Kayhan Karaca: Avrupa'da aşırı sağın yükselişi Ukrayna açısından korkunç olabilir
Kayhan Karaca: Avrupa'da aşırı sağın yükselişi Ukrayna açısından korkunç olabilir
NTV Strazburg Temsilcisi Kayhan Karaca, Avrupa'daki ekonomik ve siyasi gelişmeleri, Trump yönetiminin Avrupa-ABD ilişkilerine etkisini, NATO'nun geleceğini ve Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Avrupa üzerindeki sonuçlarını değerlendirdi. Avrupa'nın ABD'ye bağımlılığını sürdürmesinin stratejik açıdan sorun oluşturduğunu belirten Karaca, Avrupa ülkelerinin kendi savunmalarını nasıl sağlayacaklarına karar vermeleri gerektiğini söyledi.
Haber Giriş Tarihi: 06.11.2026 20:22
Haber Güncellenme Tarihi: 06.11.2026 21:29
Kaynak:
Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
Mustafa KOÇYEGİT QHA Ankara
Avrupa'da son dönemde yaşanan ekonomik ve siyasi gelişmeler, kıtanın güvenlik politikaları ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile ilişkilerindeki belirsizlikleri yeniden gündeme taşıdı. Fransa'da başlayarak diğer Avrupa ülkelerine yayılan protestolar, ABD Başkanı Donald Trump'ın ara seçimlerde aldığı yenilginin etkisi ve Ukrayna-Rusya Savaşı, Avrupa'nın geleceğine ilişkin tartışmaların başlıca gündem maddeleri arasında yer alıyor.
NTV Strazburg Temsilcisi Kayhan Karaca, Kırım Haber Ajansına (QHA) verdiği röportajda Avrupa'daki gelişmeleri değerlendirdi. Avrupa'da yaşanan ekonomik ve toplumsal sorunların uzun yıllara dayandığını belirten Karaca, kıtanın ABD'ye olan güvenlik bağımlılığının da Avrupa'nın geleceği açısından önemli bir mesele olduğunu ifade etti.
AVRUPA'DAKİ PROTESTOLARIN ARKASINDA EKONOMİK VE SİYASİ KRİZ VAR
Avrupa'da yaşanan protestoların bir anda ortaya çıkmadığını belirten Karaca, Avrupa'daki ekonomik ve siyasi sorunların birbirini beslediğini belirterek, “Bu kriz bir günde patlak vermedi. Birkaç haftanın sonucu değil. Son 10 yılın sonucu diyebiliriz en azından.” ifadelerini kullandı.
Özellikle Batı Avrupa ülkelerinde ekonomik sorunların dar gelirli kesimleri giderek daha fazla zorladığını kaydeden Karaca, düşük ekonomik büyüme oranlarının borçlanmayı artırdığını ve kamu yatırımlarını azalttığını ifade etti.
Avrupa ülkelerinde işsizliğin çok yüksek olmadığını belirten Karaca, buna karşılık enflasyon ve akaryakıt fiyatlarındaki artışın vatandaşların satın alma gücünü düşürdüğüne dikkat çekti. Maaşların enflasyonla aynı oranda artmamasının ekonomik baskıyı daha görünür hâle getirdiğini dile getiren Karaca, sendikaların ve öğrencilerin bu nedenle sokaklara çıktığını söyledi.
Protestoların yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamayacağını belirten Karaca, Avrupa'da siyasi huzursuzluğun da giderek arttığını kaydetti. Siyasi sistemlerin gelişen teknolojilere ve değişen toplumsal koşullara uyum sağlamakta zorlandığını ifade eden Karaca, mevcut liberal demokrat ve kapitalist ideolojinin yaşanan krizler karşısında kendisini yenileyemediğini değerlendirdi.
Fransa'nın Avrupa'daki toplumsal hareketler açısından özel bir konuma sahip olduğunu belirten Karaca, “Fransa, Avrupa'nın laboratuvarı olarak adlandırabileceğimiz bir ülke. Bu son 200 yıldır böyle” dedi.
Fransa'da yaşanan gelişmelerin tarihsel olarak diğer Avrupa ülkelerine de yansıdığını söyleyen Karaca, öğrenci eylemlerinin Belçika, İtalya, Almanya ve başka ülkelere de yayıldığını anımsattı.
Fransa'daki lise ve üniversite öğrencilerinin eğitim sektörüne daha fazla yatırım yapılmasını istediğini belirten Karaca, ancak Fransa'nın mevcut borç yükü nedeniyle hükûmetin bu miktarı karşılamasının mümkün görünmediğini söyledi.
İşçi sendikalarının ise satın alma gücünün iyileştirilmesi amacıyla asgari ücretin artırılmasını talep ettiğini belirten Karaca, Fransa'da net asgari ücretin yaklaşık bin 500 avro olduğunu ve sendikaların bu miktarın 200-300 avro artırılmasını istediğini kaydetti.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un 2022 seçimlerinin ardından parlamentoda mutlak çoğunluğu elde edemediğini hatırlatan Karaca, bu durumun hükûmetin reform programını uygulamasını zorlaştırdığını ifade etti.
TRUMP'IN ARA SEÇİM SONUCU AVRUPA İÇİN TAM ANLAMIYLA OLUMLU DEĞİL
ABD'deki ara seçim sonuçlarının ilk bakışta Avrupa açısından olumlu görünebileceğini belirten Karaca, daha yakından değerlendirildiğinde tablonun farklılaşabileceğini söyledi.
Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminden itibaren Avrupa ile ilişkileri zedelediğini ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenen Atlantik ittifakına zarar verdiğini belirten Karaca, Avrupa'nın küresel bir aktör olabilmesi için ABD'ye ihtiyaç duyduğunu ifade etti.
Karaca, Avrupa'nın ABD'ye olan bağımlılığını şu sözlerle anlattı:
Avrupa'nın var olması için Amerika Birleşik Devletleri'ne ihtiyacı var. Amerika Birleşik Devletleri'nin yanında olmayan bir Avrupa'nın şu an için ayakta durması ya da küresel bir aktör olması çok çok zor.
Avrupa'nın bugüne kadar küresel aktör rolünü büyük ölçüde ABD ile birlikte hareket ederek üstlendiğini kaydeden Karaca, Vaşington yönetiminin önceliklerini değiştirmesinin Avrupa'da ciddi belirsizlik yarattığını söyledi.
ABD'de Demokratların Kongrede çoğunluğu elde etmesinin Trump'ı iç politikada zorlayabileceğini belirten Karaca, bunun sonucunda Trump yönetiminin dış politikaya daha fazla ağırlık verebileceğine yönelik değerlendirmelerin bulunduğunu aktardı.
Ancak böyle bir gelişmenin Avrupa'nın çıkarlarına hizmet edip etmeyeceğinin belirsiz olduğunu vurgulayan Karaca, Trump'ın siyasi tutumundaki değişkenliğe dikkat çekti. “Bugün söylediğini yarın inkâr edebilen, iki gün sonra bambaşka bir şey yapan bir Amerika Birleşik Devletleri başkanından söz ediyoruz.” diyen Karaca, Avrupa'nın Trump'ın ara seçimlerde yaşadığı siyasi gerilemenin ardından otomatik olarak rahatlayacağını düşünmenin doğru olmayacağını ifade etti.
Karaca, Avrupa medyasında yapılan değerlendirmelerde Avrupa'nın artık kendi başının çaresine bakması ve ABD'ye kesinlikle güvenmemesi gerektiği yönündeki görüşlerin öne çıktığını ifade etti.
NATO'NUN ORTADAN KALKMASI KISA VADEDE BEKLENMEMELİ
NATO'nun geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Karaca, ABD'nin ittifaktan çekilmesinin mevcut koşullar altında kolay gerçekleşebilecek bir gelişme olmadığını söyledi.
NATO'nun öncelikle Avrupa'nın güvenliği için var olduğunu ve Avrupa'nın güvenliğinin ABD'nin de çıkarına olduğunu belirten Karaca, Avrupa'nın ekonomik, ticari ve stratejik önemini koruduğunu ifade etti.
Dünyadaki jeopolitik eksenin giderek Asya'ya, Pasifik Havzası'na ve Hint Okyanusu'na doğru kaydığını belirten Karaca, buna rağmen Avrupa'nın ABD açısından önemini sürdürdüğünü kaydetti.
NATO'nun sıradan bir savunma örgütü olmadığının altını çizen Karaca, hem Avrupalı ülkelerin hem ABD'nin hem de Kanada'nın ittifaka ihtiyaç duyduğunu söyledi. Türkiye'nin de NATO'ya ihtiyaç duyduğunu belirten Karaca, "NATO'nun zarar görmesi, NATO'nun üyesi olan hiçbir ülkenin işine gelmez" değerlendirmesinde bulundu.
NATO'nun ortadan kalkabilmesi için yerine başka bir güvenlik yapılanmasının hazırlanması gerektiğini vurgulayan Karaca, bunun yeni bir askerî doktrin oluşturulmasını gerektireceğini ve böyle bir sürecin yıllar alacağını belirtti.
Avrupa ülkelerinin kendi savunmalarını nasıl sağlayacaklarına karar vermeleri gerektiğini söyleyen Karaca, NATO içerisinde daha özerk ve güçlü bir Avrupa kanadının oluşturulmasının da seçenekler arasında bulunduğunu dile getirdi.
Ancak Avrupa ülkelerinin bu konuları tartışmaktan kaçındığını belirten Karaca, savunma alanında kıta içerisinde önemli farklılıklar bulunduğuna dikkat çekti.
Her Avrupa ülkesinin gelişmiş bir savunma sanayisine veya güçlü silahlı kuvvetlere sahip olmadığını belirten Karaca, bazı Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin hava kuvvetlerinin dahi bulunmadığını söyledi.
AB içerisinde nükleer güce sahip tek ülkenin Fransa olduğunu belirten Karaca, uçak gemisine sahip ülkelerin ise Fransa ve İtalya olduğunu ifade etti. Avrupa'nın kendi savunmasını oluşturabilmesi için öncelikle bu kapasite farklılıklarını aşması gerektiğini kaydetti.
Avrupa'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ABD'nin güvenlik şemsiyesi altında bulunduğunu belirten Karaca, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin de bu güvenlik yapılanmasına dahil olduğunu söyledi.
Bir ülkenin savunmasını başka bir ülkeye teslim etmesinin kendi kaderini de o ülkeye bırakması anlamına geldiğini ifade eden Karaca, şu değerlendirmeyi yaptı:
Savunmanızı siz başka bir ülkeye teslim ediyorsanız kaderinizi o ülkeye teslim ediyorsunuz anlamına gelir.
Karaca, Trump yönetiminin politikalarının Avrupa ülkelerini hazırlıksız yakaladığını dile getirdi.
Karaca, Trump'ın Grönland'a yönelik açıklamalarına ve AB ülkelerine uyguladığı gümrük tarifelerine dikkat çekerek Avrupa'nın bu gelişmelere karşı yeterince güçlü tepki gösteremediğini belirtti. "Birkaç siyasi demeç dışında Avrupa Birliği'nin gerçek anlamda böyle çok sert tepki verdiğini görmedik. Çünkü veremiyor." diyen Karaca, AB ülkelerinin ABD'den yüzde 15 gümrük tarifesi uygulanmasını kabul etmesini de bu durumun bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Trump yönetiminin AB içerisindeki siyasi bölünmüşlükten yararlandığını savunan Karaca, bazı hükûmetlerin ideolojik açıdan Brüksel'den çok Trump yönetimine yakın olduğunu söyledi.
Avrupa'daki aşırı sağcı ve popülist hareketlerin Trump yönetimi tarafından desteklendiğini belirten Karaca, Fransa'da Marine Le Pen, Hollanda'da Geert Wilders, Almanya'da AfD ve İtalya'da Giorgia Meloni'yi örnek gösterdi.
Bu siyasi hareketlerin AB'nin temel değerleriyle çatıştığını ifade eden Karaca, Trump yönetiminin AB'ye yönelik yaklaşımını, “Donald Trump, Avrupa Birliği'ni Avrupa Birliği yapan bütün değerlere savaş ilan etmiş durumda.” sözleriyle değerlendirdi.
Avrupa'nın geleceği açısından seçimlerin belirleyici olabileceğini kaydeden Karaca, İspanya, Fransa ve İtalya gibi ülkelerdeki seçimlerin yanı sıra Almanya'da erken genel seçim ihtimalinin de önem taşıdığını söyledi.
Özellikle Almanya ve Fransa'nın AB'nin öncü ülkeleri olduğuna dikkat çeken Karaca, "Bu iki ülkeden birinde aşırı sağın iktidara gelmesi Ukrayna açısından korkunç sonuçlar doğurabilir" ifadelerini kullandı.
Avrupa'daki aşırı sağcı hareketlerin Ukrayna'ya yapılan yardımların durdurulmasını savunduğunu ifade eden Karaca, bu çevrelerin savaş nedeniyle kendi ülkelerinin bütçelerinden daha fazla kaynak ayrılmasını istemediklerini söyledi.
Bu söylemlerin iktidara gelinmesi durumunda ne ölçüde hayata geçirileceğinin henüz bilinmediğini belirten Karaca, ancak böyle bir yaklaşımın Avrupa ülkelerinin bugüne kadar izlediği politikalar açısından ciddi bir sorun oluşturacağını değerlendirdi.
AİHM KARARLARININ UYGULANMASI SAVAŞIN SONUNA BAĞLI
Strazburg'da bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Rusya konusundaki kararlarını da değerlendiren Karaca, Rusya'nın Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkarılmasının sonuçlarına dikkat çekti.
Rusya'nın 1996 yılından bu yana Avrupa Konseyi üyesi olduğunu hatırlatan Karaca, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırısının ardından Mart 2022'de Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkarıldığını belirtti.
Karaca, Rus hükûmetinin bu gelişmenin ardından Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkarıldığı için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamayacağını açıkladığını aktardı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Ukrayna vatandaşları ve Ukrayna devleti tarafından Rusya Federasyonu'na karşı açılan davalarda önemli kararlar verdiğini belirten Karaca, bu kararların bağlayıcı nitelik taşıdığını ifade etti.
Öte yandan Rusya'nın Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkarılması nedeniyle söz konusu kararların uygulanmasının önünde ciddi engeller bulunduğunu kaydeden Karaca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kuruluşundan bu yana benzeri bir durumun yaşanmadığını söyledi.
Mahkeme kararlarının uygulanmasının denetiminden Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin sorumlu olduğunu hatırlatan Karaca, Rusya hakkındaki kararların gelecekte uygulanabilmesi için savaşın sona ermesi gerektiğine yönelik iki olasılığın tartışıldığını belirtti.
İlk olasılığın, Ukrayna hükûmetinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını Rusya ile yürütülecek barış müzakerelerinde gündeme getirmesi olduğunu söyleyen Karaca, bu kapsamda bireysel ve devletler arası davalara ilişkin kararların müzakere masasına taşınabileceğini ifade etti.
İkinci olasılığın ise savaşın sona ermesinin ardından Rusya'nın Avrupa Konseyi üyeliğine yeniden başvurması olduğunu belirten Karaca, böyle bir durumda başvurunun değerlendirilmesi sırasında Ukrayna'nın ve Rusya'nın diğer komşu ülkelerinin tutumunun belirleyici olabileceğini kaydetti.
Baltık ülkeleri başta olmak üzere Rusya'nın komşularının böyle bir üyeliğe nasıl yaklaşacağının o günkü siyasi koşullara bağlı olacağını belirten Karaca, Rusya'nın Avrupa Konseyine yeniden kabul edilmesinin kolay bir süreç olmayabileceğine işaret etti.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Kayhan Karaca: Avrupa'da aşırı sağın yükselişi Ukrayna açısından korkunç olabilir
NTV Strazburg Temsilcisi Kayhan Karaca, Avrupa'daki ekonomik ve siyasi gelişmeleri, Trump yönetiminin Avrupa-ABD ilişkilerine etkisini, NATO'nun geleceğini ve Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Avrupa üzerindeki sonuçlarını değerlendirdi. Avrupa'nın ABD'ye bağımlılığını sürdürmesinin stratejik açıdan sorun oluşturduğunu belirten Karaca, Avrupa ülkelerinin kendi savunmalarını nasıl sağlayacaklarına karar vermeleri gerektiğini söyledi.
Mustafa KOÇYEGİT
QHA Ankara
Avrupa'da son dönemde yaşanan ekonomik ve siyasi gelişmeler, kıtanın güvenlik politikaları ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile ilişkilerindeki belirsizlikleri yeniden gündeme taşıdı. Fransa'da başlayarak diğer Avrupa ülkelerine yayılan protestolar, ABD Başkanı Donald Trump'ın ara seçimlerde aldığı yenilginin etkisi ve Ukrayna-Rusya Savaşı, Avrupa'nın geleceğine ilişkin tartışmaların başlıca gündem maddeleri arasında yer alıyor.
NTV Strazburg Temsilcisi Kayhan Karaca, Kırım Haber Ajansına (QHA) verdiği röportajda Avrupa'daki gelişmeleri değerlendirdi. Avrupa'da yaşanan ekonomik ve toplumsal sorunların uzun yıllara dayandığını belirten Karaca, kıtanın ABD'ye olan güvenlik bağımlılığının da Avrupa'nın geleceği açısından önemli bir mesele olduğunu ifade etti.
AVRUPA'DAKİ PROTESTOLARIN ARKASINDA EKONOMİK VE SİYASİ KRİZ VAR
Avrupa'da yaşanan protestoların bir anda ortaya çıkmadığını belirten Karaca, Avrupa'daki ekonomik ve siyasi sorunların birbirini beslediğini belirterek, “Bu kriz bir günde patlak vermedi. Birkaç haftanın sonucu değil. Son 10 yılın sonucu diyebiliriz en azından.” ifadelerini kullandı.
Özellikle Batı Avrupa ülkelerinde ekonomik sorunların dar gelirli kesimleri giderek daha fazla zorladığını kaydeden Karaca, düşük ekonomik büyüme oranlarının borçlanmayı artırdığını ve kamu yatırımlarını azalttığını ifade etti.
Avrupa ülkelerinde işsizliğin çok yüksek olmadığını belirten Karaca, buna karşılık enflasyon ve akaryakıt fiyatlarındaki artışın vatandaşların satın alma gücünü düşürdüğüne dikkat çekti. Maaşların enflasyonla aynı oranda artmamasının ekonomik baskıyı daha görünür hâle getirdiğini dile getiren Karaca, sendikaların ve öğrencilerin bu nedenle sokaklara çıktığını söyledi.
Protestoların yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamayacağını belirten Karaca, Avrupa'da siyasi huzursuzluğun da giderek arttığını kaydetti. Siyasi sistemlerin gelişen teknolojilere ve değişen toplumsal koşullara uyum sağlamakta zorlandığını ifade eden Karaca, mevcut liberal demokrat ve kapitalist ideolojinin yaşanan krizler karşısında kendisini yenileyemediğini değerlendirdi.
Fransa'nın Avrupa'daki toplumsal hareketler açısından özel bir konuma sahip olduğunu belirten Karaca, “Fransa, Avrupa'nın laboratuvarı olarak adlandırabileceğimiz bir ülke. Bu son 200 yıldır böyle” dedi.
Fransa'da yaşanan gelişmelerin tarihsel olarak diğer Avrupa ülkelerine de yansıdığını söyleyen Karaca, öğrenci eylemlerinin Belçika, İtalya, Almanya ve başka ülkelere de yayıldığını anımsattı.
Fransa'daki lise ve üniversite öğrencilerinin eğitim sektörüne daha fazla yatırım yapılmasını istediğini belirten Karaca, ancak Fransa'nın mevcut borç yükü nedeniyle hükûmetin bu miktarı karşılamasının mümkün görünmediğini söyledi.
İşçi sendikalarının ise satın alma gücünün iyileştirilmesi amacıyla asgari ücretin artırılmasını talep ettiğini belirten Karaca, Fransa'da net asgari ücretin yaklaşık bin 500 avro olduğunu ve sendikaların bu miktarın 200-300 avro artırılmasını istediğini kaydetti.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un 2022 seçimlerinin ardından parlamentoda mutlak çoğunluğu elde edemediğini hatırlatan Karaca, bu durumun hükûmetin reform programını uygulamasını zorlaştırdığını ifade etti.
TRUMP'IN ARA SEÇİM SONUCU AVRUPA İÇİN TAM ANLAMIYLA OLUMLU DEĞİL
ABD'deki ara seçim sonuçlarının ilk bakışta Avrupa açısından olumlu görünebileceğini belirten Karaca, daha yakından değerlendirildiğinde tablonun farklılaşabileceğini söyledi.
Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminden itibaren Avrupa ile ilişkileri zedelediğini ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenen Atlantik ittifakına zarar verdiğini belirten Karaca, Avrupa'nın küresel bir aktör olabilmesi için ABD'ye ihtiyaç duyduğunu ifade etti.
Karaca, Avrupa'nın ABD'ye olan bağımlılığını şu sözlerle anlattı:
Avrupa'nın bugüne kadar küresel aktör rolünü büyük ölçüde ABD ile birlikte hareket ederek üstlendiğini kaydeden Karaca, Vaşington yönetiminin önceliklerini değiştirmesinin Avrupa'da ciddi belirsizlik yarattığını söyledi.
ABD'de Demokratların Kongrede çoğunluğu elde etmesinin Trump'ı iç politikada zorlayabileceğini belirten Karaca, bunun sonucunda Trump yönetiminin dış politikaya daha fazla ağırlık verebileceğine yönelik değerlendirmelerin bulunduğunu aktardı.
Ancak böyle bir gelişmenin Avrupa'nın çıkarlarına hizmet edip etmeyeceğinin belirsiz olduğunu vurgulayan Karaca, Trump'ın siyasi tutumundaki değişkenliğe dikkat çekti. “Bugün söylediğini yarın inkâr edebilen, iki gün sonra bambaşka bir şey yapan bir Amerika Birleşik Devletleri başkanından söz ediyoruz.” diyen Karaca, Avrupa'nın Trump'ın ara seçimlerde yaşadığı siyasi gerilemenin ardından otomatik olarak rahatlayacağını düşünmenin doğru olmayacağını ifade etti.
Karaca, Avrupa medyasında yapılan değerlendirmelerde Avrupa'nın artık kendi başının çaresine bakması ve ABD'ye kesinlikle güvenmemesi gerektiği yönündeki görüşlerin öne çıktığını ifade etti.
NATO'NUN ORTADAN KALKMASI KISA VADEDE BEKLENMEMELİ
NATO'nun geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Karaca, ABD'nin ittifaktan çekilmesinin mevcut koşullar altında kolay gerçekleşebilecek bir gelişme olmadığını söyledi.
NATO'nun öncelikle Avrupa'nın güvenliği için var olduğunu ve Avrupa'nın güvenliğinin ABD'nin de çıkarına olduğunu belirten Karaca, Avrupa'nın ekonomik, ticari ve stratejik önemini koruduğunu ifade etti.
Dünyadaki jeopolitik eksenin giderek Asya'ya, Pasifik Havzası'na ve Hint Okyanusu'na doğru kaydığını belirten Karaca, buna rağmen Avrupa'nın ABD açısından önemini sürdürdüğünü kaydetti.
NATO'nun sıradan bir savunma örgütü olmadığının altını çizen Karaca, hem Avrupalı ülkelerin hem ABD'nin hem de Kanada'nın ittifaka ihtiyaç duyduğunu söyledi. Türkiye'nin de NATO'ya ihtiyaç duyduğunu belirten Karaca, "NATO'nun zarar görmesi, NATO'nun üyesi olan hiçbir ülkenin işine gelmez" değerlendirmesinde bulundu.
NATO'nun ortadan kalkabilmesi için yerine başka bir güvenlik yapılanmasının hazırlanması gerektiğini vurgulayan Karaca, bunun yeni bir askerî doktrin oluşturulmasını gerektireceğini ve böyle bir sürecin yıllar alacağını belirtti.
Avrupa ülkelerinin kendi savunmalarını nasıl sağlayacaklarına karar vermeleri gerektiğini söyleyen Karaca, NATO içerisinde daha özerk ve güçlü bir Avrupa kanadının oluşturulmasının da seçenekler arasında bulunduğunu dile getirdi.
Ancak Avrupa ülkelerinin bu konuları tartışmaktan kaçındığını belirten Karaca, savunma alanında kıta içerisinde önemli farklılıklar bulunduğuna dikkat çekti.
Her Avrupa ülkesinin gelişmiş bir savunma sanayisine veya güçlü silahlı kuvvetlere sahip olmadığını belirten Karaca, bazı Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin hava kuvvetlerinin dahi bulunmadığını söyledi.
AB içerisinde nükleer güce sahip tek ülkenin Fransa olduğunu belirten Karaca, uçak gemisine sahip ülkelerin ise Fransa ve İtalya olduğunu ifade etti. Avrupa'nın kendi savunmasını oluşturabilmesi için öncelikle bu kapasite farklılıklarını aşması gerektiğini kaydetti.
AVRUPA'NIN UKRAYNA'YA DESTEĞİ AŞIRI SAĞIN YÜKSELİŞİNDEN ETKİLENEBİLİR
Avrupa'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ABD'nin güvenlik şemsiyesi altında bulunduğunu belirten Karaca, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin de bu güvenlik yapılanmasına dahil olduğunu söyledi.
Bir ülkenin savunmasını başka bir ülkeye teslim etmesinin kendi kaderini de o ülkeye bırakması anlamına geldiğini ifade eden Karaca, şu değerlendirmeyi yaptı:
Karaca, Trump yönetiminin politikalarının Avrupa ülkelerini hazırlıksız yakaladığını dile getirdi.
Karaca, Trump'ın Grönland'a yönelik açıklamalarına ve AB ülkelerine uyguladığı gümrük tarifelerine dikkat çekerek Avrupa'nın bu gelişmelere karşı yeterince güçlü tepki gösteremediğini belirtti. "Birkaç siyasi demeç dışında Avrupa Birliği'nin gerçek anlamda böyle çok sert tepki verdiğini görmedik. Çünkü veremiyor." diyen Karaca, AB ülkelerinin ABD'den yüzde 15 gümrük tarifesi uygulanmasını kabul etmesini de bu durumun bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Trump yönetiminin AB içerisindeki siyasi bölünmüşlükten yararlandığını savunan Karaca, bazı hükûmetlerin ideolojik açıdan Brüksel'den çok Trump yönetimine yakın olduğunu söyledi.
Avrupa'daki aşırı sağcı ve popülist hareketlerin Trump yönetimi tarafından desteklendiğini belirten Karaca, Fransa'da Marine Le Pen, Hollanda'da Geert Wilders, Almanya'da AfD ve İtalya'da Giorgia Meloni'yi örnek gösterdi.
Bu siyasi hareketlerin AB'nin temel değerleriyle çatıştığını ifade eden Karaca, Trump yönetiminin AB'ye yönelik yaklaşımını, “Donald Trump, Avrupa Birliği'ni Avrupa Birliği yapan bütün değerlere savaş ilan etmiş durumda.” sözleriyle değerlendirdi.
Avrupa'nın geleceği açısından seçimlerin belirleyici olabileceğini kaydeden Karaca, İspanya, Fransa ve İtalya gibi ülkelerdeki seçimlerin yanı sıra Almanya'da erken genel seçim ihtimalinin de önem taşıdığını söyledi.
Özellikle Almanya ve Fransa'nın AB'nin öncü ülkeleri olduğuna dikkat çeken Karaca, "Bu iki ülkeden birinde aşırı sağın iktidara gelmesi Ukrayna açısından korkunç sonuçlar doğurabilir" ifadelerini kullandı.
Avrupa'daki aşırı sağcı hareketlerin Ukrayna'ya yapılan yardımların durdurulmasını savunduğunu ifade eden Karaca, bu çevrelerin savaş nedeniyle kendi ülkelerinin bütçelerinden daha fazla kaynak ayrılmasını istemediklerini söyledi.
Bu söylemlerin iktidara gelinmesi durumunda ne ölçüde hayata geçirileceğinin henüz bilinmediğini belirten Karaca, ancak böyle bir yaklaşımın Avrupa ülkelerinin bugüne kadar izlediği politikalar açısından ciddi bir sorun oluşturacağını değerlendirdi.
AİHM KARARLARININ UYGULANMASI SAVAŞIN SONUNA BAĞLI
Strazburg'da bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Rusya konusundaki kararlarını da değerlendiren Karaca, Rusya'nın Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkarılmasının sonuçlarına dikkat çekti.
Rusya'nın 1996 yılından bu yana Avrupa Konseyi üyesi olduğunu hatırlatan Karaca, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırısının ardından Mart 2022'de Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkarıldığını belirtti.
Karaca, Rus hükûmetinin bu gelişmenin ardından Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkarıldığı için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamayacağını açıkladığını aktardı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Ukrayna vatandaşları ve Ukrayna devleti tarafından Rusya Federasyonu'na karşı açılan davalarda önemli kararlar verdiğini belirten Karaca, bu kararların bağlayıcı nitelik taşıdığını ifade etti.
Öte yandan Rusya'nın Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkarılması nedeniyle söz konusu kararların uygulanmasının önünde ciddi engeller bulunduğunu kaydeden Karaca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kuruluşundan bu yana benzeri bir durumun yaşanmadığını söyledi.
Mahkeme kararlarının uygulanmasının denetiminden Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin sorumlu olduğunu hatırlatan Karaca, Rusya hakkındaki kararların gelecekte uygulanabilmesi için savaşın sona ermesi gerektiğine yönelik iki olasılığın tartışıldığını belirtti.
İlk olasılığın, Ukrayna hükûmetinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını Rusya ile yürütülecek barış müzakerelerinde gündeme getirmesi olduğunu söyleyen Karaca, bu kapsamda bireysel ve devletler arası davalara ilişkin kararların müzakere masasına taşınabileceğini ifade etti.
İkinci olasılığın ise savaşın sona ermesinin ardından Rusya'nın Avrupa Konseyi üyeliğine yeniden başvurması olduğunu belirten Karaca, böyle bir durumda başvurunun değerlendirilmesi sırasında Ukrayna'nın ve Rusya'nın diğer komşu ülkelerinin tutumunun belirleyici olabileceğini kaydetti.
Baltık ülkeleri başta olmak üzere Rusya'nın komşularının böyle bir üyeliğe nasıl yaklaşacağının o günkü siyasi koşullara bağlı olacağını belirten Karaca, Rusya'nın Avrupa Konseyine yeniden kabul edilmesinin kolay bir süreç olmayabileceğine işaret etti.
Son Haberler