İlgar İlkin: Kırım Tatarlarının sesini duyurmak konusunda Türk dünyası medyasına büyük sorumluluk düşüyor
İlgar İlkin: Kırım Tatarlarının sesini duyurmak konusunda Türk dünyası medyasına büyük sorumluluk düşüyor
Azerbaycan basın hayatının deneyimli isimlerinden, AHB TV program sunucusu İlgar İlkin, Azerbaycan medyasının 151 yıllık tarihsel köklerinden günümüzün medya ekosistemine kadar pek çok alanda QHA'ya önemli değerlendirmelerde bulundu. Türk dünyası ve Azerbaycan-Türkiye medya iş birliğinin stratejik önemine değinen İlkin, Kırım Tatarlarının sesinin dünyaya duyurulmasında medyaya önemli sorumluluk düştüğünü vurguladı.
Haber Giriş Tarihi: 02.09.2026 15:49
Haber Güncellenme Tarihi: 02.09.2026 17:03
Kaynak:
Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
Azerbaycan Yazarlar Birliği Üyesi, gazeteci ve televizyon programı sunucusu İlgar İlkin (İlqar İlkin); Kırım Haber Ajansına (QHA) verdiği özel röportajda Azerbaycan basınının tarihsel gelişimi, dijital dönüşüm süreci, Türkiye-Azerbaycan medya entegrasyonu ve Kırım Tatarlarının millî mücadelesi hakkında kapsamlı açıklamalarda bulundu.
İLKİN: EN ÇOK SES ÇIKARAN DEĞİL, EN ÇOK GÜVENİLEN MEDYA KAZANACAK
1993 yılından bu yana basın sektörünün içinde yer aldığını ve Dünya Genç Türk Yazarlar Birliğinin kuruluşunda görev üstlendiğini ifade eden İlkin, haberciliğin yalnızca bilgi aktarma aracı olmadığını, toplumun ve Türk dünyasının ortak hafızasını koruma misyonu taşıdığını belirtti.
Azerbaycan medyasının basılı gazetecilikten televizyon ve radyoya, oradan internet, sosyal medya ve yapay zekânın da dahil olduğu dijital ortama uzanan dönüşümüne tanıklık ettiğini söyleyen İlgar İlkin, günümüzde gazeteciliğin temel sorunlarından birinin hız ile doğruluk arasındaki denge olduğunu belirtti. İlkin, günümüzde bilgi akışının hızlanmasıyla kaynak doğrulama ve editoryal denetimin daha da önemli hâle geldiğinin altını çizdi.
Teknolojinin gelişmesinin gazeteciliğin temel misyonunu değiştirmediğini dile getirerek; gazeteciliğin gerçeği araştırmak, topluma doğru bilgi sunmak ve kamu yararını korumak gibi temel sorumluluklarının devam ettiğini söyleyen İlkin, geleceğin medyasında güven unsurunun belirleyici olacağını söyledi.
“Bu süreçte en çok ses çıkaran değil, en çok güvenilen medya kazanacaktır” diyen İlkin, genç gazetecilere teknolojiyi öğrenmeleri ve sosyal medyanın imkânlarından yararlanmaları, ancak gazeteciliğin temel ilkelerini teknolojiye feda etmemeleri tavsiyesinde bulundu.
Azerbaycan basınının tarihini yalnızca gazete ve dergilerin gelişimi olarak değerlendirmediğini belirten İlkin, "Ben bu tarihi, Azerbaycan halkının millî bilincinin, aydınlanmasının, kimlik anlayışının ve devletçilik düşüncesinin gelişimiyle birlikte ilerleyen büyük bir süreç olarak görüyorum" değerlendirmesinde bulundu.
İlkin, 1875 yılında Hasan Bey Zerdabi'nin “Ekinci” gazetesini yayımlamasını Azerbaycan basın tarihinin başlangıcı olarak değerlendirdi. Ekinci'nin yalnızca haber veren bir yayın olmadığını, millî düşüncenin ve kamuoyunun oluşmasında da önemli bir işlev üstlendiğini ifade etti.
Çarlık Rusyası dönemindeki sansür ve kısıtlamalara rağmen farklı yayınların millî, siyasi, sosyal ve kültürel meseleleri gündeme taşıdığını belirten İlkin, özellikle “Molla Nasreddin” ekolünün gazeteciliğin toplumun sorunlarına ayna tutan güçlü bir platforma dönüşmesinde etkili olduğunu söyledi.
İlkin, Azerbaycan basınındaki ilk büyük kırılma noktasını ise basının yalnızca haber aktaran bir araç olmaktan çıkarak millî düşüncenin şekillenmesinde etkili bir güce dönüşmesi olarak tanımladı.
1918'de Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin kurulmasının basın tarihi açısından ikinci bir aşama olduğunu belirten İlkin, Cumhuriyet döneminin kısa sürmesine rağmen ifade ve düşünce özgürlüğü bakımından Azerbaycan basınında önemli bir iz bıraktığını ifade etti.
Sovyet döneminde medya kurumları ve profesyonel gazeteciliğin geliştiğini ancak basının ciddi ideolojik denetim altında bulunduğunu kaydeden İlkin, buna rağmen millî düşünceyi ve Azerbaycan dilini koruyan aydınların faaliyetlerinin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
1980’lerin sonu ve 1990’ların başının da önemli bir kırılma noktası olduğunu kaydeden gazeteci, şunları kaydetti:
Millî uyanış, Karabağ meselesi ve özgürlük hareketi basının gündemini değiştirdi. “Azerbaycan”, “Azadlık”, “Seher”, “Meydan”, “Aydınlık” gibi yayınlar toplumun gerçek gündemini daha açık biçimde yansıtmaya başladı. 1991’de bağımsızlığın yeniden kazanılmasıyla yeni bir medya dönemi başladı.
“YAPAY ZEKÂ GAZETECİNİN SORUMLULUĞUNU ÜSTLENEMEZ”
İnternet ve sosyal medyanın geleneksel gazeteciliğin yerini tamamen aldığını düşünmediğini belirten İlkin, günümüzde farklı medya araçlarının aynı ekosistem içinde bütünleştiğini ifade etti.
Gazetecilerin artık yalnızca metin yazmakla yetinmemesi gerektiğini söyleyen İlkin, video, fotoğraf ve ses kullanabilen, canlı yayın yapabilen ve farklı platformlara uygun içerik üretebilen gazetecilere ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
Yapay zekânın da gazeteciliğin yeni araçlarından biri olduğunu ifade eden İlkin, "Metin hazırlama, veri analizi, çeviri, transkripsiyon ve görselleştirme gibi alanlarda gazetecilere yardımcı olabilir. Ancak gazetecinin sorumluluğunu ve mesleki etik anlayışını üstlenemez." dedi.
TÜRK DÜNYASI İÇİN ORTAK MEDYA ALANI ÇAĞRISI
Azerbaycan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin yalnızca siyasi ve ekonomik bağlarla sınırlı değerlendirilemeyeceğini belirten İlkin, medya ve iletişim alanındaki iş birliğinin de bu ilişkilerin önemli bir parçası olduğunu söyledi.
İki ülke arasındaki medya iş birliğinin son yıllarda daha kurumsal bir nitelik kazandığını ifade eden İlkin, bundan sonraki hedefin yalnızca bir ülkenin medyasında diğer ülke hakkında haber yayımlamak olmaması gerektiğini belirtti.
“Ortak bir bilgi ve iletişim alanı oluşturmalıyız” diyen İlkin, bunun için gazeteci değişimleri, ortak röportajlar, belgeseller, araştırmalar ve özel projelerin artırılması gerektiğini söyledi.
Azerbaycanlı gazetecilerin Türkiye'nin farklı bölgelerini, Türk gazetecilerin de Azerbaycan'ın farklı bölgelerini yerinde takip etmesinin önemine işaret eden İlkin, böylece toplumların birbirlerini yalnızca resmî açıklamalar üzerinden değil, doğrudan tanıma imkânı bulabileceğini ifade etti.
Ortak Türk dünyası gündeminin yalnızca siyasi meselelerle sınırlı tutulmaması gerektiğini vurgulayan İlkin, Türk dünyasının farklı ülkelerinde yaşayan insanların günlük hayatı, kültürü, bilimsel başarıları, gençleri, eğitimi ve teknoloji alanındaki gelişmelerinin de birbirlerine tanıtılması gerektiğini söyledi.
İlkin, Türk dünyası gazetecileri için sürekli bir medya platformunun kurulmasını da yararlı bulduğunu belirtti. Bu platformda yalnızca büyük medya kuruluşlarının değil, bağımsız gazetecilerin, genç medya temsilcilerinin, araştırmacıların ve yeni medya içerik üreticilerinin de yer alması gerektiğini ifade etti.
“DEZENFORMASYONA KARŞI ORTAK MÜCADELE EDİLMELİ”
Ortak Türk medya alanının yalnızca karşılıklı görüşleri destekleyen bir yapı olmaması gerektiğini belirten İlkin, profesyonel, güvenilir ve kaliteli bilgi üreten bir iletişim ortamının oluşturulmasının önemine dikkat çekti.
Dezenformasyona karşı ortak mücadele çağrısında bulunan İlkin, "Amaç yalnızca birbirimizin görüşlerini desteklemek değil, profesyonel, güvenilir ve kaliteli bilgi üreten ortak bir Türk medya alanı oluşturmaktır. Çünkü kendi hikâyemizi biz anlatmazsak, başkaları bizim hakkımızda kendi hikâyelerini anlatacaktır. Azerbaycan ve Türkiye bu sürecin öncüleri olabilir. Ben bu iş birliğinin gelecekte Türk dünyasının ortak bilgi alanının temel sütunlarından biri olacağına inanıyorum." ifadelerini kullandı.
"TARİH YALNIZCA KİTAPLARDA DEĞİL, İNSANLARIN HATIRALARINDA VE GAZETE SAYFALARINDA DA YAŞAR"
İlkin, Kırım Tatarlarının tarihinin Türk dünyasında basının ve sözün gücünü gösteren önemli örneklerden biri olduğunu belirtti. İsmail Bey Gaspıralı'nın “Tercüman” gazetesinin yalnızca Kırım'da değil, Rusya İmparatorluğu'nda yaşayan Türk ve Müslüman halkların aydınlanmasında ve birbirine yakınlaşmasında önemli rol oynadığını söyleyen İlkin, "Bu nedenle Kırım Tatarlarının basın tarihini Türk dünyasının ortak düşünce ve söz tarihinin bir parçası olarak görüyorum." dedi.
1944 Sürgünü'nün Kırım Tatarlarının hafızasında derin izler bıraktığını ifade eden İlkin, kimlik, dil ve tarihî hafızanın korunması mücadelesinin uzun yıllar sürdüğünü belirtti. “Lenin Bayrağı” gibi yayınların bütün kısıtlamalara rağmen bu hafızanın korunmasına katkı sağladığını söyleyen İlkin, "Gazeteciliğin burada gerçek misyonu ortaya çıkıyor: Tarih yalnızca kitaplarda değil, insanların hatıralarında, röportajlarında, fotoğraflarında, belgelerinde ve gazete sayfalarında da yaşar. Bu nedenle Kırım Tatarlarının sesini dünyaya duyurmak konusunda Azerbaycan ve Türk dünyası medyasına büyük sorumluluk düşüyor." şeklinde konuştu.
Kırım Tatarlarının yalnızca sürgün ve trajediler üzerinden anlatılmaması gerektiğini belirten İlkin, şöyle devam etti:
Elbette 1944 Sürgünü ve vatana dönüş mücadelesi unutulmamalıdır. Fakat onların edebiyatı, kültürü, bilim ve eğitim geleneği, millî mücadelesi ve Türk dünyasına katkıları da tanıtılmalıdır. Özellikle Kırım Tatarı gazetecilerin kendi seslerini duyurmaları için daha geniş platformlar oluşturulmalıdır. Çünkü bir halkın tarihini en iyi, o halkın kendi temsilcileri ve kendi dili anlatabilir. Bugün dijital medyanın imkânları çok geniştir. Bir gazeteci yalnızca telefonuyla hazırladığı içerikle dünyanın farklı yerlerindeki insanlara ulaşabiliyor. Kırım Tatarlarının sesinin tüm dünyada duyulması için bu imkânları daha aktif bir şekilde kullanmalıyız.
Genç gazetecilere Kırım'ı yalnızca bir coğrafya olarak değil, büyük bir Türk kültür havzası olarak öğrenmeleri çağrısında bulunan İlkin, İsmail Bey Gaspıralı'yı, Cengiz Dağcı'yı, Kırım Tatar edebiyatını, millî basın tarihini, sürgünü ve vatana dönüş mücadelesini araştırmanın önemine işaret etti.
Türk dünyası medyasının farklı coğrafyalardaki halkların tarihini, kültürünü ve güncel yaşamını sürekli gündemde tutması gerektiğini söyleyen İlkin, şu ifadeleri kullandı:
Türk dünyası medyasının görevi de ortak tarihi yalnızca özel günlerde hatırlamak değil, Türk dünyasının farklı coğrafyalarındaki halkların tarihini, kültürünü ve bugünkü hayatını sürekli gündemde tutmaktır. Ortak belgeseller, televizyon programları, gazeteci değişimleri, genç medya platformları ve dijital projeler bu bakımdan çok faydalı olabilir. Çünkü birlik yalnızca aynı kökten geldiğimizi söylemekle kurulmaz. Birlik, birbirimizin acısını kendi acımız, sevincini kendi sevincimiz olarak hissedebildiğimiz zaman gerçek anlamına kavuşur.
“SİZİN SESİNİZ TÜRK DÜNYASININ SESİDİR”
İlkin, son bölümde Kırım Tatarlarına yönelik mesajında ortak tarih, dil, kültür ve hafızanın Türk dünyasının en büyük zenginlikleri olduğunu vurguladı.
“Sizin sesiniz Türk dünyasının sesidir. Sizin hafızanız ortak hafızamızın bir parçasıdır. Diliniz, edebiyatınız ve kültürünüz ortak hazinemizin ayrılmaz unsurlarıdır” ifadelerini kullanan İlkin, gelecek kuşaklara yalnızca acıların değil, direncin, kültürün ve umudun da aktarılması gerektiğini söyledi.
Gazeteciliğin en önemli görevlerinden birinin unutulmak istenenleri hafızaya geri kazandırmak, sessizlerin sesini duyurmak ve gerçeği gelecek kuşaklara aktarmak olduğunu yineleyen İlkin, Türk dünyasına da ortak hafızayı koruma ve birbirini daha yakından tanıma çağrısında bulundu.
İlkin, Türk dünyasına yönelik son olarak şunları kaydetti:
Hafızamızı koruyalım, dilimizi yaşatalım, birbirimizi daha yakından tanıyalım ve kendi hikâyemizi dünyaya hep birlikte anlatalım.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İlgar İlkin: Kırım Tatarlarının sesini duyurmak konusunda Türk dünyası medyasına büyük sorumluluk düşüyor
Azerbaycan basın hayatının deneyimli isimlerinden, AHB TV program sunucusu İlgar İlkin, Azerbaycan medyasının 151 yıllık tarihsel köklerinden günümüzün medya ekosistemine kadar pek çok alanda QHA'ya önemli değerlendirmelerde bulundu. Türk dünyası ve Azerbaycan-Türkiye medya iş birliğinin stratejik önemine değinen İlkin, Kırım Tatarlarının sesinin dünyaya duyurulmasında medyaya önemli sorumluluk düştüğünü vurguladı.
Azerbaycan Yazarlar Birliği Üyesi, gazeteci ve televizyon programı sunucusu İlgar İlkin (İlqar İlkin); Kırım Haber Ajansına (QHA) verdiği özel röportajda Azerbaycan basınının tarihsel gelişimi, dijital dönüşüm süreci, Türkiye-Azerbaycan medya entegrasyonu ve Kırım Tatarlarının millî mücadelesi hakkında kapsamlı açıklamalarda bulundu.
İLKİN: EN ÇOK SES ÇIKARAN DEĞİL, EN ÇOK GÜVENİLEN MEDYA KAZANACAK
1993 yılından bu yana basın sektörünün içinde yer aldığını ve Dünya Genç Türk Yazarlar Birliğinin kuruluşunda görev üstlendiğini ifade eden İlkin, haberciliğin yalnızca bilgi aktarma aracı olmadığını, toplumun ve Türk dünyasının ortak hafızasını koruma misyonu taşıdığını belirtti.
Azerbaycan medyasının basılı gazetecilikten televizyon ve radyoya, oradan internet, sosyal medya ve yapay zekânın da dahil olduğu dijital ortama uzanan dönüşümüne tanıklık ettiğini söyleyen İlgar İlkin, günümüzde gazeteciliğin temel sorunlarından birinin hız ile doğruluk arasındaki denge olduğunu belirtti. İlkin, günümüzde bilgi akışının hızlanmasıyla kaynak doğrulama ve editoryal denetimin daha da önemli hâle geldiğinin altını çizdi.
Teknolojinin gelişmesinin gazeteciliğin temel misyonunu değiştirmediğini dile getirerek; gazeteciliğin gerçeği araştırmak, topluma doğru bilgi sunmak ve kamu yararını korumak gibi temel sorumluluklarının devam ettiğini söyleyen İlkin, geleceğin medyasında güven unsurunun belirleyici olacağını söyledi.
“Bu süreçte en çok ses çıkaran değil, en çok güvenilen medya kazanacaktır” diyen İlkin, genç gazetecilere teknolojiyi öğrenmeleri ve sosyal medyanın imkânlarından yararlanmaları, ancak gazeteciliğin temel ilkelerini teknolojiye feda etmemeleri tavsiyesinde bulundu.
"AZERBAYCAN BASIN TARİHİ MİLLÎ BİLİNCİN ŞEKİLLENME SÜRECİDİR"
Azerbaycan basınının tarihini yalnızca gazete ve dergilerin gelişimi olarak değerlendirmediğini belirten İlkin, "Ben bu tarihi, Azerbaycan halkının millî bilincinin, aydınlanmasının, kimlik anlayışının ve devletçilik düşüncesinin gelişimiyle birlikte ilerleyen büyük bir süreç olarak görüyorum" değerlendirmesinde bulundu.
İlkin, 1875 yılında Hasan Bey Zerdabi'nin “Ekinci” gazetesini yayımlamasını Azerbaycan basın tarihinin başlangıcı olarak değerlendirdi. Ekinci'nin yalnızca haber veren bir yayın olmadığını, millî düşüncenin ve kamuoyunun oluşmasında da önemli bir işlev üstlendiğini ifade etti.
Çarlık Rusyası dönemindeki sansür ve kısıtlamalara rağmen farklı yayınların millî, siyasi, sosyal ve kültürel meseleleri gündeme taşıdığını belirten İlkin, özellikle “Molla Nasreddin” ekolünün gazeteciliğin toplumun sorunlarına ayna tutan güçlü bir platforma dönüşmesinde etkili olduğunu söyledi.
İlkin, Azerbaycan basınındaki ilk büyük kırılma noktasını ise basının yalnızca haber aktaran bir araç olmaktan çıkarak millî düşüncenin şekillenmesinde etkili bir güce dönüşmesi olarak tanımladı.
1918'de Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin kurulmasının basın tarihi açısından ikinci bir aşama olduğunu belirten İlkin, Cumhuriyet döneminin kısa sürmesine rağmen ifade ve düşünce özgürlüğü bakımından Azerbaycan basınında önemli bir iz bıraktığını ifade etti.
Sovyet döneminde medya kurumları ve profesyonel gazeteciliğin geliştiğini ancak basının ciddi ideolojik denetim altında bulunduğunu kaydeden İlkin, buna rağmen millî düşünceyi ve Azerbaycan dilini koruyan aydınların faaliyetlerinin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
1980’lerin sonu ve 1990’ların başının da önemli bir kırılma noktası olduğunu kaydeden gazeteci, şunları kaydetti:
“YAPAY ZEKÂ GAZETECİNİN SORUMLULUĞUNU ÜSTLENEMEZ”
İnternet ve sosyal medyanın geleneksel gazeteciliğin yerini tamamen aldığını düşünmediğini belirten İlkin, günümüzde farklı medya araçlarının aynı ekosistem içinde bütünleştiğini ifade etti.
Gazetecilerin artık yalnızca metin yazmakla yetinmemesi gerektiğini söyleyen İlkin, video, fotoğraf ve ses kullanabilen, canlı yayın yapabilen ve farklı platformlara uygun içerik üretebilen gazetecilere ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
Yapay zekânın da gazeteciliğin yeni araçlarından biri olduğunu ifade eden İlkin, "Metin hazırlama, veri analizi, çeviri, transkripsiyon ve görselleştirme gibi alanlarda gazetecilere yardımcı olabilir. Ancak gazetecinin sorumluluğunu ve mesleki etik anlayışını üstlenemez." dedi.
TÜRK DÜNYASI İÇİN ORTAK MEDYA ALANI ÇAĞRISI
Azerbaycan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin yalnızca siyasi ve ekonomik bağlarla sınırlı değerlendirilemeyeceğini belirten İlkin, medya ve iletişim alanındaki iş birliğinin de bu ilişkilerin önemli bir parçası olduğunu söyledi.
İki ülke arasındaki medya iş birliğinin son yıllarda daha kurumsal bir nitelik kazandığını ifade eden İlkin, bundan sonraki hedefin yalnızca bir ülkenin medyasında diğer ülke hakkında haber yayımlamak olmaması gerektiğini belirtti.
“Ortak bir bilgi ve iletişim alanı oluşturmalıyız” diyen İlkin, bunun için gazeteci değişimleri, ortak röportajlar, belgeseller, araştırmalar ve özel projelerin artırılması gerektiğini söyledi.
Azerbaycanlı gazetecilerin Türkiye'nin farklı bölgelerini, Türk gazetecilerin de Azerbaycan'ın farklı bölgelerini yerinde takip etmesinin önemine işaret eden İlkin, böylece toplumların birbirlerini yalnızca resmî açıklamalar üzerinden değil, doğrudan tanıma imkânı bulabileceğini ifade etti.
Ortak Türk dünyası gündeminin yalnızca siyasi meselelerle sınırlı tutulmaması gerektiğini vurgulayan İlkin, Türk dünyasının farklı ülkelerinde yaşayan insanların günlük hayatı, kültürü, bilimsel başarıları, gençleri, eğitimi ve teknoloji alanındaki gelişmelerinin de birbirlerine tanıtılması gerektiğini söyledi.
İlkin, Türk dünyası gazetecileri için sürekli bir medya platformunun kurulmasını da yararlı bulduğunu belirtti. Bu platformda yalnızca büyük medya kuruluşlarının değil, bağımsız gazetecilerin, genç medya temsilcilerinin, araştırmacıların ve yeni medya içerik üreticilerinin de yer alması gerektiğini ifade etti.
“DEZENFORMASYONA KARŞI ORTAK MÜCADELE EDİLMELİ”
Ortak Türk medya alanının yalnızca karşılıklı görüşleri destekleyen bir yapı olmaması gerektiğini belirten İlkin, profesyonel, güvenilir ve kaliteli bilgi üreten bir iletişim ortamının oluşturulmasının önemine dikkat çekti.
Dezenformasyona karşı ortak mücadele çağrısında bulunan İlkin, "Amaç yalnızca birbirimizin görüşlerini desteklemek değil, profesyonel, güvenilir ve kaliteli bilgi üreten ortak bir Türk medya alanı oluşturmaktır. Çünkü kendi hikâyemizi biz anlatmazsak, başkaları bizim hakkımızda kendi hikâyelerini anlatacaktır. Azerbaycan ve Türkiye bu sürecin öncüleri olabilir. Ben bu iş birliğinin gelecekte Türk dünyasının ortak bilgi alanının temel sütunlarından biri olacağına inanıyorum." ifadelerini kullandı.
"TARİH YALNIZCA KİTAPLARDA DEĞİL, İNSANLARIN HATIRALARINDA VE GAZETE SAYFALARINDA DA YAŞAR"
İlkin, Kırım Tatarlarının tarihinin Türk dünyasında basının ve sözün gücünü gösteren önemli örneklerden biri olduğunu belirtti. İsmail Bey Gaspıralı'nın “Tercüman” gazetesinin yalnızca Kırım'da değil, Rusya İmparatorluğu'nda yaşayan Türk ve Müslüman halkların aydınlanmasında ve birbirine yakınlaşmasında önemli rol oynadığını söyleyen İlkin, "Bu nedenle Kırım Tatarlarının basın tarihini Türk dünyasının ortak düşünce ve söz tarihinin bir parçası olarak görüyorum." dedi.
1944 Sürgünü'nün Kırım Tatarlarının hafızasında derin izler bıraktığını ifade eden İlkin, kimlik, dil ve tarihî hafızanın korunması mücadelesinin uzun yıllar sürdüğünü belirtti. “Lenin Bayrağı” gibi yayınların bütün kısıtlamalara rağmen bu hafızanın korunmasına katkı sağladığını söyleyen İlkin, "Gazeteciliğin burada gerçek misyonu ortaya çıkıyor: Tarih yalnızca kitaplarda değil, insanların hatıralarında, röportajlarında, fotoğraflarında, belgelerinde ve gazete sayfalarında da yaşar. Bu nedenle Kırım Tatarlarının sesini dünyaya duyurmak konusunda Azerbaycan ve Türk dünyası medyasına büyük sorumluluk düşüyor." şeklinde konuştu.
“KIRIM TATARLARINI YALNIZCA TRAJEDİLER ÜZERİNDEN ANLATMAMALIYIZ”
Kırım Tatarlarının yalnızca sürgün ve trajediler üzerinden anlatılmaması gerektiğini belirten İlkin, şöyle devam etti:
Genç gazetecilere Kırım'ı yalnızca bir coğrafya olarak değil, büyük bir Türk kültür havzası olarak öğrenmeleri çağrısında bulunan İlkin, İsmail Bey Gaspıralı'yı, Cengiz Dağcı'yı, Kırım Tatar edebiyatını, millî basın tarihini, sürgünü ve vatana dönüş mücadelesini araştırmanın önemine işaret etti.
Türk dünyası medyasının farklı coğrafyalardaki halkların tarihini, kültürünü ve güncel yaşamını sürekli gündemde tutması gerektiğini söyleyen İlkin, şu ifadeleri kullandı:
“SİZİN SESİNİZ TÜRK DÜNYASININ SESİDİR”
İlkin, son bölümde Kırım Tatarlarına yönelik mesajında ortak tarih, dil, kültür ve hafızanın Türk dünyasının en büyük zenginlikleri olduğunu vurguladı.
“Sizin sesiniz Türk dünyasının sesidir. Sizin hafızanız ortak hafızamızın bir parçasıdır. Diliniz, edebiyatınız ve kültürünüz ortak hazinemizin ayrılmaz unsurlarıdır” ifadelerini kullanan İlkin, gelecek kuşaklara yalnızca acıların değil, direncin, kültürün ve umudun da aktarılması gerektiğini söyledi.
Gazeteciliğin en önemli görevlerinden birinin unutulmak istenenleri hafızaya geri kazandırmak, sessizlerin sesini duyurmak ve gerçeği gelecek kuşaklara aktarmak olduğunu yineleyen İlkin, Türk dünyasına da ortak hafızayı koruma ve birbirini daha yakından tanıma çağrısında bulundu.
İlkin, Türk dünyasına yönelik son olarak şunları kaydetti:
Son Haberler