Kırım Hanlığı kadı defterleri ve girişimci kadınlar
Yazının Giriş Tarihi: 10.04.2026 11:28
Yazının Güncellenme Tarihi: 10.04.2026 12:49
Osmanlı Devleti bütün resmî yazışmaların ciddiyetle kaleme alındığı ve saklandığı büyük bir arşiv hazinesine sahiptir. Arşivdeki bu belgeler arasında yer alan kadı defterleri ya da diğer deyimle şeriyye sicillerinin önemi büyüktür. Bu defterler bulundukları bölgede sivil idare ve bütün hukuki işlerden sorumlu kadılar tarafından tutulmuş ve gerektiğinde tekrar kullanılmak üzere muhafaza edilmiştir. Bunlar, hem ahalinin her türlü şikâyet ve dilekleri ile vefat ettikten sonra geride bıraktıkları malları gösteren terekelerini, hem de gerek merkezden kadıya gönderilen ferman, berat gibi emirleri ve gerekse kadının merkeze ilettiği ilam ve hüccetleri içermektedir. Bu nedenle yaşanılan yer ve insanlar hakkında -sosyal, ekonomik, siyasi, idari, askerî tarih, hukuk, kültür ve sanat tarihine ilişkin- çok zengin bilgiler edinilmesini sağlamaktadır.
Kırım Hanlığı’na ait kadı defterleri de bu belgelerdendir. Bu belgelere bakıldığında Osmanlı Dönemi Kırım’ı hakkında epey bir mâlûmat elde ediliyor. Buradaki şehirlerin yapısı, kurumlar, mahalleler, yer isimleri, kişi adları, insanların yedikleri, içtikleri, giydikleri, evlenmeleri, boşanmaları, kavgaları, sevinçleri, hüzünleri, ölüm nedenleri, suçları, cezaları ve dahası. Osmanlı Devleti’nin başka bölgeleriyle karşılaştırma şansı da doğuyor. Üstelik bu defterler sadece Türk-Osmanlı tarihi için değil Rus ve Ukrayna tarihi için de büyük bir önem ifade ediyor.
1783'te Kırım'ın işgale uğraması sonrasında Çarlık Rusyası tarafından el konulan ve bir çoğu yakılan belgelerden 122'si günümüze ulaşmış durumdadır. Bugün hâlâ Rusya'nın elinde bulunan bu defterlerin 61 tanesinin mikrofilm ve fotoğrafları Türkiye’ye getirilmiştir. Türkiye’de bu vesikalar hakkında çeşitli çalışmalar yapılmıştır ve yapılmaya devam edilmektedir. Belgelerin kalan diğer yarısına ilişkin olarak ise Türk bilim insanları tarafından ciltleri tanıtan bir katalog çalışması da geçtiğimiz yıllarda oluşturulmuştur. Bütün bu defterler 17. ve 18. yüzyıla ait olmakla birlikte, belgeleri okurken âdeta kendimizi o yüzyılın içinde buluyoruz. Bu nedenle belgeleri okumak insana ayrı bir zevk veriyor. Örneğin bu kayıtlara bakıldığında 17.-18. yüzyıllarda Kırım’da kadınların toplumun sosyal ve ekonomik hayatında aktif bir şekilde rol aldıklarını görebiliyoruz.
Bu kadınlardan biri İsmihan Biyim’dir. Kırımlı hayırseverlerden (sâhibu’l-hayrât) Ahmet Ağa’nın kızıdır. Ahmet Ağa’nın hayatta iken bina eylediği sadaka-i cariyelerinden olan yirmi iki adet çeşmesi vardır. Ahmet Ağa vefat ettikten sonra çeşmelerin hepsi harâbe-müşrif yani ciddi bir tamire muhtaç hâle gelmiştir. İsmihan Biyim, 1647 senesinde bu çeşmelerin tamiri için gereken tüm parayı tedarik edip vakfın başına Hüseyin ibni İsmail’i mütevelli tayin eder. Böylece Koba Mahallesi, Bahçesaray ve Salacık’ta çeşitli yerlerde kurulmuş yirmi iki adet çeşmenin yeniden işlevsel hale gelmesi için çalışmaları başlatır. İsmihan Biyim bu çeşmeleri tamir ettirerek hem babasının vakfına sahip çıkmış hem de ahalinin önemli bir ihtiyacının giderilmesine katkıda bulunmuştur. Malumdur ki hanlığın bütün şehirlerinde insanların su ihtiyacını giderme amaçlı, hayırseverler tarafından yapılan çeşmeler ve sebiller mevcuttur. Kırım’da İsmihan Biyim’in inşa ettirdiği bir de mektep vardır. Böylece onun toplumun eğitiminde de önemli bir rolü olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır.
Emine Bike binti Ömer adlı kadın Salacık’ta bulunan Abdulğaffar Efendi Camii’ne mallarını vakfetmiştir. Bunlarbağ, bahçe, çayır, arazi, mezraa ve kışla yeridir. Üstelik bu mallardan bazısı evlenirken eşinden aldığı mehirdir. Bunları dahi Allah rızası ve toplumun ihtiyaçları için vakfeder. Tüm elde edilen gelirler bu camiye verilecektir. Bu dönemlerde kadınlar ve erkeklerin ismi baba adları belirtilerek yazılıyordu. Kadınlar evlendiğinde de bu aynı şekilde devam ediyordu. Emine Bike binti Ömer, Ömer’in kızı Emine Bike demektir. Bike ve bikeç, Kırım Hanlığı’nda kadınlar için kullanılan, hanımefendi, hanım anlamlarına gelen bir ünvandır.
Safiye Bikeç hanlığın varlıklı kadınlarından biridir. 12 Temmuz 1676 tarihinde kendi oturduğu evin yakınlarındaki kırk adet dükkânından elde ettiği kırk altını senelik olarak vakfettiğini (bağışladığını), vekilleri aracılığıyla kadı huzurunda beyan eder. Kendi mahallesindeki camide cüz okuyanlara ve vâize, Bahçesaray’da han hazretlerinin camisinde Muhammediyye okuyanlara ve mektepte görevli muallim ve müderrsis olan Kutluşah Efendi’ye pay ayırmıştır. Dini hassasiyetlere sahip bu kadının en fazla payı Kutluşah Efendi’ye ayırmasından eğitime verdiği kıymeti anlamak mümkündür. Ayrıca camide de hocalar, müderrisler cami cemaatine dersler vermektedirler. Devrin en ilgi gösterilen, dikkat ve huşu ile dinlenilen eserlerinden biri Muhammediyye’dir. Yazıcızâde tarafından kaleme alınmış bu eserin Süleyman Çelebi’nin Mevlid’ine benzeyen tarafları da vardır. Bu nedenle Mevlid okutmak nasıl dinî vecîbe olarak düşünülüyorsa, Muhammediyyeokutmak da böyledir.
Karasubazar kazasının Karaağaç mahallesinden Hatice binti Sefer Hatun ise o dönemlerin en yaygın ticarî ortaklığı olan müdârebe ile ticaret yapmaktadır. Kocası Hüseyin Beşe ve yeğeni Muhtesib Ali Beşe ile ortaktır. Sermaye sahibi Ali Beşe olup, ondan aldıkları otuz iki guruş ile Hatice ve kocası bir bahçe satın alırlar. Buradan ürün olarak on altı araba elma ve erik elde ederler. Ürünleri satıp kârı aralarında eşit olarak pay edeceklerdir. Çünkü sermayeyi aldıklarında kârda yarı yarıya ortak olduklarını belirtmişlerdir. Hüseyin Beşe’nin Kefe’ye götürdüğü iki araba elma dışında kalan elmalar ve erikleri Ali Beşe Karasu’da satmıştır. Elde ettikleri kârı paylaşırlar. Yine Karasubazar’dan, Çorum mahallesinden Ayşe de ticaretle uğraşan bir kadındır. Bu ortaklıkta Ayşe sermayedar konumundadır. Mehmet bin Ali’ye müdârebe yoluyla dört altın vermiştir. Mehmet ve diğer arkadaşları on altına satın aldıkları armudu Ferahkirman’a götürüp satacaklardır. Mehmet bağ-bahçe mahsulünün satışıyla uğraşmaktadır. Daha önce de yaprak satışı yapmıştır. Armuttan elde edilen kazançtan sermayedar olarak Ayşe de payını alacaktır. Bu örnekler kadınların ticari hayata da aktif olarak katılıp meslekî roller üstlendiklerini göstermektedir.
Kırım Hanlığı kadı defterlerindeki bu örnekleri artırmak mümkündür. Kısacası 17. ve 18. yüzyıllarda Kırım’daki girişimci kadınlar toplum hayatına dinî, kültürel, eğitsel, ve ekonomik açıdan aktif olarak katkıda bulunmuşlardır. Şeriyye sicillerinin derin dünyasına nüfuz edip daha nice farklı alanlarda bilgi sahibi olmak mümkündür.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Zeynep Özdem Köse
Kırım Hanlığı kadı defterleri ve girişimci kadınlar
Osmanlı Devleti bütün resmî yazışmaların ciddiyetle kaleme alındığı ve saklandığı büyük bir arşiv hazinesine sahiptir. Arşivdeki bu belgeler arasında yer alan kadı defterleri ya da diğer deyimle şeriyye sicillerinin önemi büyüktür. Bu defterler bulundukları bölgede sivil idare ve bütün hukuki işlerden sorumlu kadılar tarafından tutulmuş ve gerektiğinde tekrar kullanılmak üzere muhafaza edilmiştir. Bunlar, hem ahalinin her türlü şikâyet ve dilekleri ile vefat ettikten sonra geride bıraktıkları malları gösteren terekelerini, hem de gerek merkezden kadıya gönderilen ferman, berat gibi emirleri ve gerekse kadının merkeze ilettiği ilam ve hüccetleri içermektedir. Bu nedenle yaşanılan yer ve insanlar hakkında -sosyal, ekonomik, siyasi, idari, askerî tarih, hukuk, kültür ve sanat tarihine ilişkin- çok zengin bilgiler edinilmesini sağlamaktadır.
Kırım Hanlığı’na ait kadı defterleri de bu belgelerdendir. Bu belgelere bakıldığında Osmanlı Dönemi Kırım’ı hakkında epey bir mâlûmat elde ediliyor. Buradaki şehirlerin yapısı, kurumlar, mahalleler, yer isimleri, kişi adları, insanların yedikleri, içtikleri, giydikleri, evlenmeleri, boşanmaları, kavgaları, sevinçleri, hüzünleri, ölüm nedenleri, suçları, cezaları ve dahası. Osmanlı Devleti’nin başka bölgeleriyle karşılaştırma şansı da doğuyor. Üstelik bu defterler sadece Türk-Osmanlı tarihi için değil Rus ve Ukrayna tarihi için de büyük bir önem ifade ediyor.
1783'te Kırım'ın işgale uğraması sonrasında Çarlık Rusyası tarafından el konulan ve bir çoğu yakılan belgelerden 122'si günümüze ulaşmış durumdadır. Bugün hâlâ Rusya'nın elinde bulunan bu defterlerin 61 tanesinin mikrofilm ve fotoğrafları Türkiye’ye getirilmiştir. Türkiye’de bu vesikalar hakkında çeşitli çalışmalar yapılmıştır ve yapılmaya devam edilmektedir. Belgelerin kalan diğer yarısına ilişkin olarak ise Türk bilim insanları tarafından ciltleri tanıtan bir katalog çalışması da geçtiğimiz yıllarda oluşturulmuştur. Bütün bu defterler 17. ve 18. yüzyıla ait olmakla birlikte, belgeleri okurken âdeta kendimizi o yüzyılın içinde buluyoruz. Bu nedenle belgeleri okumak insana ayrı bir zevk veriyor. Örneğin bu kayıtlara bakıldığında 17.-18. yüzyıllarda Kırım’da kadınların toplumun sosyal ve ekonomik hayatında aktif bir şekilde rol aldıklarını görebiliyoruz.
Bu kadınlardan biri İsmihan Biyim’dir. Kırımlı hayırseverlerden (sâhibu’l-hayrât) Ahmet Ağa’nın kızıdır. Ahmet Ağa’nın hayatta iken bina eylediği sadaka-i cariyelerinden olan yirmi iki adet çeşmesi vardır. Ahmet Ağa vefat ettikten sonra çeşmelerin hepsi harâbe-müşrif yani ciddi bir tamire muhtaç hâle gelmiştir. İsmihan Biyim, 1647 senesinde bu çeşmelerin tamiri için gereken tüm parayı tedarik edip vakfın başına Hüseyin ibni İsmail’i mütevelli tayin eder. Böylece Koba Mahallesi, Bahçesaray ve Salacık’ta çeşitli yerlerde kurulmuş yirmi iki adet çeşmenin yeniden işlevsel hale gelmesi için çalışmaları başlatır. İsmihan Biyim bu çeşmeleri tamir ettirerek hem babasının vakfına sahip çıkmış hem de ahalinin önemli bir ihtiyacının giderilmesine katkıda bulunmuştur. Malumdur ki hanlığın bütün şehirlerinde insanların su ihtiyacını giderme amaçlı, hayırseverler tarafından yapılan çeşmeler ve sebiller mevcuttur. Kırım’da İsmihan Biyim’in inşa ettirdiği bir de mektep vardır. Böylece onun toplumun eğitiminde de önemli bir rolü olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır.
Emine Bike binti Ömer adlı kadın Salacık’ta bulunan Abdulğaffar Efendi Camii’ne mallarını vakfetmiştir. Bunlar bağ, bahçe, çayır, arazi, mezraa ve kışla yeridir. Üstelik bu mallardan bazısı evlenirken eşinden aldığı mehirdir. Bunları dahi Allah rızası ve toplumun ihtiyaçları için vakfeder. Tüm elde edilen gelirler bu camiye verilecektir. Bu dönemlerde kadınlar ve erkeklerin ismi baba adları belirtilerek yazılıyordu. Kadınlar evlendiğinde de bu aynı şekilde devam ediyordu. Emine Bike binti Ömer, Ömer’in kızı Emine Bike demektir. Bike ve bikeç, Kırım Hanlığı’nda kadınlar için kullanılan, hanımefendi, hanım anlamlarına gelen bir ünvandır.
Safiye Bikeç hanlığın varlıklı kadınlarından biridir. 12 Temmuz 1676 tarihinde kendi oturduğu evin yakınlarındaki kırk adet dükkânından elde ettiği kırk altını senelik olarak vakfettiğini (bağışladığını), vekilleri aracılığıyla kadı huzurunda beyan eder. Kendi mahallesindeki camide cüz okuyanlara ve vâize, Bahçesaray’da han hazretlerinin camisinde Muhammediyye okuyanlara ve mektepte görevli muallim ve müderrsis olan Kutluşah Efendi’ye pay ayırmıştır. Dini hassasiyetlere sahip bu kadının en fazla payı Kutluşah Efendi’ye ayırmasından eğitime verdiği kıymeti anlamak mümkündür. Ayrıca camide de hocalar, müderrisler cami cemaatine dersler vermektedirler. Devrin en ilgi gösterilen, dikkat ve huşu ile dinlenilen eserlerinden biri Muhammediyye’dir. Yazıcızâde tarafından kaleme alınmış bu eserin Süleyman Çelebi’nin Mevlid’ine benzeyen tarafları da vardır. Bu nedenle Mevlid okutmak nasıl dinî vecîbe olarak düşünülüyorsa, Muhammediyye okutmak da böyledir.
Karasubazar kazasının Karaağaç mahallesinden Hatice binti Sefer Hatun ise o dönemlerin en yaygın ticarî ortaklığı olan müdârebe ile ticaret yapmaktadır. Kocası Hüseyin Beşe ve yeğeni Muhtesib Ali Beşe ile ortaktır. Sermaye sahibi Ali Beşe olup, ondan aldıkları otuz iki guruş ile Hatice ve kocası bir bahçe satın alırlar. Buradan ürün olarak on altı araba elma ve erik elde ederler. Ürünleri satıp kârı aralarında eşit olarak pay edeceklerdir. Çünkü sermayeyi aldıklarında kârda yarı yarıya ortak olduklarını belirtmişlerdir. Hüseyin Beşe’nin Kefe’ye götürdüğü iki araba elma dışında kalan elmalar ve erikleri Ali Beşe Karasu’da satmıştır. Elde ettikleri kârı paylaşırlar. Yine Karasubazar’dan, Çorum mahallesinden Ayşe de ticaretle uğraşan bir kadındır. Bu ortaklıkta Ayşe sermayedar konumundadır. Mehmet bin Ali’ye müdârebe yoluyla dört altın vermiştir. Mehmet ve diğer arkadaşları on altına satın aldıkları armudu Ferahkirman’a götürüp satacaklardır. Mehmet bağ-bahçe mahsulünün satışıyla uğraşmaktadır. Daha önce de yaprak satışı yapmıştır. Armuttan elde edilen kazançtan sermayedar olarak Ayşe de payını alacaktır. Bu örnekler kadınların ticari hayata da aktif olarak katılıp meslekî roller üstlendiklerini göstermektedir.
Kırım Hanlığı kadı defterlerindeki bu örnekleri artırmak mümkündür. Kısacası 17. ve 18. yüzyıllarda Kırım’daki girişimci kadınlar toplum hayatına dinî, kültürel, eğitsel, ve ekonomik açıdan aktif olarak katkıda bulunmuşlardır. Şeriyye sicillerinin derin dünyasına nüfuz edip daha nice farklı alanlarda bilgi sahibi olmak mümkündür.