SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Trump’ın Kırım’ı: Emlak mı, vatan mı?

Yazının Giriş Tarihi: 08.09.2026 10:32
Yazının Güncellenme Tarihi: 08.09.2026 15:36

Donald Trump’ın Kırım’a bakışını anlamak için belki de uluslararası ilişkiler teorilerinden önce onun eski mesleğini hatırlamak gerekiyor.

Trump kendisi söylüyor:

“Ben özünde bir emlakçıyım.”

Aralık 2025’te Kırım haritasına baktığında gördüğü şeyi de yine bir emlakçı gözüyle tarif etti: “Ne kadar güzel”, “en sıcak bölge”, “en iyi hava”, “her şeyin en iyisi”… Hatta Kırım’ın “dört tarafının okyanusla çevrili” olduğunu söyledi. Coğrafi hata bir yana, kullanılan dil oldukça açıklayıcıdır. Trump’ın zihnindeki Kırım; tarihi, halkı ve hafızası olan bir vatan olmaktan çok, konumu çok iyi bir gayrimenkule benzemektedir.

Fakat Kırım satılık bir emlak değildir.

Kırım’ın bir tarihi vardır.

1783 vardır.

18 Mayıs 1944 vardır.

2014 vardır.

Ve en önemlisi Kırım’ın yerli halkı Kırım Tatarları vardır.

İlginç olan şu ki Trump yıllardır Kırım hakkında çok konuşmasına rağmen kamuya açık açıklamalarında bu halktan neredeyse hiç söz etmemektedir.

2017: “KIRIM UKRAYNA’YA GERİ VERİLMELİ”

Trump’ın Kırım politikasının başlangıcı aslında bugünkü söyleminden oldukça farklıydı.

2 Şubat 2017’de Trump’ın Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Nikki Haley çok açık konuştu:

“Kırım Ukrayna’nın bir parçasıdır.”

Haley ayrıca Kırım yaptırımlarının, Rusya yarımadanın kontrolünü Ukrayna’ya geri verinceye kadar devam edeceğini söyledi.

14 Şubat 2017’de Beyaz Saray Sözcüsü Sean Spicer daha da ileri giderek Başkan Trump’ın Rus hükûmetinden Ukrayna’daki şiddeti azaltmasını ve “Kırım’ı geri vermesini” beklediğini açıkladı.

Burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekir. “Kırım geri verilmeli” cümlesini Trump’ın kendi ağzından değil, Trump’ın tutumunu açıklayan Beyaz Saray Sözcüsü’nden duyduk.

Bu ayrım, birazdan göreceğimiz gibi, önemlidir.

Çünkü Trump yönetiminin Kırım politikası ile Donald Trump’ın kişisel Kırım anlayışı aynı şey değildi.

2018: AYNI BEYAZ SARAY’DA İKİ KIRIM

2018 yılında QHA’da “Putin-Trump Tangosu” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. O dönemde Trump-Putin ilişkisini tango metaforuyla açıklamaya çalışmıştım.

Bugünden geriye baktığımızda o tangonun en ilginç bölümlerinden birinin Kırım olduğunu görüyoruz.

Haziran 2018’de Kanada’daki G7 Zirvesi’nde diplomatik kaynaklara göre Trump diğer liderlere Kırım’ın Rus olduğunu, çünkü orada yaşayanların Rusça konuştuğunu söyledi.

Bu gerekçe üzerinde durmak gerekiyor.

Bir yerde Rusça konuşulması o toprağı Rusya yapıyorsa İngilizce konuşulan kaç ülkenin İngiltere’ye, Fransızca konuşulan kaç ülkenin Fransa’ya bağlanması gerekir?

Üstelik Kırım söz konusu olduğunda bugünkü demografik ve dilsel yapıyı 1783 sonrasında uygulanan Ruslaştırma politikalarından ve özellikle 1944’te Kırım Tatarlarının topyekûn sürgününden bağımsız değerlendiremezsiniz.

Bir halkı sürgün edeceksiniz.

Yerine başka nüfuslar yerleştireceksiniz.

Sonra da “Burada insanlar Rusça konuşuyor, demek ki burası Rusya’dır” diyeceksiniz.

Bu, tarihin sonucunu tarihin gerekçesi hâline getirmektir.

Trump aynı G7 toplantısında Kırım’ın Rusya tarafından ilhakının tanınıp tanınmayacağı sorulduğunda doğrudan cevap vermek yerine yine Barack Obama’yı suçladı. Kırım’ın Obama döneminde “elden çıktığını”, Rusya’nın oraya çok para harcadığını ve Akyar'da (Sivastopol) denizaltı üssü bulunduğunu anlattı.

Ardından “göreceğiz” diyerek Rus ilhakının tanınması ihtimalinin kapısını tamamen kapatmadı.

Fakat Trump’ın etrafındaki Amerikan devlet mekanizması frene bastı.

Millî Güvenlik Danışmanı John Bolton bunun ABD’nin politikası olmadığını söyledi. Beyaz Saray Sözcüsü Sarah Sanders 2 Temmuz 2018’de çok açık biçimde, “Rusya’nın Kırım’ı ilhak girişimini tanımıyoruz” açıklamasını yaptı.

En önemlisi ise 25 Temmuz 2018’de Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun yayımladığı Kırım Deklarasyonu oldu.

Deklarasyon, ABD’nin güç kullanılarak ele geçirilen Kırım üzerindeki Rus egemenlik iddiasını tanımayacağını ve bu politikanın Ukrayna’nın toprak bütünlüğü yeniden sağlanıncaya kadar devam edeceğini ilan ediyordu.

Yani 2018’de Vaşington’da adeta iki ayrı Kırım politikası vardı.

Birincisi Amerikan devletinin politikasıydı:

"Kırım Ukrayna’dır."

İkincisi Trump’ın giderek daha fazla ortaya çıkan kişisel yaklaşımıydı:

"Kırım zaten Rusya’ya gitmiş, orada insanlar Rusça konuşuyor, Obama kaybetmiş; şimdi ne yapılabilir?"

İlk dönem Trump’ında kurumsal frenler vardı.

İkinci dönemde ise bu frenlerin önemli ölçüde ortadan kalktığını gördük.

2025: “KIRIM RUSYA’DA KALACAK”

Nisan 2025 Trump’ın Kırım politikasında dönüm noktasıdır.

TIME dergisi Trump’a doğrudan sordu:

Kırım Rusya’da mı kalmalı?

Trump önce her zamanki gibi Obama’yı suçladı. Ardından artık yoruma ihtiyaç bırakmayan cümlesini söyledi:

“Crimea will stay with Russia.”

“Kırım Rusya’da kalacak.”

Trump yine Kırım’da insanların büyük ölçüde Rusça konuştuğunu ve Rus donanmasının uzun zamandır orada bulunduğunu gerekçe gösteriyordu.

Daha vahimi birkaç gün sonra ortaya çıktı.

Steve Witkoff’un 17 Nisan 2025’te Paris’te Avrupalı yetkililere sunduğu Amerikan barış çerçevesinde ABD’nin "Rusya’nın Kırım üzerindeki kontrolünü de jure, yani hukuken tanıması" öneriliyordu.

Luhansk ile Donetsk, Zaporijjya ve Herson’un işgal altındaki bölümleri için ise de facto tanıma formülü kullanılmıştı.

Bu küçük bir terminoloji farkı değildir.

“De facto” dediğinizde sahadaki gerçeği kabul edebilirsiniz ama egemenliği hukuken tanımayabilirsiniz.

“De jure” dediğinizde ise işgal yoluyla oluşan egemenlik iddiasına hukukî tanıma sağlamış olursunuz.

Bu gerçekleşseydi 2018 Kırım Deklarasyonu tersine çevrilmiş olacaktı.

Yedi yılda aynı ülkenin politikası, “Kırım’ı asla Rusya olarak tanımayacağız” noktasından, “Kırım’ı hukuken Rusya olarak tanıyalım” noktasına gelmiş olacaktı.

WİTKOFF: RUS ANLATISININ VAŞİNGTON’DAKİ YANKISI MI?

Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff’un açıklamaları ise daha da düşündürücüdür.

Mart 2025’te Tucker Carlson’a verdiği röportajda Witkoff, Rusya’nın işgal ettiği bölgelerin Rusça konuştuğunu ve yapılan referandumlarda halkın ezici çoğunluğunun Rus yönetimi altında yaşamak istediğini savundu.

Üstelik sözünü ettiği bölgeleri sayarken zorlandı. Kırım’ı Donbas ve diğer bölgelerle aynı bağlamda sıraladı ve dört bölgenin tamamını bile isimlendiremedi.

Fakat sorun coğrafya bilgisinden daha büyüktür.

“Rusça konuşuyorlar.”

“Referandum yaptılar.”

“Rusya’yı tercih ediyorlar.”

Bunlar Kremlin’in Kırım ve işgal altındaki Ukrayna toprakları konusunda yıllardır kullandığı temel anlatının üç ayağıdır.

Peki 2014 sözde referandumu sırasında Kırım’da bulunan Rus askerleri?

Kırım Tatar Millî Meclisinin (KTMM) boykot kararı?

Kırım Tatarlarının iradesi?

İşgal sonrasında yapılan tutuklamalar?

Ev baskınları?

Kayıplar?

Siyasi tutsaklar?

KTMM'nin Rusya tarafından yasaklanması?

Bunlar anlatının neresinde?

Daha ilginci, Trump’ın ilk dönemindeki ABD Dışişleri Bakanlığı bunların farkındaydı. 2018 İnsan Hakları ve Din Özgürlüğü raporlarında Kırım Tatarlarına yönelik baskı, tutuklama, ev baskınları ve kayıplar ayrıntılı biçimde belgeleniyordu.

2019’da Trump yönetimi, Rusya’nın hapsettiği Kırımlılar arasında Kırım Tatarlarını da özellikle zikrederek serbest bırakılmalarını istedi.

Yani Amerikan devleti Kırım Tatarlarının varlığını biliyordu.

Fakat Trump’ın kişisel Kırım anlatısında onlar görünmüyordu.

KUSHNER VE “WİN-WİN” BARIŞI

Jared Kushner’ın Kırım konusunda Witkoff kadar ayrıntılı kişisel açıklamaları yok.

Fakat Kushner, artık barış planının merkezindeki isimlerden biri.

Kasım 2025’te ortaya çıkan 28 maddelik Amerikan planını Witkoff ile birlikte hazırlayanlardan biriydi. Axios’un haberine göre Witkoff ve Kushner planı Zelenskıy’a telefonda madde madde aktardılar. Planın 21. maddesinde Kırım, Luhansk ve Donetsk’in ABD dahil olmak üzere de facto Rus olarak tanınması öngörülüyordu.

Ve bugün, Eylül 2026’da, ikili yeniden sahnede.

5 Eylül’de Witkoff ve Kushner Moskova’da Putin ile üç saatten fazla görüştüler. Ardından 6 Eylül’de ilk kez birlikte Kıyiv’e giderek Zelenskıy ile görüştüler. Henüz bir barış anlaşması çıkmadı.

Fakat Kıyiv’de Kushner’ın kullandığı bir kelime Trump yönetiminin savaşa bakışını anlamamız açısından çok öğreticiydi:

“win-win.”

Kushner, Amerika’nın her iki tarafın da kazanabileceği bir çözüm aradığını söyledi.

Çatışma çözümü literatüründe “win-win” son derece değerli bir kavramdır. Ben de yıllardır öğrencilerime anlatıyorum.

Fakat burada önemli bir sorun vardır.

Bir ticari anlaşmada iki tarafın da kazanması mümkündür.

Bir arsa pazarlığında da mümkündür.

Fakat saldırganın “kazancı” başka bir devletin toprağını almak ise nasıl bir win-win yaratacağız?

Rusya Kırım’ı alacak.

Ukrayna ne kazanacak?

Rusya işgal ettiği toprakların bir kısmını koruyacak.

Ukrayna ne kazanacak?

Ve hepsinden önemlisi:

Kırım Tatarları ne kazanacak?

TRUMP KIRIM TATARLARINDAN HİÇ SÖZ ETTİ Mİ?

Bu yazıyı hazırlarken özellikle bu sorunun cevabını aradım.

Trump’ın Kırım hakkındaki konuşmalarını, röportajlarını ve barış görüşmeleriyle ilgili kamuya açık açıklamalarını taradım.

Trump’ın kendi ağzından Kırım Tatarlarını konu alan açık ve doğrudan bir açıklamaya rastlamadım.

Bu elbette “hayatında bu kelimeyi hiç söylemedi” şeklinde mutlak bir iddia değildir. Fakat kamuya açık siyasi söyleminde ortaya çıkan tablo son derece belirgindir.

Trump’ın Kırım’ında:

Putin var.

Obama var.

Zelenskıy var.

Rusça konuşanlar var.

Rus donanması var.

Akyar var.

İyi hava var.

Güzel sahiller var.

Gayrimenkul değeri var.

Ama Kırım Tatarları yok.

İşte Trump’ın Kırım anlayışındaki en büyük boşluk budur.

ÇUBAROV’UN CEVABI: KIRIM’IN GELECEĞİNİ KİM BELİRLER?

Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, Trump’ın Kırım’ı “dört tarafı okyanusla çevrili”, güzel havası olan bir yer gibi tarif etmesine son derece yerinde bir cevap verdi.

Trump’ın gayrimenkul konusunda bilgili olabileceğini, fakat Kırım’ın tarihi, coğrafyası, uluslararası hukuk ve Kırım Tatar halkı konusunda söylediklerinin ciddi sorunlar taşıdığını belirtti.

Ve asıl önemli cümleyi söyledi:

Kırım’ın geleceğini belirleme hakkına sahip iki özne vardır:

Ukrayna devleti ve Kırım’ın yerli halkı Kırım Tatarları.

Bence tartışmanın özü de budur.

SAVAŞI BİTİRMEK BAŞKA, ÇATIŞMAYI ÇÖZMEK BAŞKA

Ben çatışma analizi ve çözümü çalışan bir akademisyen olarak Trump’ın savaşı sona erdirme çabasını önemsiyorum.

Her savaş bir gün müzakere masasında bitecektir.

İnsanların ölmesini durdurmak önemlidir.

Diplomasi önemlidir.

Müzakere önemlidir.

Fakat yıllardır derslerimde söylediğim bir ayrımı burada tekrar etmek gerekiyor:

Savaşı durdurmak ile çatışmayı çözmek aynı şey değildir.

Kırım’ı Rusya’ya bırakan bir anlaşma savaşı durdurabilir.

Ama Kırım sorununu çözmez.

Kırım Tatarlarının kendi vatanları üzerindeki siyasi ve tarihsel haklarını yok sayan bir anlaşma barış belgesi olabilir.

Ama adil barış olmaz.

İşgal yoluyla elde edilen toprağın işgalciye bırakılması kısa vadede ateşkesi sağlayabilir.

Ama uzun vadede bütün dünyaya çok tehlikeli bir mesaj verir:

Yeterince güçlüyseniz sınırları zor kullanarak değiştirebilirsiniz.

Sonra birkaç yıl beklersiniz.

Dünya yorulur.

Yeni bir Amerikan Başkanı gelir.

Ve işgal ettiğiniz toprak bir gün müzakere masasındaki “gayrimenkule” dönüşür.

Kırım’ın problemi tam da burada yatıyor.

Trump Kırım’a baktığında güzel sahiller, iyi hava, stratejik bir liman ve değerli bir toprak görüyor olabilir.

Biz Kırım Tatarları ise başka bir şey görüyoruz.

Bahçesaray’ı görüyoruz.

Hansaray’ı görüyoruz.

18 Mayıs 1944’ü görüyoruz.

Sürgünü görüyoruz.

Vatana dönüşü görüyoruz.

2014’te yeniden başlayan işgali görüyoruz.

Siyasi tutsakları görüyoruz.

Ve bütün bunların ötesinde tek bir kelime görüyoruz:

Vatan.

Çünkü emlak satılabilir.

Emlak takas edilebilir.

Emlak pazarlık konusu yapılabilir.

Ama vatan başka bir şeydir.

Savaş Kırım’da başladı.

Adil ve kalıcı barışın yolu da Kırım’ın ve Kırım Tatarlarının iradesini masaya koymaktan geçecektir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.