SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Kazak şair ve gazeteci Adayhan: Türk dünyasının ortak edebiyat alanına ihtiyacı var

Kazak edebiyatı ve basınının tanınmış isimlerinden şair ve gazeteci Amina Adayhan; gazetecilik ile edebiyatın kesiştiği noktaları, dijital çağda çocuk edebiyatının rolünü ve Türk dünyası arasındaki edebi entegrasyon ihtiyacını QHA'ya değerlendirdi. Türk halkları arasında kalıcı bir gönül köprüsü kurulması gerektiğini vurgulayan Adayhan, ortak bir edebi dolaşım alanı ve çeviri seferberliği çağrısında bulundu.

Haber Giriş Tarihi: 04.09.2026 13:44
Haber Güncellenme Tarihi: 04.09.2026 14:47
Kaynak: Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
Kazak şair ve gazeteci Adayhan: Türk dünyasının ortak edebiyat alanına ihtiyacı var

Şiir, nesir, çocuk edebiyatı ve basın alanındaki yetkin çalışmalarıyla dikkat çeken Kazak şair ve gazeteci Amina Adayhan, mesleki birikimini, yeni roman projesini ve Türk dünyasının edebi geleceği hakkındaki düşüncelerini Kırım Haber Ajansı (QHA) ile paylaştı.

Çocukluğundan itibaren sözün ve kitabın estetik ikliminde yetiştiğini belirten Adayhan, kalem tutmayı bir meslek olmanın ötesinde okuyucunun yüreğinde sorumluluk taşıyan bir eylem olarak gördüğünü ifade etti.

“GAZETECİLİK GERÇEĞİ GÖRMEYİ, ŞİİR GERÇEĞİN BIRAKTIĞI İZİ HİSSETMEYİ ÖĞRETTİ"

Amina Adayhan, edebiyatın kendisi için sonradan seçilmiş bir meslek değil, çocukluğundan beri gönlüne yakın bir dünya olduğunu ifade etti.

Gazeteciliğe başlamasıyla birlikte toplumu, insanları ve onların hayatlarını daha yakından tanıma fırsatı bulduğunu anlatan Adayhan, gazeteciliğin hayata yalnızca dışarıdan bakmayı değil, insanların sevinçleri ve acılarının içinde yürümeyi öğrettiğini söyledi.

“Gazetecilik bana gerçeği görmeyi öğretirken, şiir o gerçeğin insan yüreğinde bıraktığı izi hissetmeyi öğretti” diyen Adayhan, kalem tutmayı yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda sorumluluk olarak gördüğünü belirtti.

"İNSANA ÖZGÜ BÜTÜN DUYGULARIN KÖKLERİ BİR ŞEKİLDE AŞKLA BAĞLANTILIDIR"

“Kanatlı Mektuplar” ve “Yüreğimdeki Yakınım” adlı şiir kitaplarında aşk temasına geniş yer veren Adayhan, aşkı yalnızca iki insan arasındaki bir duygu olarak değerlendirmediğini söyledi.

Aşkın içinde özlem, pişmanlık, sadakat, bağışlama, kıskançlık ve umut gibi birçok duygunun bulunduğunu belirten Adayhan, "Yani insana özgü bütün duyguların kökleri bir şekilde aşkla bağlantılıdır. Bu nedenle aşkı şiirle anlatırken yalnızca sevgiyi değil, insanın iç dünyasını da anlatmaya çalışıyorum." ifadelerini kullandı.

İnsanın gerçek karakterinin çoğu zaman sevdiğinde, kaybettiğinde veya özlediğinde ortaya çıktığını dile getiren yazar, aşkın insanı hem zayıf hem de güçlü kılabildiğini söyledi.

Şiirlerindeki aşkın kusursuz ve masalsı bir duygu olmadığını vurgulayan Adayhan, bu şiirlerde hayatın farklı hâllerinin yer aldığını belirterek, “Bazen sevinç, bazen yalnızlık, bazen de sessizce bekleyiş var. Bu nedenle okuyucu kendi duygusunu başka birinin şiirinde bulabiliyorsa, bunun bir şair için bundan daha büyük bir mutluluk olmadığını düşünüyorum” dedi.

“ERKEK KIZ” KADINLARIN GÖRÜNMEYEN MÜCADELESİNİ ANLATIYOR

Adayhan, üzerinde çalıştığı “Erkek Kız” adlı romanında eşinden ayrılmış ve hayatın ağır yükünü büyük ölçüde tek başına omuzlayan kadınların hayatlarını ele aldığını anlattı.

Romanın kendisi için sıradan bir eser olmadığını belirten Adayhan, Erkek Kız'ın kadınların kaderi üzerine duyduğu içsel bir düşünceden doğduğunu ifade etti.

Dışarıdan güçlü görünen ve ailenin bütün yükünü tek başına taşıyan çok sayıda kadın bulunduğunu söyleyen Adayhan, çocuk yetiştirmenin yanı sıra geçim yükü, maddi sorumluluklar ve kimi zaman toplum baskısıyla mücadele eden kadınların görünmeyen hayatlarına dikkat çekmek istediğini belirtti.

Erkek Kız aracılığıyla kadını acınacak bir karakter olarak göstermek istemediğini kaydeden yazar şöyle devam etti:

Aksine, onun içindeki gücü, hayat mücadelesini, sevilme ve mutlu olma hakkını göstermek istiyorum. Vermek istediğim temel mesaj şu: Bir kadının güçlü olması, bütün yükleri tek başına taşımak zorunda olduğu anlamına gelmez.

ÇOCUK EDEBİYATINDA MİLLÎ KİMLİK VE DİJİTAL DÜNYA DENGESİ

Çağdaş çocuk edebiyatının dijital çağda büyüyen yeni neslin ihtiyaçlarını dikkate alması gerektiğini belirten Adayhan, günümüz çocuklarının geçmiş kuşaklardan farklı bir bilgi ortamında yetiştiğini söyledi.

Telefon, sosyal medya ve çeşitli dijital platformların çocukların dünya görüşü üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu ifade eden Adayhan, çocuk edebiyatının görevinin çocukları dijital dünyadan koparmak olmadığını vurgulayarak, “Günümüz çocuk edebiyatının görevi, çocuğu dijital dünyadan koparmak değil. Aksine, o dünyayla birlikte yaşayabilen fakat kim olduğunu unutmayan bir nesil yetiştirmektir” değerlendirmesinde bulundu.

Millî değerlerin çocuklara kuru öğütlerle değil, ilgi çekici hikâyeler, çağdaş karakterler ve samimi duygularla aktarılması gerektiğini belirten Adayhan, çocukların kendi edebiyatlarında kendi dünyalarını görebilmesinin önemine dikkat çekti.

Bir Kazak çocuğunun kendi edebiyatını okuduğunda, “Bu benim dünyam” diyebilmesi gerektiğine işaret eden yazar şunları kaydetti:

Millî kimlik ile dünyaya açık olmak birbirine zıt değildir. Kökleri derin olan ağacın dalları daha yükseğe ulaşır. Çocuk da kendi dilini, tarihini ve kültürünü ne kadar iyi bilirse dünyayı o kadar özgürce tanıyabilir.

“GAZETENİN KÂĞIDI DEĞİŞEBİLİR, GERÇEK SÖZ DEĞİŞMEMELİ”

Kazak basınının tarih boyunca toplumdaki değişimlerle birlikte şekillendiğini belirten Adayhan, Türkistan Vilayeti Gazetesi'nden başlayarak millî yayınlara, Sovyet dönemindeki basından bağımsızlık yıllarındaki medya ortamına uzanan sürecin Kazak toplumunun düşünce ve bilinç tarihinin bir parçası olduğunu söyledi.

Günümüzde bilginin yayılma hızının geçmişle kıyaslanamayacak seviyeye ulaştığını ifade eden Adayhan, okuyucunun artık gazeteyi beklemek yerine habere anında telefonundan ulaşabildiğini anımsattı.

Bu durumun medya için hem önemli bir imkân hem de büyük bir sorumluluk taşıdığını söyleyen Adayhan, Kazakça yayınlar arasındaki rekabetin de yüksek olduğunu ifade etti.

Millî basının yalnızca bilgi aktaran bir alan olmaması gerektiğini vurgulayan yazar, nitelikli düşünce oluşturan, dilin itibarını yükselten ve toplumun kültürel seviyesine katkı sağlayan bir medya anlayışına ihtiyaç olduğunu belirtti.

Amina Adayhan, “Gazetenin kâğıdı değişebilir, platformu değişebilir. Fakat onun en temel değeri olan gerçek söz ve profesyonel gazetecilik varlığını sürdürmelidir” dedi.

“GAZETECİLİK HAYATIN GERÇEĞİ, EDEBİYAT O GERÇEĞİN YÜREKTEKİ YANKISIDIR”

Gazetecilik ve edebiyatın yaratıcı yolculuğunda birbirini beslediğini söyleyen Adayhan, gazeteciliğin kendisine insanları dinlemeyi, edebiyatın ise insanların söylemediklerini hissetmeyi öğrettiğini ifade etti.

Gazeteci olarak toplumdaki farklı sorunlara ve insanların hayatlarına tanıklık ettiğini belirten Adayhan, bazen bir insanın hayatındaki küçük bir olayın bile büyük bir eserin doğmasına vesile olabileceğini söyledi.

Edebiyatın gazetecilik anlayışını da etkilediğini belirten Adayhan, gazetecilik metinlerinde insanın hayatını ve duygularını kaybetmemeye önem verdiğini dile getirdi.

Adayhan, iki alan arasındaki bağı şu sözlerle anlattı:

Benim için gazetecilik hayatın gerçeğiyse, edebiyat o gerçeğin yürekteki yankısıdır.

TÜRK DÜNYASINDA EN BÜYÜK KÖPRÜ: ÇEVİRİ

Türk halklarının edebî ilişkilerinin güçlü tarihî köklere sahip olduğunu belirten Adayhan, buna rağmen günümüzde farklı edebî çevrelerin birbirine her zaman yeterince ulaşamadığını söyledi.

Türkiye'deki bir yazarın Kazakistan'daki yeni edebî gelişmeleri, Kazakistan'daki bir okuyucunun ise Kırım Tatarlarının günümüz edebiyatını yeterince tanımıyor olabileceğini ifade eden Adayhan, bu noktada çevirinin önemli bir işlev üstlendiğini vurgulayarak şunları kaydetti:

Bence buradaki en büyük köprü çeviridir. Kazak bir şairin şiiri Türkçeye çevrilip Türkiye'deki okuyucuya ulaştığında bu yalnızca edebî bir çeviri değildir; aynı zamanda iki halkın yüreğini birbirine bağlayan bir köprüdür.nBen de şu anda Kazak şairlerini Türkçeye çevirmek ve Kazak ile Türk yazarlarını bir araya getirmek amacıyla çeşitli projeler yürütüyorum. “ZÜHAL” adlı Kazak-Türk şairlerinin uluslararası şiir antolojisini hazırlamamızın temel amaçlarından biri de budur. Benim hayalim, Kırım'dan Anadolu'ya, Kazakistan'dan Azerbaycan'a kadar Türk dünyasının şair ve yazarlarının birbirlerinin eserlerini okuduğu bir edebî ortam oluşturmaktır. Türk dünyasının ortak büyük bir edebiyat alanına ihtiyacı var.

"BİRBİRİMİZİ YALNIZCA TARİH ARACILIĞIYLA DEĞİL, KÜLTÜR VE EDEBİYAT ARACILIĞIYLA DA TANIMALIYIZ"

Kültürel ilişkilerin yalnızca tarihî bağlar üzerinden değil, günümüz edebiyatı ve sanatı aracılığıyla da geliştirilmesi gerektiğini belirten yazar, "Kırım ile Kazakistan'ın, Kırım Tatarları ile Kazak halkının tarihinde karşılıklı yakınlığın ve kardeşliğin kökleri derindir. Birbirimizi yalnızca tarih aracılığıyla değil, günümüz kültürü ve edebiyatı aracılığıyla da tanımalıyız." dedi.

Röportajın son bölümünde Türk dünyasına seslenen Amina Adayhan, şu ifadeleri kullandı:

Bizi birbirimizden ayıran sınırlar var; fakat yüreklerimizi birbirinden ayıran sınırlar olmamalı. Dillerimiz farklı biçimlerde söylenebilir, edebiyatlarımızın kendine özgü renkleri olabilir, tarihimizin her dönemi farklı yaşanmış olabilir. Ancak bizi birleştiren ortak bir ruh, ortak bir kültürel hafıza ve ortak değerler var. Ben edebiyatı, bu ortak ruhu birbirine bağlayan en güçlü köprülerden biri olarak görüyorum. Bugün birbirimizin şiirlerini çevirir, kitaplarını okur, şairlerini tanıtırsak, yarın bu bağı çocuklarımız sürdürecektir. Bu nedenle Türk dünyasına dileğim şudur: Köklerimizi unutmadan dünyaya birlikte açılmak. Kırım'dan Anadolu'ya, Anadolu'dan Kazakistan'a, Kazakistan'dan Azerbaycan'a kadar Türk dünyasının sesi birbirine ulaşsın. Edebiyatımız yaşasın, dilimiz güçlü olsun, tarihimiz nesillerin hafızasında sonsuza dek varlığını sürdürsün.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.