelimesinin tercih edilebilmesi gibi karşılıklı kelime alışverişlerinin de mümkün olduğunu dile getirdi.
Öte yandan farklı Türk lehçelerinin bir araya getirilerek yapay bir ortak dil oluşturulmasının mümkün olmadığını belirten Arıkoğlu, ortak alfabe ile ortak iletişim dilinin birbirinden farklı kavramlar olduğunun altını çizdi
“TÜRK DÜNYASINDA FİKİR BİRLİĞİ İÇİN İŞ BİRLİĞİ YAPMALIYIZ”
Türkiye Türkçesinin Türk dünyasındaki yaygınlığının son yıllarda arttığını belirterek bu gelişmede kültürel etkileşim, ulaşım ve ekonomik ilişkilerin rol oynadığını söyledi.
Kırgızistan’daki gözlemlerini paylaşan Arıkoğlu, 2012 yılında ülkede toplumun yaklaşık yüzde bir veya ikisinin Türkiye Türkçesiyle anlaşabildiğini, 2021 yılında gerçekleştirdiği ziyarette ise toplumun neredeyse yarısının Türkiye Türkçesini farklı düzeylerde anlayabildiğini ifade etti. Arıkoğlu, bu değişimde Türk dizilerinin ve Türkiye ile kurulan ilişkilerin etkili olduğunu kaydetti.
Türk dünyasında ortak alfabenin önemine değinen Arıkoğlu, alfabe birliğinin tek başına yeterli olmadığını, asıl belirleyici unsurun topluluklar arasındaki iş birliği olduğunu vurguladı. Türkiye’nin Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan’la geliştirdiği ilişkilerin dil ve kültür alanındaki yakınlaşmayı da desteklediğini belirten Arıkoğlu, ortak ekonomik çıkarların ve çalışmaların toplumları birbirine yaklaştırdığını dile getirdi.
Arıkoğlu, “Ortak çıkarlarınız için ortak çalışınca kültürünüzle de yakınlaşmalısınız. Bunun için alfabe de bir araç, araçlardan bir tanesi. İş daha önemli bence. Fikirde birlik olmak için iş birliği yapmanız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Dünya genelinde ekonomik ve teknolojik ilişkilerin toplumlar arasındaki etkileşimi hızlandırdığını belirten Arıkoğlu, Türk dünyasında da ortak çalışmaların dil ve kültür alanındaki bağları güçlendirebileceğini söyledi.
Son Haberler