S-400 meselesi, Türk dış politikasının yıllardır vitrinde duran ama prize takılamayan pahalı ev aletine benzedi.
Kutusu güzel.
Markası iddialı.
Faturası kabarık.
Kullanma kılavuzu ise Kiril alfabesinde Rusça.
Şimdi Bloomberg kaynaklı Aralık 2025 tarihli haberlerde Türkiye’nin S-400’leri Rusya’ya iade etmeyi değerlendirdiği iddiası dolaşıyor. Habere göre amaç, ABD ile ilişkileri yumuşatmak, F-35 kapısını yeniden aralamak ve S-400 dosyasını masadan kaldırmak. Ankara yorum yapmıyor, Kremlin ise “böyle bir konu gündeme gelmedi” diyor. Yani klasik diplomasi: Herkes biliyor, kimse söylemiyor.
Ekşi Sözlük’te de konuya dair bol miktarda mizah üretilmiş. Bir kullanıcı “iade için kargo firmasına dikkat” minvalinde yaklaşmış; bir başkası “geri verilip yerine leğen, mandal gibi ürünler alınırsa daha işe yarar” demiş; bir diğeri de “Rusya üstüne para istemesin” diye kaygılanmış. Halk mizahı bazen diplomasi raporlarından daha keskin olur.
Fakat bu mesele sadece “aldık mı, verdik mi, paramız yandı mı?” meselesi değildir.
Asıl soru şudur:
S-400’ler nereye giderse, tarih önünde doğru yerde durmuş oluruz?
Benim cevabım açık:
Rusya’ya değil.
Kesinlikle Rusya’ya değil.
Çünkü 2026 yılının dünyasında S-400’leri Rusya’ya iade etmek, ikinci el eşya satmak gibi masum bir işlem değildir. Bu, savaşın ortasında saldırgan bir devlete hava savunma kapasitesi kazandırmak anlamına gelebilir.
Ama Trump için bu bir taşla 3 kuş vurmaktır. Bir yandan Erdoğan'a ve Türkiye'ye sözünü tuttuğunu göstermiş olacak. Öte yandan, Putin'e bu zor günlerinde bir el uzatmış olacak. Son olarak da Kongre'deki Demokratlara ve Türkiye karşıtı Yahudi lobisi yanlısı Cumhuriyetçi senatörlere de bak, istediğiniz oldu diyebilecek. Hatta ben de S-400'e ilişkin tehdidin giderilmesi hâlinde Türkiye'nin programa dönüşünün mümkün olabileceğini söyleyen Senatör Jeanne Shaheen ile Ankara'da tanıştım.
Bugün Rusya, Ukrayna şehirlerini füzelerle ve SİHA'larla vuruyor. Kırım hâlâ işgal altında. Kırım Tatarları baskı, sürgün hafızası, siyasi mahkûmlar ve kimlik mücadelesi arasında direniyor. Ukrayna ise artık savaşın maliyetini Rusya’nın içine taşımaya başladı. Son olarak, Omsk’taki büyük petrol rafinerisinin vurulması, savaşın sadece Donbas’ta değil, Rusya’nın enerji damarlarında da hissedildiğini gösterdi. Reuters’a göre Omsk rafinerisi saldırı sonrası üretimi durdurdu; kentte yakıt kuyrukları oluştu.
Tam da böyle bir zamanda Rusya’ya S-400 iadesi ne olur?
Çok basit:
Kuyrukta bekleyen adama şemsiye vermek olur.
Hem de hava güneşliyken değil, Ukrayna SİHA'ları yağarken.
Zaten ABD Başkanı Donald Trump’ın “Moskova’ya gider miydiniz?” sorusuna Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy, Ankara'daki NATO Zirvesi'nde, “Zor. Orada bir sürü Ukrayna SİHA'sı var” yanıtını verdi.
Burada meşhur Rus fıkrası devreye giriyor.
Bir Rus adamı benzin istasyonunda kuyrukta beklerken karısına döner:
“Bunaldım artık. Sen direksiyona geç, ben gidip Putin’i vurayım.”
İki saat sonra döner.
Karısı sorar:
“Vurdun mu?”
Adam cevap verir:
“Hayır. Putin’i vurmak için kuyruk buradan daha uzun!”
Bu fıkra ile Moskova'da terörist damgasını da yemiş oluyoruz.
İşte Rusya’nın bugünkü hâli biraz budur.
Benzin kuyruğu var.
Sabır kuyruğu var.
Tabut kuyruğu var.
Ama Kremlin hâlâ “her şey planlandığı gibi gidiyor” cümlesinin gölgesinde duruyor.
O nedenle Türkiye’nin elindeki S-400’lerin Rusya’ya dönmesi, sadece teknik bir iade olmaz. Siyasi anlamı olur. Stratejik anlamı olur. Kırım Tatarları açısından ahlaki bir anlamı olur.
Peki “S-400’ler Ukrayna’ya verilirse Rusya kızmaz mı?” diye soranlar olacaktır.
Güzel soru.
Rusya zaten kızgın.
Ukrayna’nın bağımsızlığına kızgın.
Kırım Tatarlarının varlığına kızgın.
NATO’ya kızgın.
AB’ye kızgın.
Tarihe kızgın.
Coğrafyaya kızgın.
Hatta bazen kendi benzin kuyruğuna bile kızgın.
O yüzden bugün S-400 meselesinde temel ilke şu olmalıdır:
Saldırgan ödüllendirilmez. Mağdur güçlendirilir.
Türkiye, Kırım’ın işgalini tanımadığını söylüyor. Bu çok değerlidir. Türkiye, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunuyor. Bu da değerlidir. Türkiye, Kırım Tatarlarının haklarını uluslararası platformlarda dile getiriyor. Bu daha da değerlidir.
O halde S-400 kararında da bu çizgi korunmalıdır.
Kırım’ın işgalini tanımıyorsak, Kırım’ı işgal eden gücün hava savunmasını güçlendirmemeliyiz.
Bu kadar basit.
Elbette burada “Peki ne yapılsın?” sorusu var.
Bir seçenek imha.
Bir seçenek üçüncü ülke.
Bir seçenek depoda bekletmeye devam etmek.
Bir seçenek de daha cesur bir fikir:
Ukrayna’ya devretmek.
TV ekranlarında o kadar uçuk öneri varken, bu da benden olsun.
Evet, bunun teknik zorlukları vardır.
Sözleşme hükümleri vardır.
Rusya’nın onayı meselesi vardır.
NATO dengesi vardır.
ABD Kongresi vardır.
Askerî entegrasyon sorunu vardır.
Ama diplomasi zaten kolay işleri çözme sanatı değildir. Kolay iş olsa, dışişleri yerine kargo takip numarası yeterdi.
S-400’ler Ukrayna’ya doğrudan verilemiyorsa, NATO koordinasyonunda Ukrayna’nın savunmasına katkı sağlayacak başka bir model aranabilir. Sistemlerin tamamı değilse bile teknoloji, eğitim, mühimmat, radar, yedek parça veya başka bir takas formülü düşünülebilir.
Ama tek bir şey düşünülmemelidir:
Kremlin’e geri kargo.
Rusya bugün Ukrayna’ya karşı sadece cephede değil, enerji, propaganda, diplomasi ve korku üzerinden de savaş yürütüyor. S-400 gibi bir sistemin Rusya’ya geri dönmesi, bu savaşın herhangi bir alanında Moskova’nın elini güçlendirebilir.
Dahası, Rusya’nın bunu yalnızca kendi topraklarında kullanacağının garantisi yoktur. Yarın İran’a mı gider, Suriye’de mi görülür, Kırım’da mı konuşlanır, başka bir kriz hattında mı ortaya çıkar; bunu kim garanti edebilir?
Kremlin’in garanti belgesi, uluslararası siyasette pek muteber bir evrak değildir.
Türkiye’nin çıkarı da Rusya’ya stratejik bir nefes aldırmakta değil, Karadeniz güvenliğini güçlendirmektedir.
Karadeniz’in güvenliği Ukrayna’nın direncinden geçer.
Ukrayna’nın direnci Kırım’ın özgürlüğünden geçer.
Kırım’ın özgürlüğü de Kırım Tatarlarının tarihsel adalet mücadelesinden ayrı düşünülemez.
S-400 dosyası elbette Türkiye-ABD ilişkileri, F-35 programı ve CAATSA yaptırımlarıyla bağlantılıdır. ABD, S-400 alımı nedeniyle Türkiye’ye 2020’de CAATSA yaptırımları uygulamış; Türkiye daha önce F-35 programından çıkarılmıştı. Bugün Washington’da Türkiye’ye F-35 satışı ve yaptırımların kaldırılması yeniden tartışılırken, S-400 konusu hâlâ ana düğüm olarak duruyor.
Fakat F-35 almak uğruna yapılacak çözüm, Rusya’ya ikram gibi görünmemelidir.
Çözüm olacaksa, hem Türkiye’nin NATO içindeki konumunu rahatlatmalı hem de Ukrayna’nın güvenliğine zarar vermemeli; ayrıca Kırım Tatarlarının adalet beklentisini incitmemelidir.
Benim mütevazı önerim şudur:
S-400’ler Türkiye’den çıkacaksa, yönü Moskova değil, özgür dünyanın güvenlik mimarisi olmalıdır.
Diplomatik cümleyle söyleyelim:
“Rusya’ya iade seçeneği, mevcut savaş koşulları ve Karadeniz güvenliği açısından uygun değildir.”
Köşe yazısı diliyle söyleyelim:
S-400 kargosu Kremlin’e gitmesin.
Çünkü bazı iadeler vardır, para iadesi gibi görünür ama tarih iadesine dönüşür.
Kırım işgal altındayken, Ukrayna direniyorken, Omsk’ta benzin kuyruğu uzamışken, Rusya’ya hava savunma sistemi iade etmek yanlış adrese teslimattır.
Ve yanlış adrese teslim edilen her paket, bir gün kapımıza jeopolitik fatura olarak geri gelir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Prof. Dr. Sezai Özçelik
S-400 kargosu Kremlin’e gitmesin
S-400 meselesi, Türk dış politikasının yıllardır vitrinde duran ama prize takılamayan pahalı ev aletine benzedi.
Kutusu güzel.
Markası iddialı.
Faturası kabarık.
Kullanma kılavuzu ise Kiril alfabesinde Rusça.
Şimdi Bloomberg kaynaklı Aralık 2025 tarihli haberlerde Türkiye’nin S-400’leri Rusya’ya iade etmeyi değerlendirdiği iddiası dolaşıyor. Habere göre amaç, ABD ile ilişkileri yumuşatmak, F-35 kapısını yeniden aralamak ve S-400 dosyasını masadan kaldırmak. Ankara yorum yapmıyor, Kremlin ise “böyle bir konu gündeme gelmedi” diyor. Yani klasik diplomasi: Herkes biliyor, kimse söylemiyor.
Ekşi Sözlük’te de konuya dair bol miktarda mizah üretilmiş. Bir kullanıcı “iade için kargo firmasına dikkat” minvalinde yaklaşmış; bir başkası “geri verilip yerine leğen, mandal gibi ürünler alınırsa daha işe yarar” demiş; bir diğeri de “Rusya üstüne para istemesin” diye kaygılanmış. Halk mizahı bazen diplomasi raporlarından daha keskin olur.
Fakat bu mesele sadece “aldık mı, verdik mi, paramız yandı mı?” meselesi değildir.
Asıl soru şudur:
S-400’ler nereye giderse, tarih önünde doğru yerde durmuş oluruz?
Benim cevabım açık:
Rusya’ya değil.
Kesinlikle Rusya’ya değil.
Çünkü 2026 yılının dünyasında S-400’leri Rusya’ya iade etmek, ikinci el eşya satmak gibi masum bir işlem değildir. Bu, savaşın ortasında saldırgan bir devlete hava savunma kapasitesi kazandırmak anlamına gelebilir.
Ama Trump için bu bir taşla 3 kuş vurmaktır. Bir yandan Erdoğan'a ve Türkiye'ye sözünü tuttuğunu göstermiş olacak. Öte yandan, Putin'e bu zor günlerinde bir el uzatmış olacak. Son olarak da Kongre'deki Demokratlara ve Türkiye karşıtı Yahudi lobisi yanlısı Cumhuriyetçi senatörlere de bak, istediğiniz oldu diyebilecek. Hatta ben de S-400'e ilişkin tehdidin giderilmesi hâlinde Türkiye'nin programa dönüşünün mümkün olabileceğini söyleyen Senatör Jeanne Shaheen ile Ankara'da tanıştım.
Bugün Rusya, Ukrayna şehirlerini füzelerle ve SİHA'larla vuruyor. Kırım hâlâ işgal altında. Kırım Tatarları baskı, sürgün hafızası, siyasi mahkûmlar ve kimlik mücadelesi arasında direniyor. Ukrayna ise artık savaşın maliyetini Rusya’nın içine taşımaya başladı. Son olarak, Omsk’taki büyük petrol rafinerisinin vurulması, savaşın sadece Donbas’ta değil, Rusya’nın enerji damarlarında da hissedildiğini gösterdi. Reuters’a göre Omsk rafinerisi saldırı sonrası üretimi durdurdu; kentte yakıt kuyrukları oluştu.
Tam da böyle bir zamanda Rusya’ya S-400 iadesi ne olur?
Çok basit:
Kuyrukta bekleyen adama şemsiye vermek olur.
Hem de hava güneşliyken değil, Ukrayna SİHA'ları yağarken.
Zaten ABD Başkanı Donald Trump’ın “Moskova’ya gider miydiniz?” sorusuna Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy, Ankara'daki NATO Zirvesi'nde, “Zor. Orada bir sürü Ukrayna SİHA'sı var” yanıtını verdi.
Burada meşhur Rus fıkrası devreye giriyor.
Bir Rus adamı benzin istasyonunda kuyrukta beklerken karısına döner:
“Bunaldım artık. Sen direksiyona geç, ben gidip Putin’i vurayım.”
İki saat sonra döner.
Karısı sorar:
“Vurdun mu?”
Adam cevap verir:
“Hayır. Putin’i vurmak için kuyruk buradan daha uzun!”
Bu fıkra ile Moskova'da terörist damgasını da yemiş oluyoruz.
İşte Rusya’nın bugünkü hâli biraz budur.
Benzin kuyruğu var.
Sabır kuyruğu var.
Tabut kuyruğu var.
Ama Kremlin hâlâ “her şey planlandığı gibi gidiyor” cümlesinin gölgesinde duruyor.
O nedenle Türkiye’nin elindeki S-400’lerin Rusya’ya dönmesi, sadece teknik bir iade olmaz. Siyasi anlamı olur. Stratejik anlamı olur. Kırım Tatarları açısından ahlaki bir anlamı olur.
Peki “S-400’ler Ukrayna’ya verilirse Rusya kızmaz mı?” diye soranlar olacaktır.
Güzel soru.
Rusya zaten kızgın.
Ukrayna’nın bağımsızlığına kızgın.
Kırım Tatarlarının varlığına kızgın.
NATO’ya kızgın.
AB’ye kızgın.
Tarihe kızgın.
Coğrafyaya kızgın.
Hatta bazen kendi benzin kuyruğuna bile kızgın.
O yüzden bugün S-400 meselesinde temel ilke şu olmalıdır:
Saldırgan ödüllendirilmez. Mağdur güçlendirilir.
Türkiye, Kırım’ın işgalini tanımadığını söylüyor. Bu çok değerlidir. Türkiye, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunuyor. Bu da değerlidir. Türkiye, Kırım Tatarlarının haklarını uluslararası platformlarda dile getiriyor. Bu daha da değerlidir.
O halde S-400 kararında da bu çizgi korunmalıdır.
Kırım’ın işgalini tanımıyorsak, Kırım’ı işgal eden gücün hava savunmasını güçlendirmemeliyiz.
Bu kadar basit.
Elbette burada “Peki ne yapılsın?” sorusu var.
Bir seçenek imha.
Bir seçenek üçüncü ülke.
Bir seçenek depoda bekletmeye devam etmek.
Bir seçenek de daha cesur bir fikir:
Ukrayna’ya devretmek.
TV ekranlarında o kadar uçuk öneri varken, bu da benden olsun.
Evet, bunun teknik zorlukları vardır.
Sözleşme hükümleri vardır.
Rusya’nın onayı meselesi vardır.
NATO dengesi vardır.
ABD Kongresi vardır.
Askerî entegrasyon sorunu vardır.
Ama diplomasi zaten kolay işleri çözme sanatı değildir. Kolay iş olsa, dışişleri yerine kargo takip numarası yeterdi.
S-400’ler Ukrayna’ya doğrudan verilemiyorsa, NATO koordinasyonunda Ukrayna’nın savunmasına katkı sağlayacak başka bir model aranabilir. Sistemlerin tamamı değilse bile teknoloji, eğitim, mühimmat, radar, yedek parça veya başka bir takas formülü düşünülebilir.
Ama tek bir şey düşünülmemelidir:
Kremlin’e geri kargo.
Rusya bugün Ukrayna’ya karşı sadece cephede değil, enerji, propaganda, diplomasi ve korku üzerinden de savaş yürütüyor. S-400 gibi bir sistemin Rusya’ya geri dönmesi, bu savaşın herhangi bir alanında Moskova’nın elini güçlendirebilir.
Dahası, Rusya’nın bunu yalnızca kendi topraklarında kullanacağının garantisi yoktur. Yarın İran’a mı gider, Suriye’de mi görülür, Kırım’da mı konuşlanır, başka bir kriz hattında mı ortaya çıkar; bunu kim garanti edebilir?
Kremlin’in garanti belgesi, uluslararası siyasette pek muteber bir evrak değildir.
Türkiye’nin çıkarı da Rusya’ya stratejik bir nefes aldırmakta değil, Karadeniz güvenliğini güçlendirmektedir.
Karadeniz’in güvenliği Ukrayna’nın direncinden geçer.
Ukrayna’nın direnci Kırım’ın özgürlüğünden geçer.
Kırım’ın özgürlüğü de Kırım Tatarlarının tarihsel adalet mücadelesinden ayrı düşünülemez.
S-400 dosyası elbette Türkiye-ABD ilişkileri, F-35 programı ve CAATSA yaptırımlarıyla bağlantılıdır. ABD, S-400 alımı nedeniyle Türkiye’ye 2020’de CAATSA yaptırımları uygulamış; Türkiye daha önce F-35 programından çıkarılmıştı. Bugün Washington’da Türkiye’ye F-35 satışı ve yaptırımların kaldırılması yeniden tartışılırken, S-400 konusu hâlâ ana düğüm olarak duruyor.
Fakat F-35 almak uğruna yapılacak çözüm, Rusya’ya ikram gibi görünmemelidir.
Çözüm olacaksa, hem Türkiye’nin NATO içindeki konumunu rahatlatmalı hem de Ukrayna’nın güvenliğine zarar vermemeli; ayrıca Kırım Tatarlarının adalet beklentisini incitmemelidir.
Benim mütevazı önerim şudur:
S-400’ler Türkiye’den çıkacaksa, yönü Moskova değil, özgür dünyanın güvenlik mimarisi olmalıdır.
Diplomatik cümleyle söyleyelim:
“Rusya’ya iade seçeneği, mevcut savaş koşulları ve Karadeniz güvenliği açısından uygun değildir.”
Köşe yazısı diliyle söyleyelim:
S-400 kargosu Kremlin’e gitmesin.
Çünkü bazı iadeler vardır, para iadesi gibi görünür ama tarih iadesine dönüşür.
Kırım işgal altındayken, Ukrayna direniyorken, Omsk’ta benzin kuyruğu uzamışken, Rusya’ya hava savunma sistemi iade etmek yanlış adrese teslimattır.
Ve yanlış adrese teslim edilen her paket, bir gün kapımıza jeopolitik fatura olarak geri gelir.