SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Türkiye’nin Rusçuları: Utangaçlar, Zombiler, Papağanlar ve Kuklalar

Yazının Giriş Tarihi: 19.09.2026 15:59
Yazının Güncellenme Tarihi: 19.09.2026 16:17

Türkiye’de Rusya yanlısı olmak için mutlaka Rusya’yı sevmek ya da Moskova’dan talimat almak gerekmiyor. Bazen sadece ABD’den ve İsrail'den nefret etmek, salt bir NATO karşıtlığı veya romantik bir Sovyet nostaljisi insanı Rus emperyalizminin gönüllü savunucusu yapabiliyor. Peki, işgalci ile işgal edilen arasındaki ahlaki ve hukuki ayrımı bulanıklaştıran bu zihin haritasını nasıl okumalıyız?

Türkiye’de Rusya yanlısı olmak için mutlaka Rusya’yı sevmek gerekmiyor. Hatta Moskova’dan talimat veya para almak da gerekmiyor. Bazen Amerika’dan ve İsrail'den nefret etmek yeterlidir. Bazen NATO karşıtlığı, bazen Avrupa’ya duyulan öfke, bazen Sovyet nostaljisi, bazen de “güçlü lider” hayranlığı insanı aynı noktaya götürür. Başlangıç noktaları farklıdır; fakat sonuç çoğu zaman aynıdır: Rusya’nın emperyal politikalarının, işgallerinin ve insan hakları ihlallerinin normalleştirilmesi. (Russian narratives in Turkey: historical background and propaganda in media)

Bu nedenle öncelikle net bir ayrım yapmalıyız. Rus edebiyatını, müziğini, dilini veya Rus halkını sevmek başka şeydir; Kremlin’in politikalarını savunmak başka. Dostoyevski okumak insanı “Rusçu” yapmaz. Rusya ile diplomatik ilişki kurulmasını istemek de Rusçuluk değildir. Türkiye’nin Rusya ile konuşması, ticaret yapması ve gerektiğinde iş birliği geliştirmesi normal devlet politikasının parçasıdır.

Benim burada “Rusçu” olarak adlandırdığım kesim; Kremlin’in emperyal anlatısını Türkiye’ye taşıyan, Rusya’nın eylemlerini sürekli başka aktörlerin davranışlarıyla açıklayan ve işgalci ile mağdur arasındaki ahlaki, hukuki ayrımı silikleştiren kişilerdir. Türkiye’de tek bir Rusçuluk yoktur. Gelin, bu yelpazenin tonlarına ve türlerine yakından bakalım.

UTANGAÇ RUSÇULAR

Utangaç Rusçular hiçbir zaman doğrudan “Rusya haklıdır” demezler. Cümleye mutlaka bir emniyet supabıyla başlarlar: “Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi elbette yanlış, ama…” “Kırım’ın ilhakını desteklemiyorum, fakat…” “Putin’i savunmuyorum, ancak NATO da…”

Asıl anlatı, bu “ama”dan sonra başlar. Rusya işgalcidir, ama NATO kışkırtmıştır. Ukrayna mağdurdur, ama ABD tarafından kullanılmıştır. Kırım işgal edilmiştir, ama Rusya’nın güvenlik endişelerini de anlamak gerekir... Sonunda ilk cümledeki “Rusya işgalcidir” ifadesi hukuki ve önemsiz bir ayrıntıya dönüşür; “ama”dan sonraki uzun açıklama ise dinleyicinin zihninde asıl hikâyeyi kurar. Utangaç Rusçu, işgali inkâr etmez; sadece faili görünmez hâle getirir.

DOKTRİNER VE AVRASYACI RUSÇULAR

Bu grupta Rusya’ya yakınlık geçici bir dış politika tercihi değil, köklü bir dünya görüşüdür. Onlara göre Türkiye’nin doğal yeri Batı ittifakı değil, Rusya ve Çin’in merkezinde bulunduğu Avrasya’dır. Sorun, Batı’nın eleştirilmesi değildir; zira Irak, Afganistan, Filistin ve Batılı devletlerin çifte standartları elbette unutulmamalıdır.

Asıl sorun, Batı’nın her eyleminde bağımsız bir emperyal irade görürken Rusya’nın her eylemini bir "savunma refleksi" saymaktır. Bu bakışta ABD her zaman özne, Rusya ise sürekli kışkırtılan ve tepki veren aktördür. Ukrayna, Gürcistan, Moldova ve Kırım Tatarları ise kendi iradeleri bulunmayan piyonlara dönüşür. Avrasyacı Rusçuluk, Batı’ya bağımlılığa karşı çıkarken, Moskova’ya bağımlılığı bize “çok kutupluluk” olarak pazarlar.

SOVYET NOSTALJİSİYLE YAŞAYAN RUSÇULAR

Türkiye solunun bir bölümü günümüz Rusya’sına hâlâ Sovyetler Birliği’nin penceresinden bakıyor. Kızıl Ordu, Stalingrad, faşizme karşı mücadele üzerinden kurulan tarihsel hafıza, bugün Putin Rusya’sına aktarılıyor. Oysa bugünkü Rusya, oligarklara, güvenlik bürokrasisine, Ortodoks milliyetçiliğine ve emperyal devlet geleneğine dayanan otoriter bir kapitalizmdir.

Daha çarpıcı olan, kendisini "halkların kardeşliğini savunan" bir solcu olarak tanımlayıp Stalin’e hayranlık duyanlardır. Hatta Hürriyet gazetesinin 18 Aralık 2019’da soykırımcı Stalin’in doğum gününde Türklerin twitleri ile TT olmasını haber yaptığını ve her yıl önüme bu haberdeki benzer twitlerin düşmesi de bu Rusçuların sayısının da hiç az olmadığını göstermektedir. Kırım Tatarları açısından Stalin bir nostalji nesnesi değildir; 18 Mayıs 1944’te bütün bir halkı vatanından hayvan vagonlarıyla sürgün eden rejimin lideridir. Bir tarafta sömürgeciliğe karşı çıkıp diğer tarafta Kırım Tatar sürgününün mimarına hayran olmak ideolojik tutarlılık değil, son derece acımasız ve seçici bir hafızadır.

PUTİNİSTLER, GÜÇ TAPICILARI VE TEPKİSEL RUSÇULAR

Bu kesimlerin Rusya sevgisi ideolojik olmaktan çok psikolojiktir. Putin’i masaya yumruğunu vuran, Batı’ya meydan okuyan güçlü lider olarak görürler. Oysa güçlü görünmek ile haklı olmak aynı şey değildir. Bir ülkenin komşusunu işgal edebilmesi o ülkenin gücünü gösterebilir, fakat bu gücü meşru kılmaz. Gerçek liderlik savaş başlatma kapasitesi değil, barış üretme yeteneğidir.

Tepkisel Rusçular ise uluslararası ilişkileri bir futbol maçına çevirir: ABD bir politikayı destekliyorsa karşı çıkılmalıdır; NATO Ukrayna’yı destekliyorsa Rusya haklı olmalıdır. Oysa aynı anda hem Amerikan müdahaleciliğine hem Rus emperyalizmine karşı çıkmak mümkündür. Filistin halkının haklarını savunmak ile Kırım Tatarlarının ve Ukraynalıların haklarını savunmak arasında hiçbir çelişki yoktur. Anti-Amerikancılık, Putin’in bütün eylemlerini aklayan otomatik bir yıkama programı değildir.

PAPAĞANLAR, ZOMBİLER VE ARSIZLAR

Papağan Rusçular, Kremlin’in ürettiği söylemleri kaynaklarını araştırmadan tekrarlar: “Ukrayna diye gerçek bir devlet yoktur”, “NATO Rusya’ya saldırmak üzereydi”, “Kırım halkı kendi isteğiyle katıldı”... Bu ifadeler o kadar çok tekrarlanır ki, bir süre sonra kanıtlanmış gerçekler gibi algılanır. RAND Corporation’ın “falsehood firehose” (yalan seli) olarak kavramsallaştırdığı Rus propaganda modeli tam da böyle çalışır. Amaç herkesi tek bir yalana inandırmak değil, hakikat diye bir şey bulunmadığı duygusunu üretmektir.

Zombi Rusçuluk ise, propagandaya maruz kalmanın yarattığı bir zihinsel durumdur. Zombi Rusçu, Rusya’nın dün söylediğiyle bugün söylediği arasındaki çelişkiyi görmez; başkasının hazırladığı düşünce kalıplarını kendi fikri zanneder. Arsız Rusçu ise "whataboutism" (peki ya şunlar ne olacak) taktiğiyle yaşar. İddiası çürütüldüğünde veya Rusya'nın suçları gündeme geldiğinde hemen konuyu Irak'a veya başka bir coğrafyaya çeker. Oysa başka bir yerde yaşanan adaletsizlik, bugün Ukrayna’da veya Kırım'da yaşanan adaletsizliğin mazereti olamaz.

KUKLALAR VE “LEŞ RUSÇULAR”

En ağır kategori budur ve kanıtsız kullanılmamalıdır. Her Rusya yanlısı görüş açıklayanı “Moskova’dan para alıyor” diye suçlamak doğru değildir. Fakat gerçekten bir yabancı devletin maddi veya kurumsal desteğiyle çalışan, kendisine verilen söylemi dolaşıma sokan kişiler varsa bunlar etki operasyonunun "kukla" aktörleridir. Bir de savaşın acıları üzerinden reyting, şöhret ve siyasi nüfuz devşirenler; sürgün edilen halkları görmezden gelip propaganda pazarlayan “leş Rusçular” vardır ki, bu bir hakaret değil, insanların felaketinden beslenen ahlaki çürümenin bizzat tarifidir. (Faking the war: fake posts on Turkish social media during the Russia–Ukraine war)

MOSKOVA HER RUSÇUYU KENDİSİ ÜRETMİYOR

Türkiye’deki Rusya yanlısı söylemin tamamını tek bir Moskova operasyonu sanmak hatadır. Akademisyen Dr. Akın Ünver’in araştırmalarının da ortaya koyduğu gibi Rusya yanlısı görüşler Türkiye’nin yerli medya ve siyaset ekosistemi içinde zaten kök salmıştır. Kremlin’in Türkiye’de herkese tek tek emir vermesine gerek yoktur. Yerli aktörler kendi ideolojik öfkeleri, siyasi hesapları ve Batı karşıtlıkları nedeniyle Kremlin söyleminin zaten gönüllü tercümanlığını yapmaktadır.

RUSÇULUĞUN KIRIM TESTİ

Bir kişinin Kremlin anlatısına ne kadar yaklaştığını anlamak için basit bir “Kırım testi” uygulanabilir:

  • Kırım’ın 2014’te Rusya tarafından işgal edildiğini açıkça söyleyebiliyor mu?
  • Sözde referandumun işgal koşullarında yapıldığını kabul ediyor mu?
  • Kırım Tatar Millî Meclisinin yasaklanmasına karşı çıkıyor mu?Kırım’daki siyasi tutukluları, kayıpları ve insan hakları ihlallerini gündeme getiriyor mu?
  • Yoksa konu Kırım Tatarlarına gelince hemen lafı değiştirip NATO’dan veya ABD’den mı söz etmeye başlıyor?

Unutmayalım: 1783’te Kırım Hanlığı ortadan kaldırılırken NATO yoktu. 18 Mayıs 1944’te Kırım Tatarları sürgün edilirken ABD’nin Ukrayna politikası yoktu. Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu Sovyet cezaevlerinde açlık grevindeyken Boris Johnson ortada yoktu ve 2014’te Kırım’ı işgal eden askerler de Amerikan askerî değildi.

SONUÇ: BATI KARŞITLIĞI BAĞIMSIZLIK DEĞİLDİR

Türkiye’nin Batı’yı, NATO'yu veya ABD’yi eleştirmesi meşru ve gereklidir. Fakat bağımsız dış politika, bir kutuptan uzaklaşıp başka bir kutbun propagandasına teslim olmak değildir. Atatürk dönemindeki Türk-Sovyet ilişkileri romantik bir Rus hayranlığına değil; karşılıklı çıkarlara, egemenliğe ve dikkatli bir denge politikasına dayanıyordu.

Rusya’yı eleştirmek Rus halkına düşmanlık değildir. NATO’yu eleştirmek de insanı otomatik olarak Rusçu yapmaz. Fakat Kırım’ın işgalini sürekli “ama”larla açıklıyor, Stalin’in sürgün ettiği Kırım Tatarlarını unutuyor ve Kremlin’in cümlelerini papağan gibi tekrarlıyorsanız, kendinize şu yakıcı soruyu sormanız gerekir:

Ben gerçekten bağımsız mı düşünüyorum, yoksa başkasının hikâyesini kendi fikrim zannederek mi anlatıyorum?

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.